CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 25. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor.
Dün savunmasına başlayan İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu, bugün savunmasına kaldığı yerden devam etti.
Karaoğlu, iddianamede yer alan "yönlendirme" ve "talimat" iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek, ruhsat süreçlerinin tamamen teknik ve mevzuata bağlı şekilde ilerlediğini vurguladı.
Elçin Karaoğlu, Ekrem İmamoğlu hakkında ileri sürülen iddialara ilişkin savunmasında, belediye başkanının bu tür teknik süreçlere müdahalesinin mümkün olmadığını söyledi. Karaoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı talimat verse dahi, eksik evrak olduğu sürece ruhsat verilmesi mümkün değildir. Böyle bir durumda açıkça ‘Bu evraklar tamamlanmadan bu ruhsatı veremem’ derim. Çünkü bu süreç kişisel değil, tamamen mevzuata bağlı bir süreçtir” ifadelerini kullandı.
“Evrak eksik olduğu sürece dosya ilerlemez. Kim talimat verirse versin sonuç değişmez”
Ruhsat işlemlerinin belirli bir sıra ve teknik denetim mekanizması içinde yürüdüğünü anlatan Karaoğlu, “Evrak eksik olduğu sürece dosya ilerlemez. Kim talimat verirse versin sonuç değişmez. Evraklar tamamlandığında ise süreç zaten bekleme olmaksızın tamamlanır ve ruhsat verilir. Dolayısıyla ‘talimatla hızlandırıldı’ iddiası hem teknik hem de hukuki olarak mümkün değildir” dedi.
Karaoğlu, Ekrem İmamoğlu ile bu tür işlemler üzerinden birebir bir iletişim kurulmasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek, “Benim gidip Sayın Başkan’a ‘burada bir güçlendirme ruhsatı var’ demem söz konusu olamaz. Böyle bir durumda Sayın Başkan bana ‘Bunu bana niye söylüyorsun, mevzuata göre gereğini yap’ der. Bu tür teknik işlemler ilgili birimlerin sorumluluğundadır” diye konuştu.
İddianamede yer alan etkin pişmanlık beyanlarına da değinen Karaoğlu, Yakup Öner’in ifadesinde Avni Çelik ile doğrudan görüştüğünü söylediğini, Avni Çelik’in de bu görüşmeyi doğruladığını hatırlattı. Karaoğlu, “Her iki beyan da temasın Yakup Öner üzerinden kurulduğunu açıkça ortaya koyuyor. Buna rağmen benim yönlendirme yaptığım iddiası ileri sürülüyor. Bu iddianın hangi somut delile dayandığını anlamıyorum ve kesin olarak reddediyorum” ifadelerini kullandı.
"Bir dosya Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde bekliyorsa bunun sebebi evrak eksikliği ya da teknik inceleme sürecidir"
Dosyalar için talimat verildiği iddialarını yanıtlayan Karaoğlu, "Bir dosya Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde bekliyorsa bunun sebebi evrak eksikliği ya da teknik inceleme sürecidir. Bu aşamada hiçbir talimat süreci hızlandıramaz. Evrak tamamlanmadan işlem yapılması zaten hukuken mümkün değildir" dedi.
Savunmasında, Göksu Deresi çevresinde yürütülen çalışmaları anlatan Karaoğlu, söz konusu sürecin tekil bir işlem değil, kapsamlı bir kentsel rehabilitasyon ve tasarım projesi olduğunu ifade etti. Karaoğlu, Ekrem İmamoğlu’nun bu projeye ilişkin vizyon ortaya koyduğunu ve bazı toplantılara başkanlık ettiğini, ancak teknik uygulamaların ilgili birimler tarafından yürütüldüğünü söyledi. Elçin Karaoğlu, "Sayın Başkan, Göksu Deresi ile ilgili, ‘Bu alan bu şekilde kalamaz, burayı düzenlememiz gerekir’ diyerek sürecin başlatılmasını istemiştir. Ancak bu, teknik işlemlere müdahale anlamına gelmez. Projenin yürütülmesi Boğaziçi İmar Müdürlüğü başta olmak üzere ilgili daire başkanlıklarının sorumluluğundadır" diye konuştu.
Elçin Karaoğlu, projenin kapsamına ilişkin detaylar paylaşarak, dere hattı boyunca kaçak yapılaşma, çevre kirliliği, işgaller ve plansız kullanım gibi sorunların tespit edildiğini, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Etüt ve Projeler, Fen İşleri, Kültür Varlıkları, İSKİ ve Çevre Koruma birimleriyle birlikte kapsamlı çalışmalar yürütüldüğünü ifade etti.
