Bir önceki yazımda 2026’nın hızlı başladığını belirtmiştim. Nitekim İran, Venezuela, enerji güvenliği, Türkiye–AB ilişkileri, nükleer enerji, küresel düzen ve neo-ortaçağ gibi konularda şimdiden çok sayıda farklı yazı ve değerlendirme kaleme alınmış durumda. Yıl boyunca bu konulara da değinerek, derslerim ve diğer akademik çalışmalarım elverdikçe, siz değerli okuyucularımızla bu başlıklardaki görüşlerimi paylaşmaya devam etmeye çalışacağım. Bir öğretim üyesi olarak; dersler, hakemlikler, jüri görevleri ve akademik yayınlara ilaveten, fırsat buldukça kamuoyuyla da görüşlerimi paylaşmaya gayret ediyorum.
Bu yazımda, bir gözlem olarak, kurallara dayalı küresel ticaret rejiminin artık ancak “Hafif Çok Taraflılık” (Light Multilateralism) olarak tanımlanabileceğini değerlendiriyorum. Küresel ölçekte buna örnek olarak da nüfusu en kalabalık ülke olan Hindistan’ı ele alıyorum. Hindistan örneğinde görüldüğü üzere, ikili ilişkilere dayalı ticaret diplomasisi geri dönmüş durumda.
Bu yazı, 28 Aralık 2025 tarihli “Küresel ticarette 2025 nasıl geçti ve 2026’da bizi neler bekliyor” başlıklı yazımın ve özellikle küresel ticarette 2026’ya yönelik beklentilerimin devamı niteliğindedir. 2025 yılının son haftasında, 2025 ve 2026’dan beklentilere ilişkin bir yıl sonu değerlendirmesi kaleme almıştım. Bu yazımda ise, 2026 dünya ticaret rejimini ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) konferansı sürecine ilişkin bazı beklentilerimi, Türkiye ve Hindistan perspektifinden mukayeseli olarak ele alan bir analiz sunmaya çalıştım.
Dış ticaret, küresel verimliliğe katkıda bulunur ve bir ülkenin büyümesi, istihdam yaratması ve kalkınması açısından büyük önem taşır. 2024 yılında dünya genelinde yaklaşık 33 trilyon ABD doları tutarında bir ticaret hacminin gerçekleştiği tahmin edilmektedir (bunun da bir önceki yıl olan 2023’e kıyasla yaklaşık %3,7’lik bir büyümeye karşılık geldiği düşünülmektedir). Küresel ticaretten hem pay almak hem de bu ticareti büyütebilmek, her egemen devletin ulusal gelirini ve ekonomisini artırma hedefi açısından arzu edilen bir durumdur.
Türkiye için olduğu gibi Hindistan için de ihracat ve küresel ticaret, ekonominin ve gayrisafi yurt içi hasılanın önemli bir unsurudur. Dünya Bankası verilerine göre ticaret, Hindistan’ın GSYİH’sının %45’ini oluşturmaktadır.
Hindistan özelinde bakıldığında, dış ticarette mal ihracatında Hindistan 1990’larda küresel ölçekte %0,6’lık bir paya sahipken, 2024 yılında 443 milyar ABD doları tutarındaki ihracatla %1,8’lik bir paya ulaşmıştır. Bu, yaklaşık 30 yılda üç katlık bir artışa karşılık gelmektedir.
Ancak Hindistan esasen net ithalatçı bir ülkedir ve Türkiye açısından da önemli bir potansiyel pazar teşkil etmektedir. Hindistan’ın 1990’larda küresel ticarette ihracat payı %0,6 seviyesindeyken, 2024 yılında 702 milyar dolarlık ithalatla küresel ticarette ithalat payı %2,8 olarak gerçekleşmiştir. Başka bir ifadeyle, 2024 yılı itibarıyla Hindistan küresel ölçekte 18. en büyük ihracatçı konumundayken, dünyanın en büyük mal ve ürün ithalatçıları arasında 9. sırada yer almaktadır.
Hizmetler sektöründe ise farklı bir tablo söz konusudur. Dünya Ticaret Örgütü’nün Nisan 2025 tarihli Trade Outlook raporuna göre, Hindistan 2024 yılında 374 milyar ABD doları tutarındaki hizmet ihracatıyla ticari hizmetler sektöründe %4,3’lük bir paya sahip olmuş ve bu alanda 8. sırada yer almıştır. Aynı rapor, 269 milyar dolarlık dijital hizmet ihracatıyla Hindistan’ı dijital hizmetler alanında %5,8’lik bir payla 5. sırada göstermektedir.
Dünya, Kamerun’da düzenlenecek Dünya Ticaret Örgütü zirvesine yaklaşırken, küresel ticaret yönetişiminin kapsamlı biçimde yeniden canlandırılmasına yönelik beklentiler, en iyi ihtimalle mütevazı düzeyde kalmaktadır. Bir başka bakanlar toplantısının sembolik önemi yadsınamazken ve Afrika’nın artan küresel öneminin sembolik boyutu göz ardı edilmemeliyken, yapısal gerçeklik çok daha düşündürücüdür. Gerçek şu ki, küresel ticaret artık öncelikle güçlü çok taraflı çerçeveler ve küreselleşmeyi derinleştirmeyi amaçlayan hedefler tarafından değil; daha ziyade esnek, konuya özgü ve giderek artan biçimde ikili düzenlemeler tarafından şekillendirilmektedir.¹
Bu değişim tesadüfi değildir. Aksine, küresel siyasi ekonomide daha derin bir dönüşümü—hatta tartışmalı biçimde artan bölgeselleşme, yarımkürecilik (hemispherism), neo-ortaçağcılık (neo-medievalism) ya da tekno-feodalizm eğilimlerini—yansıtmaktadır. Bu yeni bağlamda jeopolitik parçalanma, tedarik zinciri güvensizliği, sanayi politikası rekabeti ve stratejik özerklik, ticaret liberalleşmesinin klasik mantığının önüne geçmiştir.²
Ortaya çıkan bu ortamda, Türkiye ve Hindistan gibi ülkeler kapsamlı bir çok taraflı atılım beklemek yerine, ortaklarını çeşitlendirerek, ikili anlaşmaları derinleştirerek ve belirsizliğe karşı önlem alarak pragmatik biçimde uyum sağlamaktadır. Yani yeni düzen oluşana kadar, bu düzenin hafif olacağının beklentisiyle, şimdiden kendi ikili anlaşmalarını yürütme yolunda ilerlemekteler.
DTÖ’nün Sınırları
Yaklaşan DTÖ zirvesinin uyuşmazlık çözüm mekanizması reformu, dijital ticaret, tarım ve kalkınma gibi tanıdık başlıklara odaklanması beklenmektedir. Ancak çok az sayıda gözlemci, bu zirvenin DTÖ’yü eski merkezi konumuna ya da önceki önemine geri döndürebilecek somut sonuçlar doğuracağını öngörmektedir. Birçok eleştiriye ve tespite göre DTÖ, giderek bir kural koyma motorundan ziyade bir norm koruma platformu olarak işlev görmektedir.³
Bu durum DTÖ’nün önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir. DTÖ, halen küresel ticaret açısından temel bir öngörülebilirlik, belirli ölçüde şeffaflık ve meşruiyet sağlamaya devam etmektedir. Ancak ortaya çıkan tablo, küresel kurumların ulusal ve ikili ticaret stratejilerine hükmetmekten ziyade, onlarla birlikte var olduğu bir “hafif çok taraflılık” düzenine işaret etmektedir.
Orta güçler ve bölgesel aktörler açısından bu gerçeklik, esneklik gerektirmektedir. Büyük ve kapsayıcı çok taraflı uzlaşıları beklemek artık gerçekçi görünmemekte; bu nedenle hedefli ve çıkara dayalı anlaşmalar yoluyla hareket etmenin maliyeti, beklemenin maliyetinden daha düşük olabilmektedir.
Özellikle Hindistan başta olmak üzere teknoloji yoğun hizmetler üreten birçok ülkenin, DTÖ bakanlar toplantısında teknoloji transferine ilişkin düzenlemeler talep etmesi dikkat çekicidir. Hindistan’ın 374 milyar ABD doları tutarındaki küresel ticari hizmet ihracatında %4,3’lük payla 8. sırada yer alması, teknoloji transferine ilişkin bu yeni düzenlemelerin yalnızca ürün değil, yazılım ihracatını artırmanın da bir aracı olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
Hindistan’ın İkili Yönelimi: Stratejik Bir Ticaret Portföyü
Hindistan, bu yeni yaklaşımın en açık örneklerinden birini sunmaktadır. Son yıllarda Yeni Delhi yönetimi, dayanıklılığı, pazar erişimini ve stratejik uyumu önceleyen bir anlayışla Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) ve Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşmaları (Comprehensive Economic Partnership Agreements – CEPA) çerçevesindeki girişimlerini hızlandırmıştır.⁴
Avustralya, Birleşik Krallık, Umman, Ürdün ve Yeni Zelanda ile yapılan veya müzakereleri süren anlaşmalar ile Ekonomik İşbirliği ve Ticaret Anlaşması (Economic Cooperation and Trade Agreement – ECTA) gibi düzenlemeler kapsamında daha derin bir etkileşim hedeflenmektedir. Bu anlaşmalar yalnızca tarifeleri değil; giderek hizmetleri, dijital ticareti, yatırım korumasını, kritik mineralleri ve tedarik zinciri güvenliğini de kapsamaktadır.⁵
Hindistan’ın hem yeni bir bilgi teknolojileri merkezi hem de güçlü bir endüstriyel üretim üssü olma hedefi doğrultusunda, tedarik zinciri ve lojistiğin önemi artmaktadır. Sürdürülebilir üretim kapasitesi ve hizmet sunumu için hammadde ve temel kaynaklara erişim kritik bir gereklilik hâline gelmiştir.
Hindistanlı politika yapıcılar bu stratejiyi açık biçimde ifade etmektedir. Hindistan, salt ticaret serbestleşmesi amacıyla değil; ikili anlaşmalar yoluyla güvenilir ortaklar edinmeyi, bağımlılık risklerini azaltmayı ve küresel değer zincirlerine daha seçici biçimde entegre olmayı hedeflemektedir. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkiler, özellikle temiz enerji teknolojileri, ilaç ve ileri imalat alanlarında bu dengeli yaklaşımı daha da pekiştirmektedir.
Hindistan, küresel pazarlara erişimi artırmak ve ihracat destinasyonlarını çeşitlendirmek amacıyla ticaret anlaşmaları ağını stratejik biçimde genişletmiştir. Ülke hâlihazırda, Tercihli Ticaret Anlaşmaları (Preferential Trade Agreement - PTA), Serbest Ticaret Anlaşmaları – STA (Free Trade Agreemen - FTA) ve daha kapsamlı Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşmaları (Comprehensive Economic Partnership Agreement - CEPA) ile Kapsamlı Ekonomik İşbirliği Anlaşmaları (Comprehensive Economic Cooperation Agreement - CECA) dâhil olmak üzere farklı çerçeveler altında 13 aktif STA’ya sahiptir. CEPA ve CECA’lar, geleneksel STA’lara kıyasla daha iddialı olup yalnızca malları değil; hizmetleri, yatırımı, rekabeti, kamu alımlarını ve fikri mülkiyet haklarını da kapsamaktadır.
Son dönemdeki önemli anlaşmalar arasında, Hindistan ihracatının %90’ından fazlasında gümrük vergilerini düşüren Birleşik Arap Emirlikleri ile 2022 tarihli CEPA ve Avustralya ile imzalanan 2022 Ekonomik İşbirliği ve Ticaret Anlaşması yer almaktadır. Hindistan, 2024–2025 döneminde Mart 2024’te EFTA bloğu (İsviçre, Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn) ile imzaladığı dönüştürücü anlaşmalar sayesinde, 15 yıl içinde 100 milyar dolarlık tarihi bir yatırım taahhüdü elde etmiştir (World Economics). Daha yakın bir tarihte ise Aralık 2025’te Birleşik Krallık ve Umman ile anlaşmalar imzalanmıştır (IndiaStat).
Hindistan ayrıca Avrupa Birliği, Kanada, Yeni Zelanda (Aralık 2025’te tamamlanmıştır) ve Şili ile aktif müzakereler yürütürken, Avrasya Ekonomik Birliği ile de görüşmelerini ilerletmektedir. Bu yeni anlaşmalar, ASEAN ve Japonya ile yapılan ve yalnızca %5–25 kullanım oranına sahip eski STA’lara kıyasla %79–84 gibi çok daha yüksek kullanım oranları göstermektedir. Bu durum, Hindistan’ın ilaç, tekstil, mühendislik ürünleri ve BT hizmetlerindeki güçlü yönleriyle rekabet etmek yerine, bu alanları tamamlayan gelişmiş ekonomilerle stratejik uyumunu ve iyileştirilmiş anlaşma tasarımlarını yansıtmaktadır.
