Kanun’un gölgesinde bir kimlik: Yeminli Bakirelerin sessiz tarihi

Yeminli bakirelik geleneğini merkezine alan Rene Karabash'ın “Geride Kalan Kadın” romanı, Kanun’un gölgesinde erkekliğe zorlanan kadınların sessiz direnişini ve kimlik kırılmalarını edebi bir dille anlatıyor

Kolaj: Independent Türkçe

Arnavutluk’un kuzey dağlarında, devletin yazılı hukukunun ulaşamadığı yüzyıllarda başka bir yasa işledi: Leke Dukagjini Kanunu. Kısaca “Kanun”. 15. yüzyıldan beri Katolik, Ortodoks ve Müslüman toplulukların ortak töreleri olan bu sözlü yasa; baba soyu, baba evi ve katı ataerkil düzen üzerine kuruluydu. Kadınlara ailenin malı gibi davranılırdı; kadınlar toprak satın alamaz, oy kullanamaz, sigara içemez, hatta saat takamazlardı. Evlenince kocasının ailesine taşınır, bakirelikleri kanla sınanır, istenmedikleri evliliklere mecburen razı olurlardı. Bu düzenin en acımasız sonucu ise gjakmarrja yani kan davalarıydı. Erkeklerin peş peşe ölmesiyle aileler reissiz, mirassız, başsız kalırdı. İşte tam bu kırılma noktasında, Kanun’un kendi içindeki bir arka kapı devreye girerdi: Burneşalık yani yeminli bakirelik.
 

Son yeminli bakireler (Kolaj: Independent Türkçe)


Kız çocuğu olarak doğanlar, 12 köy veya kabile büyüğünün huzurunda ömür boyu iffet yemini ettiğinde, toplumsal statüsü resmen erkek statüsüne dönüşürdü. Erkek kıyafetleri giyer, erkek adını benimser, silah taşır, evin reisi olur, toprak miras eder, erkeklerin bulunduğu sosyal ortamlara girer, sigara içer, hatta şarkı söylerdi. Komşuları ona erkek zamirleriyle hitap eder, erkekler gibi saygı gösterirdi. Bu, modern anlamda bir “üçüncü cinsiyet” tartışması değil; ataerkil düzenin katı sınırları arasında nefes almanın, var olmanın hukuki ve sosyal bir yoluydu.

Kimi zaman ailede erkek varis kalmadığı için zorunluluktan, kimi zaman da zorla evlilikten, sürekli hamilelikten ve erkeğe boyun eğmekten kaçmak için bilinçli bir tercih olarak benimsenirdi. Yemin, bir kez verildi mi geri alınamazdı; eski inançlarda bozulması ölümle, günümüzde ise toplumsal dışlanmayla karşılanırdı. 2000’lerin başında yüz kadar kalan yeminli bakirelerin sayısı 2022’de 12’ye düştü. Stana Cerovic, Mikas Karadzic, Tone Bikaj, Durdjan Ibi Glavola ve Stanica-Daga Marinkovic kayıt altına alınan son yeminli bakireler olarak biliniyor. Komünist dönemde resmen yasaklanan, modernleşmeyle neredeyse silinen bu gelenek, bugün yalnızca tarihin sayfalarında değil; kadınların özgürlükle kurduğu o bedelli, sessiz pazarlığın hafızasında yaşıyor.
 

Son yeminlik bakirelerden Stana Cerovic


Bekija’dan Matija’ya

Rene Karabash müstear adını kullanan Irena Ivanova’nın “Geride Kalan Kadın” romanı, tam da bu kadim yeminin gölgesinde, bir genç kadın olan Bekija’dan erkek Matija’ya dönüşümünü anlatıyor. Anne karnında ikiz erkek kardeşini kaybeden Bekija, babası Murash’ın “oğul” takıntısı ve Kanun’un katı onur kodları arasında büyür. 17 yaşında, gelinlik cebine yerleştirilen kurşunla bekâret sınavına tabi tutulacakken, yemin eder. Adını değiştirir, erkek kılığına bürünür ve Kanun’un tanıdığı statüyle hayatta kalır.
 

Geride Kalan Kadın, İthaki Yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırıldı


Ama yemin zafer değildir; bir uzlaşmadır. Bedeli, annesinin kederden ölmesi, kardeşi Sale’nin Bulgaristan’a kaçması, ailenin kan davasının ortasında paramparça olmasıdır. Kayıp ikizin sırrı ise romanın kalbinde atar: Bölünmüş benliğin, miras alınan suçluluğun ve “tamamlanamamış” bir hayatın gölgesi. Bekija/Matija, ne tamamen erkek olur ne de toplumsal dayatmaya boyun eğer. O, arada kalan, sınırları aşan, sistemin görmezden geldiği ama yükü sırtlayan gücü temsil eder.

Romanda noktalama işaretleri yok, nefes alarak okunmalı

Karabash; bu hikayeyi anlatırken Kanun’un yazılı maddelerine değil, kadının sözlü hafızasına yaslanır. Romanda büyük harf yok, nokta yok, tırnak yok. Metin, bir teyp kaydının ham akışı gibi ilerliyor. Bu süslü bir deneysellik değil; zorunlu bir biçim. Çünkü yazara göre travma ve töre belleği düz cümlelere sığmaz; takılır, nefes alır, aynı kelimeleri tekrar eder, bazen susar. Bekija’nın okuma yazma bilmemesi tesadüf değil: resmi tarihin ve yazılı hukukun dışında kalan kadın sesinin, sözlü kültürün ta kendisi. Gazetecinin teybiyle köye gelişi, marjinal seslerin nasıl “kaydedildiğini” ve çoğu zaman dışarıdan yorumlandığını bize fısıldar. Aslında biz bu kitabı okumuyoruz aslında; dinliyoruz. Bir kadının iç sesine, yasak aşkına, ikizinin kayboluşuna, toprağın hafızasına kulak veriyoruz.
 

Geride Kadan Kadın romanının yazarı Rene Karabash

Karabash, The Guardian, Literary Hub ve BOMB Magazine gibi platformlarda verdiği röportajlarda, amacının “egzotik bir Balkan geleneğini sergilemek değil, kadın bedeninin ataerkil kodlarla nasıl pazarlık ettiğini görünür kılmak” olduğunu vurguluyor. Haklı da. Batı edebiyatı yeminli bakireleri sıklıkla mistik bir direniş olarak romantize ederken, Karabash’ın kalemi bu geleneğin gerçek ağırlığını masaya yatırıyor:

Burada mesele erkek olmak değil, erkeğin tanındığı bir sistemde nefes alabilmek. Yemin, bir özgürleşme değil; bir uzlaşma bedeli.

Türkçe'ye de çevrildi

Türkiye’de İthaki Yayınları tarafından yayınlanarak Türk okuruyla buluşan “Geride Kalan Kadın”; Bulgaristan’da yayımlandığında Elias Canetti Ödülü’nü aldı, uluslararası arenada Gulf Coast ve PEN France çeviri ödüllerini kazandı, 2025 Uluslararası Booker uzun listesine girdi, 15 dile çevrildi. Service 95’in “2026’nın En İyi 21 Yeni Kitabı” listesine seçildi. İsveç Prisma Ödülü’ne aday gösterildi. Ama bu ödüller, kitabın yalnızca “başarılı bir çeviri” veya “Balkan hikâyesi” olduğunu göstermiyor. Gösteren şey, Karabash’ın cinsiyet, anlatı ve hafıza üzerine yaptığı o sert, dürüst müdahale.

“Geride Kalan Kadın”, mutlu son vaat etmiyor. Zira Kanun’un gölgesinde yaşayan kadınlar için “mutlu son” diye bir şey yoktur; sadece hayatta kalmanın yolları vardır. Roman, o yolların en sarp olanını, en sessiz çığlıkla anlatıyor.

Leke Dukagjini Kanunu bugün artık uygulanan bir hukuk sistemi değil. Ama etkisi özellikle kuzey Arnavutluk’un bazı bölgelerinde kültürel hafızanın içinde yaşamaya devam ediyor. Yeminli bakirelik ise bu hafızanın en çarpıcı, en tartışmalı ve en kırılgan parçalarından biri.

Yani bir yanda toplumu ayakta tutmaya çalışan bir düzen, diğer yanda bu düzenin içinde görünmez hale gelen hayatlar.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU