CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğuna son verilmesi ve erken seçim talebiyle düzenlediği "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinginin bu hafta adresi Burdur oldu.
Mitingde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Tayyip Bey aylar aylar önce demişti ki ‘Göreceksiniz bir aya kalmaz insanın içine çıkamayacaklar. Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Eşlerinin gözüne bakamayacaklar.’ O, o lafı dedikten sonra bırakın bir ayı, 11 ay geçti. Bugün ben Burdur’da meydandayım. Her gün bir başka meydanda sokakta, tarlada, çarşıda kahvede, işyerlerinde, işçi servislerini uğurlarken ya da ev hanımlarının evinde ziyarette Cumhuriyet Halk Partililer meydanda. Siz hiç AK Partiliyi şimdi çarşıda görüyor musunuz? Pazara çıkabiliyorlar mı? Hatır sorabiliyorlar mı? Çünkü artık onlar siyaseti bıraktılar. Kadın kollarına güvenmiyorlar, gençlik kollarına güvenmiyorlar, ana kademeye güvenmiyorlar. Varsa yoksa yargı kolları, varsa yoksa siyasi davalar, iftiralar, hakaretler, tutuklamalar. Bu şekilde bizim iktidarımıza engel olacaklarını sanıyorlar” dedi
“Amaçlanan itibar suikasti”
“Bu sabah ben Muhittin Başkan’a ulaşmak için günün erken saatlerinde uçağa giderken Bolu’dan bir haber geldi” diyen Özel konuşmasında özetle şunları söyledi
Bolu Belediye Başkanımız Tanju Özcan jandarma tarafından, çağrılsa gideceği, zaten her gün çöpünü aldığı, önünü temizlediği, her gün hizmet ettiği Bolu’nun adliyesine jandarma zoruyla götürdüler. Maksat, itibar suikastı. Amaç, küçük düşürmek ve suçluymuş gibi göstermek. Hal böyle olunca biz Bolu’ya hukukçu arkadaşlarımızı, siyasi arkadaşlarımızı yönlendirdik. Dedik ki ‘Neymiş? Ne soruyorlarmış?’ Cevap geldi. Suçlandığı husus şu… Bir vakıf var. Bu vakfa para giriyor, para çıkıyor. Çıkan para Bolu’da Boluların Bolu’da ve Türkiye’de okuyan çocuklarına ya da yoksul ailelerin Bolu’ya gelmiş çocuklarına burs veren vakıf. Bu vakfa iş insanları yardım yapmışlar. ‘Efendim sen Bolu Belediye Başkanı olarak iş insanlarına diyorsun ki ‘Bu vakfa para yatırın, ondan sonra gelin bakalım işlerinizi yapın.” Şimdi bu iddianın neresi doğru, neresi eğri bilmem. Ama iş adamına, ‘İş yapıyorsun. Şunun yüzde 20’si bizim. 10’u bizim,10’u üst tarafın, yukarıların’ diyen bir anlayış var mı? Var. Biz onu çok iyi tanıyoruz. Ancak bizde belediye başkanı kendine kör kuruş almamışsa, bir başka tarafa para istememişse, ‘Devletin kontrolündeki bir şey verecekseniz vakfa verin, garibanın çocuğuna burs olsun’ demişse vallahi de billahi de bunda utanılacak değil; övünecek bir şey var. Biz kimlerin lakabının ‘Yüzde 10’ olduğunu, kimlerin tarifeyi yüzde 10’dan yüzde 20’ye çıkardığını, ‘Benim dönemimde zengin oldun. Nasıl başka tarafa selam verirsin?’ diye mala çökenleri biliyoruz. Biz kazanılan her kuruştan payını isteyenleri de biliyoruz. Biz şu kadarını biliyoruz; bizim arkadaşlarımızın kör kuruşa tenezzül etmediğini, ne yaptıysa şehir - kent için, fakirin - fukaranın kursağında geçecek için yaptığını biliyoruz. Hepsiyle de gurur duyuyoruz.”
“İran’ın kararını İran halkı verecektir”
Tabii sabahın erken saatlerinde bu haberlerle uyandık. Biraz ilerleyince de İran’da olanları gördük. Malum İran’da bizim destekleyemeyeceğimiz, yaptığı muamelelerle çok eleştirdiğimiz, bilhassa kadın hakları konusunda son derece sorunlu bir yönetim var. İran’ın kendi geleceğini tayin etmesi, demokratik bir Cumhuriyet’e evrilmesi en büyük temennimiz. Ama şimdi oradaki o durumdan istifade, Trump ile Netanyahu İran’a füzeler yollamaya, bombardıman yapmaya, sivillerin hayatını kaybedeceği bir saldırıya girişmeye kalkıştılar. Bu açıdan İran konusunda Türkiye’nin çok dikkatli, çok özenli, sivilleri gözeten, İran’ın toprak bütünlüğüne dikkat eden, İran’daki istikrarsız bir süreci başlatmamak üzere son derece dikkatli bir diplomasiyi mutlaka ve mutlaka takip etmesi gerekmektedir. İran’ı, İran’daki kadınları kurtarmak ne Trump’a, ne eli kanlı Netanyahu’ya düşmüştür. İran’ın kararını İran halkı verecektir.”
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
“‘Ne yapıyor bizim tiktokçu Hakan’ diye soruyormuş”
Değerli Burdurlular, malum Burdur’un bende yeri biraz farklı. Birazcık arkadaş durumundan herhalde en çok Grup Başkanvekili iken de geldiğim illerden bir tanesiydi. Üç dönemdir bu şehri benim canım kardeşim Ali Orkun Ercengiz’e emanet ediyorsunuz. Ali Orkun’a tezahürat ederseniz ben başkası gibi değilim; memnun olurum, gurur duyarım. Birisi partisinde kendisinden başkası alkış almaya başlayınca dik dik bakıyormuş. Hatta bir tek ben diyorum sanıyordum, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a o da ‘TikTokçu Hakan, ne yapmış bizim TikTokçu Hakan?’ diye soruyormuş. Çünkü Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlandığını düşünüp ona birazcık hasetleniyormuş
“Tayyip Bey’in altında tank çektikleri gitti milleti ezdi”
“Bugün 28 Şubat. Tarihe ‘postmodern darbe’ diye geçen bir darbenin yıl dönümü. Biz, bu meydanları dolduranlar, bu otobüsün üstünde duranlar, bu partide siyaset yapanlar, Türkiye ittifakının bütün demokrat bileşenleri, demokrasi fikrinin insanlarıyız. Darbenin hiçbiriyle işimiz olmaz. 15 Temmuz akşamı darbeye kalkıştılar, Tayyip Bey’in ne istediyse zamanında verdikleri, ‘bir’ dediğini iki etmedikleri, altına F-16 verdikleri geldi, Meclis’i vurdu. Altına tank çektikleri gitti milleti ezdi. Bütün darbeler iktidara yapılır ama dünyada döner, muhalefete şöyle bir bakar. Ana muhalefetin gözünün içine bakar. Biz o gün anında önce Ankara’daki arkadaşlar topladık, Meclis’i, Başkanı ve Başkanvekillerini, diğer partileri aradık. Bilhassa Ak Parti’ye, ‘Gün demokrasinin yanında durma günüdür’ dedik. ‘Meclis’i açın. Birlikte direnelim’ dedik. Tayyip Bey’in yaptığı bütün kötülüklere, Ak Parti ile bütün rekabetimize rağmen darbe gecesi milletin seçtiğinin ve milletin tercihlerinin arkasında durduk. Şimdi bu Ramazan mübarek günde, Tayyip Bey, oynattığı videolarla, gösterdiği başörtüsü konusunda yaşanan sıkıntıları hatırlatıp, sanki bunları CHP yapmış gibi gösteren bir anlayışa sahip. Haşa sümme haşa. Orada o yanlışın içinde olan CHP’li varsa, kişisel olarak oradadır. Ama Cumhuriyet Halk Partisi başta inanç özgürlüğünün, düşünce özgürlüğünün, isteyenin istediği gibi yaşamasının her türlü yasağın ve her türlü baskının karşısındadır.”
“Bütün özgürlüklerin teminatı Cumhuriyet Halk Partisi’dir ”
Buradan söyleyeyim. Ali Orkun Ercengiz, eczacı. 1992’de birlikte girdik. 1996’da birlikte çıkamadık. Ben hemen çıktım, bunlar biraz geç geldi. Aşağıda Eczacılık Fakültesinden arkadaşlarım var burada. Bunların hepsi şahit. Bizim Ege Üniversitesi’nde de başörtüsü yasağı getirmeye kalktılar. Biz laboratuvarları boşaltıp, ‘Arkadaşlarımız girmeden derse girmeyiz’ diyen demokratlarız biz. Tayyip Bey kimseye hikaye anlatmasın. İşte şahitleri burada. Şimdi 28 Şubat mağduriyeti üzerinden 30 yıl sonra tükenmiş bir siyasetçi, eski defterleri açıp hesabı yanlış yere, Cumhuriyet Halk Partisi’ne kesmeye çalışıyor. Herkes şunu bilsin ki bütün inançlı, başını örten bütün kardeşlerim bilsin ki Genel Başkan olarak Özgür Özel’in geçmişinde de bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapan genç, dinamik, demokrat kadroların geçmişinde de sizi incitecek bir şey olmadığı gibi yarın sizin inancınızın, ibadetinizin, giyiminizin, kuşamınızın teminatı da tüm özgürlüklerin teminatı da Cumhuriyet Halk Partisi’dir.”
