ABD-İran savaşı: Dış tehdit karşısında üç kırılma noktası

Zeki Sarıhan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Amerika Birleşik Devletleri, İran’a beklenen ikinci saldırısını 28 Şubat Cumartesi günü başlattı. ABD, İran’daki muhalifleri yönetime karşı harekete geçirerek emperyalizme teslim olmuş bir yönetime bel bağlamış bulunuyor.

Kendi ülkesinin yöneticilerinden illallah deyip kurtuluşunu bir dış müdahale ile yönetim değişikliğinde görme, tarih boyunca karşılaşılan bir durum olmuştur. Dışardaki heveskârların niyetini kursaklarında bırakacak olan iç cephenin birliğidir.

Osmanlıların Bizans topraklarında ve Balkanlarda kolayca ilerleyişini, halkın Ağır vergiler altında ezilmesi ve Osmanlı istilasını gönüllü olarak kabul ettiği yolunda iddialar vardır. Osmanlı Devletinin Sünni bir yönetim olması nedeniyle Anadolu Alevilerinin İran devleti tarafına geçmesi ve Pir Sultan Abdal’ın şiirinde olduğu gibi “Şah” hayranlığı iç cephenin niteliği konusunda ders vericidir.

Aşağıda açıklayacağımız  konularda Türkiye tarihi zengin deneyimlerle doludur.  Almanlara,  İngilizlere, Amerikalılara, hatta Ruslara dayanarak iktidar olma ve iktidarı sürdürme konusunda birçok örnek verilebilir. Bunların hiçbiri, sahiplerinin yüzünü ak çıkarmamıştır.  
Dış saldırılara karşı bağımsızlığın ve ülke bütünlüğünün korunmasını tehlikeye sokan üç büyük engel vardır ve bunların üçü de Türkiye için de günceldir.

1.    Mezhepçilik: Tarih boyunca birçok yerde yaşanmıştır. Devlet, bir din veya mezhebe göre biçimlenince, ülkede yaşayan öteki din ve mezheplerden insanlar kendilerini dışlanmış ve koruyucusuz hissederler. Kurtulmak için başka bir dış kuvvetin müdahalesine bel bağlayabilirler.  Osmanlı Devleti, bundan çok sıkıntılar çekmiş, Müslüman olmayan unsurlar, dışarıdan verilen desteklerle de tek tek imparatorluktan ayrılmışlar, içeride kalan bazı unsurlar da tehcir gibi felaketlere uğramışlardır.

Devletin ve toplumun bu tehlikeden kurtulması niçin tek çözüm laikliktir. Laiklik, devletin din işlerini yurttaşın kendisine bırakması, dinler ve mezhepler arasında ayırım yapmamasıdır. Türkiye’nin bugünkü yönetimi, ne yazık ki bunu anlamamakta inat ediyor. Devleti İslamiyet’in Hanefi Mezhebinin kurallarına göre yapılandırmak ve yurttaşların da buna göre biçimlenmesini istiyor. Bu konuda o kadar ileri gitmiştir ki, laiklik isteyenleri dava bile etmiştir.

2.   Milliyetçilik: Birden çok milliyetin yaşadığı devletlerde iç cephenin güçlü olmasını önleyen anlayışlardan biri, devletin tek bir milliyete dayanması gerektiğini, diğer unsurların hiçbir millî haklarının olmadığını savunan milliyetçiliktir. Milliyetçiliği yurtseverlikle karıştırmamalıdır. Türkiye’de milliyetçilik, yeni devletin kuruluşundan beri, birçok ayaklanmalara yol açmıştır ve ayaklananların bir dış müdahaleyi davet ettiği ileri sürülmektedir. Dincilik ve mezhepçiliğin panzehiri nasıl laiklik ise, milliyetçiliğin yarattığı iç bölünmeyi önlemenin yolu da demokrasidir. Demokrat bir devlette her milliyet kendisini rahatlıkla ifade eder, millî kültürünü ve dilini geliştirme imkânı bulur. Böylece dış müdahalelere umut bağlamaz. Dinciler gibi milliyetçiler de bu gerçeğin farkında değillerdir.

3.    Aşırı sömürü: Dünyanın her yanında milletler içinde sınıflar vardır. Bazı milletler, sınıf farklarını azaltma çabası içinceyken bazılarında sömürünün ve sınıflar arasındaki farkın gittikçe arttığı görülüyor. Bu koşullarda aşırı sömürüye uğrayan sınıflar, bir dış kuvvetin müdahalesine, kendilerini iktidara getireceğine umut bağlayabilir ve bunun için faaliyet gösterebilirler. Türkiye solunun bir bölümü uzun süre Sovyetler Birliği’nin yardımıyla iktidar olmayı ummuş, Türkiye üzerinde Amerikan-Rusya çekişmesinin bir tarafında yer almıştır. (Öte tarafında ise Amerikancılar vardı.)Türkiye devrimcilerinin bir kısmı “Ne Amerika Ne Rusya, Tam Bağımsız Türkiye” diyerek iki büyük devleti de istemediğini açıklamıştı.

Güncel konumuz olan ABD-İran savaşına gelirsek, İran’ın bu badireden nasıl kurtulacağı bütün antiemperyalist ve kendi ülkelerinin bağımsızlığında da ısrarlı insanların yanıtlaması gereken bir sorudur.

İran, başındaki molla rejimiyle kısa sürede ABD ve İsrail saldırganlarından yıkılmadan kurtulsa bile iç cephesi bölünmüş olarak kalacak ve ileriki günler için tehlike yaratmaya devam edecektir.

İran’ın emperyalizme karşı bağımsızlığı ve devlet bütünlüğünün güvencesi iç cephesini güçlendirmesidir. İran bunun için dinci bir diktatörlük olmaktan vazgeçmesi, ülkedeki farklı milliyetlere Karşı demokrat olması ve millî servetin adil bölüşümüne dayanan bir ekonomi politika izlemesidir. Bu tavsiyeler Türkiye biçin de geçerlidir.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU