CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ara seçim gündemiyle çıktığı siyasi parti turu kapsamında Gelecek Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret ederek, Genel Başkan Ahmet Davutoğlu ile görüştü.
Özel ve beraberindeki heyeti Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu kapıda karşıladı.
Saat 14.00 itibarıyla başlayan görüşme yaklaşık bir buçuk saat sürdü. İki lider görüşmenin ardından ortak basın açıklaması düzenledi.
Özel, şunları kaydetti:
Sayın Başbakanımıza öncelikle İran’da yaşananlarla ilgili, ki bazen kendisinin liderlik ettiği uluslararası topluma çağrı yapan yaklaşımlarla meseleyi sürekli gündemimizde tutuyoruz. İlk günlerde yapılan hava saldırısında hayatını kaybeden kız çocuklarıyla ilgili kendisinin liderliğinde başlatılan imza kampanyasında birlikte çalışmıştık. Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem bu konudaki düşüncelerini, yaklaşımlarını, Başbakan’ın kıymetli analizlerini karşılıklı ifade etme ve dinleme fırsatı oldu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ekonomi Eşgüdüm Konseyi var. Merkez Yönetim Kurulumuzda ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde görev almış 11 ekonomist arkadaşımızın İran’da yaşananlarla özellikle petrol fiyatlarında artışın tetiklediği, enerji maliyetlerine yönelik yapmış oldukları çalışma var. Hem kırılgan grupları nasıl koruyacağımızı, hem Türkiye’nin kalkınmasına sekte vurabilecek olan olağandışı duruma karşı nasıl tedbirler alınması gerektiğini öneren acil eylem planımız vardı. Çalışmamızı kendilerine arz ettik.
Konu Siyasi Ahlak Yasası, siyasetin finansmanı noktasına gelince Başbakanı anmadan bahsi açmıyoruz. Sayın Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde çok kritik bir süreç yaşandı. O günlerde Türkiye’nin serbest dolaşımını, vizesiz Avrupa’yı mümkün kılacak birtakım çalışmalar yürütülüyordu. Zaten orada Türkiye’nin önündeki ajandadaki dört eksikten biri Siyasi Ahlak Yasası’ydı. Kendisi orada son derece kararlı bir tutum gösterdi. Çok kararlılıkla bu konuda bir çalışmayı yürüttü. O gün Adalet ve Kalkınma Partisi içindeki farklı görüş ayrılıklarına karşı kendisinin ve ekibinin kararlı duruşunu izledik. Sonrasında Erdoğan’ın konuya gösterdiği tepki ve devamında yaşananlar… O gün tarafsız olan Cumhurbaşkanı’nın, tamamen hepimize eşit mesafede olması gereken Sayın Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi siyasetine, Genel Başkanı’na ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na karşı giriştiği adeta bir darbe girişiminin Türkiye’ye neler kaybettirdiğini hep birlikte yaşadık. O günlerden bugünlere siyasete ‘Bu kanun çıkarsa il, ilçe başkanı bulmakta zorlanırız’ sözü de ya da sevk edilmiş kanun için o gün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Meclis’teki başkanvekiline Sayın Erdoğan’ın ‘Benden habersiz kanun mu yapıyorsunuz?’ tepkisi hepimizin malumunda, bilgisinde olan bir mevzu.
"Kendileri dışında herkesi kirli ilan ediyorlar"
Sayın Davutoğlu’nun o dönemde üstlendiği sorumluluk, yaptığı liderlik ve aldığı risklerin, hatta haddim olmayarak ifade edeyim ki ödediği bedelin hepimiz şahidiyiz. O yüzden Türkiye’de Siyasi Ahlak Yasası’ndan korkan bir anlayış, ona direnen bir anlayış, ona karşı bu yaşananları hayata geçiren bir anlayış bugün bize siyasi ahlak konusunda ahkam kesip, kendisi dışındaki herkesi kirli ilan ediyor. Bugün Genel Başkanımız, değerli heyetine de arz ettiğimiz gibi hem siyasi partilerin liderlerini, yöneticilerini, bakanları, Cumhurbaşkanı’nı ve tüm belediye başkanları ile belediye meclis üyelerini kapsayacak şekilde, hem kamuoyuna açık şekilde mal varlıklarını ifade ettikleri, edindikleri mal varlıklarını nasıl edindiklerini izah edebildikleri, siyasetin finansmanının şeffaf olduğu, kamu görevi yapan birisine veya bir siyasetçiye verilen bir hediyenin dahi hangi sınırlar içinde kabul edilip hangi muameleye tabi tutulacağının netleştirileceği, Greco kriterlerini kapsayan ve hatta aşan bize yakışır bir Siyasi Ahlak Yasası çıkarılmasını bekliyoruz. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak sorumluluk ve inisiyatif almaya hazırız. Tüm Genel Başkanlara bunu ifade ediyoruz ama Sayın Davutoğlu’nun özel durumunu da bir kez daha kendisinin huzurunda ifade etmeyi bir borç bilirim.