“Bu oyuna kimse gelmez”
Tabii şunu Tayyip Bey’e söylemem lazım. Siyaset, umudu örgütleme işidir. Umut verme işi. Korkuyu örgütlemek, siyasetçinin işi değildir. O mafya işidir. Ama Tayyip Bey, emekliye, gence, yaşlıya, çiftçiye, esnafa bir umut veremediği için bir korku salma, onu da bizim üzerimizden yapmaya çalışmanın peşinde. Bu oyuna kimse gelmez. Bu millet samimiyeti görür. Baktığında insanın gözüne, kimin ne olduğunu anlar. Ama bir bakıma baktığınızda da bir yandan umut vermeyen, ‘Ben bundan sonra düzelteceğim’ diyemeyen, sadece rakiplerine iftira atan birisinin tepeden tırnağa, baştan aşağıya bir 28 Şubat sembolüne dönüştüğünü, herkese ‘28 Şubat’ diyenin gerçek anlamda kutuplaştırmadan medet umduğunu, kutuplaştırmanın üzerine kendisi gidecekmiş gibi yapıp, aslında bir yandan Milli Eğitim Bakanı’yla, bir yandan yazarıyla, çizeriyle, bir yandan medya manipülasyonları, sosyal medya oyunlarıyla ne yapmaya çalıştıklarının farkındayız. Biz, her darbenin karşısındayız. Postmodern olsun, gerçek olsun. Bu parti darbelerde kapatılmış, genel başkanları hapse atılmış. İl başkanları, yöneticileri, üyeleri sokak ortalarında faili meçhul cinayetlere kurban gitmiş, her darbeden zarar görmüş, her darbenin karşısında durmuştur.”
“Ev kadınlarına en büyük hediyeyi vereceğiz”
15 Temmuz’da nasıl gözümüzü kırpmadan bir darbenin karşısında durduysak, şimdi de Tayyip Erdoğan’ın 19 Mart darbesinin karşısında durmaya, bu darbenin mağduru belediye başkanı arkadaşlarımızın, başta Ekrem İmamoğlu, belediye başkanları, Meclis üyeleri, tüm bürokratlarımızın arkasında durmaya, gerçek niyetin ne olduğunu görmeye, Ak Parti’nin kara düzenine itiraz etmeye, bu kara düzenin karşısında dimdik durmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. ‘28 Şubat’ın hedefinde en çok kadınlar vardı’ diyorlar. Evet, Ak Parti’nin kara düzeninin hedefinde de en çok kadınlar var. Ak Parti’nin kara düzeni milleti yoksullaştıran, kadınları fakirleştiren, işsiz bırakan, sosyal hayattan koparan, şiddete karşı, cinayetlere karşı korumayan ve kötü yönetimin sonucunda kadınları da umutsuzluğa sevk eden bir düzendir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında en çok ama en çok ev kadınları desteklenecek. Ev kadınlarının evde verdikleri mesai bir çalışma olarak kabul edilerek, ev kadınlarına emeklilik hakkı, sadece sözle borçlanma hakkı değil. Belli şartlarda çalışma hayatına katamadığımız, örneğin kreş sağlayamadığımız için kadının çocuğu varsa, çocuğu bırakacak kreş yoksa ya da çocuk sayısı çok olduğu için evde engellisi olduğu için başka mazeretlerinden dolayı çalışma hayatına katamadığımız tüm kadınların evdeki mesailerini bir emek olarak görüp, emek olarak gördüğümüz bu mesaiyi de mutlaka sigortalandıracağız. Ev kadınlarının emeklilik hakkını hem geçmişe doğru borçlanmayı kolaylaştırarak, hem de çalışamayan, istese de çalışamayan her kadının sigortasını karşılayarak ev kadınlarına cumhuriyetin ikinci yüzyılında cumhuriyetin en büyük hediyesini vereceğiz.
