G7'nin Evian sınavı: Trump uyum mu sağladı, uydu mu?

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

ABD Başkanı Donald Trump, 17 Haziran 2026’da G7 zirvesinin ardından düzenlenen akşam yemeğinden önce, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Versailles Sarayı’nda ağırlandı / Fotoğraf: Anna Moneymaker-AP

15-17 Haziran'da Fransa'nın İsviçre sınırındaki tarihi Hotel Royal'de toplanan 52. G7 Liderler Zirvesi, Batı ittifakının son yıllarda en sessiz geçen buluşmalarından biriydi. Katılanların ses tonu düşüktü, kavga azdı.

Trump, Avrupalıları yıldırmadı; Avrupalılar Trump'ı kızdırmadı.

Sahte bir huzur mu, yoksa gerçek bir yeniden hizalanma mıydı?

İkisi de değil. Daha doğrusu ikisi birden.


Trump'ın Ukrayna'da imzası

Zirvenin en sürpriz başlığı, Ukrayna konusunda çıktı. Trump, Rusya'ya yönelik ortak yaptırım bildirisine imza attı. Kanada Başbakanı Carney bunu "transatlantik uyumda dönüm noktası" diye nitelendirdi. Abartılı bir tepki mi? Kısmen evet. Ama gerçek şu: Trump, daha önce hiçbir G7 bildirisinde bu kadar net Rusya karşıtı dil kullanmamıştı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Zelenski zirveye geldi, Batı'nın dikkati İran meselesine kaymasın diye Ukrayna'nın cephedeki kazanımlarını anlattı. Karşılığında somut taahhütler aldı: Hava savunma kapasitesi, önleyici füze stokları, uzun menzilli teçhizat.

Daha da önemlisi, Ukrayna topraklarında lisanslı askeri üretim hakkı gündemin içine girdi. Patriot üretiminin Kiev'de yapılabileceğine dair sinyaller, Zelenski'nin zirve öncesindeki en iddialı talebini karşılıyor.

Almanya Şansölyesi Merz, Ukrayna'nın AB'ye alınması için "ortak üyelik" modeli önerisini masaya koydu. Hangi modelin işleyeceği henüz belirsiz. Ama bu tablo, Trump'ın Ukrayna'yı satacağını düşünenlere nazire oldu.


İran anlaşması: Zafer mi, çözümsüz mutabakat mı?

Zirvede en çok konuşulan mesele İran'dı. Şubat'tan beri kapalı olan Hürmüz Boğazı, küresel enerji fiyatlarını tırmandırmış ve ekonomik durgunluk riskini körüklemişti.

Bürgenstock'ta imzalanacak olan ABD-İran mutabakat zaptı, 60 günlük ateşkes ve nükleer müzakereler için bir çerçeve öngörüyor. İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarını seyreltmesi, karşılığında 300 milyar dolarlık yeniden yapılandırma fonundan yararlanması masada.

Trump hem anlaşmayı savundu hem "İran uymazsa bombayı yeniden yağdırırım" dedi. Bu iki cümle, mutabakatın kırılganlığını özetliyor: Nihai değil, koşullu; sürdürülebilir değil, test aşamasında.

G7, Hürmüz'ü açık tutmak için Fransa ve Birleşik Krallık liderliğinde çok uluslu bir deniz misyonu desteklemeye karar verdi. Trump ise bu misyonun gereksiz olduğunu söyledi.

Washington'da tablo daha da karmaşık. Senato'nun Cumhuriyetçi şahinleri, anlaşmanın İran'ın nükleer kapasitesini tam tasfiye etmediğini savunuyor. Trump kendi partisini ikna edemezse Bürgenstock'taki imzalar hukuken bağlayıcı olmaktan çıkar. Diplomatik mürekkep kurumadan çatlayabilir.


Çin cephesi: fabrika kapatan rekabet

Macron'un gündeme taşıdığı ticaret başlığını anlamak için önce mekanizmayı görmek gerekiyor. Pekin, kendi fabrikalarını ucuz devlet kredisiyle ayakta tutuyor, ürettiği malları dünya pazarlarına piyasa fiyatının altında sürüyor.

Elektrikli araç, rüzgâr türbini, lityum pil. Avrupa ve Kuzey Amerika'da aynı ürünleri yapan fabrikalar buna rekabet edemiyor; kapanıyor. G7 bu dalgayı "İkinci Çin Şoku" diye tanımladı.

Birincisi 2000'lerin başında tekstili ve elektroniği vurmuştu; bu sefer hedef, Batı'nın geleceğe yatırım yaptığı yeşil teknoloji sektörü.

Yanıt olarak "Kritik Mineraller Eylem Planı" duyuruldu. Lityum, kobalt, nadir toprak elementleri gibi hammaddeler bugün neredeyse tamamen Çin kontrolünde. Çıkarma, işleme, rafinaj, geri dönüşüm; zincirin her halkası Pekin'in elinde.

Plan bu bağımlılığı kırmayı hedefliyor: Çin dışı üretim coğrafyalarına yatırım, G7 Altyapı Yatırım Konseyi finansmanı, alternatif tedarik zincirleri.

Doğru yön, ama uzun yol. Çin'in bu alandaki on yıllık altyapı avantajını kısa sürede telafi etmek mümkün değil.

Asıl soru şuydu: Trump, müttefiklere uyguladığı çelik ve alüminyum ek vergilerini kaldırarak Çin'e karşı ortak bir gümrük cephesi kurmayı kabul edecek miydi?

Zirve boyunca bu adım atılmadı. Yani Batı, Çin'e karşı aynı masada oturdu; ama aynı silahla savaşmaya hazır değil.


Evian'ın gerçek mihenk taşı

Evian'ın gündemi bu yazıda ele aldığımız üç dosyayla sınırlı değildi. Hindistan, Kenya ve Körfez ülkelerinin katılımıyla şekillenen Küresel Güney boyutu, kalkınma finansmanı reformları, yapay zekâ ihracat kontrolleri ve Anthropic krizinin tetiklediği teknoloji rekabeti tartışmaları da zirvenin önemli başlıkları arasındaydı. Bu konuları yazının dışında bıraktık; her biri ayrı bir analizi hak ediyor.

Bu zirvenin en derin katkısı belki de teknik mimari değişiklikti: Tek ortak bildiri yerine, uzlaşı sağlanan konularda ayrı deklarasyonlar. Veto krizlerini atlatmanın pragmatik yolu. Hem gerçek uzlaşı hem sınırların dürüstçe çizilmesi.

Macron, Trump'ı zirvede tutmak için Versay'da gala yemeği verdi. Trump erken ayrılmadı. Bu sahne küçük görünüyor ama değil; kişisel ilişkilerin kurumsal ittifakların önüne geçtiği bir dönemde liderler arasındaki atmosfer, kararların hayata geçip geçmeyeceğini de belirliyor.

Ama Evian'ın gerçek sınavı henüz gelmedi. Bürgenstock'taki imzaların mürekkebi kurumadan İran yeniden Hürmüz'ü kapatırsa, Trump kendi Senato'suyla kapışmak zorunda kalırsa ya da Ukrayna cephesi tekrar çözülürse, bu tablonun ne kadarı ayakta kalır?

Evian'da çatlak yoktu, ancak zemin henüz sağlam sayılmaz.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU