Alzheimer hastalığına karşı geliştirilen aşı tedavileri, tıp dünyasında yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından 2021 yılında onaylanan ilk Alzheimer aşısının ardından 2023’te ikinci bir aşı daha ruhsat aldı.
Hastalığı tamamen iyileştirmeyi değil, ilerlemesini durdurmayı hedefleyen bu tedaviler; erken tanıyla birleştiğinde umut verici sonuçlar ortaya koyuyor.
Alzheimer hastalığına karşı geliştirilen aşılar, uzun yıllardır süren araştırmaların ardından ilk kez klinik uygulamada somut sonuçlar vermeye başladı.
Koç Üniversitesi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Özdemir, yeni tedavi seçeneklerinin etkisini ve erken teşhisin kritik rolünü Independent Türkçe'ye anlattı.
Hastalığın temelinde beyinde “amiloid beta” adı verilen proteinin birikiminin yer aldığını söyleyen Özdemir, aşının etki mekanizmasını şu sözlerle açıkladı:
Bu aşılar, amiloid birikimini azaltarak hücre kaybını yavaşlatıyor. Hastalığı tamamen geri çevirmek mümkün değil ama erken evrede yakalandığında ilerlemenin durdurulması mümkün görünüyor.
Damardan enjeksiyon, sonra evde kullanıma geçiş
Tedavinin uygulama biçimine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Özdemir, ilk klinik çalışmalarda damar içi enjeksiyon kullanıldığını söyledi.
ABD ve Avrupa’da kliniklerde uygulanmaya başlanan tedavinin zamanla daha pratik formlarının da geliştirildiğini belirten Özdemir, “Hastanın kendine enjekte edebileceği formlar da çıktı ve bunların güvenle kullanılabildiği gösterildi” dedi.
Türkiye’de ise aşı henüz lisans almadığı için uygulamaya girmiş değil.
Kimler bu tedaviye erişebilir?
Tedaviye dahil edilecek hastalar için belirli kriterler bulunduğunu belirten Özdemir, amiloid beta birikimini gösteren biyobelirteçlerin (p-tau-217 ve p-tau-181) yüksek olması ve beyin görüntülemelerinde bu birikimin kanıtlanması gerektiğini vurguladı.
Ailevi Alzheimer vakalarında risk artışına da dikkat çeken Özdemir, "Eğer hastada ApoE4 dediğimiz genetik bir yapı varsa, bu yeni nesil ilaçlar beyin damarlarında sızma veya kanama riski oluşturabiliyor. Bu hayati risk nedeniyle, genetik olarak bu yatkınlığa sahip olan hastalarımızı mevcut protokollerin dışında bırakıyoruz” diye konuştu.
Basit bir kan testiyle 15 yıl önceden tanı
Aşı çalışmalarına paralel olarak erken tanı teknolojilerinin de hızla geliştiğini belirten Özdemir, basit bir kan testiyle Alzheimer riskinin yıllar öncesinden tespit edilebildiğini söyledi.
Kanda bulunan p-tau-217 isimli özel bir protein düzeyi yüksek olan bazı hastalarda, demansın yaklaşık 15 yıl sonra ortaya çıktığının gösterildiğini aktaran Özdemir, şu bilgileri paylaştı:
Mesela 60 yaşında bu değeri yüksek bulunan bir kişinin, yaklaşık 15 yıl sonra demans sürecine girdiği görüldü. Yani bu test bize 15 yıl öncesinden haber verebiliyor. Ancak veriler henüz sınırlı olduğu için herkese rutin olarak yapılmasını önermiyoruz. Amerika’da yalnızca kan biyobelirteçleriyle tanı koymaya yönelik çalışmalar yürütülüyor. Önümüzdeki yıl içinde sadece kan testleriyle hastalık riskini tahmin edebileceğiz.
Ayda bir enjeksiyonla "hastalığı durduran" yeni dönem
Tedavi sürecinin hastalar için nasıl işlediğine dair detayları paylaşan Prof. Dr. Özdemir, protokolün oldukça disiplinli bir takvimle ilerlediğini belirtti. Özdemir, “Uygulama genellikle ayda bir kez yapılan enjeksiyonlarla yaklaşık 1 yıl boyunca sürdürülüyor,” dedi.
1 yıllık yoğun tedavinin ardından ilaç kesilse bile umut verici sonuçların devam ettiğini vurgulayan Özdemir, bilimsel verilerin ışığında şu müjdeyi verdi:
Bu ilaçlara 'hastalık modifiye edici' diyoruz; çünkü sadece belirtileri maskelemiyor, hastalığın biyolojik gidişatını değiştiriyorlar. Yani hastalığı olduğu yerde durduruyor ve ilerlemesini engelliyor gibi görünüyor. Son çalışma sonuçları da bu kalıcı etkiyi destekler nitelikte.
Güvenlik sınavından tam not: Yan ekiler kontrol altında
Tedavinin güvenilirliğini de değerlendiren Prof. Dr. Özdemir, Amerika, Avrupa, Japonya ve Çin gibi farklı ülkelerde gerçekleştirilen çok merkezli klinik çalışmalarda binlerce hastaya uygulandığını belirtti.
Binlerce kişi üzerinde elde edilen verilerin iç rahatlatıcı olduğunu ifade eden Özdemir, çalışmaların detaylarını anlattı:
Kullanım açısından gerçekten güvenilir olduğunu söyleyebilirim. En önemli yan etki, beyin damarlarında küçük kanama riski. Ancak bu oran, gerçek yaşam çalışmalarında daha düşük bulundu. Bu nedenle tedavi mutlaka doktor gözetiminde yürütülmeli. Hastaların periyodik MR ile takip edilmesi gerekiyor.
Türkiye onay sürecini bekliyor
Aşılar şu an Amerika ve Avrupa’da kullanıma sunulmuş olsa da Türkiye’deki hastalar için henüz bekleme süreci devam ediyor. Prof. Dr. Özdemir, firmaların Sağlık Bakanlığı ve TİTCK ile görüşmelerinin sürdüğünü ifade ederek, "Biz de heyecanla Türkiye’ye gelmesini, onay almasını bekliyoruz" dedi.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish