TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "ara seçim" tartışmaları ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in kendisinden randevu isteyip istemediği konusunda, "Bana Sayın Özel'den gelmiş böyle bir teklif, randevu talebi yok. Ama biz zaten herhangi bir randevu talebinde bulunan herkesle görüşüyoruz. Türkiye'nin ikinci büyük partisinin Genel Başkanı da ne zaman görüşme talep ederse görüşmemiz en doğal olandır. Bu da saatlerce konuşabileceğim bir konu. Ama bizim, ister Meclis Başkanı olalım hangi pozisyonda olursak olalım bizi bağlayan şey bizim bağlı olduğumuz Anayasa ve Meclis İçtüzüğü'dür. Bu çerçevede ara seçimle ilgili Anayasa ve Meclis İçtüzüğü Meclis Başkanı'na bir inisiyatif bırakmamıştır. Her halükarda bir ara seçimin yapılabilmesi için Meclis Genel Kurulu'nun kararına ihtiyaç vardır. Bu oldukça açık bir konu. Bunun üzerinden herhangi bir siyasi tartışmanın da tarafı olmam" dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Tören Salonu'nda düzenlenen basın toplantısında, İstanbul’da gelecek hafta gerçekleştirilecek Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu’na ilişkin açıklamalarda bulunduktan sonra gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Kurtulmuş, "Türkiye'de 'Meclis işlevsizleştirildi' ya da 'Meclis güçlü mü güçsüz mü' tartışması var. Dünya da bunu yakından izliyor. Bu tartışmalar gündeme, 2018'den bu yana uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile geldi. Şimdi muhalefet diyor ki 'Bir ara seçim şarttır, ara seçim koşulu oluşmuştur. Burada da görev Meclis'indir, Sayın Numan Kurtulmuş'undur.' Siz bütün partilerden bağımsız bir inisiyatif alabilecek misiniz bu konuda, almayı düşünüyor musunuz? Siz bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna şu yanıtı verdi:
Kim diyorsa ki 'Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin hiçbir fonksiyonu yoktur', eksik bilgiyle hareket ediyor. Bakın bu salonda Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, 103 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en önemli sorunu olan terör meselesinin çözülebilmesi için bir komisyon oluşturuldu. TBMM, bünyesindeki partilerin tamamının katılımıyla Türk siyaseti üzerine düşen sorumluluğu üstüne alarak eksiksiz bir şekilde görevini yerine getirerek cümle aleme, dünya ülkelerine de örnek olacak şekilde bir demokrasi dersi verdi. Kimse birbirine kalkıp, saymadı sövmedi. Kimse kavga etmedi. Herkes olgunlukla fikrini ortaya koydu. Çok aykırı fikirler olmasına rağmen ortak bir zeminde buluştu ve bütün partilerin üzerinde ittifak ettiği bir raporu ortaya koydu. Şimdi bu raporun gereklerinin yerine getirilmesi TBMM'nin uhdesindedir, siyasi partilerin uhdesindedir. Dolayısıyla böyle bir söz kendi kendisini küçük görmek demektir. Ben şahsen TBMM'nin fonksiyon görmediğine inansam bir saniye Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olarak kalmam. Bunu söyleyen arkadaş eğer önemsiz bir iş yaptığını söylüyorsa Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden çekilir. Ama tam tersine bu TBMM'ye yapılmış olan büyük bir haksızlıktır. TBMM fevkalade önemli bir şekilde görevini icra ediyor ve çok etkin bir yasama organı olarak dünyaya örnek bir çalışmayı daha bir müddet evvel bitirmiştir. Dolayısıyla bunun doğru olmadığı kanaatindeyim.
