Kent uzlaşısı davası... Ahmet Özer'e 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi

“Kent uzlaşısı” soruşturması kapsamında 30 Ekim 2024’te tutuklanan ve “örgüt üyeliği” ile suçlanan yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, bugün dördüncü kez hakim karşısına çıktı

CHP ve DEM Parti’nin yerel seçimlerdeki “kent uzlaşısı” ittifakına yönelik soruşturma kapsamında 30 Ekim 2024’te tutuklanan ve yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in, 14 Temmuz 2025’teki ikinci duruşmada hakkında tahliye kararı verilen davasının karar duruşması bugün görüldü. Ahmet Özer duruşmaya kızı ve avukatı Seraf Özer ile birlikte geldi. Duruşmayı CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan ve çok sayıda CHP’li takip etti.

Mahkeme heyeti, savcılığın “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapsini istediği Özer hakkında, 6 yıl 3 ay hapis cezası kararı verdi. 

İddianamede neler vardı?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, terör örgütünün, varlığını sürdürebilmesi ve temel amacı olan sözde "demokratik özerkliği" hayata geçirebilmesi için insan kaynağı ve finansal destek gibi iki temel devamlılığa ihtiyacı olduğu belirtilmişti.

Örgüt mensuplarının etkisiz hale getirilmesine yönelik askeri operasyonlar ve belediyelerin bütçelerinden örgüte maddi destek sağlanmasının kayyum uygulaması gibi diğer yöntemlerle akamete uğratıldığına dikkati çekilen iddianamede, örgütün yeni strateji geliştirmek zorunda kaldığı vurgulanmıştı. Özer'e yönelik iletişim dinlemesi neticesindeki HTS kayıtları aktarılan iddianamede, 23 Kasım 2023 ve 23 Ocak 2024 arasındaki görüşmelerde 135 suç unsuruna rastlandığı bilgisi verilmişti.

İddianamede, "Hermes" isimli gizli tanığın ifadesinde, Özer'in örgütün Avrupa yapılanmasında görevli üst düzey örgüt mensubu Cemal Kavak'la Esenler'de bir evde görüştüğü, terör örgütü faaliyetleri nedeniyle ceza alan bir akrabasının yurt dışına kaçırılması için yardım istediğini söylediği aktarılmıştı. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar'la görüntülü konuşan Kavak'ın, Özer'i "Değerli bir dostumdur, bizdendir. Aktif bir şekilde çalışmalarımızı yürütmektedir." şeklinde tanıttığını dile getirdiği kaydedilmişti.

Kavak'ın, görüntülü görüşmeden sonra Özer'e kırsal faaliyetlere katılacak hücre evlerinde bulunan gençlerin maddi ihtiyaçları olduğunu söyleyip para talep ettiği, şüphelinin de iş insanı tanıdıklarının olduğunu ve kendisinin de buna katkı sunacağını söylediği gizli tanığın ifadesinde yer almıştı. Özer'in, birkaç gün sonra Kavak'ın evine gelerek, yüklü miktarda parayı kendisine teslim ettiğini aktaran gizli tanık, ifadesinde kendisinin yaklaşık 5 yıllık asgari ücrete denk gelen parayı bizzat sayanlardan biri olduğunu anlatmıştı. Gizli tanığın, bu parayla Lice, Van ve Mardin Nusaybin üzerinden ayrı ayrı olmak üzere 10'a yakın örgüt mensubunun kırsal alana gönderildiğini, bunun bir kısmının ulaşım ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak için örgüt mensuplarına verdiğini aktardığı ifade edilmişti.

Ahmet Özer'in "kent uzlaşısı" stratejisi kapsamında mevcut siyasi konjonktürden de faydalanıp, gerçek siyasi görüş ve görüntüsünü gizlemek amacıyla batı illerindeki belediyelerden Esenyurt Belediyesine gönderilip, görevlendirildiğinin altı çizilen iddianamede, Özer'in siyasi tutum ve davranışlarının üst düzey örgüt yöneticilerinin talimatına göre şekillendiğine işaret edilmişti. İddianamede yer alan Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporunda Özer'in haklarında "silahlı terör örgütüne üye olmak" ve "terör örgütü propagandası yapmak" suçundan işlem gören kişilere çeşitli miktarda para aldığı ve gönderdiğinin belirlendiği de kaydedilmişti. Raporda, Özer'in hesabına 29 Mart 2024'te karşı tarafı bilinmeyen ancak "efektif yatan Muhammed Sertaç Özçoban talimatla yatıran" işlem açıklamasıyla o dönemki kurla 1 milyon 289 bin 480 liralık giriş olduğu da belirtilmişti. İddianamede, Özer'in silahlı terör örgütüyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz edecek şekilde organik bağ kurarak terör örgütü üyesi olduğu iddia edilerek, "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.

Savunmasında neler söyledi?

Duruşmada savcının mütalaasını yinelemesinin ardından Ahmet Özer savunmasını yaptı.

Özer, önceki üç duruşmada, iddianamenin dayanağı olan hususların delil olarak değerlendirilemeyeceğinin ortaya çıktığını ve çürütüldüğünü hatırlattı. “Hakkımdaki terör örgütü suçlamasının ne derece mesnetsiz olduğu, bu suçlamaya dayanak olarak gösterilen delillerin, iddiaları ispatlamak şöyle dursun, bu konuda basit bir şüphe dahi oluşturamadığı tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıkmıştır” dedi. Özer, savcılığın mütalaasına dair ise “Sözde delillerin tek tek çürütüldüğü gerçeği tümüyle göz ardı edilmiş, iddianamede temelsiz şekilde ortaya atılan hayali senaryo harfiyen tekrar edilmiştir. Bu durum da maalesef iddia makamının, iddianamenin önyargılı ve sübjektif tutumunu benimsediğini göstermesi itibarıyla esef vericidir” ifadelerini kullandı.

Özer'in şu ifadelerle savunma yaptı:

"İddia makamı önyargılı"

Hakkımda tamamen mesnetsiz suçlamalarla açılan ve sayın mahkemenizde görülen davanın şimdiye kadar yapılan üç celsesinde, iddianamenin dayanağı olan tüm hususların, hakkımdaki suçlama açısından delil olarak değerlendirilemeyecekleri gerçeği tüm açıklığıyla ortaya çıkmış, bu sözde deliller gerek tarafımca gerek avukatlarımca gerekse de bizzat sayın mahkemenizin topladığı deliller ve dinlediği tanıklarla açıkça çürütülmüştür.Öyle ki iddianamenin dayandığı delillerin oluşa ve hukuka aykırı olduğu, bu sözde delillerin bu halleriyle dahi suçlamaya dayanak olamayacakları, esasen suçlamanın da çok büyük oranda gizli tanık beyanlarına dayandırılarak kurgulandığı, oysa bu beyanların da açıkça maddi gerçeklerle çeliştiği, delil olarak gösterilen hususların hiçbirisinin örgüt üyeliği isnadına dayanak yapılamayacakları ve böylelikle ileri sürülen isnatların hiçbir gerçekliklerinin bulunmadığı hususları tekrar tekrar ispatlanmıştır. Geldiğimiz nokta itibariyle hakkımdaki terör örgütü suçlamasının ne derece mesnetsiz olduğu, bu suçlamaya dayanak olarak gösterilen delillerin, iddiaları ispatlamak şöyle dursun, bu konuda basit bir şüphe dahi oluşturamadığı tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıkmıştır.

Dosyaya sunulan özgeçmişime ve yayınlarıma dair belgeler ise bir akademisyen, siyasetçi ve ülkenin en büyük ilçesinin belediye başkanı olarak ismimin terör ile yan yana getirilemeyeceği gerçeğini bir kez de hakkımdaki bu dava münasebetiyle tescil etmiştir. Bu haliyle, yapılan yargılama çerçevesinde hakkımda iddianame ile ileri sürülen terör örgütü üyeliği iddiasının tamamen gerçekdışı olduğu sübut bulmuştur. Buna rağmen bir önceki celse üzülerek dinlediğim esas hakkında mütalaada, iddianamedeki bu mesnetsiz iddia ileri sürülmeye devam edilmiş, bu iddianın dayanağı olan sözde delillerin tek tek çürütüldüğü gerçeği tümüyle göz ardı edilmiş, iddianamede temelsiz şekilde ortaya atılan hayali senaryo harfiyen tekrar edilmiştir. Bu durum da maalesef iddia makamının, iddianamenin önyargılı ve sübjektif tutumunu benimsediğini, yargılama sırasındaki hiçbir savunmayı dikkate almadığını ve toplanan delilleri göz ardı ettiğini göstermesi itibariyle esef vericidir. Bu itibarla daha önceki aşamalarda yaptığım savunmaları toparlayarak ve gözden geçirerek sayın mahkemenizin bilgisine sunar ve bu mesnetsiz iddia karşısında hakkımda beraat kararı verilmesini talep ederim.

"Tüm deliller çürütüldü"

Daha evvelden herhangi bir sebeple yargılanmamış olan 64 yaşındaki bir akademisyen ve siyasetçi olan şahsım, sayın Mahkemeniz huzurunda bugün her nasılsa “terör örgütüne üyelik” gibi açıkça dayanaksız ve hatta mantıksız bir isnat sebebiyle yargılanmaktayım ve bu yargılamada artık karar aşamasına gelinmiştir. Maalesef bu yargılamadan önceki soruşturma sürecinde ve yargılamanın ilk kısmında hayatımın 255 gününü, bu mesnetsiz iddia yüzünden tek kişilik bir koğuşta ve dört duvar arasında, en temel hakkım olan “kişi özgürlüğünden” tamamıyla mahrum bir şekilde geçirmek zorunda kaldım. Bunun, benim gibi bir aydın için ne derece büyük bir acı olduğunu tahmin edemezsiniz.

Bu süre zarfında, tam olarak hangi sebeplerle ve hangi isnatlarla bu muameleye maruz kaldığım sorusunu kendime defalarca kez sormama rağmen maalesef makul hiçbir yanıt bulamadım. Nihayet anlaşıldı ki aslında elle tutulur hiçbir delil bulunmamasına rağmen “terör örgütü üyeliği” gibi bir isnatla hakkımda tutuklama kararı verilmiş, buna gerekçe yapılan sözde deliller avukatlarımca tek tek çürütülünce yeni deliller aranmış ve fakat nihayetinde varılan noktada, gerçekten şahsımı suçlamaya elverişli hiçbir delil bulunamamasına rağmen yine de afaki iddialarla düzenlenen bir iddianame ile dava açılmak zorunda kalınmıştır. Esasen bu derece haksız ve mesnetsiz bir suçlama için hiçbir delilin bulunamaması son derece normaldir; zira “olmayan” şeyin “bulunması” da mümkün değildir! İddianame ekinde yer alan tüm sözde deliller ise yukarıda da ifade ettiğim gibi gerek tarafımca gerek avukatlarımca gerekse de bizzat sayın mahkemenizin topladığı deliller ve dinlediği tanıklarla açıkça çürütülmüştür.

Buna rağmen bir önceki celse üzülerek dinlediğim esas hakkında mütalaada iddianamedeki bu mesnetsiz iddia ileri sürülmeye devam edilmiş, bu iddianın dayanağı olan sözde delillerin tek tek çürütüldüğü gerçeği tümüyle göz ardı edilmiş, iddianamede temelsiz şekilde ortaya atılan hayali senaryo harfiyen tekrar edilmiştir. Şahsımın, esas hakkında mütalaada tekrarlanan bu mesnetsiz iddiaları kabul etmesi elbette olanaksızdır. Aşağıda bu iddiaları, şimdiye kadar defalarca kez yaptığım gibi, yeninden, tek tek çürüteceğim.

Ancak buna geçmeden önce şimdiye kadar defaatle tekrarladığım bir gerçeği yeniden dile getirmeyi bir görev iktiza ediyorum: Benim bir terör örgütüne değil üye olmam, ismimin birlikte anılması dahi olanaksızdır. Akademik camia ve üyesi olduğum CHP dışında hiçbir aidiyetim yoktur. İrademi kimseye, hele ki hiçbir örgüte teslim etmedim, asla da etmem. Bitmesi için yıllardır mücadele etmeme rağmen bugün terör ile ilişkilendirilmeyi bir zül olarak görüyorum. Bir bilim insanı ve barışsever bir yurttaş olarak; hayatım boyunca hiçbir terör örgütüne üye olmadım, fikir ve yöntemlerini asla benimsemedim, terör dahil her türlü 3 şiddetin, fikren her zaman karşısında oldum. Daima, barış içinde birlikte yaşamanın önem ve kıymetine vurgu yaptım, terör ve şiddetin asla bir çözüm metodu olmadığını ifade ettim.

Tutukluluğum süresince dahi bu gerçeği dile getirmekten hiç usanmadım. Bu süreçte yazdığım tüm yazılarda terörün sonlandırılması ve kardeşlik ikliminin geliştirilmesi gereğinden, bu nedenle yeni bir çözüm sürecine duyulan ihtiyaçtan söz ettim. Tahliye olduktan sonra da ülkemizde yeniden yeşeren barış umuduna katkı yapabilmek, ekilen barış fidanını tüm ülkemizi kaplayan ve hepimizin gölgesinde huzur içinde yaşayacağı dev bir ağaca dönüştürmek için sağlayabileceğim tüm düşünsel katkıları sunmaya çalıştım. Bu süreçte, çözüm sürecinin önde gelen aktörleri ile görüşüp sürece olan desteğimi ve tüm Türkiye halklarının mutluluğunun, barış içinde birlikte yaşamaktan geçtiği, barışla birlikte büyük ve güçlü bir Türkiye’nin sadece Türkler değil Kürtler için de yegane çare olduğu gerçeğini her fırsatta dile getirdim. Bugün de bu fikirlerimden vazgeçmiş değilim, hayatım boyunca da her koşulda ve bedeli benim açımdan ne olursa olsun, barış ve kardeşliği savunmaya devam edeceğim. Dolayısıyla, hakkımda esas hakkında mütalaada dile getirilen açıkça mesnetsiz isnatları kabul etmem elbette olanaksızdır. Bu iddialar tümüyle gerçekdışıdır. Bu gerçeğin, sayın Mahkemenizin vereceği beraat kararı ile de tescilleneceğine olan umudum tamdır.

"12 yıl önce İmralı'da bir görüşmede adım geçtiği için yargılanıyorum"

30 Ekim'de konut hakkım ihlal edildi, bütün dijital materyallerime el konuldu. Ben sorgu hakimliğine çıkmadan kayyum haberleri yayıldı. Bu da aslında bu soruşturmanın niyetini ortaya koyması açısından manidardır. Bana kollukta ve sorguda sorulmayan, bir gecede icat edilmiş bir gizli tanıkla suçlama yöneltilmektedir. Otuz beş yıllık akademik kariyerime bakıldığında, benim terörle yan yana gelmeyeceğimi sokaktan geçen biri bile söyleyebilir. Belediye başkanı olduktan sonra mı terör örgütüne üye oldum? Hukuktan başka sığınacak bir dalımız yoktur. Bizi halk yapan temel çimento hukuktur. Bugün bu süreç içerisinde yargılanmıyoruz; adeta cezalandırılıyoruz. On iki yıl önce, benim tarafı olmadığım bir görüşmede İmralı’da adım geçtiği için yargılanıyorum. Böyle bir zeminde barış süreci nasıl sağlanacaktır? Bana göre barış ve huzuru sağlayabilecek en yetkili kurumların başında yargı kurumları gelmektedir. Bu nedenle yargının tarafsız ve bağımsız olması gerektiğini söylüyoruz. Deliller tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açık ve net olmalıdır.

Hayatım boyunca hiçbir terör örgütüne üye olmadım; aksine her zaman karşısında durdum. Şiddetin asla bir çözüm olmadığını defalarca ifade ettim. Bunların tamamı geçmişimde sabittir. Yeni bir çözüm sürecine duyulan ihtiyaçtan söz ettim. Tahliye olduktan sonra da barış süreci için bir gün bile durmadan, üzerime düşeni yapmak adına çaba sarf ettim. Tüm bunları yapan birinden nasıl bir terör örgütü üyesi çıkaracaksınız? Ahmet Özer’den terör örgütü üyesi değil; barışın ve birliğin teminatı çıkar. Aldığım elektrik süpürgesinden, kiracının yatırdığı kira parasına; incir satın aldığım yere kadar birçok husus dosyada terörle iltisaklıymış gibi gösterilmiştir.

"Pervin Buldanı'ı aradığım için mi suçlanıyorum?"

On üç yıl boyunca, bir trol ağı üzerinden telefonlarım dinlenmiş. Pervin Buldan ile görüştüm. Pervin Buldan her gün Cumhurbaşkanı ile görüşüyor. O suçlu değil de ben Pervin Buldan’ı aradığımda mı suçlu oluyorum? Tahliye olduktan sonra yaklaşık yüz bin kişi bana “geçmiş olsun” ziyaretine geldi. Ben o insanların suçlu olup olmadığını nereden bilebilirim? Bundan dolayı ben nasıl suçlanabilirim? Tuncer Bakırhan bir partinin genel başkanıdır ve şu anda Cumhurbaşkanı ile görüşmektedir. Prof. Dr. Şükrü Aslan hâlen bir üniversitede görev yapmaktadır. Prof. Dr. Sinan Bayram bu ülkenin en önemli isimlerinden biridir. Kimi bulmuşlarsa dosyaya koymuşlar. Aynı tarihlerde Van Valisi, şu anda İçişleri Bakan Yardımcısı olan Münir Karaalioğlu ile görüştüm. Bir rapor hazırladım ve bu raporu dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a sundum. Bunlar neden dosyada yer almıyor? Süleyman Soylu beni çalışmalar için çağırdı. Bunlar neden dosyaya konulmamış?

"Remzi Kartal'la hiç telefonla görüşmedim"

On iki yıl önce, Remzi Kartal ile 29–30 Ağustos tarihlerinde 14 kez irtibat kurduğum tespit edildiği öne sürülüyor. Kırmızı kategoride aranan deniliyor. Bu cümlede iki tane yalan var. Sizin yazdığınız yazıda “kırmızı bültenle aranmıyor” deniyor. İkincisi, ben Remzi Kartal ile hiç telefonla görüşmedim. İçeriği ve ilişkisi belli olmayan telefon görüşmeleriyle yargılanıyorum. Ben terör örgütü üyesiysem, 14 yılda iki kez mi telefonla görüşmüşüm? Kaldı ki Remzi Kartal dediğiniz kişi her gün gazetecilerle konuşuyor. Hüseyin Yayman AK Parti MKYK üyesidir. Aynı tarihlerde Yayman, Remzi Kartal ile yemek yemiştir. Kendini savunmak için “akademisyenim” demiştir. Peki ben neyim? Bu akla ve mantığa sığar mı? Aynı Hüseyin Yayman, İmralı’da Öcalan ile görüşen heyetin içinde yer almıştır. Medya-Der diye bir derneği ziyaret etmişim. Bu dernek PKK ile müzahir haldeymiş. Peki bu derneği neden kapatmıyorsunuz? Devlet vatandaşa tuzak mı kuruyor? Seçim sürecinde uğramış olmamı suçlama olarak karşıma getiriyorlar.

Para hareketleri dosyaya konulmuş. Benim öz be öz kardeşim Azad Özer’dir. Annem ile birlikte Van’da yaşamaktadır. Ben Azad Özer’e kurban parası göndermişim ve “kurban parası” diye de yazmışım. Sorun nedir? Azad Özer ile ilgili bir dava açılmış ancak “kovuşturmaya yer yoktur” denilerek dosya kapanmıştır. Buna rağmen dosyaya suçlu gibi konulmuştur. Benim öz be öz kardeşimdir. Sonuç olarak ifade etmem gerekir ki iddianamede ve esas hakkında mütalaada hakkımda öne sürülen suçlamayı şiddetle ve her yönüyle reddediyorum.

Benim bir terör örgütü üyesi olmam, böyle bir örgütün amaç, ideoloji ve yöntemlerini benimsemem olanaksızdır. Hayatım boyunca hiçbir terör örgütüne üye ya da mensup veya sempatizan olmadım. Hiçbir terör örgütünün fikir ve yöntemlerini benimsemedim. Barış ve insan haklarından yana biri olarak terör dahil her türlü şiddetin fikren her zaman karşısında oldum. Bugün de bu fikirlerimde zerre miktarınca bir değişiklik söz konusu değildir. Bunun aksini gösteren hiçbir delil de yoktur. Hakkımda tamamen soyut, dayanaksız ve hatta mantıksız isnatlarla soruşturma yürütülmüş ve nihayet iddianame düzenlenmiş, aynı isnatlar esas hakkında mütalaada da dile getirilmiştir. Oysa bu isnatların neredeyse tamamını gerek soruşturma gerekse de dava aşamasında hem de somut delillerle birlikte çürüttük. Zaten aksi yönde bir neticenin hasıl olması mümkün de değildir. Zira yukarıda da belirttiğim gibi “olmayan” şeyin delili de “olmaz. Sizden adaletin ve vicdanınızın sesine kulak vermenizi istirham ediyorum. Zira bu ses, bütün diğer sesler sustuğunda, size suçsuz olduğumu haykıracak en kuvvetli ses olacaktır. Bu çerçevede, avukatlarım tarafından dosyaya sunulan bilgi, belge ve yazılı beyanlar ile Mahkemeniz tarafından yazılan müzekkerelere verilen cevaplardaki lehe hususlar da göz önüne alınarak beraatime ve hakkımdaki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istirham ederim.

MHP Lideri Bahçeli’den Ahmet Özer kararıyla ilgili açıklama: Terörsüz Türkiye hedefiyle çelişiyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Esenyurt Belediye Başkanı Sayın Prof. Dr. Ahmet Özer’e verilen “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasını değerlendirdi.

Bahçeli paylaşımında, “Terörsüz Türkiye” hedefinin geride kalan son bir asrın en müessir atılım ve amacı olduğunu belirterek, barış, huzur, istikrar ve güvenliğin Türk milletinin hem hakkı hem de tartışılmaz arzu ve arayışı olduğunu ifade etti. Bu kapsamda herkesin ve hepimizin buna binaen hareket ve hizmetle mükellef olduğumuzu unutmaması gerektiğini vurguladı.

Kararın, evrensel hukuk ilkeleriyle çeliştiğini ve “Terörsüz Türkiye” gaye ve gayretiyle taban tabana zıtlık taşıdığını kaydeden Bahçeli, “Bu kararın mahşeri vicdanda hiçbir karşılığı ve makul bir gerekçesi yoktur” dedi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin mahut kararının sorunlu olduğunu, adil ve hakkaniyet esaslarıyla tezat ve çatıştığını belirten Bahçeli, temyiz aşamalarında kararın düzeltilmesini, adaletin gerçek manada tecelli etmesini samimi dilek ve temenni olarak ifade etti.

Bahçeli açıklamasını şöyle tamamladı: “Türk hukuk sisteminin önyargılardan uzak şekilde, milli birlik ve beraberlik hissiyatına adli ve ahlaki destek vermesi akut beklentimizdir.”

Bakırhan: Ahmet Özer’e verilen ceza halkın iradesine verilen cezadır

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkında verilen 6 yıl 3 ay hapis cezasına sert tepki gösterdi. Bakırhan, kararın hukuka ve vicdana sığmadığını belirterek, bunun halkın iradesine yönelik bir müdahale olduğunu söyledi.

Bakırhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, yüzbinlerce yurttaşın oyuyla seçilen Ahmet Özer’e verilen cezanın, doğrudan halkın iradesini hedef aldığını ifade etti. “Halkın iradesine ipotek koyan bu kararı kınıyorum” diyen Bakırhan, seçimlerde kurulan siyasi ve toplumsal ittifakların suç sayılmasının toplumsal barışa büyük zarar verdiğini vurguladı.

Açıklamasında Suriye’de Kürtlerin haklarına yönelik yaklaşımlarla Esenyurt’ta Kürtlerin yönetimde olmasını hazmedemeyen anlayış arasında benzerlik olduğunu savunan Bakırhan, “Bugün Suriye’de Kürtlerin haklarını kısmanın yollarını arayan akıl ile Esenyurt’ta Kürtlerin yönetimde olmasını çok görenler aynı akıldır” ifadelerini kullandı.

Seçilmişlere yönelik bu tutumun demokratik siyasetin kanallarını tıkadığını belirten Bakırhan, bunun çözüm anlayışıyla bağdaşmadığını söyledi. “Bu akıl hayırlı bir akıl değil, bu akıl ülkeye büyük zarar veriyor” diyen Bakırhan, DEM Parti olarak demokratik siyaseti savunmaya ve halkın iradesinin yanında durmaya devam edeceklerini kaydetti.

Özgür Özel: Ahmet Özer hakkında verilen karar Türkiye’de hukuk güvenliğinin kalmadığını gösteriyor

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, görevden alınarak yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in karar duruşmasının ardından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nde açıklamalarda bulundu. Özel, mahkeme kararını ve kayyum uygulamasını sert sözlerle eleştirerek, “Bugün burada yapılan iş sürece darbe girişimidir. Türkiye’de hukuk güvenliğinin kimse için olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır” dedi.

Özgür Özel, Ahmet Özer’in duruşmasının yalnızca Esenyurt ya da CHP açısından değil, Türkiye’nin geleceği açısından da kritik olduğunu vurguladı. “Bu dava sadece Ahmet Özer’in, sadece Esenyurt’un davası değildir. Türkiye’de yürüyen süreç için, Meclis’te çalışan komisyon için, Suriye’nin barışı, Türkiye’nin barışı ve iç cephenin güçlenmesi için önemlidir” diye konuştu.

“Esenyurt Belediyemize salça oldu namussuzlar”

Mahkemede ortaya konulan iddiaların ciddiyetten uzak olduğunu savunan Özel, Ahmet Özer’e yöneltilen suçlamalara tepki göstererek şunları söyledi:

“Terör örgütüne para yolladın dedikleri şeyler; bin 200 liralık süpürge parası, kira parası, kitap parası, salça parası çıktı. Kapı kapı gezen, salça satan birinden alınan salçanın parası çıktı. Bunların üzerinden Esenyurt Belediyemize salça oldu namussuzlar. Salça parası üzerinden Esenyurt Belediyesi’ne salça oldular.”

Özel, Ahmet Özer’in taziye telefonu açtığı bir kişinin akrabası üzerinden suçlama yöneltilmesini de eleştirerek, “Ahmet Özer’in bilmediği bir kişinin, bir akrabasının terör örgütü mensubu olduğu iddiasıyla suç üretiliyor. Bu iddialar komiktir, hukukla izah edilemez” dedi.

“Bu kadar soytarılığı bu milletin vicdanı kaldırmaz”

Mahkeme kararının siyasi saiklerle alındığını savunan Özel, “Hakim çıkıp ‘Oy birliğiyle karar verdik’ diyor, alt sınırdan ceza veriyor. Amaç belli: Ahmet Özer dışarıda olsun ama belediyeye geri dönemesin. Buna izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Özel, bir yandan “terörsüz Türkiye” söylemlerinin dile getirildiğini, diğer yandan bu tür kararların alındığını belirterek, “Ahmet Özer’in yazdığı raporlar Meclis’te sürece katkı sağlıyor, ama kendisi terör örgütü üyesi ilan ediliyor. Bu kadar çelişki, bu kadar soytarılığı bu milletin vicdanı kaldırmaz” diye konuştu.

“Bugün yapılan iş sürece darbe girişimidir”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kararın yalnızca bireysel bir dava olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:

“Bugün burada yapılan iş sürece darbe girişimidir. Mahkeme kendini, kendini atayanları ve kendine yetki verenleri tekzip etmiştir. Türkiye’de hukuk güvenliğinin kimse için olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bin 500 lira, bin 200 lira, üç bin lira gibi gündelik harcamalar üzerinden dinleme yapıp ceza vermek kabul edilebilir değildir.”

Özel, Ahmet Özer’in bundan sonra CHP ve Türkiye siyasetinde önemli bir yerde olacağını belirterek, “Esenyurt’un bizi yönetsin dediği kişi Ahmet Özer’dir. Biz bu kayyum işini orada bitireceğiz” dedi.

“Tayyip Bey’in seçtiremediğini savcı eliyle seçtirmek istiyorlar”

Tutuklu ve iddianamesi hazırlanmayan belediye başkanlarına da değinen Özel, Gaziosmanpaşa, Büyükçekmece, Beyoğlu, Şile ve Bayrampaşa belediye başkanlarının aylarca iddianame beklediğini hatırlattı. Özel, “Tayyip Bey’in seçtiremediğini savcı eliyle seçtirmek için kurulan kumpasların artık mide bulandırdığı bir noktadayız” ifadelerini kullandı.

“Hepsi tutuksuz yargılanmalı”

Özel, çok sayıda belediye başkanı ve belediye çalışanının tutuklu yargılanmasına da tepki göstererek, “700 yılla yargılananlar dışarıda, dört yılla yargılananlar içeride. Rıza Akpolat’tan Zeydan Karalar’a kadar herkesin tutuksuz yargılanması gerekir” dedi.

“Gazetecilik suç değildir”

Açıklamasının sonunda gazeteci Furkan Karabay’ın tutuklanmasına da değinen Özel, “Gazetecilik suç değildir. İddianamede yer alan bilgiyi haber yaptığı için gazeteciyi tutuklamak hukukla bağdaşmaz” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, Ahmet Özer’e geçmiş olsun dileklerini ileterek, “Yarın Esenyurt’ta kapsamlı bir değerlendirme yapılacak. Biz büyük bir aile olarak dimdik ayaktayız. Ne iftiralar ne baskılar bizi yıldıracak. Türkiye 90’larda karanlığa teslim olmadı, bugün de olmayacak” diye konuştu.

İmamoğlu'ndan Ahmet Özer'e verilen hapis cezasına tepki: Türkiye'nin vicdanı bunu kabul etmiyor, tek derdiniz milletin iradesini yok saymak

Tutuklu İBB Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'e, "Silahlı terör örgütüne üye olma" suçunun 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesi kararına tepki gösterdi.

İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'nin sosyal medya hesabından paylaşılan mesajında şu ifadeleri kullandı:

"Güzel yurdumun güzel insanları çok yoruldu. Bir gün Kürtleri terörle yan yana anan sözler duyduk. Ertesi gün gelen tepkiler üzerine 'kardeşiz' dediler. Elbette kardeşiz; bu ülkeyi birlikte kurduk, birlikte ilelebet yaşatacağız. Ama o sözler ağızdan yeni çıkmışken Sn. Ahmet Özer’e verilen cezayı duyan Esenyurt öfkeli, İstanbul kırgın! Türkiye’nin vicdanı bunu kabul etmiyor. Tek derdiniz milletin iradesini yok saymak. Bu kararı verenler ve verdirenler; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, Türk Yargısı’na, Ay Yıldızlı bayrağımıza, birlik ve beraberliğimize en büyük zararı siz veriyorsunuz. Kardeşlik; adaletle, eşitlikle, vicdanla, ahlakla kurulur. Bize yılgınlık yok. Söz veriyorum; eşit, adil ve müreffeh geleceği hep birlikte mücadele ile ve inançla kuracağız."

Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU