Plastik artık sadece doğayı kirletmiyor… Soframıza kadar geliyor.
Mikroplastikler gıdada, suda, hatta insan vücudunda tespit edilirken, dünyanın gözü şimdi şu soruya çevrilmiş durumda:
Plastik olmadan üretim mümkün mü?
Bu yıl Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde, artan plastik vergileri, sıkılaşan çevre regülasyonları ve yükselen petrol maliyetleri nedeniyle bu soruya verilecek yanıtlar artık sadece çevresel değil, ekonomik bir zorunluluk haline geliyor.
Oxford Üniversitesi’nden Dr. Emre Eren Korkmaz ve ekibi, plastik kadar dayanıklı ama doğada tamamen yok olabilen yeni nesil biyobozunur malzemeler geliştiriyor.
Ancak Korkmaz’a göre asıl mesele yeni bir şey bulmak değil, var olan çözümleri hayata geçirmek:
Biyobozunur çözümler aslında yıllardır var. Ama bunlar endüstriyle buluşamıyor. Ya yeterince dayanıklı değiller ya da maliyetleri kabul edilebilir seviyede değil.
Sıfır atık ile hedefler büyüyor
COP31 öncesinde sanayinin plastik bağımlılığını azaltmaya yönelik somut ve uygulanabilir çözümler giderek daha kritik hale geliyor.
Bu noktada Korkmaz’ın çalışmaları, biyobozunur malzemelerin yalnızca çevreci bir alternatif değil, aynı zamanda endüstriyel ölçekte uygulanabilir ve rekabetçi bir seçenek olabileceğini ortaya koyuyor.
Akademi ile sanayi arasındaki kopukluğu kapatmayı hedefleyen bu model, yalnızca bir ürün geliştirmekten öte; üniversiteler, üreticiler ve sektör paydaşları arasında yeni bir iş birliği modeli sunuyor.
Çalışmanın herhangi bir büyük yatırım olmadan, gönüllülük ve ortak üretim yaklaşımıyla geliştirilmiş olması da dikkat çekiyor.
Bu yaklaşım aynı zamanda sıfır atık hedefleriyle doğrudan örtüşerek, yalnızca atığı azaltmayı değil, atığı kaynağında ortadan kaldırmayı amaçlayan yeni bir üretim paradigmasına işaret ediyor.
Ürün ne? Nasıl çalışıyor?
Oxford Üniversitesi’nden multidisipliner ekibin geliştirdiği malzemeler, alışılmış "çevreci ama zayıf" ürün algısını kırıyor.
Geliştirilen ürünlerin çıkış noktası ise somut bir problem: Özellikle tarım ve bahçecilikte kullanılan ve büyük ölçüde geri toplanmayan plastikler.
Bu kapsamda ekip, tamamen doğal hammaddelerden üretilen ve kullanım sonrası doğrudan toprağa karışabilen yeni nesil bir saksı geliştirdi.
Korkmaz, ürünü şu sözlerle anlatıyor:
Dışarıdan bakıldığında plastikten hiçbir farkı yok. Aynı esneklik, aynı dayanıklılık… Ama işiniz bittiğinde toprağa gömüyorsunuz ve tamamen yok oluyor. Yani plastik gibi kullanılıyor. Ama plastik gibi kalmıyor.
Şeker kamışı, kahve atığı ve benzeri biyolojik atıklardan üretilen bu malzemeler, kullanım sırasında 1–1,5 yıl boyunca dayanıklılığını korurken, toprağa gömüldüğünde yine benzer bir süre içinde tamamen çözünerek doğaya karışıyor.
Bu yönüyle ürün, "geri dönüşüm gerektiren biyobozunur" çözümlerden ayrışıyor. Toplanması ya da özel tesislerde işlenmesi gerekmiyor; doğrudan toprağa karışabiliyor. Bu da maliyet ve lojistik açısından önemli bir avantaj sağlıyor.
"Geri dönüşüm sandığımız kadar çözüm değil"
Bugüne kadar çözüm olarak sunulan geri dönüşüm sistemi de bu tartışmanın merkezinde.
Korkmaz’a göre sistem göründüğü kadar etkili değil:
Geri dönüşüme giden plastiklerin büyük kısmı aslında geri dönüştürülmüyor. Sonunda yine doğaya karışıyor. Bu nedenle yeni yaklaşım radikal bir adım oluyor. Plastiği kurtarmak değil, tamamen ortadan kaldırmak.
Nitekim yalnızca İngiltere’de yılda yaklaşık 500 milyon plastik saksı kullanıldığı ve bunların yüzde 95’inin geri dönüştürülmediği belirtiliyor. Bu tablo, sorunun ölçeğini ortaya koyarken, alternatif çözümlerin neden kritik hale geldiğini de gösteriyor.
"En büyük engel maliyetti, onu kırdık"
Ancak bu dönüşümün önündeki en büyük duvar ekonomi.
Korkmaz, sürecin en zor kısmını şöyle anlatıyor:
İlk başta bu ürünler plastikten 10 kat daha pahalıydı. Bu yüzden kimse kullanmak istemiyordu. Ama yaptığımız çalışmalarla bu farkı 2–3 kat seviyesine indirdik. Bu farkın kapanmasıyla birlikte kritik eşik aşılmış olabilir. Çünkü sanayi için asıl soru şu: Çevreci mi, ucuz mu? Artık cevap ikisi birden olabilir.
Mikroplastikler sofraya kadar geliyor
Sorunun en çarpıcı boyutu ise görünmeyen tarafı.
Korkmaz, özellikle tarım alanına dikkat çekiyor:
Tarımda kullanılan plastikler doğada kalıyor, parçalanıyor ve mikroplastiklere dönüşüyor. Sonra bu mikroplastikler doğrudan gıdaya karışıyor. Yani mesele sadece çevre değil, sağlık. Bu durum yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda halk sağlığı açısından da giderek büyüyen bir risk olarak değerlendiriliyor.
"Bu bir tehdit değil, fırsat"
Plastikten çıkış, sanayi için büyük bir risk gibi görülse de Korkmaz bu algının yanlış olduğunu söylüyor:
Bu üreticiler için bir tehdit değil. Aynı makineler kullanılabiliyor. Sadece petrol bazlı ham madde yerine doğal bazlı ham maddeye geçiliyor. Yani devrim gibi görünen değişim. Aslında düşündüğümüz kadar zor değil. Bu da dönüşümün yüksek maliyetli bir altyapı değişimi gerektirmeden, mevcut üretim hatları üzerinden gerçekleştirilebileceğini ortaya koyuyor.
Türkiye için kritik moment
Türkiye, bu dönüşümün merkezinde olabilir.
Hem güçlü bir üretim altyapısına sahip hem de Avrupa’nın plastik regülasyonlarından doğrudan etkileniyor.
Korkmaz bu durumu şöyle özetliyor:
Türkiye ciddi bir plastik üretim merkezi. Ama yeni vergiler ve düzenlemeler sanayiyi dönüşüme zorluyor. Bu da büyük bir fırsat. Türkiye’de pilot uygulamalar için hazırlıklar sürüyor.
Türkiye’de hem ambalaj hem otomotiv hem de tarım sektörlerinde pilot çalışmaların gündemde olduğu, farklı sektörlerle test süreçlerinin başlatıldığı ifade ediliyor.
Uzmanlara göre bu tür çözümler yalnızca tek bir ürünle sınırlı kalmayıp, ambalajdan otomotive, gıdadan lojistiğe kadar geniş bir üretim ekosistemine yayılma potansiyeli taşıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish