Millet Bahçesi yanında toplanan partililere hitap eden Hatimoğulları, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin gelişmelerin çok daha hızlı olmasını beklediklerini söyledi.
Hatimoğulları, süreci hep birlikte götürmeye çalıştıklarını belirterek, "Bizler Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemle çözülmesi ve Türkiye'nin demokratikleşmesi için mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz." diye konuştu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, "Barış ve Demokratik Toplum Süreci"ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla başlayan sürecin ardından PKK'nın fesih kararı aldığını ve silah bırakma yönünde adımlar attığını savunan Hatimoğulları, bundan sonraki aşamada devletin ve iktidarın gerekli hukuki düzenlemeleri hayata geçirmesi gerektiğini söyledi. Hatimoğulları'nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Merhaba Çukurova’nın direngen mücadeleci halkları; merhaba Çukurova’nın ırgatları, işçileri, emekçileri; merhaba, göçle, sürgünle, köyleri yakıldığı için Adana’yı, Çukurova’yı, Mersin’i, Osmaniye’yi ve birçok kenti mesken edinen değerli Kürt halkı, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Barışı en iyi anlayan, en iyi özümseyen, bütün farklı halkların ve inançların kardeşlik köprüsüne ev sahipliği yapan Çukurova’dır. Burada Kürtler, Araplar, Ermeniler, Romanlar aynı mahallede yaşıyor. Kapı komşu, bir arada halklar Çukurova’da fiilen kardeşlik köprüsünü çoktan ama çoktan kurmuşlar. Ümit ediyoruz ki halkların kurduğu bu kardeşlik köprüsü bir devlet politikasına dönüşür ve devletin uyguladığı politikalar barışla bu süreci taçlandırmaya sebebiyet verir. Her daim mücadelenin en ön saflarında yer alan, beyaz tülbentlerini mücadeleleriyle barışın simgesi haline getiren değerli Barış Annelerine de selam olsun.
"Kadir İnanır barışa yürekten inanıyordu"
Sözlerimin başında, yitirdiğimiz çok değerli bir sanatçıyı, Yeşilçam'ın çok önemli bir çınarını, değerli Kadir İnanır'ı saygıyla ve minnetle anıyorum. Kadir İnanır'la Antakya'da tanışmıştık, 2013-2015 barış süreciydi. O tarihlerde barışın toplumsallaşması için çok önemli bir çalışma olmuştu. Akil İnsanlar oluşturulmuştu. Akil İnsanlar Heyeti Türkiye'nin yedi bölgesinde çalışmalar yürüttü. Halk toplantıları yaptılar; esnafı, işçiyi, emekçiyi, marangozu, terziyi, kadınları, gençleri, insan hakları savunucularını, ekoloji ve insan hakları mücadelesi yürüten herkesi bir araya getirdiler. Ben de İnsan Hakları Derneği yöneticisiydim o dönem. Sevgili Kadir İnanır Çukurova'da görevliydi. O zaman kendisiyle tanışma fırsatımız oldu. İyi ki tanıştık. Kadir İnanır barışa yürekten inanıyordu. Kürt halkının haklarını alması için bir sanatçı duyarlılığıyla elinden gelen her türlü çabayı gösterdi. Onun hayat arkadaşı olan ve feminist mücadelenin kadın bakış açısını sanata ustaca taşıyan Jülide Kural'a, bütün sanat camiasına, Türkiye halklarına ve Kürt halkına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Yarın onu hep beraber Hakk'a uğurlayacağız. Güle güle sevgili Kadir İnanır, güle güle sevgili Kadir İnanır.
"Demokratik Toplumla Özgürlüğe" şiarıyla Çukurova’da bir araya geldik
“Demokratik toplumla Özgürlüğe” şiarıyla biz bugün Çukurova'nın çok farklı kentlerinden bir araya geldik, çok görkemli bir miting gerçekleştiriyoruz. Aynı anda şu anda Van'da Serhat halkı toplanmış; Sayın Öcalan'a özgürlük, barış süreci barışla taçlansın, demokratik dönüşüm acilen başlasın demek için bir arada. Buradan Çukurova'nın coşkusuyla Van halkına, Serhat halkına selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.
Değerli halklarımız, Sayın Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla Türkiye'de tarihi bir süreç başlamış oldu: Barış ve Demokratik Toplum Süreci. Bu süreç başladıktan sonra elbette ki gelişmelerin çok daha hızlı olmasını hep birlikte bekliyorduk. Bugün bu alanı dolduran değerli halklarımızın, ekranı başında bizleri izleyen değerli halklarımızın soruları, kaygıları, endişeleri ve umutları var. İnanın ki hepsini biliyoruz ve yürekten hissediyoruz. Bu duygu ve düşünceyle süreci hep birlikte götürmeye çalışıyoruz. Bütün Türkiye kamuoyu ve dünya bilir ki Sayın Öcalan'ın çağrısına örgütü olumlu yanıt verdi ve bir fesih kararı açıkladılar yaptıkları kongrede. Akabinde silah yakma töreni gerçekleştirdiler. Türkiye'de stratejik olarak silahsız bir mücadelenin benimseneceğine dair çok güçlü mesajlar verdiler. Bunun karşılığında devlet ve iktidar ne yaptı? İşte asıl önemli soru bu. Çok önemli bir komisyon oluştu parlamentoda ve çok da önemli çalışmalar yaptı, doğrudur. Ama onun akabinde özellikle beklenen kök yasa, çerçeve yasa hala parlamentoya gelmiş değil. O bayramdan önce, bu bayramdan sonra, şu milattan önce, şu milattan sonra diye diye Meclis Temmuz ayında bir yasama dönemini kapatmak üzere ve hala bu yasa gelmiş değil. Bu yasayı Kürt halkı, Türkiye halkları olarak, Türkiye'nin bütün demokrasi güçleri olarak hep birlikte bekliyoruz. Ve şunu çok iyi biliyoruz ki Kürt sorunu sadece bir yasaya sığdırılarak tabii ki çözülmez. Bunun farkındayız. Ama bu yasayı neden bu kadar önemsedik? Neden her mikrofonu elimize aldığımızda, neden her toplantıda ve konuşmamızda bu çerçeve yasayı gündem ettik? Çünkü bu kök yasa başka yasalar için bir zemin hazırlayacak. Bunu umut ediyoruz. Bu yasa çıkarsa ilk kez Kürt sorunu yasal ve hukuki zeminde konuşulmuş olacak; bir yasayla, bir metinle, bir hukuki metinle işlenmiş olacak. Bu çok değerli, çok kıymetli. İktidardan doğru taslağın geleceğine dair açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaların akabinde, “Yetiştiremedik, ne yapalım? Gelecek yasama dönemine kalsın” denmemesini umut ediyoruz. Bugün bu mitingde olan değerli halklarımız; bugün burada ve Van'da, yarın Amed'de ve İstanbul'da yüz binler bu yasanın çıkmasını istiyor. Halk bu talebini haykırıyor. Bu yasa çıkmazsa, bu yasayı yine geciktirmeyi hedeflerlerse şu bilinmeli ki bizler bunu asla ve asla kabul etmeyiz.
Barış sadece Kürt halkının talebi olarak kalmamalı
Bu sözlerimi başta Türk halkı olmak üzere bütün Türkiye halklarına özellikle belirtmek isterim. Barış talebi sadece Kürt'ün talebi olarak kalmamalı. Barış sadece Kürt'ün işine yaramayacak; barış en başta Türk halkının ve diğer bütün halkların hayatını kolaylaştıracak, demokrasinin önünün açılması için bu barış süreci yol yapacak. Bu bakımdan bütün Türkiye halkları olarak Kürt halkıyla dayanışma içinde olalım, bütün demokrasi güçleri olarak hep beraber barışı haykıralım.
Değerli halklarımız Ortadoğu adeta kaynayan kazan, her yer savaş meydanı. Biz çok iyi biliyoruz ki Kürt halkının bu barış süreci kendilerinin verdiği 100 yıllık mücadelenin ürünüdür. Aynı zamanda bölgedeki konjonktürden kaynaklı da devlet Sayın Öcalan'la İmralı'da görüşmeye gitmiştir. Rojava halkları başta Kürtler olmak üzere kadınlarla beraber son derece güçlü ve önemli bir mücadeleyi verdiler. Kime karşı? IŞİD'e karşı. Tacizci, tecavüzcü, kadın düşmanı, Alevi düşmanı, inanç düşmanı IŞİD'e karşı Kürt halkının öncülüğünde halklar çok güçlü bir mücadele yürüttüler. Buradan Rojava'da mücadele edenlere ve direnenlere binlerce kez selam olsun.
Barış derken bütçenin barışa, işe, aşa ve ekmeğe ayrılmasını istiyoruz
Buradan Türkiye'deki işçi, emekçi, tarım işçisi, esnaf, emekli, geçinemeyen kardeşlerime; barınamayan, faturasını ödeyemeyen, kirasını ödeyemeyen kardeşlerime seslenmek istiyorum. Bugün Türkiye'de 50 milyon insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Çukurova'nın toprağı bereketlidir. Sebze, meyve, narenciye, biber, maydanoz, domates, salatalık üreten bir merkezdir Çukurova. Ama buna rağmen Çukurovalı aç, Çukurovalının evine sebze ve meyve girmiyor. Üretimin merkezi olan Çukurova'da hal kapılarında kadınlar ezilmiş sebze, meyve bekliyor evlerine götürmek ve çocuklarına yedirmek için. Hal böyle. Bu kadar açlık ve yoksulluk var. Özellikle emekçi kardeşlerim, yoksul kardeşlerim şunu bilsin ki bizler barış derken savaşa, özel harp politikalarına ayrılan bütçenin barışa, işe, aşa, ekmeğe ayrılmasını istiyoruz. O yüzden barışı kardeşliğimiz ve geçim hakkımız için sonuna kadar hep beraber savunmalıyız.
Değerli gençler, sizler bu toplumun ve ülkenin geleceğisiniz. Ama yapılan anketlerde gençlerin en mutsuz olduğu ülkelerden birisi Türkiye. Gençler kendini özgür hissetmiyor. Gelecekleri yok. Öğretmenler atanmıyor. Özel okul öğretmenleri Ankara'nın göbeğinde hala açlık grevinde. Barışın en önemli öznesi doğa savunucuları, ekolojik yıkım her yerde. Yıllardır Mersin'de nükleer santrale karşı mücadele yürütülüyor. Çünkü Mersin başta olmak üzere Akdeniz'in tamamı nükleerle zehirleniyor. Bizler nükleere hayır diyoruz ve oraya ayrılan bütçenin barış politikalarına ayrılmasını talep ediyoruz.
Savaş; göç, açlık, taciz, tecavüz, yokluk ve yoksunluk demektir
Barışın en önemli özneleri, sevgili kadınlar, sizler de hoş geldiniz mitingimize. Mitingimizin en canlı kitlesi kadınlar, hoş geldiniz. Savaşta en büyük acıları biz kadınlar çekiyoruz. Bunun en önemli örneği tam da miting alanımızda en ön saflarda duran bedel ödemiş kadınlardır, onlar biliyor. Savaş göç demektir. Savaş açlık demektir. Savaş taciz, tecavüz demektir. Savaş yokluk, yoksunluk demektir. Kadınlar savaşa karşı barışın en önemli sembolü, en önemli mücadelecileridir. Ve kadınlar hep beraber, hep beraber Jin, Jiyan, Azadî.
Barışın, demokratik toplumun inşasının en önemli özneleri yine değerli Alevi canlarımız. Değerli Alevi canlarımız, bu süreçte en büyük kaygıyı sizlerin duyduğunu biliyoruz. “Bu iktidara güven olmaz, bu iktidar sizi kandırır” gibi eleştiriler sizden geliyor, biliyoruz. Bunlar eleştiriden öte aslında bize ikaz ve uyarı. Buradan Alevi canlarımıza seslenmek istiyorum. Lütfen hepimiz rahat olalım. Sayın Abdullah Öcalan'ın gerçekleştirmiş olduğu çağrıda özellikle Alevi canlarımızın demokratik bir cumhuriyetin inşasında rol ve misyonlarıyla ilgili çok önemli belirlemeleri var. Çünkü bu topraklarda eşit yurttaşlık için, inancını ve ibadetini özgürce yapmak için yıllar yılı bedel ödeyen Aleviler ile Kürtlerin kaderi bir. Ve eşit yurttaşlık dediğimizde de başta Alevi canlarımız olmak üzere Kürt kardeşlerimiz, Ermeniler, Romanlar ve Araplar ve burada sayamadığım bütün farklı halklar ve inançlardan insanların bu ülkede eşit yurttaş olmasını kastediyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz ve bize güvendiğinizi biliyoruz. Bize güvenmeye devam edin. Çünkü Alevi canlarımızın talepleri DEM Parti'nin asli talepleridir. Oradan da hiçbir adım geri atmayacağız.
Öcalan sürecin başmüzakerecisidir, özgür yaşaması ve özgür çalışması çok önemli
Sayın Abdullah Öcalan, demokratik cumhuriyeti inşa etmek konusunda bahsini ettiğimiz bütün bu kesimlerin ortak mücadelesinin önemini vurguluyor. Ve biz demokratik mücadelenin önünü açacağız. Demokratik cumhuriyeti hep birlikte inşa edeceğimize söz veriyoruz. Buradan güçlü bir alkış, güçlü bir zılgıt İmralı'ya gitsin. Sayın Öcalan bu sürecin ana yürütücüsü ve başmüzakerecisidir. Kendisinin bu süreçte rolünü ve misyonunu daha fazla oynayabilmesi için mutlaka ama mutlaka özgür olması, özgür yaşaması ve özgür çalışması çok önemlidir. Öcalan'ın özgür yaşar ve özgür çalışır koşullarının acilen oluşması şarttır. Bu anlamıyla AİHM kararları ortadadır, umut hakkı ortadadır ve bu bir an önce hayata geçmelidir.
Burada yine altını çizmek istediğim birkaç konu daha var. Bunlardan biri yeni bir yasa yapım süreci gerektirmeyen kayyımların lağvedilmesi meselesidir. Kayyımlar geri çekilmeli, seçilmiş belediye eş başkanları ve belediye başkanları görevlerine iade edilmelidir. Akdeniz irademizdir. Akdeniz Belediye Eş Başkanlarımız ve yönetimimiz derhal görevine iade edilmelidir. Değerli halkımız, CHP’nin üzerinde çok yönlü operasyonların olduğunun farkındayız. Bu operasyonların hepsinin siyasi olduğunu biliyoruz. Barış ve demokratik toplumdan bahsederken CHP'nin üzerindeki yargı sopasıyla devam eden bu operasyonlar derhal durdurulmalı.
Yüksekdağ, Demirtaş ve bütün Kobanî tutsakları derhal serbest bırakılmalı
Yine AİHM'in önemli iki kararı var. Biri Gezi tutsaklarıyla ilgili. Sevgili Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater, Tayfun hepsi serbest bırakılmalı. Kobanî Kumpas Davasından tutuklu bulunan eş genel başkanlarımıza ve MYK üyelerimize onlarca yıl hapis yağdırdılar. Geçtiğimiz hafta Sincan Cezaevine gittim. Hem Kobanî tutsaklarını hem diğer arkadaşlarımızı ziyaret ettim. Sevgili Ayşe Gökkan'a cuma günü 19,5 yıl hapis verdiler. Bunu asla kabul etmiyoruz. AİHM kararı, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve bütün Kobanî mahpusları serbest bırakılsın diyor. Ve buradan Leyla Güven, Ayşe Gökkan, Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş şahsında bütün siyasi mahpuslara selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.
Demokratik cumhuriyete giden yol Kürt sorununun çözümünden geçer
Değerli halklarımız, uğrunda mücadele ettiğimiz dava haklı bir davadır. Bizler Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemle çözülmesi ve Türkiye'nin demokratikleşmesi için mücadele ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz. Şu bilinmeli ki Kürt sorunu çözülmezse demokratik cumhuriyetin önündeki engeller ortadan kalkmaz. Demokratik cumhuriyete giden yol Kürt sorununun çözümünden geçer. Bu yol Kürt sorunu çözülürse genişler, bizler de bu yolda daha fazla yol alırız. Şu anda müzakere masasındaysak hep birlikte şu bilinsin ki Kürt halkının yüz yıllık bedel ödeyerek verdiği mücadelenin sonucudur. Kürt halkıyla dayanışan Türkiye halklarının, Türkiye'deki sosyalistlerin, solcuların, insan hakları mücadelecilerinin ve demokrasi mücadelecilerinin ortak dayanışmasıyla başardık bunu. Ve süreçte mutlaka bahsi edilen çerçeve yasa acilen artık parlamentoya gelmeli. Bu konuda artık adım atılmalı. Artık sonraki adımları konuşabilir bir seviyeye gelmeliyiz.
Değerli halkımız şunu bilelim ki barış bize altın tepsiyle sunulmayacak. Biz mücadele ettikçe, biz alanları doldurdukça, Türkiye'nin dört bir yanında barışı güçlü bir şekilde haykırdıkça barış gelir bu topraklara. Bu topraklarda akan kanın, ödenen bedelin farkındayız. Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın, Laz'ın, Çerkes’in, bütün halkların ve inançların çektiği acının farkındayız ve artık bitmesini istiyoruz. Bu nedenle barış demeye, barışı örgütlemeye, barışın sesini yükseltmeye devam edeceğiz. Yolumuz açık olsun. Hızır yar ve yardımcımız olsun. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.
AA