CHP Genel Başkanı Özel: Sandık gelecek, AK Parti’nin kara düzeni bitecek

Fotoğraf: ANKA

CHP'nin Silivri'de tutuklu bulunan cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'na özgürlük ve erken seçim talebiyle düzenlediği "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 91'incisi Kocaeli'nin İzmit ilçesinde düzenlendi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Real AVM Otopark alanı'nı dolduran yurttaşları selamlayarak, şöyle konuştu:

"Hava döndü. İşçiden işçiden esiyor yel. Dumanı dağıtacak. Yıldız, poyraz başladı. Bahar yakın demek ki mevsim böyle kışladı. Bu fırtına yarınki sütlimanlara bedel. Hava döndü. İşçiden işçiden yana esiyor yel. Emeğin, alın terinin, dayanışmanın, kardeşliğin başkentinde meydanı saygıyla selamlıyorum. Kocaeli'nin, yeşiline, denizine merhaba. Bu meydanı dolduran her görüşten ama iradesine, seçtiğine, sandığa sahip çıkan, haktan, hukuktan, adaletten yana olan Kocaeli'nin bütün demokratlarına merhaba.

"İzmit Belediyesi'ni iki seçimdir kazanırken bu seçimde onun yanına Derince'yi ve Karamürsel'i ekledik"

Kocaeli ile aramıza uzun yıllar girdi. 1999'dan bu yana Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ni kazanamadık. Ama kusuru Kocaeli'de aramadık. Kusuru kendimizde aradık. Kocaeli'ye küsmedik. Onun tercihine burun kıvırmadık. Kocaeli'ne sırtımızı dönmedik. İzmit Belediyesi'ni iki seçimdir kazanırken bu seçimde yanına Derince'yi ve Karamürsel'i ekledik.

Kabul etmek gerekir ki geçen seçim Kocaeli Büyükşehir için gerekli cesareti, üzerimize düşen gerekli sorumluluğu vaktiyle gösteremedik. Öyle olsaydı o önemli rüzgarda Türkiye'nin yüzde 65'ini kazandığımız, Ege'de kazanmadık il bırakmadığımız o büyük zaferin akşamında hiç şüphe yok ki Kocaeli Büyükşehir de bizde olacaktı. Ama buradan Kocaeli'ne söz veriyoruz. Önümüzdeki seçimlerde halkçı belediyeciliği Kocaeli'nin tamamına getireceğiz."

2025'te 37 ton sebze ve meyvenin ürettirilip yoksullara dağıtıldığını büyük bir memnuniyetle takip ettim

Özel, İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet'in hizmetlerine ilişkin bilgi vererek, "Ramazan ayında iki aylık kent lokantasının ücretsiz iftar yemeği verdiğini, günde bin kişiye ücretsiz iftar yaptırdığını, beş kreş açtığını, altıncının yolda olduğunu, nikah salonunda yoksul çiftlere 1 lira karşılığında nikah kıydırıldığını, 2025'te 37 ton sebze ve meyvenin ürettirilip yoksullara dağıtıldığını büyük bir memnuniyetle takip ettim. İzmit'e bir tiyatro salonu da kazandırıldı. 0-2 yaş bebeği olanlar için örnek bir uygulama, Anne Taksi çalışıyor. Anne Taksi uygulaması, 2 yaşına kadar çocuğu olan annenin bir telefonuyla emrine amade bir belediye aracı tahsis ediliyor. İstanbul'u AK Parti'den aldığımızda İstanbul Büyükşehir'in kamuoyunun parasıyla AK Parti ilçe başkanlığına, il başkanlığına, kadın kollarına tahsis ettiği araçlar koca bir meydana sığmamıştı. Partisine, yandaşına değil, doğum yapan gariban vatandaşına araç tahsis edenlere helal olsun" ifadesini kullandı.Özel, şunları kaydetti:

"Bir metroyu bitirmekten acizler"

Kocaeli vergi vermede, vergi sıralamasında bazen üçüncü, bazen ikinci, kişi başına vergide her zaman Türkiye birincisi. Vergi sadakatinde, yani kesinleşen vergiyi ödemede yüzde 98'lik oranla açık ara her zaman birinci. Vergiyi gözünü kırpmadan veren Kocaeli örneğin geçen yıl 1 trilyon lira vergi vermiş. Ama hizmet almaya gelince yatırım bütçesinde Kocaeli'ne 36 milyar lira ayrılmış. Yani 30 vermiş, bir bile alamamış. Kocaeli vergiyi kepçeyle vermiş ama Kocaeli'ne AK Parti hizmet yaparken çay kaşığının ucuyla vermiş. Bu kadar yüksek vergi veren bir şehirde her şeyin tam olması lazım. 81 ilde sağlık yatırımında 61'inci sırada. Darıca, 250 bin gece nüfusu olan, gündüz nüfusu bunun birkaç katına çıkan Darıca'da hastane var, tabelası yok. Bir başka hastanede şimdi metrolar yüzünden boşaltılması gündemde. Zaten 61'inci sırada olan yatırım daha da kötüye gidiyor her geçen gün. Kocaeli gibi bir yer, en çok verginin kişi başına toplandığı yerde örneğin beş dönemdir bir metro bitirmediler. Bir metroyu bitirmekten acizler. Bir tane metro yapamayan, bu kadar oyu alan ama kente sırtını dönenleri Kocaelililer unutmasın.

"Herkes bu haddehaneye karşı"

Şehirde o kadar boş arazi var. Ancak Kartepe gibi bir yerdeki tarım arazilerinin üzerine haddehane yapmaya karar vermişler. Şehirden gelenler diyorlar ki: 'Bundan yana kimse yok. Herkes bu haddehaneye karşı, AK Partililer de karşı. Hatta yan yana gelince AK Parti'nin milletvekilleri diyor ki: 'Ya bizimkiler de istemiyor. Nasıl yapacağız bilemiyoruz.’ Dava açıldı. Mahkeme çevresel etki değerlendirme raporunu iptal etti. Buna rağmen yandaş bir şirket olduğu için kanunun, raporun arkasından dolanıyorlar. Kartepelilerin, çevrenin, doğanın arkasındayız.

"Kartepe'ye bir destekte Tarkan'dan bekliyor Kocaeli"

AK Parti'nin yandaşa verdiği sözü tutacağız diye Kartepe'yi mahvetmesine izin vermeyeceğiz. Mücadeleyi yapın. Yanınızdayız, arkanızdayız. Sonuna kadar direneceğiz. 'Kartepe'yi Kansertepe, İzmit'i kanser ovası yaptırmayacağız. Burada demir çelik fabrikasına hayır' diyor, Kartepe Çevre ve Yaşam Platformu. Tarkan da inşallah bunu duyar. Bu akşam Kartepe'ye bir destek de Tarkan atar inşallah. Tarkan'a bir kocaman alkış. Yıllar sonra döndü, geldi. Harika konserler yapıyor. Atatürk'e çok saygısı var. Bu ülkeyi seviyor, doğasını seviyor. Kartepe'ye bir destek de Tarkan'dan bekliyor Kocaeli.

"Bir günde aynı anda beş ilçede elektrik kesiliyor"

Bu şehirde maalesef plansızlık çok ciddi bir sorun. Sapanca Gölü havzasındaki inşaatlar ve kirlilik içme suyunu kirletiyor. Su seviyesi düştü. Bu kadar çok üretimin olduğu, bu kadar çok verginin verildiği, yatırımın yapıldığı bu şehirde en büyük sorun elektrik. Bir günde aynı anda beş ilçede elektrik kesiliyor. Bir haftada üç kere, dört kere bir ilçede elektrik kesiliyor. Bu kabul edilebilecek bir mesele değil. Su sorunu yaşanıyor. Hem kirlilik sorunu hem su seviyesi düşüyor. Ankara'da yağmurlar son 50 yılın en kurak günü olduğunda duaya çıkıyorlardı. 'Aman yağmur yağmasın, Mansur Yavaş zorda kalsın' diye. Ama Kocaeli'de, bütün büyük şehirlerde aynı sorun var. Bu sorunları çözmeyen, 24 yıldır başımızda olan iktidar lafa gelince atmayı tutmayı biliyorlar. Su sorunu, merkezi hükümetin ciddiyetle ele alması gereken, hep birlikte de üzerinde çalışmamız gereken bir mevzudur. Bunu siyasete, oya alet etmek için şehirlerin susuz kalmasına dua etmek yerine bu memleketin yarınlarını hep birlikte düşünmek gerekir. Bu arada İstanbul'da su seviyesinin yüzde 45'lere ulaştığını, Ankara'da da yüzde 30'lara yaklaştığını, kullanılabilir kritik su seviyesinde o yüzde 1'lere kadar düşen yüzde 15'in aşıldığını takip ediyoruz. İlerleyen günlerde inşallah hem Ankara'da hem İstanbul'da, birkaç yıl boyunca korkulu rüya görmeyeceği seviyelere ulaşacağız.

“104 gündür bu felaket örtbas edilmeye çalışılıyor”

Bu şehir yakın tarihte bütün Türkiye’yi kahreden olaylar yaşadı. Bunlardan bir tanesi Dilovası’nda denetimsiz, kaçak bir iş yerinde altı emekçimiz can verdi. Tuğba Taşdemir, Nisa Taşdemir ve Cansu Esatoğlu çocuk işçilerdi. Asgari ücret dahi almıyorlardı. SGK girişleri, yangından sonra, yangın günü yapılmaya çalışıldı. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında 36 bin 626 emekçi, düşünün 36 bin, koca bir ilçe iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 836 çocuk işçi sadece son 13 yılda hayatını kaybetti. Dilovası’ndaki üç çocuk işçinin kaybı bir kez daha konuya dikkatleri çekti. O facianın altından da AK Parti’nin kara düzeni çıktı.

Burada altı işçinin yandığı o kaçak işletmenin ardından daha önce Meclis'e kolonya veren firmanın akrabaları, aynı kişinin yeğenleri, kuzenleri çıktı. O günlerde 'soruşturma nereye varırsa varsın' diyorlardı. 104 gün geçti. Hala kamu görevlisi yok. Yanan yerle ilgili kamu görevlilerinin yargılanmasına yönelik yapılan başvuruların hiçbir tanesine cevap alınamıyor. Bina İŞKUR binasının yanı başındaydı. 10 adım atılsa kaçak işçiler tespit edilirdi. Mahalleliler çocuklar çalışıyor diye gördü. CİMER’e başvurdular ama buna göz yumdular. 104 gündür İŞKUR’un dibinde yaşanan bu felaket örtbas edilmeye çalışılıyor.

Gebze’de de büyük bir acı yaşadık. Metro inşaatının yarattığı sarsıntıdan dolayı bir bina çöktü. Dört canımız hayatını kaybetti. Bu iktidarın en çok kızdıkları mühendisler, mimarlar, akademik odalar. Bunlar iktidarın arka bahçesi değil. Doğruya 'doğru' der, yanlışa 'yanlış'. Bir zaman, örneğin asansörlerle ilgili, partimizin bazı belediyeleri yanlış karar vermiş, bizi de eleştirdiler. Çağırdık, dinledik, doğrusunu söyledik, doğruya döndük. Bunların işi doğruyu söylemek ve makine mühendisleri, bu iktidarın kızdığı, yetkilerini kıstığı makine mühendisleri, bu faciadan önce demişler ki 'bu metro inşaatı tehlikeli, evler çökebilir, hayati tehlike var.' Onu dinlememişler.

"Sandık gelecek, AK Parti’nin kara düzeni bitecek bu milletin iktidarı başlayacak"

Biz bunları ifade edince Ulaştırma Bakanı'nın ilk açıklaması, 'Bizimle ilgisi yok' oldu ama arkadan ön inceleme raporu çıktı. Bütün mahalleyi boşalttılar. Onlarla ilgisi var. Yenileri de çökebilir. 155 gün oldu. Rapor yok ortada ve Ulaştırma Bakanı hala görevde. Öyle bir memleket ki, kuvözdeki yeni doğan bebekleri öldürürler, göreve devam. Otel yanar Kartalkaya’da, sorumlu bakan göreve devam. Attığı her adım bir felaket, tarihteki en büyük rezalet, Milli Eğitim Bakanı göreve devam. İstanbul’daki seyyar giyotin gelmiş Ankara’ya, Türkiye’deki adaletin başını vurmaya... Elle tutulacak tarafları yok. Artık biz Tayyip Erdoğan’dan bakan değişikliği istemiyoruz. Biz Tayyip Erdoğan’dan emekliye zam, asgari ücrete düzenleme, çiftçiye destek, hiçbir şey istemiyoruz. Bir tek şey istiyoruz. Ne istiyoruz? Sandığı istiyoruz. Sandık gelecek, AK Parti’nin kara düzeni bitecek, halkın, emekçinin, bu milletin iktidarı başlayacak. Bu koca meydandan sesleniyorum. O sandık gelecek, bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.

Ülkenin cumhurbaşkanını, yürütmenin başını istifaya davet ediyorsunuz. Sonuna kadar haklısınız. Niye? Çünkü 'ben biliyorum' diyor. 'Sorumlusu benim, ben' diyor. O zaman Dilovası’nın da sorumlusu sensin. Gebze’deki olanın da sorumlusu sensin. Bu kadar açlığın, yokluğun, yoksulluğun, işsizliğin, susuzluğun, elektrik kesintisinin de sorumlusu sensin ve Tayyip Erdoğan’dan kurtulmadan önce artık bunların hiçbirinden Türkiye’nin kurtulma ihtimali kalmamıştır. Tayyip Erdoğan, rekortmen, beş madalyası var. Yönettiği Türkiye yoksullukta, yüksek enflasyonda, yüksek faizde, işsizlikte, gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisi. Beş madalya, beşi bir yerde takmış boynuna. Beş kara madalya boynunda ama buradan kendine sesleniyorum. Meydanlar, meydanlar Türkiye’nin dört bir yanında sandık istiyorsa, seçim istiyorsa, 'istifa' diye inliyorsa artık düşeceksin bu milletin yakasından. Başka yolu kalmadı.

"Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında asgari ücret bugünkü parayla 39 bin lira olacaktır"

Açlık sınırı 31 bin lira. Yoksulluk sınırı 102 bin lira. En düşük emekli maaşı 20 bin lira. Asgari ücret 28 bin lira. Ortalama çiftçi geliri 19 bin 700 lira. Bir ülke emeklisine nasıl davranıyorsa o kadar medenidir. Yıllarca çalış, çabala, didin, vergi ver. Günü gelince 'hadi sen artık eve. Yeter çalıştığın. Biz sana bakacağız' de. Sonra da en düşük emekli maaşını 20 bin lira yap. Beş emekli bir araya gelse yoksulluk sınırını geçemiyor. Dört asgari ücretli ancak bir yoksul edebiliyor. Bugün 28 bin lira asgari ücretle geçinmek mümkün değildir. Ancak asgari ücret, alan için çok düşük, veren için yüksek bir hale gelmiştir. Bunun için asgari ücretli çalıştıran 10 kişiye kadar çalıştıranlara 10 bin 600 lira diye önerdiğimiz, hem asgari ücreti 39 bin lira yapacak, hem de maliyetleri işverenin sırtından alacak tekliflerimiz Meclis’te beklemektedir.

