Dijitalleşme, hayatımızı kolaylaştırmanın ötesinde bizi devasa bir bilgi kirliliğinin ortasına bıraktı.
Sosyal medyada önümüze düşen asılsız iddialar, manipüle edilmiş içerikler ve komplo teorileri artık sadece birer "sosyal medya eğlencesi" değil; toplumsal güvenliği ve insan haklarını tehdit eden küresel bir salgın.
Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu'nun finansmanıyla ekranlara gelen Doğruluk Elçileri programının konuğu olan İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Erdoğan ile dijital dünyayı kuşatan "bilgi düzensizliklerini", algoritmaların bu süreçteki rolünü ve yalanın gerçeği nasıl nefessiz bıraktığını konuştuk.
"Dezenformasyon deyip geçiyoruz ama karşımızda üç farklı maske var"
Dijital dünyada karşılaştığımız her yanlış bilgiye "dezenformasyon" diyoruz. Ancak siz bunun daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu belirtiyorsunuz. "Bilgi düzensizliği" kavramı tam olarak neyi ifade ediyor?
Genel olarak her şeye dezenformasyon deyip geçiyoruz ama bu kavram çok daha katmanlı. Avrupa Konseyi’nin de kullandığı "bilgi düzensizlikleri" kavramsallaştırması bizim işimizi kolaylaştırıyor. Çünkü herhangi bir bilgiyi değerlendirirken, sadece içeriğe değil, o bilgiyi yayanın niyetine de bakmamız gerekiyor.
Karşımızda 3 farklı maske var:
- Birincisi, herkesin bildiği dezenformasyon. Burada bilgi yanlış ve birileri bunu tamamen kötü niyetle, zarar verme amacıyla üretiyor ve yayıyor. Kökeni Rusça "dezenformasya"ya dayanan, çok eski bir algı yönetimi stratejisidir bu.
- İkincisi ve toplum olarak en çok düştüğümüz tuzak, mezenformasyon. Burada bilgi yine yanlış ama yayan kişi iyi niyetli. Bunu pandemi döneminde çok net gördük. Dünya Sağlık Örgütü buna "infodemi" dedi ve bir halk sağlığı sorunu olarak tanımladı. İnsanlar iyi niyetle sevdiklerini korumak için "deterjan içmek virüsü öldürüyor" gibi yanlış bilgileri yaydı ve bu durum ölümlerle sonuçlandı.
- Üçüncüsü ise hukuki boyutu da olan malenformasyon. Burada bilgi aslında doğrudur ancak yayan kişi kötü niyetlidir. Bilgiyi bükerek, bağlamından kopartarak servis eder. Bunun en klasik örneği, 2016 ABD seçimlerinde bir başkan adayının e-postalarının sızdırılmasıdır. Amaç sadece zarar vermektir.
MIT’nin yaptığı bir araştırma acı bir gerçeği gösteriyor: Yalan bilginin yayılma hızı, doğru bilgiye oranla tam 6 kat daha fazla.
"Para ödemiyorsanız, ürün sizsiniz"
Yalan bilginin bu kadar hızlı yayılmasının arkasında sadece insan faktörü mü var, yoksa teknoloji ve algoritmalar bu süreci nasıl besliyor?
Teknoloji ve sosyal medya platformları aslında ticari birer altyapı. Hiç kimse bu platformları insanlara bedava sunmuyor, buralar para kazanıyor. Eski bir reklamcılık deyimini hatırlayalım:
Eğer bir platforma para ödemiyorsanız, ürün sizsinizdir.
Bizim şaşkınlığımız, öfkemiz ve ani reflekslerimiz bu platformların kazanç kapısı. MIT’nin (Massachusetts Institute of Technology) yaptığı araştırma acı bir gerçeği gösteriyor: Yalan bilginin yayılma hızı, doğru bilgiye oranla tam 6 kat daha fazla. Bizim gibi bu işlerle uğraşanlar için ilk baştaki organik olmayan, yani bot hesaplarla yapılan yayılma çok büyük bir sorun değil. Asıl tehlike, bilgi organik büyümeye geçtiğinde başlıyor. Milyonlarca gerçek insan o yalanı inanarak tekrarlamaya başladığında, bu durum artık kontrol edilemez bir toplumsal soruna dönüşüyor.
"RESAID ile yanlış bilgiye karşı toplumsal direnç hedefliyoruz"
Yürüttüğünüz RESAID projesi bu mücadelede nerede duruyor? Yanlış bilgiyle mücadele ederken özgürlük sınırları nasıl korunmalı?
RESAID, bir Jean Monnet Mükemmeliyet Merkezi projesi. Üç temel ayak üzerine kuruldu. İlk olarak, biz bu meselenin sadece siyasi ya da askeri bir güvenlik sorunu olmadığını, doğrudan bir insani güvenlik sorunu olduğunu vurguluyoruz. Bir afet anında insanların doğru yardıma ulaşamaması hayati bir güvenlik krizidir.
İkincisi, bu bir insan hakları sorunudur. İnsanların karar alırken doğru bilgiye erişmesi evrensel bir haktır. Ancak daha da önemlisi, yanlış bilgiyle mücadele ederken alınacak tedbirlerin, insanların düşünce özgürlüğünü engellememesi gerekir. Güvenlik ve özgürlük arasında hassas bir denge kurmak zorundayız.
Üçüncü ayağımız ise yapabilirlik. İnsanları bu konuda donanımlı hale getirmek için 6 bölümden oluşan, herkesin kaydolup sertifika alabileceği bir açık ders tasarladık.
Zekanıza ve çevrenize çok güvenmeyin. Etrafınızdaki herkes sizinle aynı fikirdeyse bir sorun var demektir.
"Zekanıza ve çevrenize çok güvenmeyin"
Dijital bilgi bombardımanı altında yaşayan okuyucularımız için dezenformasyona karşı "altın" değerindeki öneriniz ne olurdu?
Kendi zekanıza, bilginize ve çevrenize çok güvenmeyin. "Ben her şeyi çözerim, beni kandıramazlar" algısı en büyük yanılgıdır. Ve en önemlisi; eğer etrafınızdaki herkes, takip ettiğiniz tüm hesaplar sizinle tamamen aynı fikirdeyse, orada çok büyük bir sorun var demektir. Yankı odalarınızdan çıkın, hemen inanmayın, hemen paylaşmayın ve mutlaka birinci elden kaynağı kontrol edin.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish