Tuncer Bakırhan: Önümüzde bir yüzyılın kapanışı, yeni bir yüzyılın şafağı var

"Meclis'in önüne gelecek çerçeve yasa teknik bir düzenleme değildir. Silahın yerine siyaseti, çatışmanın yerine hukuku koyacak ve demokratik ortaklığı büyütecek yeni bir dönemin eşiğidir bu yasa"

 

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye'nin önünde "bir yüzyılın kapanışı, yeni bir yüzyılın şafağının" bulunduğunu belirterek, Kürt meselesinin demokratik ve hukuki yollarla çözülmesinin Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrar açısından belirleyici bir rol üstlenmesini sağlayacağını söyledi.

Bakırhan, partisinin haftalık TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Orta Doğu'da yeni bir düzenin şekillendiğini, Türkiye'nin de bu süreçte izleyen değil, şekillendiren bir ülke olması gerektiğini ifade etti.

Türkiye'nin önünde çatışma, kutuplaşma ve kriz sarmalının sürmesi veya barış, demokrasi, hukuk ve refahı esas alan yeni bir dönemin kapısının aralanması olmak üzere iki yol bulunduğunu savunan Bakırhan, bu dönüşümün ilk adımının Meclis'e gelecek "çerçeve yasa" ile atılabileceğini dile getirdi.

Bakırhan, söz konusu yasanın teknik bir düzenleme olmadığını belirterek, "Silahın yerine siyaseti, çatışmanın yerine hukuku koyacak ve demokratik ortaklığı büyütecek yeni bir dönemin eşiğidir bu yasa." dedi. Bakırhan şunları söyledi: 

"Yeni bir kapı açılacak"

Meclis'te yeni yasayla yeni bir kapı, yeni bir aralık açılacak. Türkiye toplumu daha umutlanacak, geleceğine daha güvenle bakacağı bir süreç içerisinde grup toplantımızı yapıyoruz. Ama başlarken yine dünya ve Orta Doğu'da önümüzdeki yüz yılı etkileyecek günlerden geçtiğimizi belirtmek istiyorum. Önümüzde bir yüzyılın kapanışı, yeni bir yüzyılın şafağı durmaktadır. Bugünlerde dünya hem yeni krizleri hem de eski düzenin çözülüşünü iç içe yaşıyor. Bir yüzyıl kapanırken yeni yüzyılın güç ilişkileri, enerji yolları, ticaret koridorları ve siyasi özneleri yeniden oluşuyor. Orta Doğu ise bu büyük dönüşümün tam merkezinde duruyor.

İran'dan Lübnan'a, Filistin'den Suriye'ye yaşananlar, bölgenin yüzyıllık siyasi, ekonomik ve güvenlik denklemlerinin yeniden değişeceğini gösteriyor. Artık sadece ordular ve devletler değil, halklar, inançlar, toplumsal hareketler ve devlet dışı aktörler de yeni dengede bir yer edinmeye çalışıyor. Böyle dönemlerde asıl mesele sadece askeri anlamda güçlü olmak değil, asıl mesele tarihin yönünü doğru okuyabilmektir. Pek çok örneğini gördüğümüz üzere değişimi okuyamayanlar yeni düzenin nesnesi hâline dönüşüyor. Siyasal akıl ve cesaret gösterenler ise kendi geleceklerinin öznesi olurlar. Biz herkesi kendi geleceğinin öznesi olmaya davet ediyoruz. Bu çağrı, adaleti, demokrasiyi, eşitliği ve özgürlüğü büyüten bir bahara aynı zamanda bir davettir.

Orta Doğu'da yeni bir düzen kurulurken Türkiye, izleyen değil, şekillendiren; bekleyen değil, oyun kuran bir rol oynama şansına sahip oldu. Bu rolü oynamanın formülü bellidir. Nedir bu formül? Kendi Kürt meselesini demokratik yollarla çözmeyen bir Türkiye, Orta Doğu'da kalıcı barış ve istikrar öneremez. Önerse de kimse inanamaz. Demek ki ne yapması gerekiyor? Önce kendi 100 yıllık Kürt meselesini demokratik yollarla, müzakereyle çözmesi gerekiyor. Kürtler 21. yüzyılda Orta Doğu'nun en kritik gücü konumundadır. Bunu defalarca söyledik ama bu bir gerçektir. Bölgesel değişimin yönünü görebilen, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri doğru okuyan, doğru siyasi pozisyon alabilen örgütlü bir güçtür Kürtler. Kürtler, Orta Doğu'ya bataklık veya fetih alanı olarak bakan değil, ev olarak gören binlerce yıllık kadim bir halktır. Türkiye, Orta Doğu'da Kürtlerle stratejik ilişkiyi büyük bir demokratik imkân ve tarihsel fırsat olarak görmelidir. Bu fırsatı Kürt fobisine, güvenlikçi reflekslere kurban etmemeliyiz. Türk-Kürt ilişkisinin bin yıllık ufkuna güvenerek hareket etmeliyiz.

"Türkiye'yi daha demokratik günlere taşıyacağız"

Yüzü geleceğe dönük olan herkes şunu çok iyi bilmelidir. Orta Doğu'da Kürt jeopolitiği ile doğru ilişki kuranlar kazanacaktır. Kurmayanlar kaybedecektir. En doğru seçenek budur. Tarih buraya doğru akıyor. Tarihin akışına karşı kürek çekmek yerine o akışa uygun davranmak hepimizin büyük bir sorumluluğudur. Barış baharına omuz omuza yürüyelim diyoruz. Umarım omuz omuza barışa doğru kürek çektiğimizde Türkiye'yi de daha güzel, daha demokratik günlere taşıyacağız. Değerli arkadaşlar, dünya ve Orta Doğu'da büyük riskler ve büyük fırsatlar varken biz, Türkiye olarak hangi zemindeyiz sorusunu kendimize sormalıyız. Tespiti doğru yapamazsak çözümü de yanlış kurmuş oluruz. Tabloya baktığımızda hukuk öngörülebilirliğini kaybediyor. Siyaset sorun çözme kapasitesini yitiriyor. Yurttaş ise geleceğe duyduğu güveni Türkiye'de kaybetmiş durumda.

Yargının magazinleştiği, bürokrasinin racon kestiği, iş ve aş güvencesinin kaybolduğu, gençlerin geleceklerini göremedikleri bir manzara var Türkiye'de ve bu manzaranın artık değişmesi gerekiyor. Türkiye'nin önünde iki yol var. Ya yıllardır ülkeyi yoran çatışma, kutuplaşma ve kriz sarmalı devam edecek ya da barışı, demokrasiyi, hukuku ve refahı esas alan yeni bir yüzyılın kapısını birlikte aralayacağız. Bizim cevabımız açıktır. Güçlü, demokratik bir başlangıç yapmak istiyoruz. Bunun için siyasetin artık kutuplaşmanın değil, çözümün diliyle konuşmasının zamanı geldi. Siyaset sorun üreten değil, demokratik akılla sorunları çözen bir zeminde olmalıdır. Güçlü bir başlangıç için güçlü bir ekonomiye sahip olmak kaçınılmazdır. Bu sebeple ekonomide yıllardır çatışmaya, yolsuzluğa, kayırmacılığa ve israfa akan kaynakların artık herkesin sofrasına adil bir şekilde akmasının zamanı geldi. Hukukta yapısal ve demokratik reformlar bunun olmazsa olmazıdır. Herkesin aynı hukuktan yararlandığı bir adalet düzeni inşa etmenin vakti geldi, geçiyor. Artık pusula adalet, rota demokrasi olmalıdır.

Güçlü bir başlangıç için güçlü bir demokrasi ekmek ve su kadar gereklidir. Herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği, karar ve yönetime katıldığı demokratik bir düzen artık olmalıdır. Artık demokrasiyi bir sahne dekoru olmaktan çıkarmalıyız. Özgür siyaset, eşit ekonomi, adil hukuk ve güçlü demokrasi bir arada yaşamın temel kolonlarıdır. Unutmayalım, bir yapı en zayıf kolonu kadar sağlamdır. Biri zayıf kalırsa hepsi eksik kalır. Bu sebeple hukuku es geçen bir ekonomi kalıcı olmaz. Demokrasisi zayıf bir siyaset ne içeride ne dışarıda güven verir. Bütün bunların bir gecede gerçekleşmeyeceğini en iyi Mersin'den, Bursa'dan buraya gelen vefakâr, cefakâr, emek vermiş, mücadele etmiş arkadaşlarımız çok iyi biliyor. Ama bazen bir ülkenin kaderini değiştiren şey, atılan ilk adımdır. Çerçeve yasa işte böyle bir adımdır. Meclis'in önüne gelecek çerçeve yasa teknik bir düzenleme değildir. Silahın yerine siyaseti, çatışmanın yerine hukuku koyacak ve demokratik ortaklığı büyütecek yeni bir dönemin eşiğidir bu yasa.

"Bu fırsat kolay kolay bir daha gelmez"

Şimdi bu eşiği geçmek için o ilk adımı hep birlikte atalım diyoruz. Demokratik bir yürüyüşün başlangıcına bu yasayı dönüştürelim diyoruz. Bakın, yıllarca büyük acıların yaşandığı İrlanda deneyiminden bir örnek vererek konuşmama devam etmek istiyorum. yüzyılın sonunda onlarca yıl süren bir savaşın ardından İrlanda'da kimse barışa güvenmiyordu. Çünkü üç kuşak boyunca her aileye bir mezar, her sokağa binlerce acı düşmüştü. "Bu nefret bitmez" cümlesi adanın her tarafında yankılanıyordu. Çözümsüzlük sanki bir kader, sanki değişmez bir yasa olarak ifade ediliyordu. Oysa o bitmez, o değişmez denilen döngü silahların gölgesinde değil, bir müzakere masasının etrafında çözüldü. Yüzyıllık hesaplaşma bir gecede belki silinmedi ama bir imzayla şiddetin dili sustu, siyasetin dili konuşmaya başladı. Çözülmez sanılan düğümü kılıç değil, hukuk ve müzakere çözdü. İrlandalı bir şair bu durumu şöyle tarif ediyor: "Bir halkın ömründe umut ve tarihin aynı kafiyeye düştüğü en derin anlardan birini yaşadık." diyordu. Bizde de önümüzde yıllardır çözülmeyen Kürt meselesi var. Bu mesele çok ağır düğümlerle birbirine bağlanmış. Şimdi muazzam bir eşikteyiz. 22 Ekim'de Sayın Bahçeli'nin ortaya koyduğu irade, 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın çizdiği barış perspektifi ve çözüm iradesi, Sayın Erdoğan'ın çözüm iradesi, muhalefetin desteği Türkiye'ye 100 yıllık kısır döngüyü aşma fırsatı sunuyor. Bu fırsat kolay kolay bir daha gelmez. Bu fırsatı heba etmememiz gerekiyor.

Bugüne kadar tarihi adımlar atıldı. Şimdi bu adımları hukuka bağlama zamanıdır. Çerçeve yasa, tarihî eşiğin hukukla aşılmasının ilk adımıdır. Pazar günü heyetimiz İmralı'da Sayın Öcalan'la olumlu bir görüşme gerçekleştirdi. Yine Sayın Öcalan hepinize selam ve sevgilerini yolluyordu. Biz de bu alkışları, bu selam anlamına gelen coşkuyu kendisine iletiriz, emin olabilirsiniz. Sayın Öcalan bu görüşmede, kendisinin de dediği gibi, "Bin kilometrelik yol bir adımla başlar." demişti. Evet, bu ilk adımı hep birlikte atalım. Önümüzdeki uzun yolu hep birlikte yürüyelim diyoruz. Biliyoruz ki tek bir yasal düzenleme 100 yıllık bir meselenin bütün siyasal ve toplumsal yükünü bir günde ortadan kaldırmaz. Ama yine de çok önemli bir şey yapar. Meseleyi şiddet zemininden siyasetin ve hukukun zeminine taşır. Silahın sustuğu yerde sözün, sözün olduğu yerde siyasetin önünü açar. Ve demokratik siyasetin önündeki engelleri kaldıracak yeni bir dönemin kapısını aralar bu yasa, bu adım.

Aynen İrlanda'daki gibi burada da 86 milyonun kaderinde ilk defa umut ve tarihin aynı kafiyeye düştüğüne şahitlik ediyoruz. Bu başarı 86 milyonundur. Barış annelerindir. Sokakta gece gündüz mücadele eden sizlerindir. Bu umut ve bu başarı hepimizindir. Değerli halklar, barış ve demokratik toplum süreci 86 milyonun geleceği, Orta Doğu'nun kaderi için tarihî önemde bir süreçtir. Bu süreç sadece Yozgat'taki Türk'ün veya Bingöl'deki Kürt'ün değil, Tahran'ın, Bağdat'ın, Şam'ın, Körfez'e kadar geniş bir coğrafyanın geleceğini de aynı zamanda ilgilendirecektir. Bu süreç sadece silahları susturmayacak; enerji ve ticaret koridorlarına yeni rotalar çizecek, refah imkânlarını artıracak, iş ve aş potansiyelini de büyütecektir.

"Bu strateji evde yası, sofrada yoksulluğu ortadan kaldırma stratejisidir"

Sayın Öcalan'ın ifade ettiği gibi bu süreç bir anın ya da bir dönemin stratejisi değil. Önümüzdeki 100 yılın stratejisidir. Biz de meseleye tam da buradan bakıyoruz. Önümüzdeki 100 yılın stratejisi şudur: Çatışmalar üreten zemini ortadan kaldırmak ve herkesin farklılıklarıyla demokratik bir zeminde ortak yaşadığı demokratik bir toplum kurmaktır. Bu strateji, Orta Doğu'da yeni bir paradigmayı esas alarak halkların ve inançların bir arada yaşamasını mümkün kılmaktır. Önümüzdeki 100 yılın stratejisi, Kürt meselesini güvenlikçi akıldan kurtararak siyasetin, hukukun ve demokratik müzakerenin konusu hâline getirmektir. Kürtlerin haklarının tanındığı, yerel demokrasinin inşa edildiği, farklı kimlik ve inançların özgürlük içinde yaşadığı demokratik bir Türkiye'nin inşa stratejisidir. Önümüzdeki 100 yılın stratejisi, Alevi toplumunun ibadet ve eşit yurttaşlık haklarının tanınmasının, insanoğluna yaraşır bir hukuk ve insan hakları düzeninin kurulmasının stratejisidir. Bu strateji, çatışmalara 50 yıldır harcanan trilyon dolarların faturasını kapatarak bu kaynakları okullara, emeklilere, emekçilere, hastanelere, yollara ve gençlerin geleceğine ayırma stratejisidir. Bu strateji; evde yası, sofrada yoksulluğu, yaşamda gerilimi ve kutuplaşmayı ortadan kaldırma stratejisidir.

Bu arada aramızda bulunan Barış Akademisyenleri ve KHK'lilerin işlerine iade edilmesi amasız ve fakatsız sağlanmalıdır. Bugün bir umudu taşıyorsak onların emeği ve mücadelesi sayesindedir. Barışın üzerinden şu iltisak, bu iltisak gölgesi artık kaldırılmalıdır. Ölümler dursun diye bedel ödeyenler, barışın sonuçlarından ilk faydalanması gerekenlerdir. Bu toprakların acıya, milyonların açlığa, kutuplaşmaya ve gerilime artık sabrı kalmadı. Bakın, bu ülkede ateşin düşmediği bir toprak parçası kalmadı. Askerin de sivilin de tabutu bu topraklara iniyor. Nazım Hikmet'in dediği gibi: "Bu cehennem, bu cennet bizim." Her kayıp bu ülkenin ortak değeridir. Her kayıp hepimizindir. Bu döngüyü silah kıramaz. Bu döngüyü nefret kıramaz. Bu döngüyü yalnız siyaset ve müzakere kırar. Bu sebeple cehennemin zamanlarını gelin bitirelim diyoruz. Siyasete ve demokratik müzakereye güçlü bir şans verelim diyoruz. Açıkça ifade ediyoruz. Çerçeve yasa bir ayrıcalık yasası değildir. Tarihsel bir sorunun çözümü için geçiş sürecini demokratik hukuk güvencesine kavuşturma yasasıdır. 100 yıldır yok sayılan Kürt meselesinin ilk defa müzakereye dayalı yasal çerçeve ile tanışmasıdır.

Mehmet Uzun'un deyimiyle, "Barış sadece ölümsüz bir eser değildir; barış, insan aklının yarattığı en erdemli iştir." Çerçeve yasa, barışa kapı aralanmasıdır. Barış, çatışmayı yeniden üreten koşulların ortadan kaldırılmasıdır. Çerçeve yasa tam da bunun için gereklidir. Çatışmalı dönemi sona erdirmek, kalıcı barışın kapılarını açmak için vardır. Bu yasayla kalıcı barışın hukukunu güçlendirmeliyiz. Barışın kalıcılaşması için Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşulları sağlanmalıdır. Barışın kalıcılaşması için Meclis tarihî rolünü oynamalıdır. Meclis bünyesinde bir Barış İzleme Kurulu mekanizması kurulmalıdır. Tüm partilerin katılımıyla süreç demokratik katılım ve şeffaflık içerisinde sürdürülmelidir. Ve bu yasayla işimiz bitmeyecek. Mersinli Barış Anneleri, Bursa'dan gelen yoldaşlar; yeni başlayacak mücadelemiz. Bu yasayla birlikte daha fazla mücadele edeceğiz, daha fazla kenetleneceğiz, Türkiye'deki diğer halklar ve inançlarla birlikte, ezilenlerle birlikte demokratik mücadeleyi yürüterek yolumuza devam edeceğiz.

Çerçeve yasayı güçlendirecek siyasi, hukuki ve idari düzenlemeler sonbahardan itibaren hayata geçirilmelidir. Sonbaharda Meclis'in açılmasıyla beraber bir yol haritası çıkarmalıyız. Bu yol haritasında eşit yurttaşlığı güvence altına alan, demokratik siyasetin önündeki hukuki ve idari engelleri kaldıran, demokratik katılımı güçlendiren, dil, kültür ve inanç örgütlenmesi önündeki engelleri kaldıran, yerel demokrasinin alanını genişleten, kayyımlara son veren, cezada adaleti ve infazda eşitliği sağlayan demokratik ve hukuki reformları artık hayata geçirmeliyiz. Bu sebeple diyoruz ki Ağustos ayı, çerçeve yasayla barışın temellerini atmanın ayı olsun. Ekim ayı ise demokratik Türkiye'nin inşasında bir bahar ayı olsun diyoruz.  Bir yıl boyunca bu grupta çok şey konuştuk, çok şey tartıştık. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelen misafirlerimizle bir arada olduk. Ama bu hafta özel bir hafta. Bu hafta, 100 yıllık bir düğümün çözüldüğü günler olarak tarihte hatırlanacak. Bu vesileyle bugün hem basının hem kamuoyunun hem de sizlerin huzurunda, hem milletvekillerimize hem de tüm parti yapımıza açıkça seslenmek istiyorum. Bu yasa 86 milyonu ilgilendiriyor. Şemdinli'yi de Keşan'ı da ilgilendiriyor.

"Komisyonda gerilime asla kapılmayacağız"

O nedenle komisyonda ve Genel Kurul'da bu yasa görüşülürken polemiğe, provokasyona ve gerilime asla kapılmayacağız. Barışın kapısını aralayacak her görüşü, her öneriyi büyük bir olgunlukla dinleyeceğiz. Eleştirileri ve haklı kaygıları anlayacağız. Bizler de demokratik müzakere olgunluğuyla eleştirilerimizi ve önerilerimizi başta Meclis olmak üzere her zeminde sunmaya devam edeceğiz. Ortak yolu birlikte arayacağız. Diyaloğa ve müzakereye her zaman olduğu gibi açık olacağız. Tüm parti yapımız ve Meclis grubumuz bu sürecin ruhuna uygun olarak davranacaktır. Bugüne kadar yaptığı gibi. Çünkü bugün ihtiyacımız olan; acıları dindiren, annelerin gözyaşını bitiren, yaraları saran, birbirimizi anlamamızı sağlayan bir siyasettir. Yani DEM Parti'nin siyasetidir. Her olumlu gelişme bizde abartılı bir sevinci değil, güçlü bir tefekkürü ve şükrü getirecektir. Biz süreçte ilk günden beri oynadığımız olumlu rolü güçlendirerek devam edeceğiz. Barışın ve demokratik çözümün dilini birlikte büyüteceğiz. Meclis'teki siyasi partilere de sesleniyorum. Çerçeve yasayı "Benim gündemim başka" diyerek yan gözle izlemek, karşı çıkmak veya pazarlık konusu etmek doğru bir tutum olmaz. Bu ülkenin kardeşlik hukuku ve barış içinde yaşaması, milyonlarca oydan ve koltuktan daha kıymetlidir. Ve elbette asıl çağrıyı devlete ve iktidara yapıyoruz. Evet, geç kalınan bir çerçeve yasayı çıkarmak önemlidir, önemsiyoruz. Her ne kadar yasanın Meclis'in son haftasına sıkıştırılması büyük bir eleştiriyi hak etse de yasayı önemli buluyoruz. Milyonların sürece artan desteğini boşa çıkarmamak, halkın talebine kulak vermek iktidarın tarihsel sorumluluğudur. Barışa herkes bir adım atarken, iktidar on adım gücünde yasalar çıkarmalıdır. Ve bütün Türkiye'ye bu kürsüden, bütün inancımla, bütün kalbimle sesleniyorum. Türkiye'nin her tarafındaki vatandaşlarımızın kaygılarını anlıyor ve önemsiyoruz. Hepsi bizim kardeşimiz, canımız, ciğerimiz, yoldaşımızdır. Yeni bir yüzyılın eşiğindeyiz. Bu eşiği korkuyla değil umutla, çatışmayla değil barışla, inkârla değil demokrasiyle, ayrışmayla değil eşit yurttaşlıkla geçmek için gelin hep birlikte kenetlenelim. Bursa'dan Hakkâri'ye kadar Türkiye'nin yüzyıllık zincirlerini gelin hep birlikte çözelim diyoruz. Bu yasanın, bu topraklarda yaşayan seksen altı milyona şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Bu yasa barışa, demokrasiye, adalete ve özgürlüğe vesile olsun.

 

Independent Türkçe

 

DAHA FAZLA HABER OKU