Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davası: Rıza Akpolat itirafçılık teklifi aldığını açıkladı

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda görülen duruşmaya, bir kısım tutuklu sanıklar ile avukatları katıldı

Fotoğraf: AA

 Aziz İhsan Aktaş suç örgütü soruşturması kapsamında 6'sı görevinden uzaklaştırılan 7 belediye başkanının da arasında bulunduğu 200 sanığın yargılandığı davanın altıncı duruşması başladı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Cezaevinde tutuklu ve hükümlülerin açık görüşlerinin olması nedeniyle bir kısım tutuklu sanıklar duruşmaya gelmedi.

Aziz İhsan Aktaş'ın da arasında bulunduğu bir kısım tutuksuz sanıklar ile CHP'li yöneticiler, partililer ve sanıkların yakınları da duruşmada hazır bulundu.

Jandarma personelince salon ve çevresinde yoğun güvenlik önlemi alınan duruşmayı, çok sayıda basın mensubu takip ediyor.

Duruşma, tutuklu sanıklardan Kazım Gökhan Yankılıç'ın savunmasının alınmasıyla devam ediyor.

İddianamede neler var?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 579 sayfalık iddianamede, Beşiktaş Belediyesi, Avcılar Belediyesi, Esenyurt Belediyesi, İstanbul ASFALT Fabrikaları San. ve Tic. AŞ ile İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü "suçtan zarar gören", 19 kişi "mağdur", 33'ü tutuklu 200 kişi ise "şüpheli" olarak yer alıyor.

İddianamede, sanıklardan Aziz İhsan Aktaş'ın "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", 42 farklı fiilden "ihaleye fesat karıştırma", 4 farklı fiilden "edimin ifasına fesat karıştırma", 5 farklı fiilden "resmi belgede sahtecilik", 21 farklı fiilden "özel belgede sahtecilik", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", 10 farklı fiilden "rüşvet verme", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" ve "gerçeğe aykırı fatura düzenleme" suçlarından 187 yıldan 450 yıla kadar hapisle cezalandırılması ve suçtan elde ettiği mal varlıklarının müsadere edilmesi talep ediliyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Avcılar Belediye Başkanı sanık Utku Caner Çaykara'nın 2 farklı fiilden "ihaleye fesat karıştırma" ve "rüşvet alma" suçlarından 5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasının talep edildiği iddianamede, görevinden uzaklaştırılan Esenyurt Belediye Başkanı sanık Ahmet Özer'in 2 farklı fiilden "ihaleye fesat karıştırma" ve 2 farklı fiilden "özel belgede sahtecilik" suçlarından 3 yıldan 9 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, görevlerinden uzaklaştırılan Seyhan Belediye Başkanı sanık Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı sanık Kadir Aydar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı sanık Zeydan Karalar ile görevinden uzaklaştırılan ve hakkındaki adli kontrolün kaldırılmasının ardından görevine iade edilen Adıyaman Belediye Başkanı sanık Abdurrahman Tutdere'nin "rüşvet alma" suçundan 4 yıldan 12'şer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Hazırlanan iddianamede, görevinden uzaklaştırılan Beşiktaş Belediye Başkanı sanık Rıza Akpolat'ın "suç örgütüne üye olma", 26 farklı fiilden "ihaleye fesat karıştırma", 3 farklı fiilden "resmi belgede sahtecilik", 19 farklı fiilden "özel belgede sahtecilik", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", 4 farklı fiilden "rüşvet alma", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" ve "haksız mal edinme" suçlarından 133 yıldan 337 yıla kadar hapisle cezalandırılması ve suçtan elde ettiği malvarlıklarının müsadere edilmesi isteniyor.

"Rıza Akpolat’ın eşi Yeşim Akpolat’ın kardeşi olduğum için buradayım"

Duruşmada ilk beş günde toplam 28 tutuklu sanığın savunması dinlendi. Bugün ilk olarak "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “resmi belgede sahtecilik” iddialarıyla tutuklu yargılanan Rıza Akpolat’ın eşi Yeşim Akpolat’ın kardeşi Kazım Gökhan Yankılıç’ın savunması alındı.Hakkındaki suçlamaları reddeden Yankılıç, "Rıza Akpolat’ın eşi Yeşim Akpolat’ın kardeşi olduğum için buradayım. Acarkent’teki taşınmazın alınması sırasında ben de yanlarında bulundum sadece" dedi.

İddilara konu bir başka daireyi 2022'de 16 milyon TL bir bedelle satın aldığını, bu taşınmazın ablası, Rıza Akpolat ile evlenmeden önce edinildiğini söyleyen Yankılıç, "Aile olarak da maddi durumumuz iyidir. Babam Hüseyin Yankılıç'la birlikte inşaat ve emlak ofisimiz vardı. Sayısız taşınmazın alım satımına aracılık ettik, kiraladık, yıllarca bununla ilgili emek verdik" diye konuştu. 

Savunmasının sonlarına doğru yutkunarak ve gözyaşları içinde konuşan Kılınç, şunları söyledi:

Size özel durumumu da açıklayayım. Eşim Sibel Hanım ile 8 yıldır evliyiz. Çocuk sahibi olmayı hedefliyorduk. Gözaltına alınmadan bir gün önce eşim bana müjdeli haberi verdi. Bir gün sonra da gözaltına alındık. Bizim tutukluluğumuz boyunca yaşadığımız psikolojik işkence nedeniyle eşim düşük yaparak çocuğu kaybetti. Yaşadığımız hüznün de kaybımızın da telafisi olmayacak. Bu süreç hiç kolay geçmedi, eşimin yanında olamadım. Ailemin yanında olabilmem için tahliyemi talep ediyorum.

Rıza Akpolat'ın makam şoförü dinlendi 

Duruşmada savunması alınan "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" iddiasıyla tutuklu yargılanan Rıza Akpolat’ın makam şoförü Mehmet Ataş da hakkındaki suçlamaları reddetti. 

Görev yaptığı dönemde, başkanlığın ihtiyaçları doğrultusunda verilen talimatları yerine getirmekle yükümlü olduğunu, Başkan Akpolat ve ilgili birimlerin ilettiği talimatlar doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü anlatan Ataş, şöyle konuştu:

Tarafıma verilen görevler, tamamen kurum içi hiyerarşi çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. İddialara konusu harcamalar ve ödemeler, belediye faaliyetleri kapsamında gerçekleştirilmiştir. Bu işlemler, şahsi inisiyatifimle değil, üstlerimden gelen talimatlar doğrultusunda yapılmıştır. MASAK raporunda yer alan bazı hesap hareketleriyle ilgili, şahsi hesabıma aktarılan paralar, Rıza Bey’in bilgisi ve talimatı doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu paraların hangi amaçla ve ne şekilde kullanılacağına dair karar merci ben değildim. Benim görevim, verilen talimatları yerine getirmekten ibaretti. Yetkili kişi olarak değil, Beşiktaş Belediyesi bünyesinde görev yapan bir personel olarak çalıştım. Bana aktarılan paraların kaynağını ya da kullanım amacını sorgulamak gibi bir yetkim bulunmamaktadır.

"Yapılan işlemler hiçbir zaman gizli yürütülmedi"

Makam şoförü Ataş, yapılan işlemlerin hiçbir zaman gizli yürütülmediğini, belirlenen talimatlar doğrultusunda hareket edildiğini ifade ederek, şu savunmayı yaptı: 

Devlet personeli olarak görevimi yerine getiren bir işçiyim. Görevden ayrıldıktan sonra Balıkesir’e giderek bir süre orada kaldım. O günden bu yana ailemle birlikte büyük bir üzüntü içerisindeyiz. İstanbul’daki sevdiklerimi ve ailemi her zaman özlemle düşünüyorum. Onlara buradan sevgilerimi iletiyorum. Yaklaşık altı buçuk aydır tutukluyum. Bu süreçte ciddi mağduriyet yaşadım. Evim kiradır, herhangi bir ek gelirim yoktur. Tek geçim kaynağım, çalıştığım dönemde aldığım maaşımdır. Hayatım boyunca sadece çalışarak geçindim. Özgürlükçü ve dürüst bir yaşam sürmeye çalıştım. Bugüne kadar kimseye zarar verecek bir eylemde bulunmadım. Tüm bu hususlar dikkate alınarak, öncelikle tahliyemi, ardından da beraatimi talep ediyorum.

Avukat Hasan Sınar, Mehmet Ataş’a, soruşturma evresindeki, "Belediyeye kayıt dışı paralar geliyordu. Verdikleri paraları istediği yerlere teslim ediyordum" şeklindeki ifadesini hatırlatarak, "Size verilen paraların kayıt dışı olduğunu nereden anladınız?" diye sordu. Ataş, "Çünkü bankadan değil, elden teslim aldım" yanıtını verdi. Avukat Sınar, "Parayı elden teslim aldığınız için kayıt dışı diyorsunuz yani, tamamdır" diyerek karşılık verdi.

Savunmanın ardından Mahkeme Başkanı, Ataş’a, Acarkent'teki villa, tekne, auidi araç ile ilgili iddiaları sordu. Ataş, "Acarkent’teki villaya bir kere gittim. Rıza Bey'i götürdüm. Auidi aracı almaya gittiğimde, Rıza bey 'benim' gibi bir kelime kullanmadı. Ben sadece araba almaya gittim. Teknenin Akpolat'a ait olduğunu bilmiyordum. Bacanağı ve kayınçosu konuşunca, bunları satıp yenisini almaları gerektiğini duydum. Burdan bunu çıkardım" dedi.

Rıza Akpolat’ın arkadaşı Rabil Artan savunma yaptı

Duruşmada daha sonra "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “resmi belgede sahtecilik” iddialarıyla tutuklu yargılanan Rıza Akpolat’ın arkadaşı Rabil Artan savunma yaptı. Rıza Akpolat ve ailesiyle 2009’da tanıştığını, zamanla komşuluklarının dostluğa dönüştüğünü anlattı. Artan, şunları kaydetti:

Eşim 2010’da Amerika’da yaşıyordu benimle evlenince Türkiye'de yaşamaya başladı. Eşim Rıza Akpolat’ın çocuğuna süt annelik bile yapmıştır. Yıllarca çocuklar büyürken evlerimizin kapıları birbirine hiç kapanmadı. Birbirimizin araçlarını, evlerini kullandık. Yıllara dayanan bir kardeşliktir. Dikkatinizi çekmek isterim ki o dönemde kendisi belediye başkanı bile değildir. Bir kere makam ziyaretine gittik onun dışında hiçbir şekilde gitmedik Beşiktaş Belediyesi'ne. Arya evlerindeki dairemin alım sürecinden bahsedeceğim.

Derya hanım, Rıza Akpolat’ın eski eşi üst katlarının satılık olduğunu söyledi. Alım işlemleri için Çağdaş Yıldız ve Emrah Gülkanat’a vekâlet verdim. Biz eşimle Türkiye’ye kesin bir dönüş yapmak istiyorduk. Türkiye gelmeden bu işleri halletmek istedim. 22 milyon lirayı gönderdim. İddianamede benim arabamı sanki süreki Rıza Akpolat tarafından kullanılmış gibi bir intiba yaratılmıştır. Arada sırada kullanır o da benim rızam dahilindedir. Ne evimi ne arabamı Rıza Akpolat’ın geliriyle almadım. Kendi kazancımla alındı. Üzerimize atılı hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. 9 aydır suçu kanıtlanmamış bir mahkum olarak cezaevindeyim. Amerika’dan kendi isteğimle ülkeme döndüm. Ben alın terimle aldığım evim yüzünden tutukluyum. Oğluma, tutuklandığımı söyleyemedik. Oğlum beni hala askerde biliyor, ‘baba sen askerlik yapmadın mı?’ diyor. Tahliyemi ve beraatimi talep ederim.

Tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Akpolat: İtirafçı olmam, CHP kurultayı ile ilgili konuşmam istendi

 İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri'de görülen Aziz İhsan Aktaş davasında savunma yapan Rıza Akpolat, “Bana da ‘CHP Kurultayı hakkında konuş, itirafçı ol. Beşiktaş dosyasını temizleriz’ denildi. ‘Bak sana mayısa kadar süre’ dendi. Ne tesadüf ki Mayıs ayında oldu her şey. Ben 86 milyonun çocuğunu düşündüm, sadece kendi çocuklarımı düşünsem iki kelime söyler çıkardım. Ben bir tercih yaptım, çalışma arkadaşım ve ailem ile cezalandırılıyorum. Ben o gün öyle bir tercihte bulunmasaydım vatandaşların hiçbir umudu kalmayacaktı” dedi.

Akpolat savunmasında, “75 yaşında hasta babamın gözleri önünde gözaltına alındım ve ilk günden itibaren suçlu muamelesi gördüm. Suç örgütü lideri ilan edilen Aziz İhsan Aktaş ile beni aynı otobüste yan yana götürdüler, topluma bir mesaj vermeye çalıştılar” diye konuştu.

Akpolat, savunmasına şöyle devam etti:

Öyle kendilerinden emin konuşuyorlar ki o ekranlarda… 40 sayfa itiraf yazdı diyorlar… Beni ziyarete gelen ailem, avukatlarım hakkımda yayılan itirafçı oldu yalanları yüzünden ‘bir tutukluluk incelemesi yapılsa ve tahliye olsan itirafçı oldu diyecekler’ diyordu. Normalde bir eşin, avukatın beklentisi benim tahliye olmamdır ama öyle bir çürümüşlüğün içindeyiz ki. Geçmişte insanlar bu suçlardan gözaltına bile alınmazken biz tutuklu yargılanıyoruz. Örgüt lideri olarak yargılanan Aziz ihsan Aktaş serbest, biz hepimiz buradayız. Masumiyet karinemiz açıkça yok sayıldı. Yargılanmak sorun değil, yargılanırız. Ama önemli olan masumiyet karinemizin yok sayılmasıdır. İlk günden beri şapkalı bir fotoğrafım var, onu sürekli kullanıyorlar. Saçımda işlem vardı, şapka takmıştım. O fotoğrafı bile kötü niyetli kullandılar, suçlu göstermeye çalıştılar.

"578 sayfa iddianamede bir sürü yalan dolan"

Hayatında üç kez tekneye bildiğini söyleyen Akpolat, "Biri de tatildeydi. Gitmez olaydım, o adamın da teknesine el koydular. Ben yatağa başımı her koyduğumda bunları düşünüyorum başkanım. Ben herkesin gözünün içine bakabiliyorum ama bana iftirayı atanlar bakamıyor. Biliyorum, aileleri ile tehdit edildiler, çocuklarının esirgeme yurtlarına bırakılmasıyla tehdit edildiler ama bu bir gerekçe değil. Bugün burada savunma yapan Mehmet Ataş, 15 yaşından beri benim yanımda. 2019’da Beşiktaş Belediyesi’ne girmedi yani. Yalan söylüyor. Bir de eşimin adını vererek savunma yapıyor, yazık" ifadelerini kullandı.

Akpolat, 578 sayfa iddianamede bir sürü yalan dolanın yer aldığını belirterek, "Bari kızlarımın adını kullanmasaydınız. Neymiş ‘kızlarımla oturacağım villada’ demişim. Ya ben Beşiktaş Belediye Başkanıyım. Beykoz’da ne işim var? Benim de itirafçı olmam istendi. CHP kurultayı ile ilgili konuşmam istendi. Bana da ‘CHP Kurultayı hakkında konuş, itirafçı ol. Beşiktaş dosyasını temizleriz’ denildi. ‘Bak sana mayısa kadar süre’ dendi. Ne tesadüf ki mayıs ayında oldu her şey. Ben 86 milyonun çocuğunu düşündüm, sadece kendi çocuklarımı düşünsem iki kelime söyler çıkardım. Ben bir tercih yaptım, çalışma arkadaşım ve ailem ile cezalandırılıyorum. Ben o gün öyle bir tercihte bulunmasaydım vatandaşların hiçbir umudu kalmayacaktı" dedi.

"Aziz İhsan Aktaş, 13 Ocak’tan mayıs başına kadar hiçbir beyanda bulunmazken bir anda tavır değiştirmiştir"

Tutuklu Belediye Başkanı Akpolat, bu soruşturmanın, Ankara’dan, "Rıza Akpolat’ı alın" denilmesi üzerine başladığını iddia ederek, kendisiyle ilişkide olan kişiler, ailesi, çalışma arkadaşlarının takibe alındığını, belediyeye iş yapan müteahhitlerin incelendiğini anlattı.

Akpolat, şöyle konuştu: 

Yaptığımız her harcama, her ihale defalarca denetlendiği için uzunca bir zaman düğmeye basılamamıştır. Sonra savunmamda anlattığım üzere tamamen yasa ve mevzuata uygun yapılan iki işlem gerekçe gösterilerek gözaltına alındım, tutuklandım. Bundan sonrası tamamıyla iftiracıya dönüştürülen itirafçı beyanlarıyla şekillenmiştir. Önce mal varlığıyla, şirketleriyle ve tabii ki bizim bilmediğimiz bir çok sayıda tehdit edilen Aziz İhsan Aktaş itirafçı olmuştur. 13 Ocak’tan mayıs başına kadar hiçbir beyanda bulunmazken bir anda konkordato uzatma talebi karşılanmayacağı ve temiz eller operasyonu haberleriyle tavır değiştirmiştir. Hatta Elazığ Belediyesi’nden de göstermelik dosyalar istenmiş, bu konudaki tehdit görünür hale gelmiştir. 12 Ocak gecesine kadar kimsenin tanımadığı, kamudan yüzlerce ihale alan bir iş insanı bir anda suç örgütü liderine dönüşmüştür. O güne kadar iş yaptığı kurumlarda yaptığı bir aksaklık gündeme gelmemiş, yapılan tüm denetimlerde herhangi bir bulguya rastlanmamışken bir anda her şey tersine dönmüştür. Bununla birlikte itirafçı olmuş 9 nolu koğuştan kardeşlerinin olduğu yere götürülmüştür. Daha sonra Mustafa Mutlu itirafçı olmuştur. Gözaltına alındığında eşi 8 aylık hamileydi. Eşinin deport edilme kaygısıyla Aziz İhsan Aktaş’la beraber beyanlarda bulunmuşlardır. Mal varlığı ile tehdit edilmiş. En son annesi ile tehdit edilip çocuklarının Çocuk Esirgeme Kurumu’na bırakılabileceği ihtimalini ‘koğuşundaki’ arkadaşlarına anlatmıştır. Bunların sonucunda kendi hazırladığı birçok dosyayı Emirhan Akçadağ ve Ozan İş’e vermiş, kendisi arka planda durup ifadelerin büyük bölümünü bunlara verdirmiştir.

Taner Çukadar da yine benzer nedenlerle itirafçı olmuştur. Ergenlik çağındaki oğlunun adı geçen çetelerle iletişimde olması, Iğdır Cezaevi’ne nakledilmek gibi tehditler sonucunda itirafçı olmuştur. Ayrıca Taner Çukadar’ın koğuşunda yakalattığı mektuplar incelendiğinde Emirhan Akçadağ’ın, Emel Öz Hekim’in ve bazı şoförlerin şahsıma ve eşime olan husumetinin şubat ayında başladığı çok net görülecektir. Taner Çukadar bu arkadaşlar tarafından manipüle edilmiş, itirafçı olmaya zorlanmıştır.

"Eşinin tutuklanmaması duygusuyla iftiracı olmuştur. Kardeşlerine bilet kesilmiştir"

Rıza Akpolat, itirafçı olan şoför Mert Çolak’ın, karısının 1 hafta sonra sorunlu bir doğum yapacak olması, eşini bir daha göremeyeceği duygusuyla itirafçı olduğunu söyledi. Şoförü Mehmet Ataş’ın eşinin belediye memur olduğunu, Emirhan Akçadağ tarafından iftiraya zorlandığını, bunu da avukatları ve ailesi aracılığıyla kendisine ilettiğini anlatan Akpolat, "Eşi müdürdür. Şu anda tutuksuz sanıklardan biridir. Eşinin tutuklanmaması duygusuyla iftiracı olmuştur" diye konuştu.

"Dosyada iftiracı olan herkes bir gerekçeye sığınmıştır"

Diğer itirafçıların da aileleriyle tehdit edildikleri için itirafçı olduklarını öne süren Akpolat, özel kalem müdürü Emirhan Akçadağ ile ilgili de şunları kaydetti:

Tek gözü yüzde 5 gören, kalp damarlarında yüksek risk bulunan, çocuğu özel bir çocuktur. Aynı zamanda Akçadağ’ın kendisi yakın zamanda alkol ve psikolojik tedavi görmüş birisidir. Kendisinin tüm bu süreçlerini iyi bilmekle beraber hep sahip çıkmışımdır. Kendi rahatsızlığını ve kızının otizm tanılı raporunu tahliye olabilmek için sunduğunu biliyorum. Bu duyguyla itirafçı olmuştur. Özel kalem müdürüm olması sebebiyle merkez tanık konumuna gelmiştir. Adı iddianamede tam 113 kez geçmektedir. Tahliye olduktan sonra birçok kişiyi itirafçı olmaya zorlayıp tehdit etmiştir. Yani Sayın Başkan, bu dosyada iftiracı olan herkes bir gerekçeye sığınmıştır. Tamamının ortak özelliği ilk ifadelerinde kimsenin aleyhinde beyanda bulunmamışlardır. Hayatımda sadece iyilik yaptığım bu insanların her biri kendi durumlarını kurtarmak için beni ve burada tutuklu bulunan çalışma arkadaşlarımı, çocuklarından, ailelerinden ayırmışlardır. Kendi kızlarına kavuşmak için beni kızlarımdan ayırmışlardır. Büyük bir sabırla adaletin tecelli edeceği günü bekledim. Bu topraklarda iktidar için kendi oğlunu katleden hükümdarlar gördük. Bu kişilerin silsile halinde ‘itiraf’ etmesi bir şey değiştirmeyecektir. Biz kendimize güveniyoruz ve o kararlılıkla buradayız. İtirafçı olanlar kapının koludur, bizim davamız kapının kendisiyledir.

"Hücremde oturup bir not kağıdı yazsam buna itibar edilecek mi?"

Rıza Akpolat, uyduruk bir not kağıdından çıkan birtakım inşaat firmaları isimleri, işletme isimleri ve bunlardan alındığı söylenen paralar iddiasının ortaya atıldığını, "Bu işletmeler artık başka bir soruşturmanın konusu. Ancak bu dosyada bu suç işlenmiş gibi gösterilip bu dosyanın konusu olup sonra aynı dosyanın tefrik edilip onlarca firmanın içerisinde benimle husumeti bulunan 2-3 firmanın soyut beyanıyla ikinci kez tutuklandım. Burada ilginç olan şeyler, bu not kağıdı ve listeler 8 aydır olduğu halde neden soruşturulmamıştır? Ya da soruşturulduğu ama savcılığın istediği yönde beyan verilmediği için mi dosyaya konulmadı? Konuyla teknik olarak hiç ilgisi olmayan ve yetkilerinde olmayan 2 belediye çalışanının ortaya attığı bu iddialar sonucu tutukluluk durumları değişmiş midir? Ben hücremde oturup bir not kağıdı yazsam buna itibar edilecek mi?" diye sordu. 

Dosyada gizlilik kararı olmasına rağmen aleyhte beyan verenlerin ifadelerinin basına sızdırıldığını, lehte beyan veren onlarca firmanın ifadesinin yayınlanmadığını belirten Akpolat, şu savunmayı yaptı:

İddianame yayınlandı ve mahkeme tarihi açıklandı. Mahkemeden 18 gün önce alınan bu ikinci tutuklama kararı bu dosyanın ne kadar boş olduğunu teyit edip yedeklemek için midir? Yoksa bu dosyada zorla, baskıyla, tehditle iftiraya zorlanan iftiracılar ifadelerini değiştirmesin diye sopa olarak üzerlerinde tutmak için midir? Bence her ikisi de. Ancak huzurunuzda bu sorunun cevabını bir örnekle somutlaştırmak istiyorum. 6 Ocak tarihinde CHP İstanbul İl Kongresi davasında mahkeme huzuruna çıktım. Oradaki suçlama yine somut bir delil olmaksızın itirafçı Veli Gümüş'ün ifadelerine ve Emirhan Akçadağ’ın ifadesine dayanıyordu. Emirhan Akçadağ ile Veli Gümüş Paşakapısı Cezaevi'nde aynı koğuştayken sözde Veli Gümüş, Emirhan Akçadağ’a, CHP İstanbul İl Kongresinde benim menfaat temini yoluyla kendilerinden bir adaya oy vermeye yönlendirdiğimi, bununla ilgili ses kayıtlarının olduğunu söylemiş. Hesabına para gönderdiğimi ve görüşmelerin Ankara'da sürdüğünü vesaire anlatmış.

"Bugün karşınızda bulunmamın sebebi işlenmiş bir suç değil, sürecin ilerleyebilmesi için ihtiyaç duyulan iftiralar"

İtirafçı Veli Gümüş çıkarıldığı mahkemede hakim huzurunda Emirhan Akçadağ ile böyle bir şey konuşmadığını, kurultayda Ankara'ya hiç gitmediğini, Rıza Akpolat’ı ismen bildiğini ama hiç yan yana gelmediğini, dolayısıyla bir para alışverişinin, menfaat temininin mümkün olmadığını söyledi. Söz konusu ses kaydını mahkeme yasa dışı yollarla elde edilmiş olmasına rağmen salonda dinletti ve orada benim adım hiç geçmiyor. Sayın Başkan en vahimi şudur; kendisinin ifadesinde Rıza Akpolat ile ilgili tek bir cümle etmediğini, savcılığın söylemediklerini tutanağa geçirerek kendisine imzalattırdığını beyan etmiştir. Bu suçlamaları ortaya atan kişiyi de savcılığa şikayet ettiğini söylemiştir. 6 Ocak’taki bu gelişme üzerine 9 Ocak'ta alelacele kimse beyanını değiştirmesin diye bu tutuklama yapılmıştır. Herhalde bu durum, içinde bulunduğumuz durumu izah etmeye yetmiştir. İşte bu nedenle bugün karşınızda bulunmamın sebebi işlenmiş bir suç değil, sürecin ilerleyebilmesi için ihtiyaç duyulan iftiralardır. Bu iftiralar gerçeği ortaya çıkarmak için değil, bilakis üstünü örtmek için üretilmiştir. Oysa gerek AİHM gerek Yargıtay'ın kararlarında yalnızca sözde itirafçı beyanlarına dayanılarak bir insanın suçlu ilan edilemeyeceği defalarca vurgulanmıştır. Buna rağmen ben yalnızca bu iftiralar nedeniyle yüzlerce yıl hapis tehdidiyle yargılanıyor ve bir yılı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum bırakılıyorum. Asıl ağır olan da budur.

"Milyon dolarlık yüzüklerden yatlara, villalardan araçlara kadar sayısız yalan..."

Notlarda, güya çeşitli inşaat firmaları, işletmeler ve bunlardan alınan paralarla yapılan harcamalardan bahsedildiğini söyleyen Akpolat, şunları söyledi:

Milyon dolarlık yüzüklerden yatlara, villalardan araçlara kadar sayısız yalan kamuoyuna algı yaratmak için paylaşılmıştır. Yaklaşık bir yılı aşkın süredir tutuklu olmama rağmen bana bu konuyla ilgili hiçbir şey sorulmadığı, ifadem alınmadığı gibi ailem, yakınlarım, arkadaşlarım iftiracıların beyanları ve not kağıdında yazılanlar peşinen doğru kabul edilip tutuklanmışlardır. Defalarca evlerde aramalar yapılmış ama ne bahsedilen eurolar, ne milyon dolarlık yüzükler ne de başka bir şey ele geçirilmiştir. Magazinel konularla millet meşgul edilmiş, kamuoyu gündemi manipüle edilmiştir. Öncelikle herkesin kendine şu soruyu sorması gereklidir. Bu ağır suçlamalara konu olan böylesine kapsamlı, sistematik ve yıllara yayıldığı iddia edilen bir yapı gerçekten var olsaydı bunun hiçbir izine resmi kayıtlarda, denetim raporlarında, mali incelemelerde rastlanmaması mümkün müydü?

Rıza Akpolat, Beşiktaş Belediyesi'nin, uzun yıllardır Sayıştay ve İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından düzenli ve sıkı biçimde denetlendiğini, bu denetimlerin hiçbirinde bugün isnat edilen iddialara ilişkin tek bir hukuka aykırılık tespit edilmediğini belirterek, şöyle devam etti:

Ne bir havuza ne iddia edilen bir sisteme ne de bu anlatımları doğrulayacak en küçük bir emareye rastlanmıştır. O halde; bu kadar kapsamlı ve tekrarlanan denetimler boşuna mı yapılmıştır? Yıllar boyunca kamu adına görev yapan denetim mekanizmalarının hukuka aykırı hiçbir husus tespit edemediği gerçeğine rağmen neden bugün soyut, belirsiz ve çıkar karşılığı verilen beyanlara itibar edilmektedir?

"Mal varlığının hangi somut suçla ne zaman ve nasıl elde edildiğine ilişkin bir isnat yoktur"

Rıza Akpolat, iddianamede, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçuna yer verilmiş olmasına rağmen bu suça konu olduğu iddia edilen mal varlığının edinilmesine yönelik irtikap veya rüşvet suçlarının aynı iddianamede yer almadığını ifade ederek, "Yani ortada sözde aklandığı iddia edilen bir mal varlığı vardır ancak bu mal varlığının hangi somut suçla ne zaman ve nasıl elde edildiğine ilişkin bir isnat yoktur. İşte tam da bu sebeple 9 Ocak 2026 tarihinde yani duruşmadan yalnızca 18 gün önce bu sözde beyanlar gerekçe gösterilerek 2. kez tutuklanmış bulunuyorum" dedi.

