AB Körfez Özel Temsilcisi Luigi Di Maio: Avrupa, Washington'un alternatifi değil, güvenlik ortağıdır

AB Körfez Özel Temsilcisi, sembolizmin ötesine geçen, gerçek güvenlik ve ticaret iş birliğine yönelik bir Avrupa desteğini açıkladı

Fotoğraf: AFP

Avrupa Birliği (AB) Körfez Özel Temsilcisi Luigi Di Maio, Washington ile Tahran arasında savaşı sona erdirmek için varılan mutabakat zaptının ardından, şubat ayında başlayan İran-İsrail çatışması ve Brüksel'in bu çatışmayla nasıl başa çıktığına dair birinci elden bilgiler verdi.

Luigi Di Maio dergiye verdiği röportajda, "söz konusu kriz, Körfez Arap devletlerini doğrudan tehdit altında bıraktı ve AB’yi bölgenin güvenliğindeki rolünün kapsamını netleştirmeye sevk etti" değerlendirmesinde bulundu.

Eski İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Di Maio, çatışmanın başlangıcından bu yana Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) başkentleri arasında yoğun şekilde seyahat ederek, son derece çalkantılı bir bölgesel dönemde Avrupa diplomatik çabalarını koordine etti.

Son ön anlaşmanın uygulanabilirliği konusunda hâlâ şüpheler mevcut ve bu röportaj sırasında anlaşmanın tüm detayları henüz açıklanmamıştı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Di Maio yaptığı açıklamalarda, bakanlar düzeyinde acil toplantılar düzenlemekten, BM Güvenlik Konseyi kararlarını desteklemek ve Kızıldeniz'de deniz misyonları konuşlandırmaya kadar AB'nin Körfez’deki ortaklarını desteklemek için attığı pratik adımları özetledi.

Aynı zamanda, birleşik  savunma yapısından yoksun bir örgütün karşı karşıya olduğu yapısal sınırlamaları da açıkça kabul etti.

AB'nin amacının, Washington'un alternatifi olarak değil, onun müttefiki olarak KİK devletleriyle iş birliği yapmak olduğunu belirtti.

Di Maio ayrıca, AB'nin İran nükleer meselesindeki diplomatik rolüne, bölgesel devletlerin öncülüğünde bir arabuluculuk sürecinin olasılıklarına ve AB ile KİK arasında uzun zamandır beklenen serbest ticaret anlaşmasına da değindi.

Her iki taraf da Ekim 2024'te Brüksel'de liderler düzeyinde gerçekleştirdikleri ilk zirvenin ardından bu anlaşmayı yeniden canlandırma sözü vermişti.

Di Maio röportaj boyunca, Avrupa ile Körfez arasında, ticaretin ötesine geçerek güvenlik, siyaset ve bölgesel istikrar çıkarlarını da kapsayan daha derin bir stratejik ortaklığı savundu.

Kırılgan bir ateşkesin ardından İran ve İsrail arasında yaşanan son gerilim, temel bir soruyu gündeme getiriyor: AB, Körfez'e ne tür bir pratik destek sunuyor?


Bu savaşın başlangıcından bu yana, Avrupa kamuoyu, hiçbir şekilde haklı gösterilemeyecek bir İran saldırısına maruz kalan KİK’deki dostlarımıza güçlü bir şekilde destek vermeye devam etti.

Avrupa Birliği, AB ve KİK dışişleri bakanlarının katıldığı acil bir toplantı düzenledi ve bu toplantı sonunda, BM Şartı'nın 51. maddesi uyarınca KİK devletlerinin kendini savunma hakkının altını çizen bir sonuç bildirgesi yayınlandı.

Daha sonra, AB’nin KİK ülkeleri ile dayanışma içinde olduğunu göstermek amacıyla şahsen bölgeyi kapsayan bir ziyaret turu gerçekleştirdim.

Her bir KİK başkentini ziyaret ettim; daha sonra Avrupa Birliği Dışişleri Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Konseyi Başkanı da bana katıldı.

Bu sembolik dayanışmanın ötesinde, birçok AB üyesi devlet, KİK ülkeleri ile ikili savunma ortaklıklarına uygun olarak üsler, ekipman ve bazı durumlarda askeri personel sağladı.

BM'de, 27 AB üyesi devlet, Bahreyn tarafından sunulan 2817 sayılı Kararı oybirliğiyle destekledi.

Ayrıca, ABD ve İran arasında devam eden arabuluculuk çabalarını tamamen destekliyoruz ve Başkan Trump'ın bu saldırıların mümkün olan en kısa sürede durdurulması gerektiği görüşüne katılıyorum.

Körfez devletlerini savunma çerçevesinde Ukrayna'yı bir model ve somut bir adım olarak gösterenler olabilir. Nitekim Zelenskiy Körfez'i ziyaret etti ve İran’ın insansız hava araçlarına karşı mücadele konusunda pratik bir deneyim sundu. Avrupa Birliği ile de bir savunma anlaşmasından mı yoksa benzer bir girişimden mi bahsediyoruz?


AB'nin bir Avrupa ordusu, birleşik savunma sistemi veya tek bir savunma sanayisi yok. Bu açık ve net. Ancak AB üyesi devletler, ortak savunma anlaşmaları konusunda gerçekten ikili adımlar atmış durumda.

Körfez ülkeleri tarafından şu anda insansız hava araçlarına karşı kullanılan ekipmanların önemli bir kısmının AB üye devletlerindeki savunma sanayileriyle ortaklaşa geliştirildiğini belirtmekte fayda var. Bu savunma araçlarından daha fazlasını üreteceğiz.

Daha geniş bir bağlamda, AB şu anda KİK ülkelerinin her biriyle ayrı ayrı stratejik ortaklık anlaşması müzakere ediyor.

Her ülke, bu anlaşmada savunma ve güvenliğin önemli bir bölüm olarak yer almasına önem verdiğini ifade eden bir mektup gönderdi ve bu, daha geniş bir iş birliği kapsamını temsil ediyor.

Kısa vadede, AB bölgeye iki deniz misyonu konuşlandırdı: Kızıldeniz'de Husi saldırılarına karşı ticari gemileri savunan Aspides ile Atalanta Operasyonu. Kızıldeniz'de devam eden saldırılarla ilgili endişe verici haberler almaya devam ediyoruz.

Her iki bölge ayrıca aynı birincil güvenlik ortağına, Amerika Birleşik Devletleri'ne sahip ve amacımız Washington ile daha yakın iş birliği yapmak, onun yerini almak değil.

Sembolik dayanışmanın ötesinde, birçok AB üyesi devlet, KİK ülkeleri ile ikili savunma ortaklıklarına uygun olarak üsler, ekipman ve bazı durumlarda askeri personel sağladı. BM'de, 27 AB üyesi devlet, Bahreyn tarafından sunulan 2817 sayılı Kararı oybirliğiyle destekledi

Ancak AB daha önce sadece birkaç ülkeyle güvenlik anlaşmaları imzaladı. Söz konusu ülkelerle karşılaştırıldığında Körfez neden farklı olmalı?


Durum farklı değil. AB, üye devletlerinin Körfez ülkeleriyle savunma iş birliğini kolaylaştırmak için önemli bir çerçeve oluşturabilir.

Fransa, Yunanistan ve İtalya'nın halihazırda birçok Körfez ülkesiyle, bazıları on yıllar öncesine dayanan ikili savunma anlaşmaları bulunuyor.

İdeal sonuç, iki bölgesel örgüt düzeyinde AB ve KİK arasında resmi bir düzenleme konusunda anlaşmaya varılması ve bunun da daha sonra bu çerçeve içinde üye devletlerin bireysel olarak iş birliğini kolaylaştırması olacaktır.

Üst düzey yetkililerimiz, yaklaşık üç yıldır terörle mücadele, deniz güvenliği ve afetlere hazırlık konularında KİK'deki muhataplarıyla sürekli bir diyalog sürdürmektedir. Mevcut durumun aciliyeti göz önüne alındığında, bu iş birliğini bakanlar ve liderler düzeyine yükseltmeyi umuyoruz.

AB'nin İran meselesindeki diplomatik rolüne gelince, AB, özellikle Obama yönetimi sırasında iki kez nükleer anlaşmada kolaylaştırıcı rol oynadığından, İran nükleer dosyası konusunda geniş bir deneyime sahip. Pakistan son aylarda arabuluculuk çabalarına öncülük ediyor. Bu alandaki geniş deneyimi göz önüne alındığında, AB'nin diğer ülkelerden daha belirgin bir diplomatik rol oynaması gerekmez mi?
 


Avrupa Birliği'nin nükleer meseledeki deneyimi yadsınamaz. Obama döneminde nükleer anlaşmaya ulaşılmasını kolaylaştırdık ve Biden dönemindeki ikinci girişimi de yönettik; bu girişim, Ukrayna'daki savaş işleri karmaşıklaştırmadan önce yaklaşık yüzde 90 oranında tamamlanmıştı.

Ancak, modelin değişmesi gerektiğine inanıyorum. Bölge ülkelerinin arkasından müzakere edildiği düşünülen herhangi bir anlaşma bölgesel olarak kabul görmeyecek ve kalıcı olma şansı olmayacaktır. Ziyaretlerim sırasında Körfez yetkililerinden bunu doğrudan duyuyorum.

Nükleer anlaşma teknik olarak sağlamdı, ancak bölge ülkeleri masada olmadan müzakere edildi. Bugün bana güven veren husus, bu çabaları aktif olarak destekleyen Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye'den oluşan bölgesel bir dörtlü grubun ortaya çıkmasıdır.

Avrupa Birliği'nin deneyimi hâlâ mevcut ve Yüksek Temsilcimiz Körfez'deki muhataplarıyla ve Pakistanlı yetkililer ile sürekli temas halinde, ancak kolaylaştırma sürecine bölge öncülük etmeli.

AB şu anda KİK ülkelerinin her biriyle ayrı ayrı stratejik ortaklık anlaşması müzakereleri yürütüyor

İran, Trump'ın önceki anlaşmadan çekilmesi ve AB'nin de kenarda durması göz önüne alındığında, yeni bir anlaşmada Avrupa’nın vereceği garantilere neden güvenmesi gerektiğini sorgulayabilir.


Konuyu güven açısından ele almaya karşıyım. Trump nükleer anlaşmadan çekildiğinde, AB aynı şeyi yapmadı; anlaşmaya bağlı kaldık. Biden iktidara geldiğinde, İran AB'nin kolaylaştırdığı ikinci tur müzakereler için Viyana masasına geri döndü.

Bu görüşmeler, Ukrayna'daki savaş ve İran'ın Rusya'ya insansız hava araçları tedarik etme kararı nedeniyle kesintiye uğrayana kadar iyi ilerledi. İran ikinci bir deneme için de masamıza oturdu. Sorun Avrupa'nın güvenilirliği değildi.

Şimdi farklı bir aşamadayız; bölgesel aktörler kolaylaştırma çabalarına öncülük ediyor ve bunun gelecekteki herhangi bir anlaşmanın kalıcı olma şansını güçlendirdiğine inanıyorum.

İngiltere yakın zamanda KİK ile serbest ticaret anlaşması imzaladı. AB ise 1990'dan beri, yani 35 yılı aşkın süredir Körfez ülkeleriyle müzakereler yürütüyor. Bu süreci geciktiren nedir?


Tam resmi görmek için bağlam gerekiyor. Müzakereler 1990'larda başladı, ancak her iki taraf da 2008'de müzakereleri askıya alma konusunda anlaştı. Dolayısıyla, süreç uzun süre karşılıklı anlaşma ile durdurulmuştu, sadece Avrupa'nın gecikmeleri sebebiyle değil.

Gerçek dönüm noktası ise AB ve KİK liderlerinin Brüksel'de ilk zirvelerini gerçekleştirdikleri ve serbest ticaret anlaşması görüşmelerini yeniden başlatmayı kabul ettikleri Ekim 2024'te yaşandı. Bu görüşmeler şu anda devam ediyor.

Niyetinin ciddi olduğunun bir işareti olarak, AB son altı ila sekiz ay içinde Hindistan, Endonezya, Mercosur (Güney Amerika Ortak Pazarı) ve Avustralya ile uzun süredir askıda olan birçok serbest ticaret anlaşmasını sonuçlandırdı.

Her iki tarafta da siyasi irade mevcut ve küreselleşmenin dağılması ile birlikte açık ve yapılandırılmış ikili ticaret çerçevelerine olan ihtiyaç artıyor. İnşallah, görüşmelerden imza aşamasına geçeceğiz.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe için Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

Al Majalla

DAHA FAZLA HABER OKU