Tabii birçok farklı konuları da değerlendirme imkanı oldu. Sonuçta hepimiz gücümüzü milletten alıyoruz. Milletin yetki vermediği hiç kimse bulunduğu makamda iddia sahibi olamaz. Ya da partilerdeki görevlerimiz de üyelerimizden başlayarak en tepeye kadar gelen seçimler yoluyla oluyor. Bu yüzden sandık ana belirleyici. Ancak karşılıklı olarak teyit ettiğimiz gibi maalesef şöyle bir sistemin içindeyiz. ‘Sen birini seçeceksin, sonra kenara çekileceksin. Beş yıl boyunca denetimsiz, dengesiz ne isterse birisi yapacak. Beş yıl sonra bir kez daha sandık gelecek. Bunun dışında hiçbir şeye karışmayacaksın.’ Demokrasi böyle bir şey değil. Demokrasi, seçilenlerin demokratik ve hukuka uygun yönetilip yönetilmediklerinin her an denetlendiği, her an hesap sorulabilen, özellikle parlamento zemininde soru önergeleriyle, gerektiğinde verilebilecek gensoru önergeleriyle, hesabı veremeyen bakanın gidip yerine yenisinin geldiği, hesap veremediğinde hükümetin düşebildiği ama milletin ve temsilcilerinin her zaman söz sahibi olduğu rejimin adıdır. İşte buna yönelik olarak çok yönlü siyasi, hukuki görünüm altındaki siyasi saldırıların yarattığı iklimde biz Sayın Erdoğan’a hem erken seçim için ‘Gelin, sandığı koyun. Millet vazife verirse beş yıl daha yönetin. Ama millet memnun değilse artık görevi burada bırakın da’ dedik.
Yerel seçimlerle ilgili de ‘Siz genel seçimleri öne alıyorsanız iki yıl önce büyük bir zafer elde ettiğimiz yerel seçimleri de öne alabiliriz’ diye söyledik. Ayrıca iradelerinin sakatlanmasından çok rahatsız şehirler; Adana, Antalya, Aydın, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde ‘Karşılıklı belediye meclis üyelerimizi istifa ettirelim. Gelin, seçimleri yenileyelim. Hepsini biz kazandık. Siz milli iradeye çökmeye çalışıyorsunuz. Gelin sözü, sözün esas sahibi millet söylesin’ diye de söyledik. Bunların hiçbirisine karşılık alamadığımız noktada artık anayasanın verdiği bir imkanı da konuşmak istedik. O da anayasanın 78’inci maddesinin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde boşalan milletvekillikleri yerine ara seçim yapılır’ hükmü. ‘Ara seçim genel seçimin üzerinden 30 ay geçmedikçe yapılmaz. Son bir yılda yapılmaz’ diyor. Eskiden dört yıla indirdiğinde Adalet ve Kalkınma Partisi seçimleri, fiili olanaksızlık vardı. Şimdi yine beş yıl. 1960’tan beri yapıla gelmiş ve o günden bugüne kadar ne Demirel’in, ne Ecevit’in, ne Özal’ın, ne Erbakan’ın kaçmadığı ara seçimden kimsenin kaçamayacağını söyledik. Bu ara seçim için de bir adım atılması gerektiğini söyledik.
"Karmaşık hale getiren Sayın Kurtulmuş’un ses çıkarmaması"
Burada tartışmalı alan Hatay. Hatay’ın milletvekili haksız yere, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına aykırı şekilde içeride tutuluyor. Bugün ‘O konuya girmeyin, karmaşık’ diyor. Karmaşık hale getiren Sayın Numan Kurtulmuş’un anayasanın ‘Anayasa Mahkemesi kararları kesin bağlayıcıdır’ hükmüne rağmen ve ona göre yemin ettiğimiz halde ona uyulmamasına ses çıkarmaması. Anayasa Mahkemesi bu konuda bir karar daha aldığı halde, üstüne düşeni yapıp Can Atalay’ı Meclis kütüğüne kaydetmemesinden kaynaklanıyor. Durum karmaşık değil. Durumu karmaşık hale getiren maalesef Sayın Başkan’ın tutum almaması meselesi. Eğer siz ‘Hatay dolu’ diyorsanız, ki ara seçim bize bunu sorgulama imkanı verecek. O zaman çağırın gelsin Can Atalay görevini yapsın. Yok, ‘Hatay boş’ diyorsanız Hatay’da milletvekili adayımız yok, Hatay kendi referandumunu yapar. Can Atalay gelsin mi gelmesin mi diye. Biz orada Hatay'ın ki Türkiye’ye katılımını bile sandık yoluyla yapmış bir cumhuriyeti lağvedip, feshedip anavatana katılmış Hatay’ın o günkü sözü ne kadar kıymetliyse, bugünkü sözü de o kadar kıymetli olacaktır değerlendirmesinde bulunduk.
Ayrıca ben bir fikrimi izah ettim Sayın Başbakan da bu konuda beni cesaretlendirdi. Örneğin ara seçim yapıldığında yani biz hepimiz ‘Aman koşalım, orayı alalım burayı alalım’ diye değil, örneğin Kocaeli, rahmetli Hasan Bitmez’den, kürsüde Filistin için konuşan Hasan Bitmez’den boşaldı. Mesela biz orada iktidarın adayına karşı gösterilecek olan adayın tek adayın Saadet Partisi tarafından Hasan Bitmez’in hatırasına saygı gereği belirlenmesini ve oralarda seçime girmeyi düşünmeyiz. Ama ara seçim yapılmalı ve Saadet Partisi Hasan Bitmez’in yarım kalan sözünü, Filistin adına sürdürecek bir vekili Kocaeli halkına seçtirmelidir diye değerlendiriyoruz. AK Parti bu kadar sandıktan korktuğuna göre demek ki milleti bu kadar kızdırmış. Ve bir seçimden bu kadar kaçmak, bu yaklaşık 85 yıldır ara seçimlerden açıkça kaçan ilk lider olma, ilk Genel Başkan olma sıfatını Sayın Erdoğan’ın sırtına yükler, ki bu demokrasilerde taşınacak bir yük değildir."
"Allah ıslah etsin"
Açıklamanın ardından basın mensuplarınca Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde seçilen AK Partili Belediye Başkanvekilinin açıklamasının sorulması üzerine Özel, "Eğer Bursa iki oydan birini vererek Mustafa Bozbey’i seçmiş, Adalet ve Kalkınma Partisi yıllar sonra Bursa’da yüzde 30’lara gerileyip seçim kaybetmiş, Mustafa Bozbey’i sekiz yıl geriye gidip 12 yıllık bir suçlamaya tutuklayıp da belediye meclisi içinden seçilmeye ‘Millet iradesi tecelli etti’ diyorsa Allah ıslah etsin demekten başka bir şey gelmiyor elden, Allah ıslah etsin” dedi.
"AK Parti - CHP’nin mutabakatıyla Siirt’te bir ara seçim yapılma imkanı yaratıldı"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı'nın "Cumhurbaşkanının ara seçimle seçilmişliği söz konusu değil" sözlerine yanıt veren Özel, şunları kaydetti:
Ben bugün Sayın Dervişoğlu ile görüştükten sonra ayrılırken burada da ifade ettiğim gibi Sayın Erdoğan’ın yapılan bir ara seçimle milletvekili olduğunu ve Başbakanlık kazandığını ifade etmiştim. Demiş ki ‘Genel Başkanımız ara seçimle gelmedi, Siirt seçimlerinin yenilenmesi ile geldi.’ Aslında Sayın Hayati Yazıcı bana ‘Bu kırmızı kitabı en iyi sen biliyorsun’ diye söylediğinde, hep söylerdi, boşuna söylemiyor. Ben kendisinin o bana yaptığı iltifatı sadece kendisine hatırlatıyorum. Yoksa haddime değil bu kırmızı kitabı en iyi bilmek ama. Kırmızı kitabın 78’nci maddesinin üçüncü fıkrası 27 Aralık 2002 günü değişti efendim. Yani ara seçim maddesine şu fıkra eklendi. Siirt seçimlerinin iptali ile birlikte, AK Parti ve CHP oylarıyla. ‘Yukarıda yazılı hallerden ayrı olarak bir ilin veya seçim çevresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde üyesinin kalmaması halinde boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk pazar günü ara seçim yapılır.’ Bu madde Siirt seçimlerinin iptali üzerine AK Parti - CHP’nin mutabakatıyla ve referanduma gerek kalmayacak şekilde anayasanın 78’nci maddesine eklenip, ara seçim hükmüne son madde yapılıp Siirt’te bir ara seçim yapılma imkanı yaratıldı. O ‘Siirt seçimleri iptal oldu, biz girdik’ diyor ama o noktada bu maddenin hangi tarihte ve hangi mutabakatla eklendiğini kendisine hatırlatırım.
"Bu mesele bir İran-İsrail / İran-Amerika meselesi değildir, hepimizin kaderini ilgilendiriyor"
Davutoğlu, ABD/İsrail-İran savaşında tarafların iki haftalık ateşkes anlaşmasına ilişkin, şunları söyledi:
15 günlük süre kimseyi rahatlatmamalıdır, rehavete sürüklememelidir. Ben, böyle süreçlerin nasıl sabote edildiğini tecrübelerimden biliyorum. Onun için Pakistan’ı, kardeş ülkemizi tebrik ediyorum. Olağanüstü diplomatik başarı sağladılar. Pakistan’ı yalnız bırakmamak lazım, Pakistan’a destek olmak lazım. Benim önerdiğim; Türkiye, Pakistan, Malezya ve Endonezya’dan oluşan bir dörtlü… Hem bu süreci desteklemek üzere devreye girmesi hem özel bir misyonla, gerektiğinde Hürmüz Boğazı’na bir deniz görev gücü göndermesi; İran’la olan ilişkilerindeki güven ve Körfez ülkelerinin duyduğu saygı dolayısıyla, bu dört ülke mümkündür. En önemlisi, bunlarla birlikte Amerika Birleşik Devletleri üzerine baskı yapma kabiliyetine sahip olmalarıdır. Çünkü bu dört ülkeden üçü, Trump’ın çok önem verdiği 'barış kurulu' dediği yapıya katkı vermiş ülkelerdir. Sayın Genel Başkanımızla bunları paylaştık. Bu mesele bir İran-İsrail meselesi değildir; İran-Amerika meselesi de değil, hepimizin kaderini ilgilendiriyor.
Davutoğlu, ekonomiye ilişkin eylem planlarını hatırlatarak, Özgür Özel ve heyetine bu planı ileteceklerini aktardı. Birçok konuda müşterek olduklarını belirten Davutoğlu, "Bundan sonra da halkımızın savaştan daha az etkilenmesi için ne yapmak gerekiyorsa yaparız" dedi.
Davutoğlu, 2016 yılında siyasi ahlak yasasının Meclis'e sunulduğunu anımsatarak, şunları kaydetti
Ve maalesef çıkaramadık. Nisan ayının sonuna doğru, malum beni istifaya götüren bir süreç işledi. Parti kimliklerinden bağımsız olarak, şimdi Türkiye’de siyaset yapmış herkese; AK Partili olsun, Cumhuriyet Halk Partili olsun, hangi görüşten olursa olsun şu soruyu sormanın hakkım olduğunu düşünüyorum. Eğer 10 yıl önce bu kanun çıksaydı ve mal beyanları da dahil olmak üzere uygulansaydı, acaba bugün Türkiye’nin bütün kurumlarına, yerel yönetimlerine ve merkezi yönetimine bir pandemi, bir virüs gibi sirayet etmiş olan bu yolsuzluk dalgası yaşanır mıydı?
Özellikle de AK Parti içindeki değerli dostlarıma hitap etmek istiyorum: Eğer o zaman bu kanunu çıkarsaydık, acaba bugün AK Parti’nin en yumuşak karnı olarak görülen yolsuzluk meselesi yaşanır mıydı? Burada ben tekrar, çok açık olarak, her yerde söylediğim ilkeyi dile getiriyorum: Parti farkı gözetmeksizin, yerel yönetim–merkezi yönetim farkı gözetmeksizin, kim yaptı diye bakmaksızın; yapanın kimliğine, bölgesine, şehrine, yakınlığına bakmaksızın artık Türkiye’de bir siyasi ahlak devrimi yaşatmamız şart. Siyasi ahlak yasası yetmez. Siyasi ahlak reformu da yetmez. Bu son yaşananlardan sonra herkese çağrım: Bir siyasi ahlak devrimini hep birlikte yapalım.
"Ruhsar Pekcan" hatırlatması...
Sayın Genel Başkan doğal olarak ana muhalefet partisi lideri oldu ama kamu gücünü kullanacağı bir süreçten geçmedi. Ama benden başlayarak, herkese açık şekilde bu yapılırsa, gelecek nesillere en büyük mirasımız bu olur. Bir daha gelecek nesiller sabahleyin 'kimin tutuklanacağı' haberiyle kalkmaz. Ya da 'Onlar bu işe bulaştı ama bizimkiler suçsuz, bizimkiler mazur' deyip karşı tarafı suçlayıcı bir gerekçe oluşmaz. Şimdi AK Partili arkadaşlarıma sesleniyorum: Tamam, Cumhuriyet Halk Partisi’nde nerede varsa hepimizin dosyası araştırılsın da, bir taneniz sormaz mı? Pandemi döneminde şirket kurup kendi bakanlığına, eşi üzerinden maske ve dezenfektan satan bakanla ilgili bir soru sormaz mısınız? Ve bu bakanı teşekkür ederek Meclis kürsüsünden uğurladınız. Ben bu konuda ayrım gözetmem. Kim yaparsa bedelini ödemeli. Tam anlamıyla arınmadan Türkiye’de siyasi ahlakı yerleştiremeyiz. Onun için, bu teklif nerede ve kim tarafından gelirse gelsin sonuna kadar arkasındayız. Ben de şahsen, siyasi kariyerimde en çok önem verdiğim bu husus konusunda her türlü mücadeleyi vermeye ve her hesabı kendi çapımda vermeye hazırım. Tam desteğimize sahipsiniz bu konuda.
"Böyle bir teklife karşı çıkmayız"
Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "ara seçim" talebine dair şu ifadeleri kullandı:
Seçimler niçin vardır? Seçim, aşı olmak gibidir. Yani bedeni belli dönemlerde aşılarız ki başka şeylere karşı direnç kazansın. Bu aşıyı belli aralıklarla yaptığınızda o direnci güçlendirirsiniz. Eskiden dört yılda bir seçim olurdu. Hani eski çarpık parlamenter sistem diyeyim; parlamenter sistem değildi o, çarpıktı. O yüzden zaten Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında bir sürü problemler yaşandı. Sadece benimle Sayın Erdoğan arasında değil, daha önce de yaşandı. O sistemde süre dört yıldı. Şimdi beş yıla çıktı. Beş yıl boyunca, bir kere yüzde 1,5 ya da yüzde 0,5 oy farkıyla seçimi kazandığınızda, beş yıl bir daha sınava girmiyorsunuz. Halkın onayı var mı, yok mu diye bir daha sınanmıyorsunuz.
Gençlik yıllarımızdı, çok iyi hatırlıyorum: 14 Ekim 1979. 20 yaşındaydım. Rahmetli Demirel ile rahmetli Ecevit sert bir siyasi rekabet içindeydi ve bir ara seçim yapıldı. Beş milletvekilliği için. Rahmetli Demirel’in 'beş, beş, beş' deyişini hala hatırlarım. Ve o beş milletvekili o günkü siyasi tabloyu etkiledi. Ama diyelim ki o zaman iktidarda olan Sayın Bülent Ecevit kazanmış olsaydı, o da güven tazeleyecekti. Bunda bir yanlışlık yok. Burada sadece bugün için bir ihtiyaç olarak söylemiyorum: 5 yıl, sınamasız bir dönem olarak demokrasilerde çok uzundur. 5 yıl olacaksa, belli aralıklarla halkın önüne gitmek iktidara güç katar. Sayın Erdoğan bunu çok iyi yapardı; takdir etmek gerekir, bir siyasi lider olarak çok başarılıydı. Teşkilatları mobilize ederdi. Şimdi söylüyorum: AK Parti teşkilatlarından şikayetler var. Bir yorgunluk, bir 'metal yorgunluğu' oluştu. Metal yorgunluğunu aşmak için şimdi yedi diyoruz; yedi milletvekilliği için seçim koyun, sandığı kurun. Bir anda AK Parti teşkilatları hareketlenir. Bu size de yarar. Dolayısıyla böyle bir teklif gelmesi halinde biz, hiçbir seçime karşı çıkmadığımız gibi, böyle bir teklife de karşı çıkmayız.
"Can Atalay’ın yeri hapishane değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altıdır"
Sayın Genel Başkan ile içeride güzel bir istişaremiz olmuştu. Benim tek kaygım şuydu: Siyasi görüşüne bakmam; demokratik ilkeler her zaman her şeyden önce gelir. Böyle bir durumda Can Atalay'ın durumu ne olacak diye sordum. Çünkü Can Atalay'ın yerine seçim yapılmasını doğru bulmam. Milli irade tecelli etmiştir. Can Atalay’ın yeri hapishane değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altıdır. Bunu savunmak bir kişiyi savunmak değil; demokrasiyi, milli iradeyi ve hukuku savunmaktır.
Rahmetli Hasan Bitmez ise bizim için bir borçtur. Rahmetli Hasan Bitmez, Orta Doğu’nun felaketlere gittiği ilk günlerde Meclis kürsüsünde son nefesini vermiş bir siyasetçimizdir. Bu da karşılıklı istişarede konuşuldu ve çok güzel bir mutabakat oldu. Daha Sayın Arıkan’la görüşmediler, görüşecekler. Ama kendileri bunu öngördükleri ve kanaatimizi önemsedikleri için teşekkür ediyorum. Eğer böyle bir seçim olursa, Kocaeli’de Saadet Partisi’nden bir adayın ortak aday olarak çıkması mümkündür. Muhtemeldir ki AK Partililer bile Hasan Bitmez’in yerine başka bir adaya oy vermek konusunda ciddi bir vicdani muhasebe yapacaktır. Bu hususların çözülmesi halinde, gelebilecek seçim teklifine biz karşı çıkmadığımız gibi destek oluruz. Tekrar, bu dört konuda da ortak görüşlerimiz olduğu için teşekkür ediyorum.
Davutoğlu'ndan AK Partili Biba'ya "milli irade" yanıtı
Ahmet Davutoğlu, Mustafa Bozbey'in tutuklanması ve görevden uzaklaştırılmasının ardından Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi'nde yapılan oylamada tek aday olan AK Partili Şahin Biba'nın Büyükşehir Belediye Başkan Vekilliğine seçilmesi sonrasında yaptığı, "Millet iradesine saygı, sandıkla oluşan Meclis çoğunluğuna da saygı duymayı gerektirir" açıklamasını da değerlendirdi. Davutoğlu, şöyle konuştu:
Hiç kimse hukuki muafiyete sahip değil; hepimiz yargılanabiliriz. Kesin mahkûmiyet ortaya çıkmadan seçilmiş belediye başkanının görevden alınması doğru değildir, demokratik değildir. Hele bunu 'milli irade' diye tanımlamak gerçekten hazin bir tablo. Milli irade kavramını sulandırmamak lazım. Bir gün lazım olur. Ben o veya bu hukuki bir süreç için kesin bir hükümde bulunmam. Ama kesin hükümde bulunacağım bir husus vardır: O da, yargılaması sürerken seçilmiş bir insanın asla görevinden alınmamasıdır. Seçilmişlik, şüpheden daha önemlidir. O bir şüphe daha; yargı sonunda karar verecek. Ama kesinleşmiş, şüphe olmayan bir gerçek ise o seçimin neticesidir.
Independent Türkçe