"Ara seçimin kuralları da açıktır, arkadaşların Anayasa'yı ve İçtüzüğü okumalarını tavsiye ederim"
Erken seçim tartışmasına ya da ara seçim tartışmasına gelince... Kimin hangi kurallar çerçevesinde hareket edeceği Anayasa'mızda ve İçtüzük'le belirlenir. Anayasa'mızda hangi şartlar altında ara seçime gidilebileceği çok nettir ve hangi şartlar altında milletvekillerinin istifalarının kabul edileceği çok açıktır. Ve burada da Anayasa ve İçtüzük çerçevesine baktığımız zaman görev, bu anlamdaki karar alma yetkisi TBMM'dedir. 1982 Anayasası çerçevesinde de sadece iki kere ara seçim kararı alınmış. Bunlardan birisi 1986'da uygulanmış, 1994'te alınan karar ise uygulanamamıştır. Çünkü anayasa... O zaman Meclis'te kanunla bu iş yapılmış, Anayasa Mahkemesi de bunu iptal ettiği için 1994'teki seçim yapılamamıştır. Demokrasinin en önemli özelliği her şeyin açık olmasıdır, kuralların açık olmasıdır. Ara seçimin kuralları da açıktır. Hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıktır. Ara seçimin nasıl yapılabileceği dediğim gibi Anayasa'da ve İçtüzük'te bellidir. O şartlar yerine geldiği takdirde ara seçim olur. Ama buna karar verecek, o şartların başında da buna karar verecek olan yer TBMM Genel Kuruludur. Genel Kurulun böyle bir karar alması şarttır. Yani burada TBMM Başkanlığı'na en ufak bir inisiyatif bırakılmamıştır. Arkadaşların Anayasa'yı ve İçtüzüğü okumalarını tavsiye ederim.
"En temel şeylerden birisi güç değil, haklı olmanın öne çıktığı bir düzen"
Kurtulmuş, gelecek hafta yapılacak PAB toplantısı hatırlatılarak, "Bu Genel Kurul çerçevesinde PAB; yeni dünya düzeninde Birleşmiş Milletler'e ya da benzeri kuruluşlara alternatif olabilecek, yaptırımı da içeren kararlar alabilecek bir yapı olabilir mi?" sorusuna da özetle şu yanıtı verdi:
Bütün dünyanın bir arayış içerisinde olduğu belli. Buradaki temel mesele hangi değerler, hangi kurallar üzerinden dünyayı inşa edeceğiz? Güç üzerinden mi inşa edeceğiz? O zaman bugünkü orman kanunu benzeri bir düzenin devam etmesi demektir. Yani gücü olan istediği kuralı, istediği şeyi ortaya koyacak ve bunu zorla kabul ettirecekse böyle bir düzen olmaz. Dolayısıyla burada en temel şeylerden birisi güç değil, haklı olmanın öne çıktığı bir düzen. Adaletin öne çıktığı, hakkaniyetin öne çıktığı, insanların yaradılışta eşitliğinin, ülkelerin de egemenlikte eşitliğinin kabul edildiği bir sistemin kurulması lazım. Bunun için de gerçekten bazı mekanizmaların artık zorlandığı ortadadır. Bunlardan birinin en başında gelen de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin artık çalışmadığı, bu yapısıyla da dünyada en ufak bir problemi çözebilme yeteneğine sahip olmadığı aşikardır. Bir fikrin ortaya çıkabilmesi için uzun yıllar o fikrin olgunlaştırılması lazım. Ben yeni bir dünya sisteminin kurulabilmesi için içinden geçtiğimiz dönemin bir hazırlık süreci olduğuna yürekten inanıyorum.
"Yeni bir dünya sisteminin kurulmasında Türkiye öncü ülkelerden birisidir"
Çok açık söylüyorum yeni bir dünya sisteminin kurulmasında Türkiye öncü ülkelerden birisidir. En başında Türkiye bu kadar büyük türbülansın yaşandığı bir coğrafyada çok şükür sulh ve selamet içerisinde, barış içerisinde bir istikrar adası olma özelliğini koruyor. Ayrıca demin ifade ettiğim bizim 'Terörsüz Türkiye' süreci dediğimiz Milli Birlik, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları çerçevesinde Türkiye bir taraftan da iç kaleyi tahkim etmek için gerekli siyasi iradeyi ortaya koyuyor. Dolayısıyla Türkiye bu konumuyla ayrıcalıklı bir noktadadır. Ayrıca dünyadaki bütün bölgesel çatışmalarda Türkiye; Rusya-Ukrayna meselesi, Orta Doğu'daki son çatışmalar başta olmak üzere, İsrail'in soykırımları başta olmak üzere Türkiye hep sorunların masada çözülmesi, diplomasi ile çözülmesi, müzakere ile çözülmesi fikrini bütün taraflara şartların en olumsuz göründüğü anlarda bile tavsiye ve telkin etmiştir. Bu da Türkiye'nin konumunu ayrıcalıklı bir noktaya taşıyor. Çünkü biliyoruz ki hiçbir savaş ilanihaye devam etmez. Savaşlar bittikten sonra hani diyoruz ya sel gider geriye kum kalır. Kim savaşa ve insanlık suçlarına oradaki ateşe benzinle gitti, kim oradaki ateşi söndürmeye çalıştı bu insanlığın vicdanında ortaya çıkar.
"Bundan sonra hangi adımlar atılacağıyla ilgili olarak sorumluluk TBMM'de grubu bulunan siyasi partilerdedir"
Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye sürecinde yasal düzenlemelerin Ramazan Bayramı sonrası başlayacağı ifade edilmişti. Ne zaman adım atılacak yasal düzenlemeler için? Devam eden, şekillenen, somutlaşan bir çalışma var mı?" sorusu üzerine, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun yayımladığı ortak raporu hatırlatarak, şöyle devam etti:
Neler yapılması gerektiğine ilişkin yol haritası, özellikle raporun 6. ve 7. bölümlerinde ortaya konuldu. Ve burada bu yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için bir 'kritik eşik' tanımlandı. O 'kritik eşik' de örgütün tamamıyla tasfiyesi ve silahların bırakılması ile ilgili devletin güvenlik birimlerinin tespit süreci. Dolayısıyla her şey kendi istikametinde yürüyor. Bu konuda acele etmemiz lazım. Ama bu acele; işlerimizi heyecanla, işlerimizi plansız bir şekilde yapmamızı gerektirmiyor. Burada karar alınmıştır. Bir yol haritası ortaya çıkmıştır. Burada bundan sonra hangi adımlar atılacağıyla ilgili olarak da sorumluluk TBMM'de grubu bulunan siyasi partilerdedir. Siyasi partilerimizin kendi görüşlerini olgunlaştırması ve sonunda da öyle arzu ederiz ki partilerin ortak mutabakatıyla aynen komisyon raporunda olduğu gibi bir yasal düzenleme teklifinin TBMM Genel Kurulu'na gelmesi temin edilmelidir. TBMM Başkanlığı olarak bu konuda kolaylaştırıcı, yol açıcı şekilde rolümüzü oynarız. Ama esas mesele, şu anda sorumluluk TBMM siyasi partilerinin üzerindedir.
"Mutabık kalınan silahların bırakılma sürecinin hızlandırılması en temel beklentimizdir"
Kurtulmuş, yasal düzenlemenin ne zaman Meclis'e geleceği, bu yasama döneminde gelip gelmeyeceği konusunda bir öngörüsünün olup olmadığının sorulması üzerine şunları kaydetti:
Komisyon çalışmalarını şöyle bir kısaca hatırlayın. Hep, 'zaman' tartışması yapılıyor. Ben o zaman da söyledim. Mesele zaman tartışması değil, muhtevadır. Yani efendim, 'Komisyon şu zaman mı kurulacak? Şu şekilde mi kurulacak?' Bir-iki ay bunu tartıştık. Bunun hiçbir önemi yok. Mühim olan istikametimizin ne olduğu, ne yapacağınızı bilmenizdir. Komisyon raporu bu anlamda bir yol haritası belirlemiştir. Gönlümüz orada en kısa süre içerisinde, mümkün olan en kısa süre içerisinde bu işin tamamlanması ve artık Türkiye'de bu kadar büyük çabayla, bu kadar büyük fedakarlıkla siyasetin ortaya koyduğu bu çabanın sonuçlanması. Tabii burada yeri gelmişken şunu da söylemek isterim: Siyaset bu kadar büyük sorumluluk üzerine almışken ve bunu da başarılı bir şekilde gerçekleştirmişken, örgütün de kendi sorumluluklarını yerine getirmesi ve başta mutabık kalınan silahların bırakılma sürecinin hızlandırılması en temel beklentimizdir.
Kurtulmuş, "Bu konuda siz bir inisiyatif almayı düşünüyor musunuz? 'Bütün partilerin ortak bir yasa önerisi olursa çok daha iyi olur' dediniz. Siz bu konuda inisiyatif almak istiyor musunuz?" sorusuna, "Başkan olarak şeyi söylüyorum; yani önce partilerimiz bir çalışmalarını yapsınlar, ekiplerini ortaya koysunlar. Şu anda sorumluluk siyasi partilerin Meclis gruplarındadır" yanıtını verdi.
"Bu tartışmaya girmek istemiyorum"
Kurtulmuş, "Ara seçim ile ilgili soruya verdiğiniz yanıtta Anayasa'nın bağlayıcılığını ifade ettiniz. Meclis Başkanı olarak o konuda inisiyatifiniz olamayacağına işaret ettiniz. Ancak Anayasanın 153. ve 158. maddeleri söz konusu ve Meclis teamülleri uyarınca daha önce Enis Berberoğlu ve Ömer Faruk Gergerlioğlu kararları söz konusu ve o dönemde de Meclis Başkanı'nın alabildiği inisiyatif söz konusu. Muhalefet ara seçim ve yanı sıra süreç komisyonu ortak raporu itibarıyla da Can Atalay'ın milletvekilliği açısından da bir çağrıda bulundu. Bu konuda bir adımınız olacak mı?" şeklindeki soruya, "Bu tartışma çok defa tartıştığımız ve ifade ettiğimiz bir konudur. Bu tartışmaya girmek istemiyorum" yanıtını verdi.
"Güney Kafkaslar'da bütün ülkelerin iş birliği içerisinde olabileceği bir düzenin kurulmasının mümkün olduğuna inanıyoruz"
Kurtulmuş, Azerbaycan ve Ermenistan parlamento başkanlarının da İstanbul'daki toplantıya geleceği hatırlatılarak, üçlü bir toplantı olup olmayacağının sorulması üzerine, şunları söyledi:
Biliyorsunuz Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki bizim en önemli hassasiyetimiz Azerbaycan'dır. Yani Azerbaycan'la Ermenistan arasındaki ilişkilerdir. Ve biz Güney Kafkaslar'da bütün ülkelerin iş birliği içerisinde olabileceği bir düzenin kurulmasının mümkün olduğuna başından beri inanıyoruz. Buradaki en önemli sıkıntımız Karabağ'ın işgaliydi. Karabağ'ın işgalden kurtarılması ve böylece Karabağ'ın tekrar hak ettiği şekilde Azerbaycan yurdu haline dönüşmesi ile birlikte Güney Kafkasya'da yeni bir denge ortaya çıkmış oldu. Bu anlamda da özellikle son dönemlerde Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki yakınlaşmayı da fevkalade olumlu, fevkalade önemli buluyoruz. Tabii ki ifade ettiğiniz gibi Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan arasında hem parlamenter düzeyde hem siyasi düzeyde güçlü ilişkiler de olabilir. Bazı başka ülkelerle de ilişkilerimiz olabilir. Ayrıca bunlar diğer Kafkas ülkelerine de genişletilebilir. Gelişmelerin olumlu seyrettiğini görüyoruz ve en kısa zamanda da Güney Kafkasya'nın tamamıyla bir barış iklimine dönmesini temenni ediyoruz.
Kurtulmuş, Dolmabahçe Saray'ında yapılacak Meclis Başkanları toplantısına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılıp katılmayacağı yönündeki soruyu ise "Önümüzdeki hafta perşembe günü ayın 16'sı, Meclis Başkanları ve yabancı heyet başkanlarını Dolmabahçe Sarayı'nda ağırlayacağız. Orada bir akşam yemeği vereceğiz. Bu toplantının ana konuşmacısı, ev sahibi Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'dır. Böylece bir saat önce Meclis Başkanlığında Cumhurbaşkanımızla buluşacağız" diye yanıtladı.
"Bana Özel'den gelmiş böyle bir teklif, randevu talebi yok"
Ara seçim tartışmaları hatırlatılarak, "CHP Genel Başkanı Özgür Özel, siyasi parti turlarına da başladı. Hatta önümüzdeki günlerde sizinle görüşeceğini de söyledi. Size, Meclis Başkanlığa gelen bir görüşme talebi var mı? Önümüzdeki günlerde görüşmeyi düşünüyor musunuz? Bunun yanı sıra da 8 milletvekili olmadığı için ara seçime gidilebilir mi yoksa 30'a mı tamamlanması gerekiyor" sorusuna Numan Kurtulmuş şu yanıtı verdi:
Bana Özgür Özel'den gelmiş böyle bir teklif, randevu talebi yok. Ama biz zaten herhangi bir randevu talebinde bulunan herkesle görüşüyoruz. Türkiye'nin ikinci büyük partisinin Genel Başkanı da ne zaman görüşme talep ederse görüşmemiz en doğal olandır. Bu da saatlerce konuşabileceğim bir konu. Ama ister Meclis Başkanı olalım, hangi pozisyonda olursak olalım bizi bağlayan şey bizim bağlı olduğumuz Anayasa ve Meclis İçtüzüğüdür. Bu çerçevede ara seçimle ilgili Anayasa ve Meclis İçtüzüğü Meclis Başkanı'na bir inisiyatif bırakmamıştır. Her halükarda bir ara seçimin yapılabilmesi için Meclis Genel Kurulu'nun kararına ihtiyaç vardır. Bu, oldukça açık bir konu. Bunun üzerinden herhangi bir siyasi tartışmanın da tarafı olmam.
"Hiç şüphesiz bu 'idam yasası' PAB'ın resmi gündeminde olmasa bile ana gündem maddelerinden birisi olacak"
Kurtulmuş, "İsrail'in, Filistin meseleleri için aldığı bir 'idam cezası' yasası var, parlamentolarından geçti. Siz dünyadan gelen protestoları yeterli buluyor musunuz? PAB toplantısında uluslararası kamuoyu içinde bir zemin oluşturulacak mı bu yasaya karşı?" sorusuna şu yanıtı verdi:
Toplantının 'Acil Gündem Maddesi' diye bir maddesi var. Burada toplantıya katılan ülkeler, onlar da grup grup. Biz mesela 12 artı 1 grubundanız, yani Batı Avrupa grubundanız. Mesela bizim gruptan böyle bir acil gündem maddesinin çıkması çok zor. Ama Afrika ülkelerinin, Arap ülkelerinin içinde bulunduğu gruplarda bu çalışmaların yapılması için teklif ve tavsiyelerde bulunacağız. Ama Genel Kurulun yapısına baktığınız zaman, burada üçte iki çoğunlukla acil gündem maddesinin alınabilmesi için oy çoğunluğuna ihtiyaç var. Böyle bir oy bulunabilir mi, bilmiyorum. Ama her platformda biz bu konuyu gündeme getirdik. Ben bütün konuşmalarımda ifade edeceğim. Tüm ikili görüşmelerimizde, diğer arkadaşlarımızın, milletvekili arkadaşlarımızın da kendi katıldıkları toplantılarında bu konuyu mutlaka gündeme getireceğiz. Hiç şüphesiz bu 'idam yasası' PAB'ın resmi gündeminde olmasa bile, ana gündem maddelerinden birisi olacak.
"Bu mesele asla yarım kalmayacak, yarım kalmamalıdır"
Kurtulmuş, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun grup koordinatörleriyle bir toplantı yapacağına ilişkin beklentiler hatırlatılarak, "Şimdi siz bu konuda siyasi parti gruplarını işaret ettiniz. Sizin başkanlığınızda beş siyasi partinin bir toplantısını beklemeyelim mi? Ayrıca bir de MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, 'hatalı bilgiyi alenen yayma suçu' konusunda ısrarlı bir şekilde 'yasama olarak bizim niyetimiz gazetecilerin yargılanması değildi' diyor. Komisyon tutanaklarına işaret ediliyor. Ancak Birgün muhabiri İsmail Arı örneğinde bu maddeden şu anda tutuklu gazeteci var. Gazetecilerin bu maddeden yargılanması ve tutuklanması konusunda sizin yasa yapıcı organın üst düzey temsilcisi olarak bu konudaki görüşünüz nedir? " sorusuna şu yanıtı verdi:
Başlanan bir iş yarım kalmaz. İnşallah bu iş yarım kalmayacaktır. Yani Türkiye daha önce de terörün bitirilmesi, Türkiye'de nihai olarak dostluğun, barışın, kardeşliğin temin edilmesi konusunda çok inisiyatifler aldı. Ama bu inisiyatifler yarıda kaldığı için Türkiye uzun yıllar terörle uğraşmak mecburiyetinde kaldı. Büyük toplumsal kırılmalara neden oldu. Dolayısıyla başlanmış ve şimdiye kadar geldiği noktada sizin gazeteci olarak zaman, şekil, yöntem konusundaki hassasiyetlerinizi anlıyorum. Bunları sizin mesleki davranışınız olarak da normal kabul ediyorum. Ama sonuçta bir sürecin devamında geldiğiniz nokta ve varacağınız hedef önemlidir. Bu mesele asla yarım kalmayacak, yarım kalmamalıdır. Örgütün tamamıyla kendisini feshettiğini ortaya koymalı. Örgütün silahları bütünüyle teslim edilmeli ve bununla paralel olarak da raporumuzda da ifade ettiğimiz gibi bu anlamda gerekli yasal düzenlemenin yapılması gerekir. Tabii ki burada sorumluluk TBMM Genel Kurulu'nundur. Hazırlığının nasıl yapılacağı, kimler tarafından yapılacağı; bütün bunların hepsi teferruatlardır. Ben bu konuda Meclis Başkanı olarak üzerime düşen sorumluluğu zaten icra ediyorum, icra etmeye devam ediyorum.
"Bu savaş Amerika için başka bir anlam ifade ediyor, İsrail için başka bir anlam ifade ediyor"
Kurtulmuş, ABD-İsrail-İran savaşı ve Orta Doğu'da gelişmelere ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:
Herhangi bir gerekçeyle İsrail'in daha evvel saldırdığı ülkelerden herhangi birisine saldırmasını mümkün kılacak uluslararası bir şey var mı, karar var mı? Yani daha evvel tuttu işte Yemen'e saldırdı, İran'a saldırdı, Lübnan'a defalarca saldırdı, Katar'a saldırdı. Aklına esen her yere saldırıyor. Bunu bırakıp dünyanın başka başkentlerinde istemediği insanlara karşı suikast işleyerek devlet terörünü icra ediyor. İsrail'in uluslararası sistem tarafından durdurulmasının bir tek yolu vardır. İsrail'in gerçekten güçle, yaptırımlarla engellenmesinden başka yol olmadığı görülür. Şimdi İran'la savaşıyorsan Lübnan'la ne işin var? Lübnan'la savaşıyorsan İran'la ne işin var? Mesele çok açık. Saf olmanın gereği yoktur. Çok açık söylüyorum. Bu savaş Amerika için başka bir anlam ifade ediyor, İsrail için başka bir anlam ifade ediyor. Her ne kadar aşırı siyonizm bir ittifak içerisinde görünüyor olsalar da nihayetinde Amerika'nın esas hedefi İran'ın kabiliyetlerini, imkanlarını azaltmak ve İran'ı 'terbiye' etmektir. İsrail'in hedefi ise Amerika'dan farklı olarak Nil'den Fırat'a kadar bütün coğrafyayı ele geçirmek ve buradaki insanların tamamını köleleştirmektir.
ANKA