Kendisiyle ve yakınlarıyla en ufak bir ilgisi bulunmayan, üzerinde imzasının, talimatının bulunmadığı, ne zaman, hangi saikle tutulduğu bilinmeyen bir kağıt parçası yüzünden, "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" gibi ağır bir suçla itham edildiğini söyleyen Akpolat, şunları söyledi: 

Tamamen olağan sosyal ilişkilere dair son derece normal olgular dahi, ortada herhangi bir somut mali suç delili bulunmaksızın doğrudan aklama şüphesine dayanarak yapılmıştır. Aile ilişkileri adeta suça konu edilmiş; eş, kardeş, bacanak, kayınbirader gibi akrabalık bağları tek başına aklama suçuna karine kabul edilmiştir. Türkiye'de taşınmaz ve taşıt edinimlerinde tek başına olağan dışı sayılmayacak hatta uygulamada son derece sık rastlanan durumlar, yalnızca benimle ilişkilendirildiği için aleyhime yorumlanmıştır. MASAK raporu, somut ve objektif mali tespitler ortaya koymak yerine, varsayımlara, şüphelere ve ön kabullere dayanmış; olağan mali ve sosyal ilişkileri dahi suç emaresi gibi sunan bir nitelik kazanmıştır. Öyle ki sevgili eşimin, babasını kaybetmesi, eski eşiyle boşanması ve benimle evlilik tarihinin birbirine çok yakın olması, babasından kalan miras, kendi birikimleriyle edindiği mülkler ve taşıtlar dahi benimle ilişkilendirilmiştir. Yine kayınbiraderimin, arkadaşlarımın, vergi rekortmeni bacanağımın edindiği mülklerin de benimle en ufak ilgisi yoktur. Yine iddia edildiği gibi belediye gücünü kullanarak oluşturduğum sözde bir havuzdan milyonlarca dolar harcayarak evler, arabalar, villalar, yatlar, hatta yüzükler aldığım iddiası yalnızca gerçeğe aykırı değil, aynı zamanda son derece ağırdır. Mal beyanımda açıkladığım, benim ve eşimin adına kayıtlı varlıklar dışında hiçbir malım yoktur. Başkalarının üzerine yaptırdığım herhangi bir mülk ya da taşıt bulunmamaktadır. Makam aracım dahil kullandığım tüm araçlar bana aittir. Belediyenin ihale yoluyla kiraladığı makam aracına dahi binmedim.

Rıza Akpolat, seyahatlerine ilişkin iddiaları da kabul etmeyen, resmi ve ailesiyle yaptığı özel seyahatlerin uçak bileti ve otel rezervasyonlarının herkesin gözü önünde resmi olarak yapıldığını anlattı.

Yardım ettikleri, burs verdikleri, destek oldukları ailelere yapılan desteklerin hiçbirinin belediye bütçesinden yapılmadığını anlatan Rıza Akpolat, "Ameliyatını yaptırdığımız, tedavisini üstlendiğimiz onlarca çocuk, anne vardır. Dilenirse bu iftiracıların huzurunda tarihe not düşmek adına burada tanıklık yapabilirler. Daha ne diyeyim Sayın Başkan, bu konuya ilişkin son söz olarak diyorum ki: Halkın vergileriyle oluşturduğumuz belediye bütçesinden 6 yıl boyunca şahsıma harcadığım tek bir kuruş ispatlanırsa mahkeme sürecini beklemeden görevimden istifa etmeye hazırım" dedi.

"Bir tekne isminden beni suçlamaya çalışanlar, Isparta Belediyesi'ne neden bakmazlar?"

Rıza Akpolat, belirtilen örgütün hep AK Parti'li ve MHP'li belediyelerle ve bakanlıklarla çalıştığını, ancak rüşvet, irtikap ve sair tüm suç isnatlarının CHP'li belediyelere yöneltildiğini aktaran Akpolat, şöyle devam etti:

Bunun tek istisnası CHP'den AKP'ye geçen Aydın Belediyesi! Neden hiçbir soruşturma yapılmamıştır? Ya da bir tekne isminden ya da arabanın plakasından beni suçlamaya çalışanlar, Isparta Belediyesi'ne, oradaki araca, oradaki plakaya neden bakmazlar? Neyin karşılığında hediye edilmiştir? Tüm bu durumlar hayatın doğal akışına aykırı değil, insan aklıyla dalga geçmektir.

Son olarak çok açık ve net ifade ediyorum: Hayatım boyunca karanlık, gizli yapılarla birlikte olmadım. Çocukluğumdan itibaren üye olduğum tek bir örgüt vardır o da CHP'dir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün savaş meydanlarında kurduğu partimin üyesi olmaktan da yöneticisi olmaktan da gurur duyuyorum. Nefes aldığım sürece de bu emaneti geleceğe taşımak için çalışacağım. İsnat edilen suç örgütü üyeliği iddiası, yalnızca tutuklamaya gerekçe oluşturmak ve şerefiyle, onuruyla ülkesine hizmet eden şahsımı yüzlerce yılla burada yargılamak için uydurulmuş boş lakırdıdan ya tutarsa diye atılan çamurdan, ciddiye alınması dahi imkansız hayal ürünü bir iddiadan ibarettir. Bugün huzurunuzda, aylar boyunca hakkımda üretilen tüm kurmaca iddialara tek tek cevap verdim. Varsayımlarla, iftiralarla ve siyasi saiklerle örülmüş bu dosyanın nasıl inşa edildiğini ve neden çökmeye mahkûm olduğunu, delilleriyle ve iddianamenin kendi çelişkileriyle ortaya koydum. 

"'Cambaza bak' oyunlarının farkındayız"

İfade etmeliyim ki hem ben hem de bugün huzurunuzda yargılanan tüm yol arkadaşlarım olarak biz, uydurma suçlamalarla, iftiralarla, soyut kavramlarla, 'miş'lerle, 'muş'larla; bizi ve partimizi yolsuzlukla, terörle, casuslukla yan yana getirme çabalarının farkındayız. Yapılan toplum mühendisliğinin farkındayız. 'Cambaza bak' oyunlarının farkındayız. Ülkenin gerçek sorunları konuşulmasın diye, her gün kapsamı genişletilen operasyonlarla kimlere gözdağı verildiğinin de farkındayız. Partimize yönelik bu saldırıların, yalnızca bu soruşturmalarla sınırlı olmadığını; tamamı seçim kurulları denetiminde yapılmış kongrelerimizin dahi iptal edilmeye çalışılmasıyla bütünlüklü bir siyasi müdahaleye dönüştüğünü görüyoruz. Ne yapılmak istendiği çok iyi biliyoruz. Farkındayız ve korkmuyoruz. Bu süreçte yaşanan hukuksuzlukların temel sebebi, partimizin son kurultayda kendini yenilemesi, halkın değişim talebine karşılık vermesi, yapılan ilk seçimde birinci olması ve halka umut haline gelmesidir. Bu telaşla, partimize ve bizlere karşı aceleyle ve hoyratça bir saldırı başlatılmıştır. Şahsıma yönelik bu operasyonun temel sebebi, partideki etkili konumumdur. Belediye başkanı olmadan önce parti örgütü içindeki görevlerim, örgütlü bir siyasetçi olmam; beni hem iktidar hem de kongreyi kaybedenler açısından hedef haline getirmiştir.

"Ben Beşiktaş’ın seçilmiş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, başınızı öne eğecek hiçbir şey yapmadım"

Yolsuzluk dışındaki tüm 'itiraf' söylentilerinin kaynağı da aynı çevrelerdir. '40 sayfa itiraf yazdı', 'kurultayla ilgili konuştu' diye yalan üretenlerin motivasyonu birdir. Bir siyasetçi olarak toplumun değişim talebine karşılık verdiğim için huzurluyum. Ekonomik kriz altında ezilen halkımızın sorunlarını çözecek irade partimizdedir. İçeride olmamız, sonucu değiştirmeyecektir. Biz aklanıp çıkana kadar, içeride de olsak üretmeye devam edeceğiz. Son yurtsever kalana kadar mücadele sürecektir. Nasıl ki Yunus Emre’nin 13. yüzyılda yaktığı ışık bugün hâlâ yolumuzu aydınlatıyorsa, bu ülkeyi kuranların yaktığı ışık da o son yurtseverin elinde tüm ülkeyi aydınlatacaktır. Son olarak, tüm bu anlattıklarım ışığında açıkça ifade ediyorum: Bu dava siyasidir. Üzerime atılan hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum, öncelikle haksız tutukluğumun sona erdirilmesini sonrasında da tüm suçlamalar dolayısıyla beraatimi talep ediyorum. Beni vatana, millete, devlete bağlı bir birey olarak yetiştiren partime; aileme, komşularıma ve yurttaşlarıma son sözüm şudur: Ben Beşiktaş’ın seçilmiş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, ben sizin başınızı öne eğecek hiçbir şey yapmadım. Hukuka ve adalete güveninizi asla kaybetmeyin. Bilin ki güzel ve özgür günleri hep birlikte inşa edeceğiz.

Duruşmada daha sonra "özel belgede sahtecilik", "ihaleye fesat karıştırma", "edimin ifasına fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "suç örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme" iddialarıyla yargılanan Beşiktaş Belediyesi destek hizmetleri personeli Gülşah Ocak, savunma yaptı. Ocak, hakkındaki suçlamaları reddetti. 

Duruşmaya yarın devam edilecek. Mahkeme Başkanı, yarın tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarının alınacağını, ardından bu sanıklarla ilgili tutukluluk taleplerinin değerlendirilebileceğini bildirdi. 

 

AA, ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU