İran savaşı Pakistan'ı yeniden ABD'ye bağlıyor!

"İslamabad bugün bir patlamayı önlemeye yardımcı olsa da yarın arabuluculuğu başarısız olursa kendisini suçlayanlar olacaktır"

Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir, bölgesel kriz diplomasisinin kilit isimlerinden biri olarak öne çıkıyor

Washington ve Tahran yeni bir gerilimin eşiğine yaklaşırken, krizin tamamen patlak vermesini önleyen iletişim hatlarındaki en önemli isimlerden biri olan beklenmedik bir askeri figür; Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir, sessizce Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında en önemli arabulucu haline geldi.

Şimdi iki taraf arasında en tehlikeli olabilecek gizli iletişim kanalını yönetiyor ve Pakistan'ı krizin kalbine yerleştirirken, aynı zamanda önemli risklere maruz bırakıyor.

Bu rol tesadüf değildi. Birçoğu açıklamalar yapmakla yetinirken, Mareşal Munir geçici bir ateşkesin düzenlenmesine ve ardından uzatılmasına katkıda bulundu, Amerikan ve İranlı yetkililer arasında doğrudan görüşmeleri kolaylaştırdı.

En önemlisi, iki taraf birbirinden uzaklaşırken bile iletişimin sürmesini sağladı. Görev süresi boyunca Pakistan, İslamabad'ı yeniden Amerikan hesaplarının merkezine yerleştirmeyi amaçlayan siyasi ve ekonomik projeler ve anlaşmalar yoluyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin desteğini kazanmak için agresif bir şekilde hareket etti.

Bu krizde arabulucu sıkıntısı yok. Avrupa girişimlerde bulundu, Çin bir çözüm çerçevesi önerdi ve Rusya yardım etme isteğini dile getirdi, Birleşmiş Milletler ise itidal çağrısında bulundu.

Ancak perde arkasında, patlamayı önleme çalışmalarının büyük kısmı, Trump'ın “en sevdiği general” olarak tanımladığı Mareşal Munir'e düştü. O, göz önünde olmaktan kaçınıyor, medyada nadiren görünüyor ve sorunları sessiz kanallar ve güvenilir elçiler aracılığıyla yönetmeyi tercih ediyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Buna rağmen Pakistan bu çabada yalnız değil. Katar da giderek daha belirgin bir oyuncu gibi görünüyor; Doha'nın Washington ve Tahran arasında aktif bir arka kanal haline geldiğine dair haberler var.

Şu ana kadar, Katar ve Pakistan süreçleri, Washington'un tek bir arabulucuya güvenmekten kaçınma arzusunu yansıtarak, rekabetçi olmaktan ziyade birbirini tamamlayıcı görünüyor.

Pakistan'ın buradaki rolünü, tarafsızlıktan ziyade pragmatik hesaplar belirliyor. İslamabad dahil oldu çünkü gerilimin artmasından kaybedeceği çok şey var, ancak özellikle Hindistan'ın Washington'daki artan etkisi karşısında bölgesel ve uluslararası önemini yeniden kazanmaktan da çok şey kazanabilir.

Buna ilave olarak, coğrafya da Pakistan'ı daha geniş çaplı bir savaşa karşı son derece hassas hale getiriyor. İran ile uzun bir sınırı paylaşıyor ve Körfez'e yeterince yakın olduğu için herhangi bir güvenlik veya ekonomik şoku anında hissedebiliyor.

Pakistan liderliği, Washington ve Tahran arasında yaşanacak herhangi bir geniş çaplı patlamanın bu iki ülkenin sınırları içinde kalmayacağını biliyor.

Körfez'deki seyrüseferin aksaması, yükselen petrol fiyatları ve silahlı örgütlerin artan faaliyetleri, Pakistan'ın zaten kırılgan olan ekonomisini ciddi şekilde etkileyebilecek ve yeni iç gerilimlere yol açabilecek faktörler.

Bu nedenle, İslamabad krizi kontrol altına almak için müdahaleyi diplomatik lüks olarak değil, ulusal güvenliği ve iç istikrarıyla doğrudan ilgili bir gereklilik olarak görüyor.

Ancak Mareşal Munir'in etkinliğinin tek açıklaması coğrafya değil. O, geleneksel bir diplomat değil ve bu belki de onun güçlü yönlerinden biri.

Askeri ve istihbarat geçmişi, arabuluculukta farklı bir yaklaşım sergilemesine, resmi toplantılardan ziyade mesajların zamanlamasına ve nasıl formüle edileceğine odaklanmasına yol açtı. Güvensizliğin hâkim olduğu krizde, bir mesajın iletilme biçimi, içeriğinden daha önemli hale gelebilir.

Bu çalışmanın büyük bir kısmı, 2024 yılında göreve başlayan ve bölgesel yetkililer tarafından perde arkasındaki en zeki ve deneyimli oyuncu olarak kabul edilen Pakistan İstihbarat Başkanı Korgeneral Muhammed Asim Malik'e bağlı görünüyor.

Kendisi hassas iletişim kanallarının önemli bir yönünü yönetiyor ve Washington ile Tahran arasındaki mesajların koordinasyonuna yardımcı olarak Pakistan ordusuna krizi yönetmede doğrudan bir rol veriyor.

Pakistan ordusu ayrıca, güvenlik ve iç meselelerle ilgili yıllarca süren Batılı eleştirilerden sonra uluslararası imajını iyileştirmek için bu rolü kullanmaya çalışıyor.

İslamabad'ın arabuluculuk rolündeki başarısı, ona daha büyük siyasi ve ekonomik manevra alanı sağlayabilir ve onu hassas bölgesel konularda vazgeçilmez bir ortak olarak yeniden konumlandırabilir.
 


Şüphesiz ki Mareşal Munir, Beyaz Saray ile doğrudan iletişim hatları kurarken, aynı zamanda İran'daki sertlik yanlılarıyla da asgari düzeyde bir güven ilişkisini sürdürüyor.

Bu ikili yetenek, onu sadece bir elçi değil, aynı zamanda sinyalleri yorumlayan ve yanlış hesap olasılıklarını azaltan bir kişiye dönüştürüyor.

Ancak bu rolün kendisi de önemli riskler taşıyor; çünkü ton, zamanlama veya kelime seçimindeki herhangi bir değişiklik yeni beklentiler yaratabilir ve taraflardan herhangi biri, kasıtlı olmasa bile yanıltıldığını hissederse, güven hızla çökebilir.

Sorun tam da burada başlıyor. Bazı bölgesel arabulucular, Pakistan'ın rolünün sadece mesaj iletmenin ötesine geçtiğine ve Mareşal Munir'in İslamabad'ın çıkarlarına hizmet edecek biçimde tutumları yumuşatabileceğini veya dili yeniden şekillendirebileceğini düşünüyor.

Pakistan'ın İran askeri uçaklarının hava üslerini kullanmasına izin verdiği yönündeki haberler, gerçek tarafsızlığı hakkındaki şüpheleri daha da derinleştirdi.

Öte yandan, Pakistan askeri kurumuna yakın çevreler, bu tür bir esnekliğin karmaşık krizlerde gerekli olduğuna inanıyor, çünkü iki güvensiz düşman arasında mesajların kelimesi kelimesine iletilmesi, müzakerelerin korunmasından ziyade çökmesine yol açabilir.

Bu nedenle, Munir ve ekibi, siyasi bir çözüm şansının azaldığı durumlarda bile diyaloğun devam etmesine olanak tanıyan dar bir alanı korumaya çalışıyor.

Bununla birlikte, Washington ve Tahran hâlâ Pakistan'ın çıkarlarının şu anda bir patlamayı önlemekte yattığına inanıyor gibi görünüyor.

İslamabad ekonomisini, sınırlarını ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkisini korumak için istikrara ihtiyaç duyuyor ve bu rolü, yıllarca süren gerilemenin ardından uluslararası etkisini yeniden kazanmak için nadir bir fırsat olarak görüyor.

Ancak denge kırılgan. ABD heyetinin Pakistan'a yapacağı takip ziyaretinin iptal edilmesi, Washington'da artan bir huzursuzluğa ve belki de diğer kanallara doğru bir kaymanın başlangıcına işaret ediyor. Buna karşılık İran, Mareşal Munir'in ABD ile çok yakınlaştığını düşünürse, ona olan güvenini hızla kaybedebilir.

Bu nedenle Pakistan çok hassas bir konumda bulunuyor. Bölgenin en tehlikeli krizlerinden birinde devre dışı bırakılmasını zorlaştırmayı başardı, ancak görüşmeler çökerse arabulucudan sorunun bir parçasına dönüşme riski ile de karşı karşıya bulunuyor.

İslamabad bugün bir patlamayı önlemeye yardımcı olsa da yarın arabuluculuğu başarısız olursa kendisini suçlayanlar olacaktır.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

DAHA FAZLA HABER OKU