Hazırlanan teknik çalışmalarda, kaçak yapıların yıkımı, kamulaştırma süreçleri, kıyı kullanım düzenlemeleri ve rekreasyon alanlarının oluşturulmasına yönelik alternatiflerin geliştirildiğini aktaran Karaoğlu, "Plan paftaları, mülkiyet paftaları, halihazır haritalar ve tapu bilgileri üzerinden kapsamlı bir analiz yaptık. Sahada defalarca teknik incelemeler gerçekleştirildi" dedi. Göksu Deresi projesinin uzun yıllara yayılan sorunları çözmeyi amaçladığını vurgulayan Karaoğlu, 30-40 yıldır biriken mülkiyet ve imar sorunlarının kısa sürede çözülmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle sürecin adım adım ve kararlılıkla ilerletildiğini söyledi.
“Mürdüm” iddiasına yanıt: Amaç, bölgenin tamamını kamu yararına uygun hale getirmektir
Mürdüm isimli işletmeye ilişkin iddiaların da bağlamından koparıldığını belirten Karaoğlu, söz konusu alanın tekil bir yapıdan ibaret olmadığını, dere hattının tamamını kapsayan bütüncül bir planlama yapıldığını söyledi. Karaoğlu, “Mesele sadece bir işletmenin yıkımı değildir. Dere hattının girişinden denize kadar olan tüm alanı kapsayan bir rehabilitasyon çalışması yürütülmüştür. Amaç, bölgenin tamamını kamu yararına uygun hale getirmektir” dedi.
"Ben bunları hak edecek bir şey yapmadım"
İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı:
Haksız bir kazanç elde etmediğim gibi kimsenin etmesine de yardım etmedim. Hiçbir eksiğimiz, hiçbir ihmalimiz, başımızı öne eğebilecek hiçbir kusurumuz yok çok şükür. Hakkımdaki suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum, 26 yıllık meslek hayatımda suç teşkil edecek bir şeyin içinde olmadım. Ne yazık ki 1 yıldır özgürlüğümden mahrumum. Yaşadığımız süreç her şeyden önce, benden de önce ailemi sevdiklerimi mağdur eden bir sürece döndü. Ben bunları hak edecek bir şey yapmadım, tutukluluk sürecimin bir an evvel son bulmasını talep ediyorum.
"Siyaset değil, adeta bir saray entrikası hikâyesi yazıldı"
Duruşmada savunma yapan İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, cezaevindeyken kaleme aldığı "Yargı Silahı" adlı kitabında anlattığı Brezilya'daki "lawfare" sürecini örnek verdi. Brezilya Devlet Başkanı Luiz İnacio Lula da Silva hakkında yürütülen yargı sürecini ayrıntılı şekilde anlatan Pehlivan, bu sürecin İBB dosyasıyla benzerliklerine dikkati çekti.
Pehlivan, Lula örneğinin yalnızca tarihsel bir vaka olmadığını, aynı yargı yöntemlerinin farklı ülkelerde benzer biçimlerde uygulandığını göstermek açısından önemli olduğunu ifade etti. Avukat Mehmet Pehivan, şöyle konuştu:
Daha anlaşılabilir olması açısından yargının tüm bu yöntemleri kullanarak adeta bir silaha dönüştüğü en ünlü davayı, şu an Brezilya Devlet Başkanı olan Lula da Silva vakasını kısaca anlatmak gerekir. Lula’nın maruz kaldığı yargı sürecinin siyasi bir komplo olduğu bugün artık herkes tarafından bilinen, kabul edilen bir gerçektir. Brezilyalı bir siyasetçi olan Lula, 2002 yılında büyük bir destekle Brezilya Devlet Başkanı seçildi ve 2010 yılına kadar iki dönem bu görevi sürdürdü. Ancak 2016 yılında Lula, 2018 yılında yapılacak Başkanlık seçimlerinde yeniden Devlet Başkanlığına aday olacağını ilan etti. Adaylık ilanından hemen sonra Lula'ya yönelik bir yargı kuşatması başlatıldı. Bu kuşatma öyle büyüdü ki 2016 yılı Mart ayında, Yargıç Sérgio Moro, yolsuzluk soruşturması kapsamında Lula’nın yüzlerce polis eşliğinde gözaltına alınmasına karar verdi. Lula’ya yöneltilen suçlamalar neydi?
Lula'ya isnat edilen ilk suçlama Brezilya'da 'üç villa davası' olarak anılmaktadır. Evet, üç villa davası! İddiaya göre Lula, kamu ihalelerinden elde ettiği suç geliri karşılığında üç villa almış. İnanılır gibi değil… Suçlama tanıdık geldi mi? Merak edenler için hemen söyleyeyim bu suçlamanın siyasi bir komplo olduğu ispatlandı. Lula’ya yöneltilen bir diğer suçlama, mensubu olduğu Brezilya İşçi Partisi’ni yolsuzluk gelirleriyle kontrol ettiği ve perde arkasından yönettiğidir. Evet, sahiden bu suçlama yöneltildi, üyesi olduğu partiyi 'içeriden ele geçirme' planı yaptığı ileri sürüldü. Sandıkta kazanmak kâfi görülmedi, bir de perde arkasında taht kurduğu iddia edildi. Siyaset değil, adeta bir saray entrikası hikâyesi yazıldı. Lula'nın oğlu da suçlamalardan nasibini aldı. Oğul Luis'e yöneltilen suçlama da tanıdık. Luis'in kurduğu şirkete yatırdığı para suçlama konusu yapıldı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
"Lula’ya karşı yürütülen soruşturmayı, ‘yüzyılın en büyük yolsuzluk soruşturması’ olarak tanımladı"
Gelelim Lula'nın avukatına… Evet ona da suçlama yapıldı, o da tutuklandı. Avukatının ne için suçlandığını tahmin etmek ister misiniz? Lütfendeneyin, tahmin etmesi zor değil. Neyse, ben söyleyeyim. Avukat, itirafçının birine baskı yaptığı iddiasıyla tutuklandı. Tam şu an herkesin aklına gelen o soruyu biliyorum. Lula’nın diplomasının akıbetini? İptal ettiler mi? Merak edenleriniz için cevaplayayım. Lula’nın diplomasını iptal etmemişler. Daha doğrusu Lula’nın üniversite diploması Yokmuş. Olsaydı ederler miydi? Yoksa, yok yahu, o kadarı da kör göze parmak sokmak olur mu derlerdi bilemiyorum.
Lula’ya, hakaret, ihale, rüşvet, kara para gibi konuları içerir 20’den fazla suçlama yapıldı. Son suçlamaysa, Lava Jato operasyonunun savcısı Delta Dallagnol tarafından bir basın toplantısıyla duyuruldu. Dallagnol, düzenlediği basın toplantısında kamuoyuna Lula’yı bir suç örgütünün lideri olarak tanıttı. Ve Lula hakkında ‘suç örgütü kurmak ve yönetmek’ suçlamasında bulundu. Hem suçlama hem masumiyet karinesini hiçe sayan suçlu ilanı da ne kadar tanıdık. Öyle değil mi? Savcılar suçlama yaparken Yargıç Sérgio Moro da basına verdiği demeçte, Lula’ya karşı yürütülen soruşturmayı —aynen aktarıyorum— ‘yüzyılın en büyük yolsuzluk soruşturması’ olarak tanımladı.
"Aşırı sağcı Bolsonaro ilk iş olarak, Lula’ya yönelik yargı taarruzunu yöneten Yargıç Sergio Moro’yu Adalet Bakanı atadı..."
Hazır olun inanmayacaksınız ama Lula’ya 'ahtapot' da dediler. Ülkeyi ele geçirmek için kollarını devletin her kurumuna, her ihaleye, her karar mekanizmasına uzatan karanlık bir yaratık gibi anlattılar onu. Her kolunun bir kurumu sardığını, her hamlesinin gizli bir planın parçası olduğunu iddia ettiler. Bir siyasetçiyi yargı eliyle seçim arenasından çekmeleri yetmedi, onu insan olmaktan çıkarıp bütün ülkeyi saran bir ahtapota dönüştürdüler. Suçlamaların zamanlamasının, suçlamaların ne olduğunun, süreci yöneten yargı aktörlerinin basın demeçlerinin bizim yaşadığımız süreçle eşsiz bir benzerlikte olduğunu anlattım. Ama benzerlikler bununla sınırlı değil. Peki, Lula’ya yöneltilen suçlamaların dayanağı neydi? Ona da bakalım. Belki o da benzerdir. Suçlamaların dayanağı mali raporlar mıydı? Fiziki-teknik takip tutanakları mıydı? Hayır bunlar değildi. Suçlamaların dayanağı maddi deliller değilse neydi? Hepimizin tahmin ettiği gibi, itirafçı beyanlarıydı. Lula ve arkadaşları yalnızca itirafçı beyanlarıyla suçlandılar. Yargıç Sergio Moro, yalnızca itirafçı beyanlarıyla Lula’yı yargıladı ve mahkum etti. Ve Lula, 2018’de yapılan seçimlere katılamadı. Seçimleri Trump’ın desteklediği aşırı sağcı Bolsonaro kazandı. Bolsonaro ilk iş olarak, Lula’ya yönelik yargı taarruzunu yöneten Yargıç Sergio Moro’yu Adalet Bakanı atadı...
"Günün sonunda bütün yargı sürecinin siyasi bir komplo olduğu ortaya çıktı"
Binlerce kilometre uzakta yaşanan bir süreç nasıl ve ne kadar tanıdık değil mi? Karl Marx 'Anlatılan senin hikayendir.' Der Horatius’tan alıntı yaparak. Benim de anlattıklarım herkesin hikayesi. Burada olanlarla az önce anlattıklarım arasındaki bağı görmek için büyük bir sezgiye, derin bir teoriye ya da karmaşık analizlere ihtiyaç yok. Bazen benzerlikler o kadar çıplaktır ki, inkâr etmek için özel bir çaba gerekir. Brezilya’da enseyi karartmayanlar çok zaman geçmeden bir avuç azınlığın yargıyı ele geçiremediğini gördüler. Brezilya Yüksek Mahkemesi, Sérgio Moro’nun Adalet Bakanı olarak atanması hakkında bu atamanın, Lula’ya karşı yürütülen yargısal sürecin bir ‘ödülü’ niteliği taşıdığına karar verdi. Bu yüksek mahkeme kararının öncesine geri döneyim. Evet, Moro Adalet Bakanı oldu. Fakat Emile Zola’nın dediği gibi 'gerçek yürüyordu'. 2019 yılında The Intercept Brasil gazetesi tarafından bir yazı dizisi yayımlandı. Yazı dizisinde Yargıç Sergio Moro ve Lava Jato savcıları arasındaki yazışmalar ifşa edildi. Bu yazışmalarda bizzat yargıç ve savcıların Lula’ya komplo kurduklarının itirafı ve belgeleri vardı.
Neler vardı sayalım:
Savcılar ve bağımsız olması gereken yargıçlar arasında koordinasyon olduğunun ispatı vardı. Savcıların soruşturma stratejilerini Sergio Moro’yla birlikte kararlaştırdıklarının ispatı vardı. Tanıkların savcılar tarafından nasıl yönlendirildiğinin, baskı kurulduğunun ispatı vardı. Medyaya bilgi ve belge sızdırıldığının ispatı vardı. Savcıların Lula’nın masumiyetinin farkında olduklarını ifade eden mesajları vardı. En önemlisi de gözaltına almaların, tutuklamaların, malvarlığına el koymaların kişileri 'diz çöktürmek' ve itirafa zorlamak amacıyla işkence olarak kullanıldığının ispatı vardı. Günün sonunda bütün yargı sürecinin Lula’nın seçimlere katılmasını engellemek amacıyla bir grup yargı mensubu organizasyonuyla gerçekleştirilen siyasi bir komplo olduğu ortaya çıkmıştır.
"Gerçekler ortaya çıktı mahkumiyet kararları bozuldu"
Gerçeklerin ortaya çıkmasıyla birlikte verilen bütün mahkumiyet kararları da bozuldu. Mendes isimli Yüksek Mahkeme hakimi, kurulan düzene katılmayan ancak kendisi gibi sessiz kalıp alet olan Hakimler için şu sözleri eder, 'Bu büyük bir yüz karası ve biz bunun bir parçası olduk. Bu insanların suç ortağıyız. Bu itirafları biz geçerli saydık. Buna katılan herkesin başarısız olduk demesi gerekir.' Yüksek Mahkemenin verilen mahkumiyeti bozma kararından bir cümleye yer vermek isterim, '... suç isnat eden savcılık makamı, bizzat suç teşkil eden davranışlara yönelmiştir.'
Nihayetinde yolsuzlukla, rüşvetle, kara parayla suçlanan, hapsedilen, mahkum edilen Lula da Silva, 2022 yılında Brezilya halkının yarısından fazlasının oyunu alarak Brezilya Devlet Başkanı seçilmiştir. Halen görevinin başındadır. Brezilya örneğiyle birlikte yargı silahının pratik karşılığını anlatmış oldum.
"Bu iddianamenin yazarlarının işlediği suçları teşhir edeceğim"
Avukat Mehmet Pehlivan, artık bu yargı stratejisinin ve taktiklerinin, bu dosyadaki karşılığını da anlatacağını belirterek, "Ortaya atılan iddiaların sahteliğini ortaya çıkarmakla kalmayacağım bu iddianamenin yazarlarının işlediği suçları da teşhir edeceğim. Sözüm bittiğinde, dünya ve ülke tarihindeki siyasi hesaplaşmaların mahkemeler önünde görülme örneklerinin birebir mahkemeniz dosyasına uygulandığını göreceğiz. Bu dosyayı kurgulayanlar biricik ve özel değil. Tarihin bakiyesindeki tüm suçları, tüm yasak usulleri ve hukuk ihlallerini heybelerine atarak bu dosya üzerine boca ettiler" dedi.
ANKA