CHP iktidarında asgari ücret bugünkü parayla 39 bin lira olacaktır. Ancak 10 bin lira sosyal güvenlik desteklemesiyle bu yük işverenin, bilhassa KOBİ’lerin, küçük işletmelerin, esnafların sırtından alınacaktır. En düşük emekli maaşı bir asgari ücret olacak. Daha sonra bu iktidardan önce olduğu gibi bir buçuk asgari ücret seviyesine çıkarılacaktır. Tarımda hak edilen destekleme beşken bir verilmektedir. Kanunda yazan desteklemenin beşte biriyle çiftçiler perişan edilmektedir. Çiftçide, emekçide, emeklide para olmayınca esnaf da, toplumun tüm kesimleri de çok zor durumda kalmaktadır. En düşük emekli maaşı 20 bin lira, ortalama emekli maaşı da 23 bin liradır. Oysa daha bundan 7 yıl önce en düşük emekli maaşı, ortalama emekli maaşının yüzde 60’ı kadardı. Bu hesapla bugün ortalama emekli maaşı 32 bin lira olması gerekirken 23 bin liradır. Bu iktidar bütün emeklileri en aşağıda birleştirmiştir. Emeklileri kola kutusu gibi ezip bu hale getirmiştir. Bundan sonra en düşük emekli maaşı istisna olacaktır. Asgari ücret, sadece bir yıl alınan, kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir maaş olacaktır.

"Örgütlenmenin, sendikalaşmanın önündeki bütün engeller kaldırılacak"

Bugün Türkiye’nin yüzde 55’i asgari ücret ya da hemen üstünde maaş almaktayken Almanya’da bu rakam yüzde 6, Avrupa ortalaması da yüzde 9’dur. Asgari ücret, temel ücret olamaz. Ortalama ücret olamaz. Asgari ücret çok düşük bir istisna ücretidir ve buradan Kocaeli’den ilan ederiz ki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında örgütlenmenin, sendikalaşmanın önündeki bütün engeller kaldırılacak. Bütün işçiler grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklara kavuşacaktır. İşçilerin tamamının bu güvencede olduğu noktada iş barışı da, işverenle işçi arasındaki uyum da devlet eliyle en iyi şekilde koordine edilecektir. CHP olarak alın terini en yüce değer olarak görüyoruz. CHP olarak işverenlerimizi, müteşebbislerimizi, sanayiciyi, yatırımcıyı bir düşman olarak değil; önündeki engellerin kaldırılacağı, doğaya, çevreye ve emeğe saygılı şekilde çalışıp, devletten en büyük desteklemeleri görüp, çok daha fazla kazanıp, çok daha adil bölüşeceğimiz bir düzeni hep birlikte kuracağız. Şunu herkes bilsin ki, öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Çünkü kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz

“Partinin demesiyle cumhurbaşkanı olunmuyor”

Bir ülkenin her şeye parası yeter, hepsine birden yetmez. Öncelik belirlemek, siyasetin işidir. Birileri Beşli Çete’ye, 43 müteahhide, yandaşa kaynak ayırırken; birileri okulda yoksul öğrencinin beslenme çantasını, ücretsiz su sebillerini, anne kartı, anne taksiyi, hoş geldin bebek uygulamasını ve her türlü sosyal yardımı düşünüyorsa, işte bu kimin kimin tarafında olduğunun en önemli belirtisidir. Yapılacak ilk seçimler bir cumhurbaşkanı belirlemek değil; bir devri kapatmak bir devri açmak için yapılacak seçimlerdir. İl başkanının demesiyle, partinin demesiyle cumhurbaşkanı olunmuyor. Milletin demesiyle cumhurbaşkanı olunuyor. Milletin seçtiği, cumhurbaşkanı olacak. 23 Mart günü hep beraber 15,5 milyon kişi Ekrem Başkan’ın aday olduğu ön seçimde sandık başına gittik. Adalet ve Kalkınma Partisi parti ile devleti birbirine karıştırdığı için, partiyi devletin ve devleti de partinin sandığı için bu millete büyük bir yanlış yapmıştır. Oysa bu millet 2019'da 13 bin 600 oy farkla biten seçim haksızca iptal olunca farkı 806 bine çıkarmıştır.

"Emekliden, yoksuldan, garibandan alan; yüzde 11’ini zenginden alan düzene AK Parti’nin kara düzeni denir"

Bu devletin sahibi Türk milletidir, onun evlatları millete hizmet için devletin emrinde çalışır, bir partinin askeri, polisi, memuru, kölesi değildir. Ocak ayında faiz ödemeleri bir önceki yıla göre yüzde 180 arttı. Geçen sene ocakta 163 milyar lira faiz ödemiştik, bu sene 456 milyar lira. Oysa ki yatırımlar geçen seneye göre ocak ayında yüzde 37 azalmış. Düşünün, bu bir şirket olsa ve çağırsan yöneteni, ‘Gel bakalım müdür efendi, nedir durum? Faiz ödememiz ne oldu? ‘Efendim 160 idi, 450 oldu. Üretim yüzde 37 azaldı.’ Bunu diyen adamı aklı başında kimse şirketinin başında tutmaz. Bu hesaba Türkiye’yi getiren adamı, bu memleketin başında tutacak mısınız? Faiz lobilerine çalışan, yatırım yapmayan, işçisini, emekçisini, emeklisini düşünmeyen, gençlerini hayata küstüren bu iktidarı ilk seçimde gönderecek miyiz? İşte bu kararlılık, bu azim, bu farkındalık her şeyden kıymetli. Bu ülkede 100 lira vergi toplanıyor. Bakın verginin yüzde 65’ini dolaylı vergilerden alıyorlar. Dolaylı vergi, dünyanın en adaletsiz vergisidir. Zengin, fakir ayırmayan vergi, yüzde 65. Üstüne yüzde 24 gelir vergisi. Yüzde 89 bu meydanın ödediği vergi. Kalan yüzde 11 kurumlar vergisi. Holdinglerin, şirketlerin, zenginlerin, para babalarının ödediği vergi yüzde 11. Verginin yüzde 89’unu orta direkten, emekliden, yoksuldan, garibandan alan; yüzde 11’ini zenginden alan düzene AK Parti’nin kara düzeni denir. AK Parti’nin kara düzenini yerle bir etmeye var mısınız? AK Parti’nin kara düzenini yıkacak mıyız? İşte bu düzen yıkılırsa; bu meydan yani kısa çöp, uzun çöpten hakkını alırsa, az kazanandan az alınır, kazanmayandan hiç vergi alınmazsa, çok kazanan adil bir şekilde vergisini verirse bu düzen tepetaklak olur. İşte o zaman kimse 20 bin lira emekli maaşıyla geçinmek zorunda kalmaz.

"Tayyip Bey vergiden vergi almayı icat etti"

Bu iktidar, geldiği gün yani 3 Kasım 2002’de son aldığınız en düşük emekli aylığı, bir buçuk asgari ücretti. Bugünkü hesapla o beğenmediğimiz asgari ücretin bir buçuk katı 42 bin lira. Nerede 20 bin lira, nerede 42 bin lira? Bu sadece Tayyip Bey’in düşük asgari ücretine oranla, hele hele bir de hesapla; en düşük emekli aylığı 3 Kasım 2002’de sekiz çeyrek altın alıyordu. Bugün 20 bin lira maaş, 11 bin 500 lira çeyrek. iki çeyrek bile alamıyor. sekiz çeyrek alan durumdan iki çeyrek alan duruma geriledik. Asgari ücret o tarihte 7 çeyrek altın alıyordu. Bugün iki buçuk çeyrek altın alıyor. Bu iktidara katlanmak zorunda değilsiniz. Bu iktidarı değiştirmek için bizimle birlikte seçim isteyin. Pijamaları çıkaranlara, kumandayı bırakanlara, meydanlara koşanlara selam olsun. Düşük emekli maaşı, düşük asgari ücret, işsizlik, artan fiyatlar, yoksulluk. Kimin şikayeti varsa çağrıldığında partisine bakmadan meydanlara koşarsa, itiraz ederse, direnirse hep beraber kazanacağız.

Ramazan başında demiştim. Birazcık siyasetin dili sakinleşse iyi olur. Hakkımızı arayacağız ama ağır sözler söyleniyor Ramazan’a yakışmaz. Dikkatli bir dille ne hem hak aramaya hem mücadele etmeye devam ediyoruz. Tayyip Bey’i, Sayın Erdoğan’ı biraz eleştirdik. Ama bir konuda kendisini tebrik edeceğim müsaadenizle. Karşı çıkmayın. Tayyip Bey gerçekten büyük bir mucit. Parayı ilk Lidyalılar Manisa’da Sardes’te bulmuş. Vergiyi Sümerler Mezopotamya’da, eski Mısır’da. İlk vergiyi onlar toplamış. Tayyip Bey neyi buldu biliyor musunuz? Vergiden vergi almayı icat etti. Mesela cep telefonunu alıyorsun işinde çeşit çeşit para var. TRT kesintisi var. Kültür Bakanlığı parası, o parası, bu parası. Toplama bir ÖTV koyuyor bu toplamdan bir de KDV alıyor. Aldığı ÖTV’nin KDV’sini alıyor. O yüzden gerçekten Tayyip Bey tarihe geçecek bir mucittir. Dünyada vergiden vergi alan ilk siyasetçi Tayyip Bey’dir. Biz de bu icadı yapanı derhal emekli etmeye karar vermiş bir milletiz.

"Bu milletin malını bu şekilde sattırmam"

Eskiden ödediğimiz vergi bize yol olarak, köprü olarak dönüyordu. Şimdi vergilerimizle yapılan köprüleri satıyorlar. Rahmetli Demirel’in yaptığı, Özal’ın yaptığı, 59 liraya geçilen köprüler var. Ama eğer aynı köprüyü Tayyip Bey yapıyorsa, en az yedi kat pahalıya. İşte şuracıkta 995 liraya geçilen bir köprü var. İki boğaz köprüsünü hem birinci köprüyü, hem ikinci köprüyü ve yedi otobanı özelleştirmek istiyorlar. 59 lira olan fiyat 350 liraya çıkacak, herkes bilsin. Ama herkes bir şeyi daha bilsin. Bu köprüler ve otoyollar ayda 600 milyon lira gelir getiriyor. Bu köprüleri bugün 3 milyar liraya satmaya çalışıyorlar. 25 yıllık geliriyle. Yani sen köprüyü 3 milyara satacaksın. Sana parayı verecek kişi beş yıllık geliri verecek. Üstüne 25 yıl kendisi alıp cebine koyacak. Tayyip Bey bu parayı seçim ekonomisi yapmak için yapıyor. Ancak altın yumurtlayan tavuğu satıyor. Hiçbir kişi beş yıllık kirası karşılığında bir mülkü 25 yıllığına kimseye vermez. Babanın malını vermiyorsan, bu milletin malını da veremezsin. Bu köprüleri bundan 10 yıl önce yine satmak istemişti Tayyip Bey gönlünce. İtiraz etmiştik. Köprülere 5,7 milyar teklif gelmişti. Tayyip Bey’in kendi ifadesi ‘7’den aşağıya vermek vatan hainliğidir’ diye. O gün ‘7 milyardan aşağıya vermek hainliktir’ diyordu. Bugün 3,5 milyar liraya vermeye, vatana ihaneti iki ile çarpmaya niyetleniyor. Ben bunu söyledikçe susuyorlar. Yurt dışında yayın yapan kuruluşlar yazdı çizdi. Bloomberg söyledi. ‘Bir İngiliz firmasıyla anlaşmışsınız’ dedim. Ne inkar ediyor, ne kabul ediyor.

Ama dün elimize iki belge ulaştı. Bunlardan birisi dört ay önce, 17 Kasım 2025. Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Bölge Müdürlüğüne yazmış. ‘Otoyolların bir kısmını özelleştirirseniz daha önce yapılan kiralama ve tahsisler kendiliğinden düşecektir.’ Diyor ki güzergahınızda birine tahsis verdin, kiralama yaptın otoyol üzerinde, ben bunları yakında özelleştireceğim. Kendiliğinden düşecek. Bunu bilin. Kiralama yaparsanız sözleşmeye bunu yazın.’ 19 Kasım’da başka bir yazı yollamış köprülere. ‘Yabancı bir danışmanlık firması gelecek. İki boğaz köprüsünde, otoyollarda incelemede bulunacak. Onlara yardımcı olun’ diyor. Buradan bir kez daha soruyorum. Bu Ramazan mübarek günde sayın Erdoğan’a soruyorum. İster iftarda yanıtla ister yarın öğlen. Ama şunu yanıtla. Bu iki köprüyü, yedi otoyolun 25 yıllık gelirini beş yıllık kira karşılığında vermeye, bu milletin altın yumurtlayan tavuğunu yabancılara satmaya karar verdin mi vermedin mi? Bunu açıkla. Babasının malını böyle satmayana, bu milletin malını bu şekilde sattırmam.

"İddianame çıktı, millet sustu. Hani canlı yayın yapacaktık?"

Maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi de Erdoğan da artık siyaseten tükenmiştir. Bizimle mücadele edecek güçleri, azimleri ve ülkeyi yönetecek enerjileri kalmamıştır. Bu yüzden AK Parti’nin kadın kollarından umudu olmayan, gençlik kollarına güvenmeyen, ana kademesi ile seçime girip kazanamayacağını anlayan Erdoğan bunun yerine yargı kollarını kurmuştur. Bir siyasetçiyi başsavcı, sonra da o başsavcıyı tekrar siyasetçi yapmıştır. Yaptığı bu atamayla Ekrem Başkan ve arkadaşlarımıza yönelttikleri hiçbir suçlamanın hukuki olmadığı, tamamının siyasi maksatla yapıldığı ortaya çıkmış; dünün, o günün Cumhuriyet başsavcısı ertesi gün AK Parti il başkanları toplantısında ‘Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim’ demiştir. Yani bir gün önce de AK Parti’ye çalıştığını, ertesi gün de çalışacağını itiraf etmiştir. İddianame çıktı, millet sustu. Hani canlı yayın yapacaktık? Canlı yayını konuşan yok. İddianameyi konuşan yok.

Şimdi 9 Mart’ı bekliyoruz. Dedikleri yolsuzluklardan tek birine kanıt çıkmadı. Onun için buradan bir kez daha sesleniyoruz. 9 Mart’tan tezi yok o yargılama başlayacak. Yok 'Yetiştiremedik, hazirana kadar inşaatı sürecek. Biz bir başka yer yapacağız, orada yargılayacağız' diyorsanız arkadaşlarımızı bırakacaksınız, tutuksuz yargılayacaksınız. Yayınların televizyonlardan verilmesine biz korkmuyoruz, AK Parti korkuyor. Kardeşim iddia; ‘İmamoğlu yolsuzluk yaptı.’ ‘Bunun cevabını ben canlı yayında vereyim’ diyorsun, sen ‘Verme’ diyorsun. O zaman ben korkmuyorsam, Ekrem Başkan korkmuyorsa, arkadaşlar korkmuyorsa bir enayilik var bu işte öyle değil mi? Bir enayilik var. Kardeşim kendine güvenen, savcısına güvenen mahkemeyi yayınlar ve bizi rezil eder. Biz diyoruz ki 'O mahkemeyi yayınla. Millet iftirayı da görsün, namuslu evlatlarını da.'"

 

ANKA 

DAHA FAZLA HABER OKU