Türkiye’yi derinden sarsan 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen yaşananlar geçmişte kalmadı. Binlerce can kaybının, yıkılan hayatların ve yarım kalan hayallerin bıraktığı izler silinmedi. Enkaz altından yükselen çığlıklar, kaybedilen sevdiklerin yokluğu ve geride kalanların bitmeyen mücadelesi, aradan geçen zamana rağmen hafızalardaki yerini koruyor.
Art arda gelen iki büyük deprem
6 Şubat 2023 sabahı saat 04.17’de Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki deprem, 11 ili uykusunda yakaladı. Yaklaşık 60 saniye süren sarsıntı, saniyeler içinde binlerce binayı yerle bir etti. Aynı gün saat 13.24’te Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğündeki ikinci deprem ise ilk yıkımdan ayakta kalabilen yapıların da çökmesine neden oldu. 45 saniyelik bu ikinci sarsıntı, felaketin boyutunu katladı. Bu iki büyük deprem, Türkiye tarihine “asrın felaketi” olarak geçti.
11 ilde yıkım, binlerce yerleşimde hayat durdu
Depremler; Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Malatya, Gaziantep, Kilis, Adana, Osmaniye, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Elazığ’da büyük yıkıma yol açtı. Toplam 11 ilde 124 ilçe ile 6 bin 929 köy ve mahalle doğrudan etkilendi. Kent merkezleri enkaza dönerken, binlerce aile bir gecede evsiz kaldı. Tarihi yapılar, okullar, hastaneler ve kamu binaları da yıkımın parçası oldu. Bazı şehirlerde kamusal hayat neredeyse tamamen durdu.
Artçılarla geçen günler
Ana depremlerin ardından bölgede 40 binden fazla artçı sarsıntı kaydedildi. Günlerce süren bu sarsıntılar, hayatta kalanlar için korku ve belirsizliği derinleştirdi. Enkaz başlarında bekleyen aileler, her yeni sarsıntıyla birlikte hem umutlandı hem de yıkımın büyümesinden endişe etti. Artçıların yarattığı psikolojik yük, depremzedeler için uzun süre devam etti.
Sayılarla ifade edilemeyen büyük kayıp
Yaklaşık 108 bin kilometrekarelik alanda etkili olan depremler, 14 milyondan fazla yurttaşı doğrudan etkiledi. Resmî verilere göre 35 bin 355 bina tamamen yıkıldı. On binlerce yapı ağır, orta ya da hafif hasar aldı.
Türkiye genelinde 7 gün süreyle milli yas ilan edilirken, deprem bölgesinde olağanüstü hal uygulamasına gidildi. Yüzyılın felaketinde 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı. Ekonomik kaybın 104 milyar doları bulduğu açıklandı.
Yıkılan yalnızca beton yapılar değildi. Anılar, emekler ve bir ömürlük hayaller de enkaz altında kaldı.
Kayıplar bulunamadı
Aradan geçen üç yıla rağmen hala bulunamayan cenazeler ve kimliksiz mezarlar, deprem bölgesinin en ağır gerçeklerinden biri olmaya devam ediyor. Birçok aile için yas süreci tamamlanamadı, kayıplar resmî kayıtlara bile tam olarak geçemedi.
Deprem davaları
Depremlerin ardından geçen üç yıla rağmen, büyük yıkımın sorumlularının hesap verdiği yönünde güçlü bir toplumsal kanaat oluşmadı. Açılan dava sayısı yüksek görünse de yargılamaların seyri, kararların niteliği ve sürecin yavaşlığı “cezasızlık” eleştirilerini büyüttü.
Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre deprem suçlarına ilişkin 2 bin 31 soruşturma ve bin 491 kovuşturma açıldı. Toplam 3 bin 522 dosyadan yalnızca 149’u karara bağlandı. Davaların büyük bölümü hala ilk derece mahkemelerinde sürüyor.
En yüksek ceza, Adana’da 96 kişiye mezar olan Alpargün Apartmanı davasında verildi. Müteahhit Hasan Alpargün, “olası kastla birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçlamasıyla 62 kez müebbet ve 865 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Ancak bu karar, deprem davalarında istisna olarak kaldı. Diğer davalarda verilen cezalar çoğunlukla 8 ila 21 yıl arasında değişti. Birçok dosyada sanıklar tutuksuz yargılandı; iyi hal indirimleri ve beraat kararları, depremzedelerin adalet beklentisini zedeledi.
Kamu görevlileri yargının dışında mı bırakılıyor?
Deprem davalarının en tartışmalı başlıklarından biri, kamu görevlilerinin yargılanması oldu. İmar izinleri, yapı denetimleri ve ruhsat süreçlerinde sorumluluğu bulunan çok sayıda kamu görevlisi olmasına rağmen, soruşturma izni verilenlerin sayısı sınırlı kaldı.
Bu durum, davaların müteahhitler ve şantiye sorumlularıyla sınırlandırıldığı eleştirilerini güçlendirdi.
Birçok davada sanıkların sorumluluğu basit bir kusur olarak ele alındı. Oysa deprem öncesinde hazırlanan raporlar, böyle bir depremin yaratacağı yıkımın öngörülebilir olduğunu ortaya koyuyordu. Bu nedenle hukukçular ve aileler, suçlamaların “taksir” değil “olası kast” üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Konteyner hayatı sürüyor
Depremin ardından barınma en büyük sorunlardan biri oldu. İçişleri Bakanlığı, Nisan 2023’te 345 noktada çadır kent, 305 noktada ise konteyner kent kurulduğunu açıkladı. İlk dönemde çadırlarda 2 milyon 626 bin kişi barındı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şubat 2024’te yaptığı açıklamada deprem bölgesine 1 milyon çadır gönderildiğini, 215 binin üzerinde konteyner kurulduğunu ve yüz binlerce haneye kira desteği sağlandığını duyurdu.
Buna rağmen üç yıl sonra 360 binden fazla yurttaş hala konteynerlerde yaşıyor. En fazla konteyner nüfusu Hatay’da bulunuyor. Malatya ve Kahramanmaraş da konteyner yaşamının sürdüğü iller arasında yer alıyor.
Göç ve yoksulluk arttı
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nin raporuna göre depremden etkilenen illerde kayıtlı nüfus 14 milyon 13 bin 196 kişiyle Türkiye nüfusunun yüzde 16,43’üne denk geliyor. Depremin ilk haftasında 2,2 milyon kişi bölgeden ayrıldı; bu sayı Mart 2023 itibarıyla 3,3 milyona ulaştı.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 2026 raporu ise üç yıl sonra bile işsizlik, düşük gelir ve barınma sorunlarının sürdüğünü ortaya koydu. Bölgenin kişi başına düşen geliri artış gösterse de Türkiye ortalamasının altında kaldı.
Orta hasarlı binalar ve imar affı sorusu
Yıkılan ve ağır hasarlı binaların ardından yeniden inşa sürerken, orta hasarlı yapılarla ilgili belirsizlik devam ediyor. Şehir plancıları, bu binalarda hala insanların yaşadığına dikkat çekiyor.
Öte yandan imar affı kapsamında yasal statü kazanan binaların kaçının depremde yıkıldığına dair kamuoyuna açıklanmış net bir veri bulunmuyor. Meslek odaları, bu verilerin paylaşılmamasının kamusal sorumluluğun üzerinin örtülmesi anlamına geldiğini savunuyor.
Adalet arayışı sürüyor
Depremde yakınlarını kaybeden aileler ve hak savunucuları, gerçek adaletin yalnızca birkaç müteahhidin cezalandırılmasıyla sağlanamayacağını vurguluyor. İmar politikalarından denetim mekanizmalarına kadar tüm sorumluluk zincirinin ortaya çıkarılması gerektiği ifade ediliyor.
Üç yıl sonra 6 Şubat, yalnızca bir anma tarihi değil; bitmeyen yasın, çözülemeyen sorunların ve adalet arayışının sembolü olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Independent Türkçe