CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul'da, Sosyalist Enternasyonal Gençlik Örgütü Dünya Kongresi'ne katıldı.
150 ülkeden 250 gencin katıldığı kongreye CHP'ye ve belediye başkanlarına yönelik devam eden soruşturma ve operasyonlara değindi.
CHP'li 19 belediye başkanının tutuklu olduğunu hatırlatan Özel, "İBB'ye dahi seçilmiş belediye başkanına kayyum atama niyetiyle operasyon yapılmıştır" diye konuştu.
Özel'in konuşmasında şunları söyledi:
Ekrem İmamoğlu, bu kentin seçilmiş belediye başkanıdır. Ekrem İmamoğlu’nun hapiste olmasının tek sebebi, bugün Türkiye’yi yöneten iktidara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı hiç seçim kaybetmemiş olmasıdır. Önce Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, bugün Türkiye’yi yöneten partinin elinde olan önemli bir ilçe belediyesini onlarla yarışarak ve demokratik bir şekilde kazandı. Ardından biz kendisini İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne aday yaptık. Kendisi 30 yıl sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni Erdoğan’ın aday gösterdiği ülkenin son başbakanına karşı girdiği seçimde kazandı. 16 milyonluk bir şehirde 13 bin fark gibi küçük bir farkla, başa baş bir yarışla kazandı. Bunun üstüne o seçimi kabul etmeyip, iptal ettirdiler. Kendisine verilmiş olan mazbatayı, kazanma belgesini geri aldılar ve seçimleri yenilediler. Bu kez o seçimlerde İstanbul halkı, 13 bin olan farkı 806 bine çıkardı. Çünkü haksızlığa, adaletsizliğe karşı demokrasinin yanında durdu. Üçüncü kez kazandı. Beş yıl boyunca bu şehre hizmet etti. İnanılmaz hizmetler yaptı. Özellikle kırılgan gruplara, unutulmuşlara, geride bırakılmışlara, yoksul bırakılmışlara, dışlanmışlara sahip çıktı. Şehrin kültürüne sahip çıktı. Tarihten bize miras kalan değerlere sahip çıktı, hepsini güzelleştirdi. Bundan tam iki yıl önce yeniden seçimler oldu. Bu sefer fark, 1 milyonun üzerine çıktı. Yani İstanbullular sosyal demokrat belediyeciliğe, eşitlikçi belediyeciliğe, sosyal belediyeciliğe ve kimseyle kavga etmeyen, kimseyi dışlamayan, herkesi kapsayan yönetim anlayışına bir kez daha destek verdiler.
"20’ye yakın belediye başkanımız tutuklu"
Bunun üzerine İstanbul’un seçilmiş belediye başkanına operasyon yapmak üzere İstanbul’un başsavcılığına Adalet Bakan Yardımcısı getirildi. Siyasi bir kişi, Adalet Bakan Yardımcısı başsavcılığa getirildi. Geldiği gün özel görevle geldiği biliniyordu. Geldikten itibaren hemen bir ay sonra İstanbul’un en büyük ilçesine operasyon yaptı ve belediye başkanını alıp içeriye attı. Oraya kayyım atadı. Sonra bir başka önemli ilçeye, boğazın içinden geçtiği Beşiktaş ilçesine operasyon yaptı. Ardından Ekrem İmamoğlu’na operasyon yaptı ve onu tutukladı. Şu anda Türkiye’de 20’ye yakın belediye başkanımız, 19 belediye başkanımız tutuklandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne dahi seçilmiş belediye başkanı yerine kayyım atama niyetiyle operasyon yapılmıştır. O tarih 19 Mart 2024 tarihidir. O tarihte biz Türkiye'yi buna karşı direnmek için mücadeleye ve sokaklara davet ettik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasında ben ve İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik bir hafta boyunca o binada kaldık. O binada yattık ve o binayı terk etmedik. Çağrı yaptık. İstanbul’da 10 gün süreyle her eylemi yasakladılar, üç kişinin bir araya gelmesini yasakladılar. O binaya atadıkları bir kayyımı oturtmak istediler. Düşünün ki 2026 yılında İstanbul gibi bir dünya şehrinde… Bizim çağrımıza onlar yasaklarla cevap verdiler. İlk akşam, gece oraya ilk olarak harekete geçenler, üniversite öğrencileriydi. İstanbul Üniversitesi’nin önündeki bariyerleri kırıp, meydana doğru gelen 2 bin 500 öğrenci ve Ekrem İmamoğlu’nun gözaltında tutulduğu emniyet müdürlüğünün önündeki bariyerleri yıkıp, gelen Cumhuriyet Halk Partili gençler. İlk 5 bin kişi o meydanda buluştu. O meydandan ‘Biz buradayız, herkes buraya gelsin’ çağrılarını yaptılar. O anda otobüsler durdurulmuştu, metrolar kapatılmıştı, vapurlar yasaklanmıştı, bu yarımadaya gelen bütün köprüler kaldırılmıştı. Onlarca kilometre yürüyerek 110 bin kişi, o gece Saraçhane’de belediye binasını korumaya geldi arkadaşlar. Ardından ikinci gece 205 bin kişi oldular. Üçüncü gece 300 bin kişi oldular. Dördüncü gece Ekrem İmamoğlu’nun gözaltından hapishaneye yollandığında 1 milyon 100 bin kişi Saraçhane Meydanı’ndaydık.
"16,5 milyon insan meydanlara çıktı"
Daha sonra Ekrem İmamoğlu’nu hapse attılar ama yerine kayyım atamaya cesaret edemediler. Yoksa o meydandan ayrılmayacaktık. Belediye meclisi içinden başkanvekilimiz seçildi. Biz orayı ancak o şartta bir başkanvekiline teslim ederek ayrıldık. O günden itibaren şu ana kadar her çarşamba akşamı İstanbul’un bir ilçesinde, her hafta sonu Türkiye’nin bir büyük şehrinde protesto ve direniş mitingleri düzenliyoruz. Aynı otobüsün üstünde Saraçhane’nin birinci yıl dönümü geldiğinde geçen hafta çarşamba akşamı 99’uncu mitingi yaptım. Yarın Çanakkale’de, İstanbul gibi içinden deniz geçen bir başka şehrimiz olan Çanakkale’de 100’üncü ‘Millet İradesine Sahip Çıkıyor’, ‘insanlar seçtiklerine sahip çıkıyorlar’ mitingini gerçekleştireceğiz. Yarın 100’üncü mitingi yapmak için Çanakkale’ye gidiyoruz. Ertesi gün 101’inci mitingi Aydın Kuşadası’nda yapacağız. Bu büyük mücadelede, mitinglerde şu ana kadar toplam 16,5 milyon insan meydanlara çıktı ve direniş gösterdi. İstanbul'dan ayrıldığımız, Anadolu’ya açıldığımız gün Maltepe’de yaptığımız mitinge 2,2 milyon insan katıldı.
"Gençlerin eylemlilik süreci dünya için önemli örnek"
Barselona’ya hep birlikte gideceğiz. Bugünlerde mobilizasyonu, küresel mobilizasyonu konuşuyoruz. Türkiye’de bütün baskılara rağmen mobilizasyon, gençlerin harekete geçtiği ve ilk başlatıcısı olduğu eylemlilik süreci dünya için önemli bir örnektir. Türkiye’de Brezilya’da yaşanana benzer bir süreç yaşanıyor. Lula’ya atılan iftiraları, hapiste tutulmasını ve seçime sokulmamaya çalışılmasını hatırlayın. Lula başardı, şu an ülkesinde Cumhurbaşkanı. Eğer biz başarırsak, neyi başarmış olduğumuzu bir düşünün arkadaşlar. Şunu başarmış olacağız. 90 milyona yakın nüfusuyla, genç nüfusuyla, kendini Avrupa’nın bir parçası, Avrupa Birliği’nin tam üyesi olmayı en önemli hedefi olarak gören sol, sosyal demokrat bir parti, Sosyalist Enternasyonal’in bileşeni bir parti, 90 milyonluk bir ülkede iktidar olacak. Biz son seçimlerde yerel yönetimleri yüzde 65’ini kazandık. 47 yıl sonra birinci parti olduk. Erdoğan’ın partisini 25 yıl sonra yendik ve bütün anketlerde birinci partiyiz. Türkiye’de bir tarih yazılıyor. Şu anda 150 ülkeden bu salonda olan 250 genç arkadaşım, tam da bir büyük mücadelenin doruk noktasında, saldırının en şiddetli olduğu ama direncin de en yüksek olduğu noktada tarihi tanıklık ediyorsunuz. Buradan altını çizelim, Türkiye’den beni dinleyen herkes şunu görsün. Dünyadaki 150 ülkeden 250 genç buraya geldi, burada Sosyalist Enternasyonal Gençlik Örgütü’nün Dünya Kongresi yapılıyor. Yani saldırı altındayız, daha dün akşam Uşak Belediye Başkanımızı alıp yetkisi olmayan İstanbul başsavcısı şu anda İstanbul’a getirtiyor. 19 belediye başkanımız tutuklanmıştı, 450 arkadaşımızın yargılandığı, 107’sinin tutuklu olduğu duruşma şu anda Silivri’de sürüyor. Türkiye’nin dört bir yanında baskı ve saldırı altındayız. Ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak 150 ülkeden 250 gence ev sahipliği yapan bu kongreyi organize edebilecek kadar da ayaktayız, dimdik ayaktayız. Bir yandan mücadeleyi, bir yandan yapmamız gereken işleri sürdürüyoruz.
"Gençlik kolları başkanım yurt dışına çıkamayacaktı"
Bugün bütün dünya gençleri şunu biliyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nin Gençlik Kolları Genel Başkanı Cem Aydın, benim İstanbul başsavcısını eleştiren bir tweetimi gençlik örgütü retweet etti diye yargılandı ve kendisine önce ev hapsi cezası verdiler. Sonra da yurt dışına çıkış yasağı koydular. Bu kongre dünyanın herhangi bir yerinde yapılsaydı, bu kongreye Cem Aydın gidemeyecekti. Çünkü benim eleştirel bir tweetimi, konuşmamı retweet etmişti gençlik örgütü. Bu suçtan dolayı buradan çıkması yasak. Ve dünyanın 150 ülkesinden gelen 250 genç, ülkelerine gittiklerinde diyecekler ki ve ‘Cem’in Türkiye’den çıkması yasak, o yüzden biz kongreyi gittik İstanbul’da yaptık.’ Türkiye’deki herkese şunu söylüyorum, bu ülkeyi yönetenler diyorlar ya ‘Türkiye’yi dışarıya şikayet etmeyin, Türkiye’de olanları dünyada konuşmayın.’ Bunu biz konuşmasak ne olacak? Gözleriyle görüyorlar. Bütün genç arkadaşlar bilsin ki, Erdoğan bu kararı alan başsavcıyı şimdi Adalet Bakanı yaptı tekrar. Önce Adalet Bakan Yardımcısıydı, siyasetçisiydi. Geldi operasyonları yaptı, ödüllendirildi ve şu anda Adalet Bakanı bu kişi. Türkiye’de böyle bir mücadele, böyle bir baskı ve bu mücadeleye karşı böyle bir iktidar yürüyüşü yaşanıyor arkadaşlar. Bunu gittiğinizde ülkelerinizde anlatın. Bütün gençlere anlatın. Dünyanın 150 ülkesi, Türkiye’deki bu büyük baskıyı da buna karşı verilen onur mücadelesini duysun ve görsün. Hikayemizi sizlere emanet ediyorum.
"Sosyal demokratların yönettiği bir Türkiye yaratacağız"
Son olarak şunu söylemek isterim. 21’nci yüzyılın ikinci çeyreği yaklaşırken hep şu endişeden bahsediyorduk ve şunu konuşuyorduk. Yapay zeka, ışıksız fabrikalar, robotlar, robotların yaratacağı işsizlik ve o kendi kendini yönetebilen makinelerin birbiriyle konuşup, birbiriyle öğrenmesi insanlık için tehdit midir? Bunu hala daha tartışmalıyız. Ama öngörmediğimiz bir şeyle karşı karşıyayız. Dünyanın otoriter popülist liderleri birbirleriyle konuşuyorlar ve birbirlerinden öğreniyorlar. Bir ülkede çıkan bir kısıtlayıcı yasa, bir diğerine ilham ya da cesaret kaynağı oluyor. Dezenformasyon yasaları, baskılar, düşünebildiğiniz teker teker burada sayarak zaman kaybetmeyeceğim otoriter popülist liderlerin ülkelerine, dünyaya ve demokrasiye yaşattığı gerileme. Birbirlerinden destek, cesaret ve ilham alıyorlar. Buna karşı yapılması gereken tek şey; ilericilerin birbirleriyle aynı bugün olduğu gibi konuşmaları, birbirlerinden öğrenmeleri, birbirlerine ilham ve cesaret vermeleri. Biz sizlerden güç ve cesaret alıyoruz. Gösterilen uluslararası dayanışmayı çok önemsiyoruz. Artarak devam etmesini istiyoruz. Ümit ediyorum yaklaşık en geç iki yıl sonra yapılacak seçimlerde o güne kadar daha bize ne kötülükler yapacaklar bilmiyoruz. Ama hepsini hazırız ve dimdik ayaktayız. Birimizin düştüğü yerde elinden bayrağı diğeri alıyor ve yürümeye devam ediyor. İki sene sonra 100 yıl önce olduğu gibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu topraklarda verdiği antiemperyalist mücadele, dünyanın bütün mazlum milletlerine, ezilen ülkelerine, sömürülen ülkelerine, işgal edilmeye çalışılan ülkelerin ilham olmuştu. 100 yıl sonra bir kez daha ülkenin kurucu partisi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi bir otoriter baskıcı rejime karşı mücadele ederek, direnerek başarmak üzere. Ve bunun dünyadaki bütün sol, sosyalist hareketlere ilham olacağını, buradaki mobilizasyonun küresel mobilizasyon mücadelemize çok önemli katkılar sağlayacağını, Türkiye örneği ile ki, öyle bir ülke yaratacağız ki 90 milyona yakın nüfusuyla İran’ın komşusu, sosyal demokratların yönettiği bir Türkiye. Rusya’ya sınır, sosyal demokratların yönettiği bir Türkiye. Avrupa’ya elini uzatmış, Üç köprüsü ile Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan sosyal demokratların yönettiği bir Türkiye. Müslüman olan, demokratik yönetilen, hak ihlalleri olmayan, kadın haklarına saygılı, gençleri ve bilimi baş tacı yapan bir Türkiye. Bu Türkiye, Avrupa’ya da, dünyaya da çok şey kazandıracak. Birlikte kazanacağız. Bu yüzden sloganımızı Bertolt Brecht’ten ilhamla aldığımız ve Türkiye’de herkesin her çarşamba akşamı milyonların İstanbul’da, her hafta sonu Türkiye’de tekrar ettiği bir sloganı tekrar ederek sizlere veda ediyorum. ‘Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz.’ Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz.
Independent Türkçe