CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında, iç ve dış gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:
Maalesef bayramların bayram gibi kutlandığı bir ülkeyi özledik. Ben Manisa’daydım. Bayramda yüzlerin gülmediğini, savaşın ürküttüğünü ama yoksulluğun bel büktüğünü; eski bayramlar, eski alım güçleri, emekli ikramiyesiyle bir evin alınabildiği, iki memur çalışınca beş yıl sonunda bir aracın alınabildiği günlerden; babadan, dededen miras değilse artık ev almanın, araba almanın memurlara, ücretlilere, beyaz yakalılara hayal olduğu; asgari ücretlilerin ve üstünde biraz alanların açlık ve sefalet çektikleri, emeklilerin de tarihin en büyük, en acımasız, en dayanılmaz yoksulluğuna terk edildiği bir süreçte tarihin en büyük vefasızlığını gördüklerini konuştukları bir bayramı geçirdik.
Eski bayramlarla ne karşılaştırılsa hep gerisindeydi. Ama herhalde bu bayramda en çok kulağımda kalan şu cümleydi: Herkesin çocuğu kendinden uzun. Herkesin kızı kendinden güzel ama herkesin evladı kendinden yoksul. Bizim işimiz vardı. Bizim maaşlarımız vardı. İyi kötü geçinebilen bir gelirimiz vardı. Ama çocuklarımız güvencesiz; herkesin evladı kendinden yoksul. Bu düzeni değiştirmeliyiz. Vatandaşların çoğu bayramı şeker tadında geçiremedi. Eskiden kalabalık ailelerin bereketli sofraları kurulurken, kriz ve geçim sıkıntısı bayramın ana gündemiydi. Her alanda sorunlar var. Çünkü karşımızda dış politikada ilkesiz, ekonomide basiretsiz, yönetimde liyakatsiz, hukukta adaletsiz bir iktidar var."
"Sadece 2 ayda ödediğimiz her 100 liralık verginin 28 lirası faize gidiyor"
Şubat ayı bütçe rakamlarının açıklandığını söyleyen Özel, 2026 yılının ilk iki ayında bütçeden tarıma 2 milyar destek verildiğini ancak faize 640 milyar lira ayrıldığını belirterek, şunları kaydetti:
"Ocak ve şubat ayında tarıma ayırdığımız paranın 320 katını faiz ödemesine ayırıyoruz. Yani sadece 2 ayda ödediğimiz her 100 liralık verginin 28 lirası faize gidiyor. Çiftçimiz toprağa küstü. Üretip sattığıyla maliyetlerini karşılayamıyor. Hakkı olan desteklemeyi alamıyor. Vatandaş ucuz ve sağlıklı gıdaya erişemiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında yeni bir aşamaya daha geldik. Bu aşama Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünya üçüncülüğüne çıkmasıdır. Türkiye’den gıda enflasyonunun yüksek olduğu iki ülke var dünyada. Bunlardan biri İran savaşta, bir diğeri Güney Sudan büyük bir iç savaşın içinde. Güney Sudan ve İran’dan sonra gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkeyiz. Arkamızda Arjantin var. Onun arkasında Burundi geliyor. Burundi’nin arkasında sıralanan ülkelerin haritada yerini gösterebilecek sayısı çok az. Ve bu ülkelerde bile Türkiye’den daha az bir gıda enflasyonu var.
Eğer çiftçinin durumu düzelmezse, hayat pahalılığının yanı sıra yeni bir gıda krizi çıkacak. O yüzden acilen dünyada belli ülkeler hızla başladı: Mazot ve gübre desteği vermek gerekiyor. Çünkü Hürmüz Boğazı’nda yaşanmakta olan sıkıntı hem akaryakıt fiyatlarını çok yükseltti hem de gübre üretiminde çok büyük bir kriz var. Türkiye’nin tam da bahar ayları gelip de ekim zamanı gelirken çiftçisine mazot ve gübre desteğini bir an önce hayata geçirmesi gerekiyor. Çiftçilerin geçen seneden kalan borçları, borçlarının faizleri bitmedi. Ziraat Bankası günde üç çiftçiye zirai kredi veriyor. Başvuruların yüzde 98’inin geri dönüp ya başka bankalara ya bankanın yüksek faizli kredilerine yönlendirildiği bir süreçteyiz.
"Çiftçinin kredi faizleri silinsin"
O yüzden tarım için kullanılmış bütün kredilerin faizlerinin silinmesi, ana paraların yapılandırılmasını öneriyoruz. Bunu sadece çiftçilerimizin, köylülerimizin geçim sıkıntısından kurtulmaları, haciz dertlerinden kurtulmaları için değil; bilhassa ülkenin daha da katlanılamaz bir gıda krizine sürüklenmemesi için, gıdada dışa bağımlı bir ülke haline gelip bütün ekonomik şokların Türkiye’de yeni gıda ve beslenme krizleri yaratmaması için ifade ediyoruz.
Savaşın akaryakıt fiyatlarına etkisine yeni önlemler almak zorundayız. Hürmüz Boğazı kapandı, dolar fiyatları fırlıyor. Eğer siz bu gelen mazot petroldeki artışı direkt pompaya yansıtırsanız, bu bütün fiyatlara yansır. Petrol fiyatları geri gelse de diğer fiyatlar geri gelmez. Çok daha zordur onları geriye çekmek. Türkiye’de bir ürüne zam gelip de fiyatının düştüğünü zaten görmedik. O vergi gelirinden vazgeçin. Yüzde 40’a varan ÖTV alınıyordu o zaman, o zamanki mazot fiyatıyla. ÖTV’den karşılayın zamları. Buna Eşel Mobil Sistemi deniyor. Böylelikle hiç olmazsa sadece vergi kaybıyla karşı karşıya kalalım. Ama yeni bir enflasyonist baskı görmeyelim. O gece bütün pompaların önünde, benzin istasyonlarının önünde kuyruklar oluştu. Son yarım saatte zammı uygulamaktan vazgeçtiler.
Ertesi gün Eşel Mobil Sistemini dörtte üç oranında, yani fiyat artışının yüzde 75’i ÖTV’den, yüzde 25’i vatandaş tarafından karşılanacak; gelen artışın dörtte biri pompaya yansıyacak şekilde düzenleme yaptılar. Bu önerimizin bu ölçüde dikkate alınması kıymetliydi. İş dünyasından çok önemli takdir cümleleri duyduk. Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin zamanında yapmış olduğu bu önerinin dile getirilmesi ve hayata geçirilmesi önemliydi. O gün 60 lira olan mazot bugün 80 lira; hatta dün 74 liraydı. Eğer Eşel Mobil Sistemine geçmeselerdi 96 lira olmuş olacaktı. Ve bugün sabah 104 liraya uyanmış olacaktık. Bu önerimizin doğru olduğu, kısmen de uygulansa doğru bir işin yapıldığını ortaya koyuyor. Ama kötü haber: ÖTV bitti. O yüzden dünden itibaren ham petrole gelen zam doğrudan pompa fiyatına yansıtılmaya başlandı. Arkadaşlarımızın yeni bir çalışması var. ÖTV doğrudan yüzdesel olarak değil, sabit bir para olarak alınıyordu. O günün mazot fiyatının yüzde 40’ı vergiydi. Bugüne gelince o geriledi. Ama hâlen elde alınan yüzde 20 KDV var.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
"KDV’den vazgeçmek tüm sektörlerin ve tüm esnafların yapacağı fiyat ayarlamalarından bizi koruyacak"
Bir kez daha uyarıyoruz: Erdoğan bir imzasıyla, çünkü Bütçe Kanunu bu yetkiyi veriyor, KDV’yi yüzde 1’e indirebilir. Eğer KDV’yi yüzde 1’e indirirse hem bugünkü pompa fiyatları yüzde 20 ucuzlayacak hem ÖTV’den daha esnek bir müdahale alanında belli bir süre daha mazot fiyatlarını, akaryakıt fiyatlarını buralarda hatta yüzde 15-20 altında tutabileceğiz. Bu çok kritik. ÖTV’den vazgeçmek belli bir süreliğine vergi kaybı yarattı. KDV’den vazgeçmek de belli bir süreliğine bir vergi kaybı yaratacak. Ancak o mazotla taşınan domatesten salatalığa, ayakkabıdan hırkaya taşınan tüm mallara doğal olarak bir zam gelmesinden, maliyet arttığı için ve diğer fiyat artışlarından kendini sakınmak isteyen tüm sektörlerin ve tüm esnafların yapacağı fiyat ayarlamalarından bizi koruyacak.
Hürmüz Boğazı sorunu çözüldüğünde, fiyatlar normale döndüğünde normal şartlardaki vergi gelirlerine geri dönülür ama hiç olmazsa enflasyon baskısından kurtulunur. Bu konuyu Ekonomi Eşgüdüm Konseyimiz, arkadaşlarımız bir kez daha geçen seferki gibi yapıcı bir uyarı olarak hükümete öneriyoruz, teklif ediyoruz. Biz olsak böyle yapardık. Biz olunca böyle yapacağız diyoruz.
Türkiye’de enflasyon gerçekte yüzde 120’leri, yüzde 150’leri buldu. TÜİK’in hesabına göre bile yüzde 80’lere ulaştı. Hâlen daha uğraşıyoruz ve şu an yüzde 30’larda ama korkarız ki mart ayı enflasyonu yüzde 5’in üzerinde gelecek. Bütün hesaplar allak bullak olacak. O yüzden hani dedik ya liyakatsizlik, ‘ben ekonomistim’ diyen, bütün dünya giderken Mersin’e Türkiye’yi tersine götüren, bütün dünya enflasyonu çözmüşken Türkiye’de enflasyonu yeniden yükselten; hâlen daha bedel ödediğimiz ki buradan bir kez daha hatırlatıyoruz: Enflasyonun düşüyor olması fiyatların iniyor olması demek değil.
Sadece fiyatların artış hızı düşüyordu. O da düşe düşe yüzde 30’a düşmüştü. Yani geçen sene gelen bütün zamlar sırtımızda; hedef bu sene tutsa yüzde 20 daha zamlanacaktı üstüne. Şimdi tutmazsa yüzde 30 daha, yüzde 35 daha zamlanacak. O yüzden bir kez daha bir iş bilmezlik ve bir söz dinlemezlik üzerinden ilerleyen iktidarı uyarıyoruz. Üç hafta önce olduğu gibi bu kez de KDV'den mahsup ederek zamları enflasyona karşı bir tedbir almaya davet ediyoruz."
"Nasıl 'AK Toroslar Çetesi'ne dönüştüğünü adım adım hep birlikte yaşadık"
Maalesef ne siyasetten gelen, ne siyaseti bilen; aksine siyasete özenen ama paçasından acemilik akan, gözünü hırs bürümüş bir atanmışla muhatabız. Atandığı gün soru şuydu: İstanbul'a ayrılan zulmün sonuna mı geldik? O zulmü Türkiye'nin tamamına yaymaya mı geldik? Herkes dikkatle işin bu tarafına bakıyor. Siyasette iktidarın tükenmişliğinin simgesine dönüştü bu atama. Çünkü siyasi mücadele partilerle, partinin ana kademesi, kadın kolları, gençlik kollarıyla yapılırken yargı kolları kuruldu. Başına bir siyasetçi kondu. Çalıştı, çabaladı ve sonunda kendince ödülünü aldı. Adalet Bakanlığı'na geldi, oturdu. Maalesef AK Parti yargı kolları kurulduktan sonra o yapının kendi içinde nasıl 'AK Toroslar Çetesi'ne dönüştüğünü adım adım hep birlikte yaşadık. Çok acılar çektik. Çekenlerimiz var. Bedel ödeyenlerimiz var. Çok kişinin kul hakkına girildi. Şimdi o 'Ak Toroslar çetesi' geldi, Adalet Bakanlığı'na yerleşti. O çetenin ilk önce yargı operasyonu diye başladığı, sonra milletin özgürlüğüyle ya da malının mülkünün geri verilmesi için nasıl pazarlıkların yapıldığı, avukat bürolarında nelerin konuşulduğu, onların sonra nereden nereye geldiğine ilişkin hakim bir kanaat var. Oldukça fazla; öyle başlangıçta lazım olan basit şüphe değil. Çok önemli miktarda şüpheler var. Belli miktar delil var. Onlardan kamuoyuna sunduklarımız var. Doğrulandıkça sunacaklarımız var.
"ID numaralarının her bir tanesi bu 16 taşınmazın çok yakın bir geçmiş zamanda kendisine ait olduğunu doğruluyor"
Ama öyle bir noktadayız ki, hatırlayalım: memur maaşıyla geçinmesi gereken burada çok değerli bir hukukçu bugün partiye geri döndü. Geçmişte savcılık yapmış. O mesleklerin gereği şu: başka bir yerden para kazanamazsın. Devletin de görevi şu: o insanları başka bir şeye tenezzül etmeyecek bir gelir seviyesinde tutmalısın. O konu bugünlerde ne kadar yerine geliyor ayrı ama geçinemeyince tenezzül etmek yerine onurunla mücadele eden dünya kadar hakim, savcı var bugün hayal kırıklıkları içinde. Ama bir yandan 190 yıl boyunca alacağı maaşla edinilmiş mal, mülk var. 16 tane her birinin ID numarası burada sizlerle paylaşıldı. Geçen hafta ilk önce Ankara'dakilerin ID'lerini vermedik. Ne atlayanlar oldu. Demek ki Ankara'dakiler yokmuş, yalanmış. Hepsinin ID numaraları burada. Ve buradan açık bir hatırlatma yapıyoruz: ID numaralarının yalan olduğunu, gerçek olmadığını söyleyen yok. Hatta bir gazeteci arayıp sorduğunda 'ID'lere bir şey demiyorum' dedi. Bu ID numaralarının her bir tanesi bu 16 taşınmazın bu zamanda ya da çok yakın bir geçmiş zamanda kendisine ait olduğunu doğruluyor. Bakın bunu yalanlayan yok. Sadece bir tapu kaydı gösteriyor: 'Dört tane var elimde sadece' diyor. Örneğin benim iki tapum var. Sadece Manisa'yı göster dersen bir tane gözüküyor. Manisa'yı gösterdiğin yeri kaldırırsan iki tane gözüküyor diyen var. Filtreleyerek sadece İzmir ve Ankara'yı gösterdi; dört tane var diye. Ama durum ondan daha vahim. Şimdi buradaki bu ID numaraları için bir kez daha sesleniyorum. Açıklamayı yaptığımız günden bugüne yalanlamadığınız ve bu 16 ID numarasından herhangi birisinde bir eksiklik varsa söyleyin. Bir eksiklik yok. Ama beyefendi diyor ki: 'Ben de bu ikisi ve bu var' Yani 8, 10, 11 numaralar var diyor. Bunlar Ankara'da Mahall diye bilinen, İzmir'de Mahall Bomonti diye bilinen yerlere ait. Bu üçü ve bir tane daha. Bunların emsal değerleri, ortalama değerleri 27, 27, 54. Buradakini de 17,5 ilave ettiğinizde 71 milyon, 71,5 milyon TL. Ömrü boyunca aldığı maaşların iki katı zaten. Biz 19 katına itiraz ediyoruz. O diyor ki: 'Ömrüm boyunca aldığım maaşların içinden bir bardak su bile içmesem, bir kibrit kutusu bile satın almasam, biriktirsem onun iki katı kadar, 2,5 katı kadar malım var. Fazlası yalan' diyor. Biz fazlasının da doğru olduğunu iddia ediyoruz.
"Birçok dava açıyorum ama özellikle bu konuda bana verdiği yanıta istinaden dava açıyorum"
Şimdi gösterdiği tapuların içinde olmayan Tema'daki ev. Gösterdiği tapu kaydında bu yok. Ama Tema'da açıklama var. Bizim iddiamız şu: biz diyoruz ki bu evi 9 milyon liraya aldı. 2+1, 3+1 14 milyon liraya aynı tarihte 2+1 satılıyordu. Niye ucuza verdin? 'İstanbul Cumhuriyet Başsavcımız Sayın Akın Gürlek, diğer tüm müşterilerimiz gibi projemizden bir adet daire satın almıştır, kendisine uygulanan satış fiyatı herhangi bir müşterimize uygulananlardan farklı değildir' diye açıklama yapıyor Tema. Bu eldeki bu açıklama ve bu belge Ağrı Dağı kadar gerçek. Ama gösterilen tapu kaydında yok. Bir başka örnek gösteriyorum: Senfoni Evleri, 96 milyon lira satış sözleşmesi; imzalar, mühürler, isimler. Tamam. Burada tapu yok. Çünkü bitince tapu verecek. Ama böyle resmî bir belge var. Sayın Murat Kurum'a bağlı bakanlığa bağlı çalışıyor Emlak Konut. Bir haftadır yalanlama yok. Varsa bu olaydan sonra duyalım. Varsa 16 tapu ID'lerine ilişkin itiraz duyalım. Bunlar yok. Ne var? 'Dava açacağım' demek var. Açılmış bir dava yok. İyi haber şu: ben de dava açacağım. Hazırladım, açıyorum. Birçok dava açıyorum ama özellikle bu konuda bana verdiği yanıta istinaden dava açıyorum. O davada ben mi doğru söylüyorum, o mu doğru söylüyor? Avukat tapu sicil kayıtlarını isteyecek, hakim karar vermek için getirecek; o zaman bu millet yargı önünde kim doğru söylüyor, kim yalan söylüyor görecek. Hodri meydan.
"Şimdi bu milletin karşısına geçelim, hesabımızı açalım"
Şimdi, Tema 2 projesi ortada, Senfoni projesi ortada. Gizlemediği Mahall'ler var. Ankara'da bir tane, İzmir'de iki tane Mahall var. Şimdi bu Mahall projelerini yapan firma Türkerler İnşaat. Yıllar önce başka bir inşaat firmasıyla ihtilaf yaşamış. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açmış. 2021'de dosya takipsizliğe uğramış. Akın Gürlek İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olunca birden dosya yeniden açılmış ve Türkerler İnşaat lehine karar verilmiş. Şimdi Mahall projelerine bu tapular alınıyor ya, verilen paraların hesap hareketlerini göreyim. Hani maaş yatıyor ya, bir banka hesabı var ya; bana ben şu anda 27'şer milyon lira olan bu evlerin parasını 'aha da şu havaleyle ödedim' diye göstereceksin kardeşim. Ben hayatım boyunca aldığım bütün gelirler ya eczanede SGK'dan yattı ya milletvekili maaşı olarak buradaki Halk Bank şubesine yattı. Ve ben ne ödediysem o kadar ödedim. Şimdi bu milletin karşısına geçelim, hesabımızı açalım. Bu toplamın iki katı kadar olan para nereden gelmiş, gösterelim. Haydi bakalım.
"Elinizdeki belgeleri bir genel başkana götürecekseniz, bu genel başkana değil, AK Parti'nin genel başkanına götürün kardeşim"
Ayrıca arkadaşlar, dört isim verdim geçen hafta: Mehmet Türkoğlu, Osman Dündar Çiftçi, Hayrettin Koç ve RTÜK'teki emekli polis Seyit Bozkurt. Ya bunlardan biri çıkıp demez mi: 'Benim bu beyefendiyle, adıma üzerime tapu aldığım ya da adına onun için pazarlık yaptığım, senet ödediğim yoktur.' Duyduk mu? RTÜK'ten bir açıklama duyduk mu? RTÜK'te Seyit Bozkurt diye biri var. Kaydı var. Daire Başkan Yardımcısı. Beyefendinin ricasıyla sokulmuş RTÜK'e. Maaş alıyor, gören yok. Üzerinde çok tapu vardı. Şimdi o da boşaltma evresinde. Ne oluyor? Bir açıklama yok mu RTÜK'ten? 'Seyit Bozkurt diye bir daire başkan yardımcımız yoktur, maaş almamaktadır.' Ya da vardır, düzenli olarak gelmektedir. Ama yağmur gibi isim geliyor. A'dan bir tane A ile başlayan var, Z'ye kadar. Bu da çantacı, bu da çantacı. Bu da aracı, bu da aracı. Bir kez daha söylüyorum AK Partili arkadaşlar: ben bunları zaten biliyorum. Elinizdeki belgeleri bir genel başkana götürecekseniz, bu genel başkana değil, AK Parti'nin genel başkanına götürün kardeşim. AK Parti'nin genel başkanına. Bir partiden birisi birine şikayet edilecekse niye ana muhalefete ediliyor ya? Kendi genel başkanınıza niye gitmiyorsunuz? Çünkü biliyorsunuz ki her şey sizden daha iyi biliniyor. A'dan Z'ye biliniyor. O yüzden gidip de bu kişinin busu var diyemiyorsunuz. Ama bu duyulsun diye bunu bize söylüyorsunuz. Biz kontrolünü yapmadan ve emin olmadan hiçbir şeyi açıklamıyoruz. Ama bu yağmur gibi gelen isimleri de bir kenarda biriktiriyoruz. Günü gelince doğruladığımızda hepsini kamuoyuyla paylaşacağız.
"AK Toroslar Çetesi, Adalet Bakanlığı'na taşındı"
'AK Toroslar Çetesi' Çağlayan'da kurulmuştu. Şimdi hepsi Adalet Bakanlığı'na taşındı. Başsavcı yardımcıları bakan yardımcısı oldu. Ekrem Başkanı tutuklayan hakim Songül Özdemir Aydoğdu'nun eşi Abdullah Aydoğdu bakan yardımcısı oldu. Muhalefete beyaz Toros gösteren kişi Adalet Bakanlığı Personel Daire Başkanı oldu. Ve bu süreçte millete, siyasete meydan okuyanlar, Ekrem Başkanı tutuklayan, son iki öğrenciyi tutuklayan, yazın dünya kadar öğrenciyi tutuklayıp içeri atan o hâkim hanıma söylüyorum: Yazın içeri attığın, bayram dahil 90 gün öğrencileri Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefetten içeride tuttun. İddianame yazmadın. Sonra öğrenciler çıktı. Yetmez, beraat etti. Yetmez, mahkeme karar verdi: bu öğrencilerin bu eyleme katılması suç değildir. Bu eylemin yasaklanması Anayasa'ya karşı suçtur diye. Siz 301 öğrenciyi niye tutukladınız? Niye? İçlerinde bir tane polise taş atan var mıydı? Bir tane sopayla vuran var mıydı? Pırıl pırıl 18-19 yaşında, ömrü boyunca emniyetin kapısından geçmemiş, eyleme gelmiş çocukları gittiler, metrolarda aldılar. Silivri'ye koydular. Güya ibretialem için. Hiçbir çocuk bir daha eylemlere gelmesin diye. Anneler, babalar çocuklarına baskı yapsın diye. Bayramı içeride geçirdiler. Bütün yazı içeride geçirdiler. Finallerine giremediler. Kalanlar oldu. Yıl kaybedenler oldu. Bunların hepsinin sonucunda mahkeme, tutuklayan haksız, tutuklama talebini yapan haksız, çocukların hakkı yenilmiş ve hatta tazminat isterse almaya hakkı olduğunu söyledi. Bir yıl eylemleri yaptık. Yine çocuklara gözaltı yaptılar. Yine aynı kadın. Ekrem Başkanı tutuklayan kadın. 301 çocuğun çoğunu tutuklayan kadın. Öğrenciler tutuklanmadığında, başka mahkemeden itiraz edilince tutuklayan kadın yine gitti öğrencilere tutuklama yaptı. Buradan, buradan, buradan milletin vicdanına söylüyorum: bir kadın var, kocası artık bakan yardımcısı, ödüllendirildi. 18 yaşında sabileri sırf bir eyleme gitti diye tutukluyor. 90 gün Silivri'de canlarını okuyor. Koğuşlara koyuyor, zor koğuşlara koyuyor. Sonunda mahkeme 'çocukların bir suçu yok' diyor. O yine başka çocukları alıp içeri atıyor. Bu vicdansızları, bu suç örgütünün aparatlarını; Erdoğan'ı protesto etmek dahi değil, Erdoğan'ı yenecek olan cumhurbaşkanı adayına destek olmayı suç sayan bu vicdansızları bu milletin vicdanına, kendimin de hafızasına emanet ediyorum."
"Bu süreç ne CHP’yi ne muhalefeti bir adım geri attırabilecek bir süreç değildir"
O yüzden biz CHP olarak tarihin doğru tarafından, doğru yerinde durmaya devam edeceğiz. Birilerinin pervasızlığı, birilerinin gözü dönmüşlüğü, birilerinin ortaya koyduğu bu vicdansız ve cesaretli değil, aslında korkak ama devletten aldığı gücü, cübbeden aldığı gücü, makamdan-mevkiden, kürsüden aldığı gücü masumlar üzerinde orantısız kullananlara karşı da asla ve asla teslim olmayacağız. Bu süreç ne CHP’yi ne muhalefeti bir adım geri attırabilecek bir süreç değildir. Kenetlendik, bir yıl boyunca mücadele ettik. Kenetlenmeye, bir arada durmaya, bu vicdansızlığa meydan okumaya hep beraber devam edeceğiz.
"'Onların istediği yönetecek. Onlar da Türkiye’de beni isteyecek' diyerek onlardan meşruiyet arayan yaklaşımın derhal terk edilmesi lazım"
Sözün sonuna gelirken biz ekonomide, demokraside, adalete güçlü bir Türkiye istiyoruz. Dışarıdaki tehditler, bizi içeride güçlü olmaya mecbur ediyor. Amerika ve İsrail'in İran’a saldırısı sürüyor. Amerika ve İsrail istedikleri her ülkeye saldırabilecekleri, uluslararası hukuku çiğneyebilecekleri ve istedikleri ülkeyi istediklerine yönettirebilecekleri kendilerince yeni bir dünya düzeni istiyorlar. İlk günden beri bunun karşısındayız. Bugün İran’a susarak yarın daha kötüsünün olabileceğini öngörmeyenlere sesleniyorum. O yüzden AK Parti'nin iktidarından beklentimiz değil ama bu iktidara iki tavsiyemiz var: Bir, Türkiye’yi korumak ve ABD-İsrail saldırganlığına karşı, gerçek dünya düzenini savunmak. Bu yeni dünya düzeninin 'Onların istediği yönetecek. Onlar da Türkiye’de beni isteyecek' diyerek onlardan meşruiyet arayan yaklaşımın derhal terk edilmesi lazım.
"Amerika’nın Gazze’ye çökmesi masasına hizmet eden bir Erdoğan var”
İktidar tarafsız görünüp ABD ve İsrail’in yanında duruyor. Gazze ve Amerika ve İsrail ile aynı masada oturmaya devam ediyor. Öyle ki Trump’ın ‘Çok beğendim, orada Filistinlilere yer yok. Onları civardaki beş ülkeye süpüreceğim’ dedikleri, 71 bini şu ana kadar öldürülmüş Filistinli kardeşlerimiz. 'Oraya oteller, kasinolar dikeceğim' dedikleri Gazze’de Filistinlilerin toprakları. 'Orayı beğendim. Önünde de hidrokarbon yatakları var, petrol var' dediği yer Gazze şeridi. Burası için bir plan yapmış, o planın fotoğraflarını yayınlamış, masa kurmuş, dünyanın demokratik liderleri o masayı reddetmiş, o masaya bizimkiler gitmiş, tenezzül etmiş. 'Filistin yok' deyince, 'İsrail de yok' demişlerdi. Trump oraya İsrail’i de son anda dahil etmiş. Halen daha Gazze’yi, Filistinlilerden arındırma, oraya kumarhane, otel kurma ve petrolüne Amerika’nın çökmesi masasına hizmet eden bir Erdoğan var. Kendine ait bir planı yok. Erdoğan başkasının planının parçasıdır.
"Edilgen tarafsızlıktan dirençli, etken bir tarafsızlık pozisyonuna doğru ilerlemeliyiz”
Kenan Evren dönemi hariç ki Kenan Evren o dönem Amerika’nın gözüne bakar, onlara göre soluk alırdı. Türkiye’de hiçbir seçilmiş bu kadar Amerika’ya tabi olmamıştır. Müslüman kanı dökülen bir coğrafyada bu kadar sessiz kalmamıştır. Trump ne diyorsa onu yapan, Trump’ın öfkesinden korkan, Trump’a tabi olan, Trump’tan Türkiye için bir iktidar, bir meşruiyet dilenen bir yapıyla karşı karşıyayız. Açık konuşalım: İran savaşı artık uzak bir mesele değil. Etkileri ekonomimize, güvenliğimize geldi. Taraf değiliz, olmamalıyız ama etkileniyoruz ve çok daha zor bir sürecin içine doğru sürükleniyoruz. En kötüsüne hazır olmak lazım. İhtiyacımız tarafsız görünüp Amerika ve İsrail’e destek çıkmak, teslim olmak değil; tehditlere hazırlıklı, dirençli bir tarafsızlık pozisyonudur. Edilgen tarafsızlıktan dirençli, etken bir tarafsızlık pozisyonuna doğru ilerlemeliyiz. Güvenlikte, ekonomide, enerjide ve diplomaside buna hazır olmalı, bunun üzerinde çalışmalıyız. Örneğin, Küba’ya giden petrol tankerlerinin engellenmesi, elektrik üretiminin engellenmesi, çocukların, kuvözdeki bebeklerin, hastaların ölüme terk edilmesi bile Amerika için göze alabileceği bir vahşet olabilirken buna bile 'Hayır' diyemeyen, bunu bile kınayamayan, bunun karşısında bir pozisyon tarif etmeyen bir Cumhuriyet hükümeti bugüne kadar olmadı, bundan sonra da olmamalıdır.
"O kadar bedel ödenen S400’lerin bugün Türkiye’yi savunmak için dahi kurulamadığı görülmelidir"
Güçlü bir ordumuz var ancak çok da eksikleri var. Türkiye’ye üç farklı balistik füze atıldı, hedef alındı. Hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Birincisi kaza ve hata olabilir. İkincisi, tahammül edilemeyecek bir tesadüftür. Ama üçüncüsü diplomaside 'Verdiğim mesajı alıyor musun'dur. Bu mesajı İran mı yolluyor, yoksa bu mesajda başka birileri, 'Hava savunman yok, bana muhtaçsın' mı diyor; bu enine boyuna değerlendirilmelidir. Tek hava savunma sistemi S400’ler hangarda. S400’leri Rusya’dan kalkıp Mürted Üssü’ne inerken canlı yayında verenlere, S400’ü eleştirene 'vatan haini' diyenlere, bugün bir dönüp 'O gün ne diyordunuz, bugün ne yapıyorsunuz bir bakın' demek lazım. S400 o gün için alındığında Türkiye’nin F16 modernizasyonundan, F35 projesinden atılmasına, CAATSA Yaptırımları’na muhatap etmiştir. O kadar bedel ödenen S400’lerin bugün Türkiye’yi savunmak için dahi kurulamadığı görülmelidir. Yıllardır söylediğimiz entegre çelik kubbenin daha 2024 yılında çalışmalarına başlandı. 'Hava savunma kabiliyetiyle donanmış bir muhrip' diye 20 yıldır söyleniyor. Adına zaman zaman ‘yeni nesil fırkateyn’ deniyor; TF2000. 2000 yılından Türk fırkateyni, 24 yıl boyunca durdu. Şimdi daha yeni yeni ilgili çalışmalar başladı. Şimdi olsa Kıbrıs’ın önüne çekilecekti, Mersin’in önüne çekilecekti. Bunları söyleyenleri dinlemeyenler, sadece kendi bildiklerini yapanlar, Türkiye’nin hava saldırısı ya da savunmasını sadece İHA ve SİHA’lardaki gelişmelerle kısıtlayıp bunu yeterliymiş gibi gösterenler; ‘önemsiz’ diyen yok ama bugün Türkiye’yi aciz, çaresiz bir pozisyona oturtmuşlardır.
"Biz bu ülkenin sorunlarını çözmeye talibiz"
Tepemizde dronlar geldi, Anadolu’ya düştü. F16 kaldırıp, saatlerce takip edip dron düşürdük. Bugün Kıbrıs’ı korumak için F16 yollama dışında bir seçeneğimiz yok. Bunları söyleyince Erdoğan diyor ki 'Selden kütük kapmayın.' Selden kütük kapan yok ama bu kütükler niye sele kapıldı, onu sormak suç mu? Bizim kütükler niye sele kapıldı? Yoksa Türkiye’nin elindeki hava savunma sisteminin en güçlü olması gerektiğini en çok anlatanlara, şimdi dönüp hiç onları söylememiş gibi 'Susun kardeşim, bir şey söylemeyin' diyorlar. Bugün CHP’nin doğru bir güvenlik, doğru bir savunma hattı için kurduğu söze katkı sağlayanlara da yıllarca kulak tıkayanlara söylüyoruz: Biz bu ülkenin sorunlarını çözmeye talibiz. Biz ülkeyi barıştırmaya, kucaklaştırmaya talibiz. Terörsüz ve demokratik bir Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Darbeci anlayışı bu topraklardan söküp atmaya talibiz. Ekonomik krizi bitirmeye talibiz. Bölgesinde Türkiye’yi yeniden saygın, sözü dinlenir bir ülke yapmaya, batı ittifakının bir parçasıyken Rusya ile de iyi komşuluk ilişkileri kurabilecek diplomatik beceriyi tekrar hayata geçirmeye talibiz. Ne Türk dünyasının ne Balkanların ne Orta Doğu'nun uzağında değiliz; her biriyle gönül gönüleyiz. En sıkı bağları kurmanın ve bunları doğru bir şekilde yönetmenin de erbabıyız. Yıllar önce gelenler, Irak’taki yapılacak operasyonu karşılığında tezkere sözü verenler, onun karşılığında Türkiye’den Amerikan desteğiyle Türkiye’de iktidar sözü alanlar, bugün Türkiye’de meşruiyetlerini kaybetmiş, Amerikan desteğiyle Barrack’ın deyimiyle 'Türkiye’de olmayan meşruiyeti Trump’tan dilenmekte, karşılığında Türkiye’nin tüm çıkarlarını terk etmektedirler.'
"Meşruiyeti Anadolu’da gören, sandıkta gören bir partiyiz”
Biz CHP olarak nadir toprak elementlerini söz vermeden, pahalı LNG’ye muhtaç kalmadan, yarısını Boeing alıyorsa, yarısını Avrupa’da üretilen uçaklardan almanın sözünü verebilerek, tüm dengeleri kurarak, kimseye teslim olmadan bu ülkeyi dimdik ayakta yönetmeye talibiz. Karşımızdakilerin kurduğu, İsrail ile kayıkçı kavgası yapan, Trump’ın geleceğini kendi geleceği için garanti gören, o yüzden Trump’ın her politikasına körü körüne destek veren ve Türkiye’yi Avrupa’dan koparan, Rusya ile yeniden düşmanlaştıran, İran’a yapılan zulme sessiz bırakan ve bütün dengeler içinde başkasının planının parçası kılan bu yönetim anlayışına karşı; dimdik, dirayetli, ne söylediğini bilen, geçmişiyle gurur duyan, geleceğinden endişesi olmayan, gücünü milletten alan, meşruiyeti Anadolu’da gören, Trakya’da gören, sandıkta gören bir partiyiz.
"Bu kadar zorlamayla iktidarda kalıp, ülkeyi felakete sürüklemek doğru değildir"
Buradan Erdoğan’a çağrımdır: Yürümüyor, gitmiyor, bu iş böyle olmuyor. Zulmederek, haksızlık ederek, rakiplerini içeride tutarak bu iktidarı biraz daha sürdürebilirsin ama kendi felaketin diye gördüğün iktidar kaybına engel olmak için Türkiye’yi başka bir felakete sürüklemektesin. Vakit, seçime kadar bile bu işi götüremeyeceğini gösteriyor. Derhal bir buçuk-iki ay içinde milletin önüne sandığı koymak, geleceğe güvenle beş yıl boyunca bakacak bir iktidarı kurmak, millet yetki veriyorsa sana benim de başım üstüne ama artık zorla, haksızca ve bu kadar zorlamayla iktidarda kalıp bu ülkeyi felakete sürüklemek doğru değildir. En kısa zamanda sandığı istiyor, iktidara gelmeyi ve sorunları çözmeyi milletimize vadediyoruz."
ANKA