Saadet Partisi, Ankara’da yüz binin üzerinde katılımla gerçekleştirdiği “Türkiye Divanı” programıyla seçim sürecinin startını verdi.
Ankara Büyük Kongre Merkezi’nde konuşan Genel Başkan Mahmut Arıkan, “Ara seçime de, erken seçime de, yarın yapılacak seçime de hazırız” diyerek kararlılık vurgusu yaptı. Program, Kahramanmaraş’taki saldırıda hayatını kaybedenler için Kur’an okundu.
Arıkan konuşmasında şunları söyledi:
Bir hayalim var… Sınırların, dillerin ve renklerin ötesinde; çocukların yetim kalmadığı, anaların ağlamadığı bir dünya hayalim var! Bombaların değil ninnilerin, çığlıkların değil çocuk kahkahalarının yükseldiği, bir dünya hayalim var! Bir hayalim var… Mazlumun sahipsiz, garibin kimsesiz olmadığı, Hiç kimsenin evini sırtında taşımadığı, bir dünya hayalim var! Bir hayalim var… Mazlum sahipsiz, garibin kimsesiz kalmasın Hiç kimse evini sırtında taşımasın, bir dünya hayalim var! Ekmek arabasının arkasından çocukların koşmadığı, köprü altlarında insanların sabahlamadığı bir dünya hayalim var! Nehirlerin zehir akmadığı, göklerin dumanlarla kararmadığı, bir dünya hayalim var! Evet! Benim bir hayalim var! Mahallede huzurun, çarşıda bereketin, okulda emniyetin olduğu bir Türkiye hayalim var! Bir yanda israfın, öte yanda sefaletin bir yanda sarayların, öte yanda viranelerin bir yanda tokların, öte yanda açların olmadığı bir Türkiye hayalim var! Türk’üyle Kürt’üyle, Alevi’siyle Sünni’siyle aynı vatanın, aynı vicdanın, aynı geleceğin evlatları olarak omuz omuza yürüyen bir Türkiye hayalim var! Benim bir hayalim var! Adında değil, özünde adalet olan; sözünde değil, işinde ahlak olan; görünüşte değil, gerçekten büyük olan bir Türkiye hayalim var! Evet, bir “hayalim” var! Çünkü; Ben biliyorum ki: her şey, bir hayalle başlar! Şimdi soruyorum: Benimle bu hayali gerçekleştirmeye, var mısınız? Saraylarla viraneler arasına sıkıştırılmış bu düzene son vermeye, var mısınız? Farklı düşünceleri kavga sebebi değil, kardeşlik vesilesi yapmaya, var mısınız? Bu cennet vatana Baharı getirecek çiçekler olmaya var mısınız? Allah sizlerden razı olsun! Bu hayalleri birlikte gerçekleştireceğiz! Birlikte Başaracağız! Birlikte Saadete ulaşacağız inşallah!
Değerli kardeşlerim, biz bugün buradayız… Biz bugün burada; Kahramanmaraş’ta Öğrencilerini korumak için canını feda eden öğretmenimiz Ayla Kara’nın yanındayız. Hayatlarını kaybeden Mustafa’nın, Şura Nur’un, Zeynep’in, Furkan’ın, Bayram’ın, Belinay’ın, Poyraz’ın, Adnan’ın, Kerem’in, Yusuf’un yanındayız. Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta bu vahşete maruz kalan tüm çocuklarımızın yanındayız. Evladını kaybeden tüm ailelerin yanındayız. Bu vesileyle bir kez daha hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı diliyorum. Biz bugün burada, Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş’in Gülistan’ın annesi Bedriye Doku’nun adalet ve hakikat arayışının yanındayız. Biz bugün burada, soykırımcı İsrail’in katlettiği Gazzeli çocukların yanındayız. Her şeyden habersiz gittikleri ilkokulda Katil Amerika’nın katlettiği Minaplı çocukların yanındayız. Çok uluslu şirketler tarafından madenlerde, fabrikalarda, tarlalarda emeği sömürülenlerin yanındayız. Evine ekmek götüremeyen asgari ücretli babanın, torununa mahcup olan emeklinin, Daha iyi bir yaşam sunulmayan, engellimizin, Tarlasını süremeyen çiftçimizin yanındayız. Evladını bağımlılıktan kurtarmaya çalışan annelerin, emeği görünmeyen, ev hanımlarının yanındayız. Yurt bulamayan, burs yetiremeyen, hakkı olduğu halde mülakatta elenen, yuva kurmak isteyen ama buna imkân bulamayan gençlerin yanındayız. Biz bugün burada takipsizlik ve beraat aldığı halde görevine iade edilmeyen KHK’lıların, yıllarca çalışıp emeği yok sayılan staj ve çıraklık mağdurlarının, hâlâ kalıcı çözüme ulaşamayan depremzedelerin yanındayız. Giresun’da, Ordu’da, parsel parsel ihale edilen yaylaların, ormanların, su havzalarının, Karadeniz halkının yanındayız.
“Güven ve ahlak krizini biz aşacağız”
Bugün Türkiye iki önemli krizle karşı karşıya: Bir: Güven Krizi İki: Ahlak Krizi. Türkiye’nin yeniden büyük” olabilmesi için Önce, güvenin inşa edilmesi gerekir. Ancaak! Güven; bir günde kurulmaz! Güven, özü-sözü bir olmakla, insanı rakamdan, oydan öte görebilmekle kurulur. Ve güven, Önce ahlâkla kurulur. İşte bu nedenle, biz; siyaseti her şeyden önce bir ahlak meselesi olarak görüyoruz. Ahlak, kendimiz için istediğimizi başkaları için de isteyebilmektir. Ahlak, milyarlarca varil petrolün, bir damla kanın yerini tutmayacağını bilmektir. Ahlak, milyonlarca metreküp betonun, bir avuç toprağın yerini tutmayacağını bilmektir. İnsanı ötekileştiren hiçbir anlayış, insanlığın sorunlarını çözemez. Bundan dolayı, Türkiye’nin; İnsanı önceleyen, ahlakı önceleyen, yeni bir sese, yeni bir söze, yeni bir siyasete ihtiyacı var işte bu ihtiyacın adresi Saadet Partisi’dir. Saadet Partisi makamın ve servetin değil, hakkın ve hakikatin peşinden gitmenin adıdır. Saadet Partisi ister milliyetçi olsun ister sosyalist ister mütedeyyin olsun ister seküler; ister muhafazakar olsun, ister laik; bu coğrafyanın tüm insanlarıyla ötekileştirmeden haktan ve adaletten taviz vermeden temas kurabilen kendini anlatabilen tek partidir.”
“Milli görüş gömleğini çıkaranlar anlayamaz”
Türkiye’nin dört bir yanından gelen kıymetli teşkilat mensuplarımız; Hemen hemen her siyasi partinin programı birbirine benzer… Herkes adaletten, refahtan, kalkınmadan, çevreden bahseder! Öyle ya! Bu iktidar da yola çıkarken “Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar” ile mücadele edeceğiz demişti… Ancak bir şey daha söylemişti: Neydi o: “Biz Milli Görüş gömleğini çıkarttık” demişti… İşte! Bizi, partimizi, programımızı, Diğerlerinden ayıran en önemli özellik! Biz elhamdülillah Milli Görüşçüyüz! O gömlek bizim şeref nişanemiz! Herhangi bir kimse; Malazgirt’te inanışının şahlanışını yaşamadan, Kosova’da, Niğbolu’da bir kılıç olup parlamadan, Ulubatlı Hasan olup Istanbul’u fethetmeden, Sultan Fatih olup atını denize sürmeden, Kanuni olup, şanlı ordularıyla Avrupa’nın içlerine yürümeden, Seyit Çavuş olup 250 kiloluk mermiyi “Ya Allah” deyip namluya sürmeden, Bugün! Herhangi bir kimse; Anadolu’nun yollarına düşmeden, Yoksulun, garibin elini tutmadan, Siyonizm’in karşısında dimdik durmadan, Gazze’ye gemiler göndermeden; Milli Görüşün ne olduğunu anlayamaz.
“Bir tane usulsüzlük gördünüz mü?”
Milli Görüş bu ülkede, defalarca hükümet oldu… Defalarca koalisyon ortağı oldu… En önemli bakanlıkları yönetti… Yerel yönetimlerde iktidara geldi… Ne belediyelerimiz hakkında, ne de bakanlarımız hakkında, bir tane şaibe duydunuz mu? Bir tane usulsüzlük gördünüz mü? Bir tane yolsuzluk imasına şahit oldunuz mu? Hayır. Bir de bugüne bakalım! Üzülerek söylüyorum ki; belediye koridorlarını Dallas’a, sokakları Teksas’a çevirdiler. Peki, “Sayın Arıkan, Saadet partisi iktidara gelince ne olacak? Huzurlarınızda söz veriyorum: Allah’ın izniyle ilk iş olarak, bütün bakanlıkların, bütün belediyelerin kapısına “Önce Ahlak ve Maneviyat” tabelasını asacağız.
Değerli dava kardeşlerim, aziz yol arkadaşlarım, Türkiye’yi taşıyamayan bir iktidarla; karşı karşıyayız… Sayın Cumhurbaşkanı bir zamanlar ne demişti? “Metal yorgunluğu” demişti… Bu sözün üzerinden neredeyse on yıl geçti… Şimdi; O metal daha da paslandı O metal daha da çürüdü. Artık Türkiye’yi taşıyamaz hale geldi... Oysa; dünyanın büyük kırılmalar yaşadığı, yüz yıllık yeni planların yapıldığı bir dönemde Türkiye; yorgun bir iktidarın gölgesinde yeniden ayağa kalkacağı günü bekliyor!
Bugün karşımızda, kendini insanlığın efendisi sanan azgın, kibirli, sapkın bir anlayış var! Bu anlayış; Hükümetleri hizaya sokmak, ülkelere boyun eğdirmek, yer altı ve yer üstü zenginliklerine çökmek için; çocukları ve kadınları katletmekten, dünyayı ateşe vermekten, hastaneleri ve ambulansları dahi bombalamaktan çekinmiyor. 78 yıldır bölgemizde; Gazze’de, Lübnan’da ve en son İran’da yaşanalar bunun en bariz örneği. Sakın haa! Katil Amerikayla Soykırımcı İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarını; sadece askeri bir girişim olarak düşünmeyin. Bu saldırılar; bir ülkeye değil, bütün bölgeye, bütün mazlum halklara, tüm insanlığa verilmek istenen bir gözdağı! Ancak ne oldu? Katil Amerika da, Soykırımcı İsrail de Tıpkı Gazze’de olduğu gibi hiç beklemedikleri bir iradeyle; İran halkının onurlu direnişiyle karşilaştı! En önemlisi; dünyanın dört bir yanında vicdanını satmamış insanların desteğiyle karşılaştı! Selam olsun tüm direnişçilere! Selam olsun Siyonizm’in karşısında dimdik duran cesur yüreklere! Bugün bu direnişin karşısında Amerika’nın ve İsrail’in safında hizalanan, onların diliyle konuşan, onların çıkarına nöbet tutan işbirlikçiler! -size söylüyorum- zilletin ve utancın içindesiniz.
Yıllarca bize “medeniyet, barış ve insan hakları” ambalajıyla sunulan tek kutuplu dünya düzeni, kendi riyakârlığının altında çöküyor. Küresel sistemin sözde adalet dağıtan kurumları, Epstein adasında ifşa oldu, Venezuela’da, Küba’da; Gazze’de, Lübnan’da, en son İran’da iflas etti. Herkes şu gerçeğin farkında: Dünya, o zorba, “tek kutuplu” yapıdan sıyrılıyor. Hızla “çok kutuplu” bir eksene doğru evriliyor.
Bu durum, dünya için yeni bir “fırsat” olabilir. Ancak burada; şu uyarıyı yapmak zorundayım. Eğer; Bu “çok kutuplu dünya”, Yine, ırkçı emperyalizm tarafından şekillendirilirse, -inanın bana- insanlık için hiçbir şey değişmez. İşte tam bu noktada, gözlerin çevrildiği yer Türkiye'dir. Şu sözlerime dikkat buyurunuz: Türkiye, dünyanın “vicdan ve adalet kutbu” olmak zorunda. Herkes, daha fazla işgal, daha fazla baskı, daha fazla tahakküm peşindeyken, daha fazla vicdan daha fazla ahlak diyerek insan onurunu merkeze alan yeni bir ufuk sunmak zorundayız.”
"Türkiye güçlü olmak zorunda"
Ancak açık konuşalım…Böylesine büyük bir tarihî sorumluluk; Yorgun kadrolarla, ezberlenmiş cümlelerle taşınamaz! Ufku daralmış, heyecanını kaybetmiş bir iktidar bunu yapamaz. Türkiye; Fırsatları milletin hayrına çevirebilen; sorumluluktan kaçmayan; yük almaktan korkmayan; birilerinin övgüsünü beklemeden; feraset ve cesaretle; “bana ne Amerika’dan”, “bana ne Amerika’dan” diyebilecek; bir irade tarafından yönetilmek zorundadır. Türkiye’nin ihtiyacı; yorulmuş bir iktidarın gölgesinde beklemek değil, yeni hedeflere yürümektir. Çok açık ve net söylüyorum; 57 yıllık tarihimize D-8 tecrübemize Hazırladığımız projeksiyonlara dayanarak söylüyorum: Bu ülkeyi “vicdan ve adalet kutbu” yapacak kadrolar, Saadet kadrolarıdır.
"Biz ilke partisiyiz"
Değerli dava kardeşlerim, basınımızın kıymetli mensupları, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz. Hep söyledim yine söylüyorum: “Durum tespiti yapmak, siyaset yapmak değildir. Bundan dolayı, bu tarihi divanımızın bu bölümünde; İlkelerimizden, projelerimizden ve tekliflerimizden bahsedeceğim. Öncelikle bilinmesini isterim ki; Biz kişiler üzerinden değil, ilkeler ve prensipler üzerinden siyaset yapıyoruz. Şu sözüme dikkat buyurunuz! biz iktidarı değil, bu bozuk düzeni değiştirmek için çalışıyoruz! Biz kişilerin değil, sistemin alternatifiyiz. Bu düzen bozuktur. Bu tezgah bozuktur. Biz var olan tezgaha; taşeron olmaya değil, bu bozuk tezgahı yıkıp Yerine “adil bir düzen” kurmaya geliyoruz inşallah.
"Biz 'proje partisiyiz"
Yine bilinmesini isterim ki Biz polemik değil “Çözüm Partisiyiz” Açık söylüyorum: Biz “Proje Parti” değil, “Proje partisiyiz”. Emperyalist emellerin projesi değil, Anadolu’yu kalkındıracak projelerin partisiyiz. İthal akılların değil, bu topraklarda yükselen milli şuurun partisiyiz. Evet! Türkiye’nin 81 ilini, ayrı ayrı sanayi ve üretim merkezi yapacak 41 Master Projeyle 100’den fazla uydu projeyle Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya 528 milyar dolar katkı 2,5 milyon istihdam sağlayacak kalkınma planımız hazır. Yetmez! Türkiye’nin bütün meselelerinin, çözüm yollarını ortaya koyduğumuz “Saadet Çözer” çalışmamız hazır. Kıymetli kardeşlerim, Biz dersimize çok iyi çalıştık. Türkiye’nin en yetkin akademisyenlerini, uzmanlarını, bürokratlarını bir araya getirdik. Komisyonlar oluşturduk. Onlarca çalıştay düzenledik. Aileden, iç göçe, Yatırımdan, Kalkınmaya Tarım ve hayvancılıktan, Gençlik ve Eğitim’e, Şehir hastanelerinden, emeklilerimizin, esnafımızın ve kadınımızın sorunlarına kadar; Her alanda çalıştaylar yaptık. Raporlarımız hazır. Projelerimiz hazır. Hiç kimsenin şüphesi olmasın; Saadet Partisi iktidara hazır!