“Erdoğan milletle dikleşmektedir”
28 Şubat’ın sözde mağduru, 19 Mart’ın zalimidir. Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken rüşvetten, zimmetten, irtikaptan, ihaleye fesat karıştırmaktan, devleti yıkmaya niyetlenmiş terör örgütüne destek çıkmaktan yargılanmıştır. Ancak bir gün varsa çıksın söylesin, bir gün sabah kapısına polis gitmemiştir. O dönemler, o çok eleştirdiği dönemlerde dahi bir gün gözaltında kalmamıştır. Bir gün tutuklu yargılanmamıştır. Yargılandığı tüm davalarda tutuksuz yargılanmış, cezası birinci kademede verildikten sonra yine tutuklanmamış, cezası Yargıtay’da kesinleşene kadar görevinin başında durmuş, kesinleşince telefonla çağırılmış, mitingle Saraçhane’den ayrılmış, davulla, zurnayla Pınarhisar’a yollanmış, Pınarhisar’da sayısız ve kısıtsız ziyaretçi kabul etmiş ve içeride ses kayıt cihazıyla şiir albümü yapmış birisidir. Peki şimdi bugün bu olaylar yaşandıktan 30 yıl sonra güya daha modern, daha gelişmiş, daha demokratik olması gereken Türkiye’de aynı suçlarla çok daha azıyla suçlanan bugünkü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, sabahın 5’inde kapısında binlerce polis gidilerek gözaltına alınmıştı. Dört gün Vatan Emniyet’te tutulmuştur. Cumhurbaşkanı adayı olarak ön seçime gireceği gün tutuklanıp, Silivri’ye konmuştur. Erdoğan ses kayıt cihazıyla kayıt yaparken kendisine kalem ve kağıt dışında bir şey verilmediği gibi eskiden olan sesi metrodaki anonstan kaldırılmış, İstanbul’a asılmış afişleri halen seçilmiş belediye başkanı olmasına rağmen polis tarafından toplatılmış, onun resmiyle mitinge giren gençler bile engellenmeye çalışılmıştır. Tayyip Erdoğan görmediğini göstermekte, ona yapılmayan kötü muameleyi yapmakta, kul hakkına girmekte, milletin kararına dikleşmektedir.
“Devleti milletin karşısına dikersen millet bundan hoşlanmaz”
“Buradan kendisini bir kez daha uyarıyorum. 2019’da İstanbul’da 25 yıl sonra millet senin dediğini değil bir başkasını seçti. O olunca milletin tercihine saygısızlık edip, hürmetsizlik edip, seçimleri iptal ettin. İptal ettiğin seçimlerde koca İstanbul'da, 16 milyonluk İstanbul’da fark 13 bindi. 45 gün sonra seçim yapıldı. Fark 806 bin oldu. Bu nedir, biz ne yaptık 45 günde 800 bin kişiyi ikna edelim? Hiçbir şey yapmadık. Millet haksızlığa karşı çıktı. Millet, ‘Kararı ben veririm, bugüne kadar senin dediklerine verdim, bir kez vermedim, karşıma dikildin, ben böyle hasetlikten hoşlanmam’ dedi. Şunu unutma Sayın Erdoğan, bu millet devletini sever. Vergi istersin verir, askere çağırırsın gider, evladını yollar, gün olur Allah muhafaza şehit olur, ay yıldızlı al bayrakla gelip, ‘Vatan sağ olsun’ der. Böyle sever devletini ama devleti milletin karşısına dikersen, millet bundan hoşlanmaz. Bu millet, ‘Milletvekili olacağım’ diye partizanlık yapan rektörden hoşlanmaz, Burdur için söylüyorum. Sayın rektör, geçen sefer bu yoldan yürüdü diye Ak Parti’nin kampüs şube müdürü olarak çalışıyorsun. Gözüm üzerinde bilgin olsun kardeşim. Bu millet, kaymakamdan ilçe başkanı istemez. Validen il başkanı istemez. Devletin polisini, askerini bir partinin emrindeymiş gibi görmek istemez. Bu millet, evlatlarını devletin, bağımsız, tarafsız evlatları olarak görür. Bunun için bugün yargı eliyle, eline geçirdiğin güçle yapmaya çalıştığın bu darbe, bu milletin vicdanından döner. O yüzdendir bugün tam 93’ncü kez bir meydanda, hem de oradan buradan şuradan kimseyi taşımadan, bir tane devlet memurunu zorlamadan, ‘Meydanlara gelin, pijamayı çıkartın, meydana gelin, mücadelenin parçası olun’ diyoruz, 93’ncü meydan doluyor 93’ncü meydan. O yüzden bu meydanları iyi görmek lazım. Bakın bu meydana bakınca her şeyi görebilirsiniz. 93 miting olmuş. Gün oldu 46 derece sıcak, 14 kişi bayıldı teker teker. Konuşmayı yapamıyorsun. Bir buradan bayılıyor, bir oradan. Bayılan gidiyor başkası gitmiyor. Ambulansla gidiyor, koşa koşa geriye geliyor. Bu meydanda bayılanlar oldu, soğuktan donanlar, titreyenler, hasta olanlar oldu. Sırılsıklam ıslandık. Gün oldu zorlandık, mücadele ettik, bariyerlerle mücadele ettik. Bu meydanda her şey oldu. Herkes var. Ne olmadı biliyor musunuz? Bir tane cüzdan çalınmadı, bir tane. Bir cüzdan çalınmadı. Bu meydan öyle bir meydan. Bu meydana bakınca ben karşımda alnı açık, başı dik, karnı aç da olsa onuruyla mücadele eden aslanları görüyorum. Aslanları. Bu meydanda sloganlar atılır, bayraklar taşınır, mücadele edilir, her şey olur.”
Independent Türkçe