Oyunculuk üzerine çok sayıda kitap yazıldı. Kimi oyunculuk yöntemlerini anlattı, kimi sahne ile kamera arasındaki farkları ortaya koydu, kimi de belirli ekollerin izini sürdü. Tiyatro ve sinema oyuncusu ve oyuncu eğitmeni Serkan Atar ise ilk kitabı Oyun ve Oyuncu ile oyunculuğun çıkış noktasına dönmeyi tercih ediyor. Çünkü ona göre mesele önce insanı anlamak.
Kitabı kaleme alma sürecini anlatırken aslında oyunculuğun neden özel bir meslek olduğunu sorgulamak istediğini ifade eden Atar, şunları söyledi:
En temel neden; herkesin oynadığı bir dünyada herkese oynayan kişiye neden oyuncu denir, oyunculuk neden bir meslek olarak değerlidir gibi başat sorulara bir bilinç kazandırmaktı.
Çünkü biz insanlar doğduğumuz andan itibaren oynamaya başlıyoruz. Çocukken evcilik oynuyoruz, kahraman oluyoruz. Sonra büyüyoruz. Bu kez öğrenci, evlat, eş, anne, baba, patron, çalışan gibi farklı roller üstleniyoruz. Hayatın her aşamasında durum ve koşullar değiştikçe davranışlarımız da değişiyor.
Aynı insan evinde başka, işyerinde başka, arkadaş ortamında başka davranabiliyor. Aslında hepimiz hayatın içinde durmadan oynuyoruz. Fakat burada önemli bir ayrım var. Hayatın içinde oynadığımız roller çoğu zaman kendiliğinden gelişiyor. Oyuncu ise bunu bilinçli olarak yapıyor.
Atar'a göre oyunculuk yalnızca bir karakteri canlandırmak değil, insanın özüne ulaşma çabası.
Oyunculuk benim gözümde rol yapmakla sınırlı değil. Oyunculuk insanı anlamaya çalışmaktır. Kendini, çevreni, yaşadığın coğrafyayı, insan ilişkilerini, korkuları, umutları, zaafları ve hayalleri anlamaya çalışmaktır. Çünkü oyuncunun temel malzemesi insandır. İnsan ne kadar iyi anlaşılırsa oyunculuk da o kadar derinleşir.
Oyunculuk sahnede değil, hayatın içinde öğreniliyor
Serkan Atar'ın kitabında en fazla üzerinde durduğu kavramlardan biri de coğrafya.
Bir karakterin yalnızca psikolojik yönleriyle ele alınamayacağını söyleyen Atar, yaşanılan çevrenin, kültürün ve ekonomik koşulların insan davranışlarını doğrudan etkilediğini ifade ediyor.
İnsanın doğup büyüdüğü yer, var olacağı hayat oyununun temelidir. Sonradan kazanacağı bütün kimlikler, alışkanlıklar, davranış biçimleri ve hatta hayalleri büyük ölçüde bu temel üzerine inşa edilir.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
“Yaşadığı coğrafyayı bilmeyen, insanını tanımayan kişi; usta oyuncu olamaz”
Ve röportajın belki de en çarpıcı cümlesini kuruyor:
İster sahnede oynayın ister kamera karşısında, oynadığınız karakter bir insan. O insanın korkuları, umutları, zaafları, hedefleri, hayalleri ve çatışmaları var. Oyuncunun asıl görevi de bunları keşfetmek ve görünür hale getirmek.
Kitap boyunca oyuncunun karakterle ilk karşılaşmasından itibaren sorması gereken sorulara odaklandığını dile getiren Atar, teoriyi gündelik hayatla buluşturmaya çalıştığını anlatıyor.
Bir oyuncu bir karakterle ilk karşılaştığında ne yapmalı? Karakteri nasıl araştırmalı? Kendisiyle benzer ve farklı yönleri nasıl keşfetmeli? Bir duyguyu zorlamadan nasıl yaratmalı? Sebep ve hedef ilişkisini nasıl kurmalı? Hayal gücünü nasıl kullanmalı? Benim ilgilendiğim alan daha çok buydu.
Oyunculuğun hayatın dışında öğrenilen bir alan olmadığını vurgulayan Atar, oyuncunun gözlem yapma becerisinin önemine dikkat çekiyor.
Bir oyuncu sokakta yürürken, otobüste yolculuk ederken, bir kahve içerken bile mesleğini geliştirebilir. Yeter ki bakmasını ve görmesini bilsin.
Serkan Atar'ın kitabında en fazla üzerinde durduğu kavramlardan biri de coğrafya.
Bir karakterin yalnızca psikolojik yönleriyle ele alınamayacağını söyleyen Atar, yaşanılan çevrenin, kültürün ve ekonomik koşulların insan davranışlarını doğrudan etkilediğini ifade ediyor.
İnsanın doğup büyüdüğü yer, var olacağı hayat oyununun temelidir. Sonradan kazanacağı bütün kimlikler, alışkanlıklar, davranış biçimleri ve hatta hayalleri büyük ölçüde bu temel üzerine inşa edilir.
Ve röportajın belki de en çarpıcı cümlesini kuruyor:
Yaşadığı coğrafyayı bilmeyen, insanını tanımayan kişi; usta oyuncu olamaz.
Oyunculukta kestirme yollar olabilir ama ustalığın kestirme yolu yoktur
Genç oyuncuların karşılaştığı sorunlara da değinen Atar, bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasına rağmen sabır duygusunun giderek azaldığını düşünüyor.
Bir an önce sonuca ulaşmak istiyorlar. Bir an önce bir projede yer alıp tanınmak ve para kazanmak… Oysa oyunculuk biraz yavaşlamayı gerektiren bir meslek.” Atar'a göre oyunculuğun en büyük öğretmeni hayatın kendisi.
“Benim gözlemime göre genç oyuncuların eksik olduğu yer yetenek değil. Merak eksikliği de değil. En büyük problem sabır.”
Ve ekliyor: Oyunculukta kestirme yollar olabilir ama ustalığın kestirme yolu yoktur.
Anadolu'nun hikâye anlatıcılığı yeniden yorumlanabilir mi?
Türkiye'de bütünüyle bu topraklardan doğmuş güçlü bir oyunculuk ekolünden söz etmenin bugün için zor olduğunu belirten Atar, yine de Anadolu'nun önemli bir mirasa sahip olduğunu düşünüyor.
Belki de bu noktada üzerinde düşünmemiz gereken şey, Batı’dan gelen oyunculuk yöntemleriyle Anadolu’nun hikâye anlatıcılığı geleneğini aynı potada eritebilmektir.
Çünkü bu coğrafya yüzyıllardır hikâye anlatıyor. Meddahtan Karagöz’e, orta oyunundan köy seyirlik oyunlarına kadar çok güçlü bir oyun hafızasına sahibiz.
Son söz: Önce insanını ve coğrafyanı tanı
Serkan Atar, Oyun ve Oyuncu kitabıyla okura yalnızca oyunculuk üzerine bir yöntem sunmak istemediğini belirtiyor. Ona göre oyunculuk, her şeyden önce insanı anlamaya yönelik bir çaba.
Bunu ise şu sözlerle özetliyor:
Oyunculuk bir teknik meselesinden önce bir insan meselesidir.
Önce kendini, insanını ve coğrafyanı, sonra dünyayı tanı.
İyi oyuncu taklit etmez, oynadığı insanı anlar. İnsanı anlayan oyuncu karaktere, karaktere ulaşan oyuncu seyirciye ulaşır.