Bunlar projelerimizdi… Peki, iktidara gelince yapacağımız ilk düzenlemeler ne olacak? En önce devleti yeniden, “milletin devleti” haline getireceğiz. Kurumu kişiye, hukuku keyfe, yönetimi talimata teslim etmeyeceğiz! “Hukuk devletini” yeniden hakim kılacağız! Ülke kararnamelerle değil, yasalarla yönetilecek. Ülkedeki tek gerçek saray; “Adalet Sarayı” olacak. Kurumların kilit noktalarına yerleştirilen partizan kadrolaşmayı, tasfiye edeceğiz. Devlet kadrolarını “parti bürosu” gibi kullanan anlayışı sona erdireceğiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçtikten sonra Yapılan tüm kamu ihalelerini denetleyeceğiz. Ne yapacağız biliyor musunuz? “Yolsuzlukla Mücadele Bakanlığı” kuracağız. Bitmedi! Devlet televizyonunu iktidarın değil, “milletin televizyonu” haline getireceğiz! Yanii, bizim iktidarımızda; devlet televizyonunda, muhalefet partilerini de görebileceksiniz. RTÜK’ü yeniden yapılandıracağız! Gündüz kuşağı programlarını, mafya ve entrika dizilerini tarihin karanlık sayfalarına gömeceğiz. Haa bu arada, tabiki TÜİK’i unutmadık. Bütün TÜİK yöneticilerine, pazardan alışveriş yapma zorunluluğu getireceğiz. Geçmiş dönemde görev yapan bakanların, milletvekillerinin, üst düzey bürokratların ve bunların yakın aile çevrelerinin mal varlığı artışlarını hukuki çerçevede incelemeye alacağız. Görev alan herkes şunu bilsin: “Bu makamlar ganimet değil, emanettir. Değerli dava kardeşlerim, Şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Amacımız; İntikam almak, İnsanları fişlemek, Devr-i sabık yapmak değil raydan çıkarılan devleti tekrar rayına oturtmak.
"Öngörülebilir bir Türkiye teklif ediyoruz"
İşte biz; Bu ilkelerimiz ve projelerimizle Milletimize “öngörülebilir bir Türkiye” teklif ediyoruz. Yarın başıma bir iş gelir mi?” sorusunu, “Yarın daha iyisi mümkün mü?” sorusuna dönüştüren bir Türkiye vaat ediyoruz. “Hakkım yenir mi?” endişesini, “Emeğim korunur” güvenine çeviren bir Türkiye vaat ediyoruz. Öngörülebilir bir ekonomi, Öngörülebilir bir hukuk, Öngörülebilir bir kamu düzeni vaat ediyoruz. Şimdi birileri çıkıp; “Efendim muhalefetteyken herkes böyle güzel vaatlerde bulunuyor. Güzel sözler söylüyor, ama iktidar olunca değişiyor” diyebilir. Şunu bir söyleyelim, bizi diğerleri ile karıştırmayın. Biz tutamayacağımız sözü asla vermeyiz, söz verdiğimizi de mutlaka yaparız. Çünkü biz; değil 25 yıl, 11 ayda D-8’leri kuranlarız! Biz, değil 25 yıl; 11 ayda cumhuriyet tarihinin tek ve ilk denk bütçesini yapanlarız! Biz , meclise Amerikan tezkeresi değil; “Filistin Tezkeresi” getirenleriz. Evet! Biz, 25 yıl değil, 25 ay değil, 25 gün değil bir gecede Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapanlarız.
Değerli dava kardeşlerim, Kıymetli teşkilat mensuplarımız, Konuşmamın bu bölümünde; doğrudan sizlere sesleniyorum. Çünkü; Burada anlattığımız her şeyi gerçekleştirecek olan; sizleriniz! Kurduğumuz bu büyük hayali; gerçeğe dönüştürecek olan sizlersiniz! Saadet Partimizi; iktidar yapacak olan sizlersiniz. Siyasette, en büyük strateji: İnanmaktır. Davaya inanmak! Söze inanmak! Kadroya inanmak! Ve her şeyin ötesinde, kendine inanmak. Çünkü inanmayan, inandıramaz! Yüreğinde ateş taşımayan, başkasının yüreğini tutuşturamaz. Amacımız karanlığı lanetlemek değil, kendi meşalemizi yakmak! Yanacağız, ama yakmayacağız Yorulacağız, ama yormayacağız Üzüleceğiz, ama üzmeyeceğiz Seveceğiz, sevdireceğiz.
Sizlerden, yeniden “BİSMİLLAH” demenizi istiyorum. Çünkü, biz biliyoruz ki; “Bir işteki muvaffakiyet, çekilen besmeledeki samimiyet kadardır. Ardından yakamıza, şerefle rozetlerimizi takacağız. Ve hep birlikte, Anadolu’nun yollarına düşeceğiz. İnsanımız bizleri bekliyor! Biz, onlara, hedeflerimizi anlatacağız! Temiz siyasetin, ahlaklı siyasetin mümkün olduğunu göstereceğiz. Değerli kardeşlerim; Biz üye yapacağız. Size dağıtılan çantalarda 9 adet üye formu var. Neden 8 değil, 10 değil de 9? Çünkü besmele 9 harften oluşur. Ve biz bugün yeniden “bismillah” diyoruz. Ve -inşallah- geçtiğimiz dönemde olduğu gibi yine milletimiz teveccüh gösterecek, yine üye sayısını en çok artıran 1. parti olacağız! Şunu unutmayın! Şimdiye kadar olduğu gibi, Hiç kimse; bize iktidarı altın tepside sunmayacak. Gece gündüz çalışacağız! Ter dökeceğiz! Bedel ödeyeceğiz! Herkes bilsin ki, o iktidarı, tırnaklarımızla kazıyarak alacağız. Kıymetli genç kardeşlerim! Biz, biiiz bozuk yolu da seçmeyiz yolumuzdan da dönmeyiz. Biz bu yolu sizinle, göz göze, omuz omuza, birlikte yürüyeceğiz inşallah. Hiç şüpheniz olmasın Eğriye eğri, doğruya da doğru diyeceğiz. Sevgili gençler, Allah sayılarınızı artırsın, Rabbim azminizi artırsın, Mevla’m emeğinizi zayi etmesin, Allah sizlerden razı olsun!”
"Seçimlere hazırız"
Aziz dava kardeşlerim, Hiç şüphesiz, hedefimiz ilk seçimler! Şunun iyi bilinmesini isterim; Seçimler, şahıslar için değildir! Biz seçimleri, milletimize hizmet için bir fırsat olarak görüyoruz. Türkiye’nin mevcut sistemi içerisinde “seçim” denince artık hep ittifaklar gündeme geliyor. Buradan tüm samimiyetimle ilan ediyorum. Bizim derdimiz, İnandığımız değerlerin, Ortaya koyduğumuzun ilkelerin yönetimde olmasıdır. Bize “niye onlarla görüşüyorsunuz?”, “niye bunlarla görüşmüyorsunuz?” diyenler var… Bunlara hiiç aldırmıyoruz. Tek odağımız var: Görüştüğümüz her kesimle ilke ve prensiplerimiz ışığında geleceği inşa etmek için buradayız. Saadet Partisi burada, kadrolarımız işte bu salonda, irademiz işte, bu divanda, heyecanımız balkonlardan taşıyor. Biz, hazırız. Ara seçime de hazırız! Erken seçime de hazırız! Baskın seçime de hazırız! Yerel seçime de hazırız! Genel seçime de hazırız! Bir yıl sonra da, hazırız! Bir ay sonra da, hazırız! Yarın da, hazırız.
İşte bugün, Bu muazzam salonda Tüm teşkilatımızın katılımıyla gerçekleştirdiğimiz Türkiye Divanında, “Seçim Seferberliğimizi” tüm Türkiye’ye ilan ediyoruz. Bizim, seçim takvimimiz bugünden itibaren başlamıştır. Vatana, millete hayırlı olsun. Millete ilk ulaşan parti, biz olacağız. Kararsıza umut olan parti, biz olacağız. Gençlere güven veren parti, biz olacağız. Göreceksiniz! Bu çalışmalarımız sayesinde; En belirleyici unsur biz olacağız! Dengenin merkezi biz olacağız! Bu seçimlerin en etkili partisi, Saadet Partisi olacak.
Bu büyük buluşmanın ruhunu, bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Türkiye Divanımızı toplarken ne dedik? “Türkiye İçin Bütün Gücümüzle” dedik. Neden? Çünkü bugün Türkiye, yarım bir gayreti kaldırmaz! Ben sizleri; Türkiye için bütün gücümüzle çalışmaya çağırıyorum! Ben sizleri; adil bir düzen için bütün gücümüzle çalışmaya çağırıyorum! Gazze için, mazlum coğrafyalar için, bütün gücümüzle çalışmaya çağırıyorum! Var mısınız? Var mısınız? O zaman her birinizi, Ahdimizi yenilemek üzere ayağa davet ediyorum. Etkinlik, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın salondaki teşkilat mensuplarına milli görüş yemini ettirmesinin ardından tamamladı.
Independent Türkçe