CHP Grup Başkanı Özgür Özel, yeni parti kurma tartışmalarına ilişkin "Üyemizin, delegemizin, il başkanlarımızın, bu partiyi seven herkesin bizim önümüze koyduğu takvim şu: Parti içinde yapabileceğiniz bütün mücadeleyi verin diyorlar. Biz bu mücadeleyi üçe ayırdık. Hukuki, siyasi, fiziki mücadele. İlla böyle bir tarih olarak, son gün olarak söylemeyeyim ama bir 20 Temmuz tarihi var ki o tarih adli tatilin başlangıcıdır. O zaman işte bir 40 gün sürecek herhâlde, adli yıl açılışına kadar bir hiçbir şeyin yapılamadığı bir süreç olacak ve o gerçekten insanların ciddi şekilde umutlarını kıracak bir süreç olur" dedi.
CHP Grup Başkanı Özgür Özel, NOW TV'nin canlı yayınında soruları yanıtladı. Özel, "Olağanüstü kurultay talebiyle toplanan 833 delegenin imzası Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin önünde. Size göre ne olacak? Nasıl karar alacaklar ve ne olursa sizi şaşırtır" sorusuna şöyle yanıt verdi:
Olması gereken iradesini tartışmaya açtıkları delege, ilk gün aramızda 16 oy fark vardı Kemal Bey'le ilk turda. İkinci turda 200 farkla Kemal Bey çünkü salt çoğunluğu sağlayamadı o delegeden çekilmesi gerekirdi, ısrarla ikinci tura geçince salonda kendi delegesinden bir tepki oldu. 200 oy daha kaybetti. Şimdi o delege öyle kapalı kapıların ardında falan değil kendi şehirlerinde, ilçelerinde Türkiye'nin 973 ilçesinden delegemiz var, ilçelerinde bu arkadaşlarımız notere gidiyorlar, imza atıyorlar, para ödüyorlar ve iradelerini şu yönde ortaya koyuyorlar, bin 4 delege irade ortaya koydu, diyorlar ki: 'Biz yeniden bir kurultay yapılmasını ve yeniden kararımızı söylemek istiyoruz. Bundan önce üç kez söyledik. Ama bu kez bir kez daha mademki geriye döndünüz biz irademizi söylemek istiyoruz.' Şu kadar net bir durum var: Kemal Bey'e oy veren 600'ün üzerindeki delegenin 500'ün üzerindeki bugün bizim için imza verdiler. Yani bize oy verenlerin hepsi verdiği gibi oy vermeyen 500 kişi daha imza verdi. İradesini ortaya koyan bin 4 tane delege var. Tabii İstanbul delegelerini sayılmıyor, disipline verenleri ayırdılar, PM'den istifa edenleri ayırdılar, sayıyı düşürüp düşürüp işte 830'lara düşürdüler. Esasen bin 4 delegenin ortaya koyduğu net bir irade var.
"Bu rozeti takmaya utanmıyorlarsa yakışanı partiyi kurultaya götürmektir"
Buradan sonra siz bu delegeye direnirseniz partinizin getirdiği demokrasiye direnirsiniz. Bu ülkede zaten eskiden ne seçim vardı, ne sandık vardı, ne siyasi partiler vardı, ne onların üyeleri vardı, ne delegeleri vardı. Şimdi 100 yıl geriye götürüp bu ülkeyi 'Bizi görevlendirdiler, biz atacağız. Biz görev yapacağız' derseniz bu iş olmaz. Mesela şöyle bir şey yok, 550 delegenin imzası yetiyor şu anda. 554 imza verirsin de araştırılır acaba içinde eksik var mı, gedik var mı veya 3-5 gün içinde artık o süreler de geçti ama imzasını çeken var mı? 300 fazlasıyla gelmiş. Artık Siz buna direnemezsiniz ve bugün yakışanı CHP'de genel başkanlık yapmış olan birisine yakışanı bugün yargı kararıyla margı kararıyla butlanla, şutlanla gelip de oraya oturanlara eğer ki bu rozeti takmaya utanmıyorlarsa yakışanı partiyi kurultaya götürmektir. Delegeler de gelecekler ve iradelerini bir kez daha ortaya koyacaklar. Bu kaosu bitirmektir. Siz onun dışında 'Biz inceleyeceğiz. Süre var. Onu yapacağız, bunu yapacağız. Oyalayacağız ki araya adli tatili sokacağız. Kurultay yapılamasın. O sırada da olmadık işler yapacağız...' Bu kamu hukuku alanı. Bu alanda adı bilinen, sözüne değer verilen, söyledikleri her söz gerçekten doğru kabul edilen dünyadaki hakemli dergilerde yazı yazan, Türkiye'de makaleler yazan 34 profesör ve doçent yani şimdi üçünün ismini söylesem diğerlerine eksik olur ama alanında en yetkin isimler ki hepsi bir metinde ortaklaştılar. Biz o metni 34 imzasıyla birlikte ve o 34 kişiden pek çoğunun hocamızdan bu konuda yazdığı makaleleri, görüşleri, ortaya koyduğu iradeyi yazarak götürdük, teslim ettik.
"Tedbir kararı kurultaya engel değildir"
Özeti şu: Tedbir kararı kurultaya engel değildir. Hatta tedbir kararı kurultay için zarurettir. Kurultay yapılır, başka bir şey yapılmamalıdır. Şu anda her şeyi yapıp kurultayı yapmayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Örneğin dün il başkanlarımızı, Kadın Kolları Genel Başkanımızı görevden aldılar. O ilçedeki bütün kadınların seçtiği, ildeki bütün kadınların seçtiği, erkeklerin hiç karışmadığı bir kadın kolları genel başkanı seçimi vardır. En son Ankara'da çare yok. İl ilçelerden ve ilden gelen bütün kadın üyelerimizin seçtiği, delegelerin seçtiği bir kadın kolları başkanımız var. Erkeklerin hiç karışmadığı bir seçim ve o kadın kolları başkanını dün erkekler görevden aldılar. Yerine atama yaptılar. Gençlik kolları da aynı şekilde seçiliyor. Gençlik kollarında onlarca genç arkadaşımıza teklif gidiyor, arıyorlar 'Genel Başkanım kabul etmedim ama bana da teklif ettiler' diye. Onlarca genç arkadaş reddettiği için henüz bulamadılar. Bulurlarsa oraya da atama yapacaklar. 18-30 yaş arasındaki arkadaşlarımızın kendi aralarında yaptıkları seçimle seçtikleri Gençlik Kolları Başkanını götürüp, ben yapsam utanırım 51 yaşında birisi, 'Sizin seçtiğinizi tanımıyorum yerine bunu atıyorum' diyeceğim. Bir başka yaşta birisi dün bunu yaptı. Olacak iş değil. Bunları yapıyorlar, ama kurultaya gelince yapmıyorlar. Ne yapacağız? İlleri görevden alacağız, ilçeleri görevden alacağız, onu yapacağız bunu yapacağız. Biz burada oturacağız, partiyi yönetceğiz belli bir dönem seçimsiz gideceğiz. Ne zaman ki sizi yıldıracağız, siz gideceksiniz, herkes gidecek, meydan bize kalacak, parti bize kalacak. O zaman kendiniz şekli bir seçimde kendimize meşrutiyet tanımlacağız ve bu partiyi biz böyle yöneteceğiz.
"Bir tek onu yapamazlar"
Özel, "Olağan kurultay için komisyon kurduk denildi nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna da şu yanıtı verdi:
Bir tek onu yapamazlar. Neden yapamazlar? Velevki şunu kabul ediyorsunuz siz, ben doğru bulmadım ama siz bunu kabul edip gidip oraya oturdunuz, dört kurultay yapmışız, dördünü ben kazanmışız, dört mazbatam var benim. Şuradaki kurultaya itiraz eden gidip oraya oturuyorlar ve diyorlar ki 'Biz 4 Kasım 2023 gününe ışınlandık. Zaman makinesinde geri gittik ve oraya ışınlandık. Işınlandığınız gün o gündesiniz ya mahalle, ilçe, il kongreleri yapıldı, olağan kurultay günündesiniz, o kurultayı da ben kazandım. Ama biz o güne gittik diyor ya olağan kurultay takvimi bitti ve sen artık kurultay yapman lazım, çağır o delegeyi de kararını versin. Partide memlekette huzur ersin. Bu noktadayız.
Özel, "Siz tedbire vurgu yaptınız. Tedbiri yapmaya engel değil dediniz ama genel merkez cephesinde de mahkeme kararındaki bir ifadeye dayanak olarak gösteriyorlar. '4-5 Kasım 2023 tarihli görevde bulunan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve üyeleri karar kesinleşinceye kadar tedbiren göreve iadelerine.' Karar kesinleşinceye kadarki bölümdeki o ifadeyi dayanarak olarak gösteriyorlar" yorumuna da şu yanıtı verdi:
Büyük bir haksızlık ve çarpıtma. Karar kesinleşinceye kadar yani kesinleştiğinde mahkemeye Yargıtay bozulduğunda biz geri geleceğiz zaten. Kabul etse tedbir bitecek zaten. 'O güne kadar duracaklar' diyor ama 'O güne kadar kurultay yapamazlar' demiyor ki. Bir Genel Başkan’ın görevi delege imzaları geldiğinde kurultayı çağırmaktır. Kendisinin zaten o hakkı var, ‘Yapamıyorum arkadaşlar’ dedi. Türkiye’nin bu konuyu en iyi bilen 34 hocası ‘Yapabilirsin’ diyor. Bir tane bu konuda uzman yok ki çıkıp ‘Yapamazsın’ diyor. Sadece Kemal Bey ‘Avukatıma sordum. Yapamazmışım' diyor. Yapmamak üzerine niyetlenmiş. Madem gerçekten samimiyse hani bayramda evinde Çankaya Belediyesi’nin bankanın üzerinde verdiği mülakatta 'Ben yapabilecek olsam bugün yaparım' dedi ya ve bugün yapabilir Kemal Bey. Eğer gerçekten samimiyse, gözümüzün içine baka baka yalan söylemiyorsa, bizi kandırmıyor, bu kadar gencin umutlarını kırmıyor, bu kadar insanı boşu boşuna ağlatmıyorsa delege imzalarını götürsün Çankaya İlçe Seçim Kurulu’na desin ki 'Yeterli imza geldi yapabilir miyim?' Alsın cevabını. Niye kendi avukatına bu işleri bu hale getirmek için planlanmış olan bu düzeni kuran avukata sorup da karar veriyor ki? Yapmayacaksa İlçe Seçim Kurulu yapmasın. Ben de itiraz edeceğim yeri bileyim. Gideyim YSK‘ya başvurayım. Niye bunun önünü kesiyor? Bu darbeciliktir. O zaman eğer şu kadarcık parti ve ülke sevgisi varsa ve şu kadarcık bunca sene kendisine inan güvenen insanları kandırmıyorsa 'Yapabilecek olsam bugün yaparım' diyorsa o gün bugündür.
Yapabilecek olsam bugün yaparım dediği gün yapsaydı bitmişti iş. Yapmadıysan bu partinin bin tane seçilmiş evladı diyor ki 'Hadi yolla şunu da kurultay gelsin.' 'Yok ben burada kurultaysız oturacağım' diyorsa o başka bir mesele. O zaman işte öfke oluyor, o zaman kızgınlık oluyor, o zaman parti içinde tartışma oluyor. Bu parti içindeki meseleyi Kemal Bey bugün bitirebilecek yetki de. Onu göstersin. Bunu yapsın ve eğer sorumluluk kendi sırtından gidipte İlçe Seçim kurulu 'Yapamazsın' diyorsa onu bütün Türkiye görsün. Ama cümle alem biliyor ki İlçe Seçim Kurulu bu kurultayı yaptıracak.
"Kemal bey kurultaya niyetli değil"
Özgür Özel, "Kemal Bey niyetli mi sizce" sorusuna da şöyle yanıt verdi:
Bence niyetli değil. Maalesef öyle görüyorum. Çünkü bu kadar net bir mevzu varken, 27 gündür 'Yapabilecek olsam bugün yaparım' deyip de bir başvurmaz mı insan? Sen başvur yapmasınlar birlikte direnelim. Birlikte mücadele edelim. O zaman kolkola girerdik. Kemal Bey’e verilen bu yetki, bu kararla Kemal Bey çıkıp da genel başkancılık oynamaya kalkmasaydı seçilmemiş bir şekilde, PM'nin içinde MYK atamaya, insanlara göre teklif etmeye, yedi kişilik bir MYK ile kısa sürede yöneticiyim derken 19 kişiye göre teklif edip PM'de çoğalmaya çalışmasaydı, kendisinin PM toplandığında çoğunluk kurultay isteyenlerdeyken dokuz arkadaşımız hukuksuzca ihraç etmeseydi, bakın o arkadaşlarımızı da MYK‘dan YDK‘ya yolluyor oysaki açıkça yazıyor 'PM tarafından yollanabilir.' Çoğunluğu yok diye orada, yollayamayacak diye yetkisiz bir organdan yolluyor. Daha o toplantı YDK toplantısı bugün yapılacak. Yargıtay‘a yazı yazıp bunları milletvekilliği düştü diyor. MYK‘dan milletvekilliği düşürülüldüğü nerede görülmüş? Savunmalar verilmemiş. Ondan sonra biz hukuk devleti diyeceğiz, savunma hakkı diyeceğiz, olacak iş değil.
"'Kurultay yapacağım' dedikten sonra 'kürsüyü ona bırakırım' dedim"
Özel, "4 Eylül’de yapılacak bir kurultaya sizin olur verdiğiniz şeklinde haberler çıkmıştı. Neler söylersiniz" sorusuna da şu yanıtı verdi:
Bir kriz günündeyiz, pazartesi akşamı, salı günü iki tarafta Meclis'te grup yapacağını söylemiş. Bu tabii karşı karşıya gelmek demek. Bu CHP'nin biraz daha güç durumda kalması demek. Bu krizi çözmekle ilgili iyi niyetli çabalar sarf ediliyor. Bu çabalar sırasında bir milletvekili arkadaşımız Kemal Bey’le de diyalog kuran bir arkadaşımız 'Kemal Bey’le konuşsam, şöyle olsa' dedi. Dedim ki 'Konuşun benim açımdan sorun yok' dedim. Sonra döndü dolaştı dedi ki 'Kemal bey diyor ki geleyim, kürsüye çıkayım ve açıklama yapayım. Kurtay‘ı 9 Eylül günü topluluyorum diyeyim' diye bir teklif olduğu söylendi o arkadaş tarafından. Tek tepkim şu oldu. 'Aman 9 Eylül olmasın, o tarih Sayın Bahçeli zikretti. Bir siyasi parti bir başka siyasi parti genel başkanının zikrettiği günde kurultay toplarsa bu yakışık almaz, yıllarca konuşulur. Gelsin 4 Eylül'de partinin ilk kongresi olan Sivas Kongresi olduğu gün 4-5 Eylül günlerinde topluyorum desin' dedim. Böyle iyi niyetli bir şekilde. 'Tamam o zaman Kemal Bey diyor ki Özgür Bey bir basın açıklaması yapsın.' Yüz yüze de, biz telefonla da konuşmuyoruz yani aracılarla... 'Desin ki ben yapmıyorum Kemal Bey kurultay ilan edecek.' 'Fazlasını yaparım, bunu yapacaksa ben o kürsüye çıkarım şimdi bu kürsüyü Kemal Bey kurultay tarihi ile ilgili bir açıklama yapacak, kurultaya çağırıyor, krizi çözüyor, kendisine bırakıyorum diye ben konuşurum o kürsüden' dedim. Sonra ne oldu biliyor musunuz? O arkadaşın açıklamasına göre, beni aradı, 'Ben aradan çıkıyorum Genel Başkanım. Kurultay tarihi açıklamayacam, o tarihte kurultay takvimini başlatacağını açıklayacağını, bir yıllık bir takvim açıklayacağım gibi bir şey söyledi.' Sonra da okudum ki işte 23.04'de Kemal Bey'den bir teyit almak istemiş. O da bir diyor ki, yani o arkadaşın ifadesi, 'Herhâlde birileriyle konuştu ve kararından vazgeçti' diyor. Yaşanan budur. Yoksa biz 'Kurultay yapacağım' dedikten sonra bırakın basın açıklamayı, dedim ki 'Ben kürsüyü ona bırakır çıkarım oradan.' Diyecektim ki salonu dolduran arkadaşlara, 'Şimdi biz bu salonu boşaltıyoruz, ben çıkıyorum, Kemal Bey gelecek ve kurultayı ilan edecek.' Ama bakın bizim bir tane olmazımız var. 'Kurultay yapmam seçimsiz yöneteceğim' demesine itiraz ettik. Onun dışında yani öyle kapıları kapattık, müzakere etmedik bilmem ne... Yüz yüze müzakere etmem tabii. Seçilmiş, atanmış meselesinden dolayı meşruiyet kazandıramam. Kurultay kararı aldığı an derim 'Çay içmeyi bekliyorum.' Bu kadar net.
"20 Temmuz tarihi var"
Özgür Özel, yeni bir parti parti tartışmalarına ilişkin de şunları söyledi:
Üyemizin, delegemizin, il başkanlarımızın, bu partiyi seven herkesin bizim önümüze koyduğu takvim şu: Parti içinde yapabileceğiniz bütün mücadeleyi verin diyorlar. Biz bu mücadeleyi üçe ayırdık. Hukuki, siyasi, fiziki mücadele. Başka çaresi yok. Gerektiği yerde toplanıp miting de yapıyoruz, fiziki mücadele dediğim o. Gerektiği yerde direniyoruz. Gerektiği yerde millete gidiyoruz. Siyasi mücadele sürüyor, hukuki mücadele sürüyor. Bunları yapacağız. İlla böyle bir tarih olarak, son gün olarak söylemeyeyim ama bir 20 Temmuz tarihi var ki o tarih adli tatilin başlangıcıdır. O zaman işte bir 40 gün sürecek herhâlde, adli yıl açılışına kadar bir hiçbir şeyin yapılamadığı bir süreç olacak ve o gerçekten insanların ciddi şekilde umutlarını kıracak bir süreç olur. Yeni parti ile ilgili mesele biz yeni parti kurmanın meraklısı değiliz. Hiç de istemiyoruz. Çok net. Ama insanlarda şöyle bir duygu oluşuyor ve onu görmek lazım ve hak vermek lazım. Şimdi bu dediğim kurultay 'biz ışınlandık' diyorlar ya o kurultayı kazanmadılar. O kurultaydan önceki genel başkan sıfatıyla olduğu için 2020 yılındaki pandemide yaptığımız maskeli kurultayı kazandı Kemal Bey en son. Ve altı yıldır kurultay yapılmıyor bu hesaba göre. Bunlar yok dediğinizde. AK Parti Yargısı diyor ki 'Bunlar yok' diyor. Kemal Bey de diyor ki 'Bunlar yok. Ben geldim' diyor. Şimdi o zaman siz 25 Temmuz 2020 günü seçilmiş oluyorsunuz. Hukuken bunlar yok. 25 Temmuz 2026 günü de altı yıldır seçim yapmamış oluyorsunuz. Siyasi partiler kanununun seçime girme yeterliliği maddesinde hangi partiler girebilir, hangi partiler giremez de iki kongre üst üste kongrede normalde iki uzatmayla üç olduğu için iki kongre üst üste altı yıl seçim yapmadıysan giremezsin diyor. 2020'den altı yıl eklenince 25 Temmuz 2026'ya kadar bir kurultay yapılmazsa seçime giremeyebilir parti.
"Partiyi seçime girmeme riskine sokmak nedir?"
'Giremezi' iddia edenler var. 'Gireri' iddia edenler var. 'Giremez' diyen diyor ki 'Bu kurultaylar yoksa altı yıldır kurultay yok. Giremez.' Bazı arkadaşlarımız da diyor ki bu mücbir sebep sayılır. Mahkeme iptal etmiş. O yüzden mücbir sebeptir. Burada kötü niyet aranmaz. Seçime girebiliriz. Peki buna kim, ne zaman karar verecek? Seçim kararı alındığı gün Meclis seçim kararı aldı ya diyelim ki şimdi diyorlar 2028'in Nisan'ı diyorlar, diyelim ki 2027'nin Ekim'inde karar verdi Meclis ve dedi ki 'eçime gidiyoruz.' O gün YSK o karar Resmi Gazete'de yayınlanınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazıyor 'Seçime girebilecek partileri bildirir misiniz?' O gün diyor ki arkadaşlar 'Mücbir sebep kabul eder. İyi niyet gösterir. Bizi seçime sokar.' O gün ya bizi seçime sokmazsa bu risk alınır mı? Alırım diyenler genel merkezde oturuyor. Alamayız diyoruz. Ben partimiz seçime giremezi iddia etmiyorum. Ama böyle bir ihtimale tedbir almak lazım diyorum. Onun tedbiri nedir? Derhal kurultay yapmaktır. Bizim verdiğimiz bu imzaları bugün Çankaya İlçe Seçim Kurulu'na kurultay kararı bildirse 25 Temmuz'dan önce seçim yapabiliyor. Bu risk alınır mı? CHP seçimsiz bu kadar iktidarı değiştirme umudu olmuş son anketlerde birinci parti olan hele hele şimdi CHP'ye geri dönerse CHP Özgür Özel işte son dün Sonar'ın anketi çıktı yani herkesin abone olduğu, takip ettiği. Sekiz puan farkla AKP'nin önündeyiz. Şimdi bu şartla altında bu kurultayı yapmak yerine yapmayıp partiyi seçime girmeme riskine sokmak nedir bir kere?
"Yeni bir partiyi hazır tutmayıp milletin umutlarını kıramam"
Herhangi bir olası felaket senaryosunda yeni bir parti kuracaklarını ifade eden Özel, şunları söyledi:
Felaket senaryosu dediğimiz şey şudur: Bizi partiden çıkardılar, attılar, yok ettiler ve partiyi barajın altına ittiler. Ben gittim ‘yokum arkadaşlar’ dedim. Manisa'ya gittim eczanemin başına oturdum. Bütün herkes gittik, butlan yönetimi kaldı. Parti baraj altı kaldı. Öyle gözüküyor bütün anketlerde. Bin beter olur. Sokağa çıkamayan, kimsenin yüzüne bakamayan, kendi ailelerinden gelen tepkileri göğüslenemeyen butlan yönetimi kaldı orada. Parti baraj altında olur. Ya da kurultayı yapmadılar ve parti seçime sokulmadı. Ne yapacağız biz? O zaman mutlaka bir parti lazım. Felaket senaryosu dediğimiz bu. Ama işi öyle bir tarafa eviriyorlar ki ‘CHP'den basın gidin. Biz size kurultay yapmayacağız, bilmem ne yapmayacağız’ diyerek bizi yeni bir parti kurmaya bu yönüyle de zorluyorlar.
Toplumda da şöyle bir şey var. İki ses duyuyorum: Bir, partiyi bunlara bırakmayın sesi. İki, çıkın yola arkandayız sesi. İlk gün yüzde 90 ‘partiyi bunlara bırakmayın’ diyordu. Yüzde 10 ‘hadi’ diyordu. Şimdi yüzde 50, 50. Hatta ‘yürüyün arkanızdan gelelim’ diyenlerin sesi daha çok. Neden? Kötü niyeti görüyorlar. Ümit ediyorum bugün kötü niyet gibi görülen işi Kemal Bey ve arkadaşları boşa çıkarır. Ama kurultaysız bir yönetme talebine karşı Cumhuriyet Halk Partisi'ne seçmende oluşan öfkeyi, bunu yapanlara oluşan öfkeyi herkes görüyor ve bunlar bizi felakete sürüklüyor. ‘Bir kez daha Erdoğan seçim kazanacak’ diyorlar. Bize ‘hadi o zaman’ diyorlar.
“Herkes bilsin ki her olasılığa hazırız”
O yüzden de biz tüm yönleriyle bir siyasi parti kurmak ve var olan bazı siyasi partiler ile de konuşarak onların tüzüğünü, ismini, logosunu, yönetimini değiştirmek suretiyle hızlı aksiyon alabilmek için iki alternatifli çünkü yeni bir parti kurarsanız seçime girme yeterliliği için 41 ilde örgütleneceksiniz ki bizim 81 ilde örgütlenmemiz lazım. 3'te 1 ilçesinde örgütleneceksiniz. Bizim tamamında örgütlenmemiz lazım. Bir yandan o çalışma sürmeli. Ama bir baskın seçim ihtimaline karşı da bir başka siyasi parti hazır olmalı ve baskın seçimde cumhurbaşkanı adayını gösterebilecek, grubu olan partiler gösterebilir. Milletvekili listelerinin verileceği bir partinin hazır olması lazım. Herkes de bilsin ki her olasılığa hazırız. A planımız burada kalmak, B de kalmak, C de kalmak olsun ama bir yerde Z planı lazım. O planlar da hazır.”
“Her ihtimale karşı hazırlığımızı yapacağız”
Yeni bir partiye teknik olarak hazırlandıklarını ifade eden Özel, şöyle devam etti:
Temmuz ayının sonunda, ağustos ayının başında ekim ayına erken seçimi koydular. Ne yapacağız? Bu şartlar altında nasıl olacak? O yüzden bizim ona da hazır olmamız lazım. O yüzden her türlü adımı atıp, bir partiyi hazır tutmayıp milletin umutlarını kıramam ben. O yüzden bir partiyi hazır tutmak, bir partinin uzun vadeli hazırlığını zaten yapıyoruz. Öbür taraftan da hazır durmak lazım. Şöyle bir şey var. Bir baskın seçim gelir bunlar bir beş yıl daha kalırsa, parti bu halde olursa, ben de bir seçenek üretmezsem, seçilecek cumhurbaşkanı adayını gösteremezsem, gerçek seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi'nin listelerini veremezsek nasıl olacak? O yüzden kimse endişe etmesin. Bu sene ekim ayında baskın seçim yapacaklarsa o ihtimale de hazır olmak durumundayız. Teknik olarak hazırlanıyoruz. Her ihtimale karşı hazırlığımızı yapacağız.
Hukuki süreçleri tüketeceğiz. Yargıtay'ın kararını önemsiyoruz. Yargıtay'ı bekliyoruz. Bir yandan da ne yapılıyor, biliyor musunuz? İstinaf karar verdi. Karardan bir gün önce davacı olanlar davalıya dönüştüler. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'ne dava açanlar, Cumhuriyet Halk Partisi'nin yönetimine geldiler. Sabah ilk iş avukatlarımızı azlettiler. Kendi avukatlarıyla Yargıtay'a verdiğimiz dilekçeyi geri çektiler. Birini çekip birini tuttular ki iş uzasın. Şimdi ne yapıyorlar biliyor musunuz? Yargıtay aşaması başlamasın diye dilekçeler, müdahillikler, bağırışlar, çağrışlar, süre oyunları bilmem ne… Bırakmıyorlar ki. Yani zaten Yargıtay'a bir istinaf mahkemesi almaması gereken, alamayacağı bir kararla kendini 1. kademe mahkeme yerine koyup da tedbir vererek Yargıtay'ı işlevsizleştirme ve Yargıtay'ın deyimiyle ‘Sonuç doğuracak’ bir tedbir kararı aldılar. Ve öbürleri de geldiler. Kötü niyetle bu alınan kararın verdiği yetkiyi istismar ediyorlar. Kurultay yapmıyorlar. Şimdi Yargıtay'ı bypass edip Yargıtay bu işi adli yıla kadar görüşemesin diye çaba sarf ediliyor. Böyle oyunlar var.
Özel, kurultay kararının alınması gerektiğini belirterek “Kemal Bey desin ki ‘hep birlikte dilekçeyi çekin, desin 40 gün sonra kongre yapalım’ olur. Ama burada bir soru işareti de şu: Kurultayda haksızlık yapıldı, şaibe yapıldı gibi şüphelere dayanan ama ceza mahkemesini beklemeyip büyük bir hukuksuzlukla akıl almaz bir şekilde hukuk mahkemesinin verdiği bir kararın kesinleştirilmesi de partimiz açısından doğru bir iş değildir. Ama Kemal Bey illa bu yolu zorluyorsa hep beraber bütün dilekçeyi çekelim ama onlar dilekçeyi çekmeyi kabul etmedikleri için, işi uzatmaya çalıştıkları için zaten bu durumdayız. Yoksa biz o yola da varız. Ama onu yapacağına bugün kurultay kararı alsa hiç olmazsa partimizi hem Türk siyasi, hem hukuk tarihinin bir kara lekesini kesinleştirmemiş oluruz" dedi.
Özel, Sinan Burhan'ın iddialarına dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
Şu iki detaya dikkat çekmek isterim: 11 Mart günü, Ekrem İmamoğlu tutuklanmadan 8 gün önce TGRT ekranlarında bir sayın gazeteci ‘Kaynağımdan şimdi gelen bilgiye göre söylüyorum. Ekrem İmamoğlu bayramdan önce gözaltına alınıp tutuklanacak’ dedi. Sayın gazeteci, bu söylediğinde haklı çıktı. Bu sayın gazeteci Cumhuriyet Halk Partisi'nin TGRT ekranlarından oturup kararlar veriyor. Mesela 9 milletvekilinin ihracını da bu sayın gazeteci duyurdu. O günlerde ‘ihraçlar gündemimizde yok’ diyordu butlan MYK'sı. Ama aynı gazeteci ‘şu 9 milletvekilinin partiden ihracı gündeme gelebilir’ dedi. O dediği isimler 10 gün sonra ihraç oldu. Sinan Burhan'dan bahsediyorum. Sinan Bey gazetecilik yapıyor. Kaynağından aldığı bilgiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın bayramdan önce tutuklanacağını TGRT kanalında söylüyor. Yine o gazeteci bu partinin en bilindik 20 milletvekili varsa bunlardan dokuzunun isimlerini tek tek vererek söylüyor. Yine o gazeteci dün yapılacak MYK'da il başkanlarının ihraç edileceğini ve bazılarının disipline verileceğini söylüyor.
Ben size bir şey söyleyeyim: Pazartesi günü partinin çok önemli bir ismi Kemal Bey yönetimi ile konuştu. Bu hafta herhangi bir ihraç olmayacağını, herhangi bir görevden alma olmayacağını, Kemal Bey'in grup toplantısı yapmayacağını, bu hafta bir görevden alma ve ihraçlarla Ankara'daki tansiyonun şehirlere gitmeyeceğini söylediler. Sayın Kuşoğlu söyledi bunu. Dün sabah Sayın Kuşoğlu diyor ki ‘kesinlikle ihraç yok, görevden alma yok’ diyor. Ama Sinan Burhan çok emin. ‘Görevden alacak’ diyor ve Sinan Burhan'ın dediği oluyor. Bunu şuna bağlıyorum: Akın Gürlek'ten başkası biliyor olabilir miydi Ekrem İmamoğlu'nun ne gün gözaltına alınıp, ne gün tutuklanacağını? Kaynağı ya Akın Gürlek’in kendisi ya Akın Gürlek'ten sağlıklı bilgi alan bir başkası. Onların bildiğinden Ekrem İmamoğlu tutuklandı. Onların bildiğinden milletvekilleri ihraç oluyor. Onların bildiğinden CHP'nin il başkanları alınıyor.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel merkezinin iletişiminden sorumlu olan kişi TGRT'de bir yıldır bu yalanları, bu iftiraları arkadaşlarımıza ve bizden atan kişi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında önce itirafçı olan birine, onu itirafçı eden, sonradan onun ismini verdiği itirafçı olmayan birine de ‘bunları söyle, şu kadar para ver, savcıyı ayarladım serbest kalacaksın’ diyen, reddedildiğini de benim öğrendiğim, Bayrampaşa mitinginde ilan ettiğim, o gece telefonunu İstanbul'da bırakıp birinin arabasıyla Yunanistan'a kaçmak üzere giderken Antalya Serik'te yakalanan kişi, partiye polislerle girildikten saatler sonra partinin balkonuna gidip ‘burada arınma başlamış’ deyip poz veren, çay kahve içen kişidir. Öyle böyle bir şeyle karşı karşıya değiliz. Yani İBB davasının insanları iftiracı olmaya, hem de bunu iftira etmek ve para vermek karşılığı yapan İBB borsasından dolayı benim ifşa ettiğimde jandarma tarafından yakalanıp ev hapsine konulan avukat şimdi bizim partide geziyor.
“Bütün bu kumpası sarayın aparatları planladı”
Ferdi Zeyrek komada iken ‘çarpıldı’ diye bir çirkin, iğrenç karikatürü Akit gazetesine yazan çizen kişi ‘müjdeler olsun’ diye partide çikolata dağıttı ilk gün. Yani öyle böyle bir kumpasla, öyle böyle bir saldırıyla, öyle böyle bir ihanetle karşı karşıya değiliz. Cumhuriyetin kurucu partisine yapılıyor bunlar ve Erdoğan diyor ya ‘şikayet eden CHP'li’. Bütün bu kumpası sarayın aparatları planladı. Onlar geziyor partide şu anda. Mesele Erdoğan ile millet arasında. Özgür Özel'le Kılıçdaroğlu arasında bir mesele değildir.”
Özel, gazetecinin, “Kemal Bey, Sayın Erdoğan'ın kalmasına mı yardımcı oluyor” sorusuna “Görünen şu: Erdoğan'ın planı ve bunun üzerinden Akın Gürlek'e verdiği görevle bizi önce adaysızlaştırma, şimdi kurumsuzlaştırma, mümkünse lidersizleştirmeye çalışıyorlar. Burada bir menfaat birlikteliği oluşmuş görünüyor. 31 Mart seçiminin yenilgisini hazmedemeyip ona saldıranlarla, son kurultaydaki delegenin kararını hazmedemeyip ‘Acaba butlanla partiye dönüp orada yeniden iktidar olur muyuz’ diyenler… Bu butlan davasını bir fırsata çeviren AK Parti yargısı ve sonucuna rıza gösteren bugünkü yönetici arkadaşlar… Onlara yakışan, ‘Biz bu oyunun parçası olmayız, partimizi paralize etmeyiz’ demekken, ‘geldik, oturduk, biz yöneteceğiz’ diyorlar” yanıtını verdi.
Özel, “Önümüzdeki dönemde size yönelik de bir hamle yapılabilir mi” sorusuna ise şu cevabı verdi:
Yapıldı. Meclis Başkanlığı’na, grup başkanı olmadığımız, odanın bizden alınıp kendilerine verilmesi, grup başkan vekillerinin düşürülmesi ile ilgili çabalar oldu. Şöyle oldu: Mahkeme kararı çıkınca, ilk kapalı grup iç yönetmeliği diyor ki; ‘grup başkanlığı bir şekilde boşalırsa ilk kapalı grupta derhal yeni grup başkanı seçilir’. Şimdi her ne kadar hukuksuz bulsak da, tanımasak da, mahkeme kararı Kemal Bey’i genel başkan yaptı. Grup iç yönetmeliği de diyor ki; ‘genel başkan milletvekili ise grup başkanı olur, değilse gruptan yenisi seçilir’. Öyle olunca biz ilk kapalı grupta bir grup seçimi yaptık. Biz 3 gün önceden tedbiren çağırmıştık. Bir gün önceden de bir kez daha duyurduk. ‘Seçim yapacaksan 3 gün önce haber ver’ diyor. Ama bir başka madde, ‘herhangi bir sebeple boşaldıysa ilk kapalı grup toplantısında derhal seçilir’ diyor. Biri olağan seçimler, biri hızlı yapılması gereken durum.
Zaten bunu Meclis Başkanlığı açısından bakıldığında bizim hazirun, 3 gün önceden alınan karar, 1 gün önceden yapılan duyuru ve yollanan yazılar… Ayrıca yine hazirun listeleri, tek tek ıslak imzalar, mühürlü oy pusulaları, atılmış oylar, hepsi mevcut. Meclis Başkanı da dedi ki: ‘Usulüne göre yapılmış seçimle Özgür Özel grup başkanıdır’. Diğer arkadaşların da grup başkan vekilliği devam ediyor. Bu sefer ne yaptılar? İki arkadaşımızı disipline vermek suretiyle üyeliklerini düşürerek, parti içindeki bir görevmiş gibi görüp grup başkan vekilliğini düşürmeye çalıştılar. O konuda iç hukuk bugün tükeniyor. Üç gün üstüne de Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak o kararın da geri alınması için gerekli çaba içinde olacağız.
“Bu genel başkana ve bu başarıya kuruyorlar bu kumpası”
47 yıl sonra partiyi 1. parti yapmış birisi var. Ve o birisi kurultayda sizin gözünüzün içine baka baka, Sayın Kılıçdaroğlu’na söylüyorum… Şunu demişim ben: ‘Nasıl Ecevit 70’lerde girdiği ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden de partisini 1. parti çıkardıysa, ben de bunun sözünü veriyorum. Partimi 1. parti yapmadığım takdirde kurultayı toplayacağım ve aday olmayacağım’ demişim. Ben bunu yerel seçimlerden önce de birçok yerde söylemişim. Biz 1. parti olacağız. Olmazsak görevi bırakacağım demişim. Seçim gelmiş. 47 yıldır 1. parti olamayan parti, 1. parti olmuş. Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından söylüyorum hatırlatmak için: ‘Ey Bay Kemal, ben birinci olmazsam bırakırım. Senin bu cesaretin var mı’ demiş. Biz bu resti görememişiz. Hatta kavgalılarken Devlet Bahçeli’ye de söylüyordu. ‘Sayın Bahçeli, Sayın Kılıçdaroğlu, ben kazanamazsam yarın görevi bırakıyorum. Siz de bırakıyor musunuz’ diyordu. O restler görülemiyordu. Ben o resti kendim çekmişim. Bu genel başkana ve bu başarıya kuruyorlar bu kumpası.
Özel, “Baba ocağına veda etme kararını hangi noktada vereceksiniz” ve “Salı günü grup toplantısı yapacak mısınız” sorusunu ise şöyle yanıtladı:
Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantısı yapacaksa Grup Yönetim Kurulu'nun kararıyla olabilir ya da milletvekillerinin beşte birinin imzasıyla olabilir. Üçte biri gelirse açılır. 111 milletvekilinin kurultay dediği yerde siz kurultay değil de grup toplantısı yapmaya çalışıyorsanız ne sayınız var, ne yetkiniz var; olacak iş değil. Kısaca şu kadarını söyleyeyim. Memnuniyet duyduğum bir şey var. Baba Ocağı benim yıllardır söylediğim bir şeydir. O terim bana aittir. Şimdi bakıyorum, butlan yönetimindeki arkadaşlar da baba ocağı falan demeye başlamışlar. O baba ocağından bizi polis söktü attı. O baba ocağına er ya da geç döneriz.
“Bugün CHP, AK Parti’nin işgali altındadır”
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin işgali altındadır. O işgale teslim olmayacaklarını göstermek için delege imzalarını Çankaya Seçim Kurulu’na vermek durumundalar. Yoksa AK Parti işgalinde kalır. Bir siyasi partiyi o partinin üyeleri, o üyelerin seçtiği delegeleri değil de rakip partinin yargı kollarının verdiği bir kararla birileri yönetiyorsa o parti işgal altındadır. Bu işgalin kaldırılması lazım. Biz işgale direnenlerin partisiyiz.
Dört gençten üç tanesi bavulları kafada toplamış, gidecekken 31 Mart akşamı bir seçim daha kalmaya karar verdiler. Biz o gençlerin umuduyuz. O yüzden yeni parti olursa, Özgür Özel’in yeni partisi olmaz. Yeni parti olursa, Cumhuriyet Halk Partisi, AK Parti işgalinde olduğu için ve bu insanların umudu ortadan kaldırıldığı için gençlerin yeni partisi olur, emeklinin yeni partisi, esnafın yeni partisi, çiftçinin, balıkçının, arıcının yeni partisi olur. O partinin tek görevi bu iktidarı değiştirmektir. Biz bu iktidarı değiştirme motivasyonumuzu kaybetmediğimiz için saldırı altındayız.
ANKA