Türkiye’nin de 20’den fazla ülkeyle çeşitli serbest ticaret anlaşmaları olduğu ve başta Birleşik Krallık gibi ülkelerle de bunlardan bazılarını revize ettiği düşünülürse, 2026’da ticaret diplomasisi için önemli olacaktır. Türkiye açısından bakıldığında da, Avrupa Birliği üyesi olmamakla birlikte AB ile Gümrük Birliği ilişkisi nedeniyle, ihracat ve ticaret politikasında Hindistan’a benzer bazı özellikler bulunduğu söylenebilir. Özellikle giderek parçalanmış bir dünya düzeninde “seçici entegrasyon” yaklaşımı bakımından benzerlikler dikkat çekmektedir. Türkiye’nin ticaret yörüngesi bu dinamiklerin birçoğunu yansıtmaktadır.
Türkiye açısından temel fark, AB ile 1995’ten bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği Anlaşmasıdır. Türkiye, bu anlaşmanın yükümlülüklerine bağlı kalırken, AB uzun süredir talep edilen reformları hayata geçirmemektedir. Güncellenmeyen bu anlaşma, geçmişte Türkiye’ye avantaj sağlamış olsa da günümüzde AB’nin Güney Kore veya MERCOSUR gibi aktörlerle yaptığı anlaşmalarda Türkiye’yi kapsayıcı hükümler bulunmadığından, Türkiye bu ülkelere AB ülkeleriyle aynı koşullarda ihracat yapamazken; söz konusu ülkeler AB ile yaptıkları anlaşmalar sayesinde Türkiye pazarına da benzer koşullarda erişim sağlayabilmektedir. Bu haksız durumun düzeltilmesi gerektiği Türkiye tarafından defalarca dile getirilmiş, ancak AB bugüne kadar somut adım atmaktan kaçınmış ve süreci oyalama taktikleriyle uzatmıştır.
Türkiye, AB Gümrük Birliği’ne ve DTÖ ilkelerine bağlılığını sürdürürken, Türk makamları da giderek ikili ve bölgesel ticaret araçlarını ekonomik diplomasinin önemli unsurları olarak vurgulamaktadır. Türkiye’nin genişleyen STA ağı, Asya, Afrika ve Orta Doğu’ya yönelik açılımları ile Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi lojistik projelerle uyumu, daha geniş bir anlayışı yansıtmaktadır: bağlantısallık (connectivity), dayanıklılık ve siyasi güven, artık tarife seviyeleri kadar önemlidir.
Arz kesintileri ve jeopolitik şokların sıklaştığı bir dünyada Türkiye, tıpkı Hindistan gibi, aşırı yoğunlaşmadan kaçınmaya çalışmaktadır. Ticaret politikası, giderek enerji güvenliği, gıda güvenliği, sanayi politikası ve doğrudan yabancı yatırım çekme hedefleriyle iç içe geçmektedir.
Sonuç: Küresel Kurallardan Stratejik Esnekliğe
Bu örneklerden çıkarılabilecek en önemli sonuç, Türkiye ve Hindistan gibi küresel ekonomiyle giderek daha fazla entegre olan ülkelerin birincil hedefinin ekonomik küreselleşmeyi reddetmek olmadığıdır. Söz konusu olan, küreselleşmenin reddi değil; küresel düzenin daha adil biçimde yeniden yapılandırılmasıdır. Eğer böyle bir yeni düzen mümkün olmazsa, ikili anlaşmalar yoluyla stratejik esneklik sağlama arayışı ön plana çıkmaktadır.
Mevcut gelişmeler, 2000’li yılların ilk yirmi yılında gözlemlenen küreselleşme ve ticaret liberalleşmesi döneminin bir duraklama evresine girdiğini göstermektedir (bu duraklamanın neye evrileceği ayrı bir yazının konusudur). 2026 itibarıyla, egemen ulus devletlerin ulusal öncelikleriyle uyumlu anlaşma portföyleri oluşturduğu, daha “hafif” (light) bir küreselleşme dönemine girilmektedir.⁷
Kamerun’daki DTÖ zirvesi, açıkça ifade edilmese dahi, bu gerçeği örtük biçimde kabul edecektir. Aşamalı ilerleme, güven artırıcı önlemler ve konuya özgü iş birliği, en gerçekçi çıktılar olarak öne çıkmaktadır. Asıl yoğun çaba ise ikili anlaşmalar, bölgesel çerçeveler ve stratejik ortaklıklar yoluyla farklı platformlarda devam edecektir.
Belirsizliklerle dolu küresel bir ekonomide yol alan ülkeler için öngörüleri şu şekilde özetlemek mümkündür:
Çok taraflılık devam edecektir, ancak daha hafif (light) bir biçimde.
İkili ve bölgesel ekonomik anlaşmalar daha büyük stratejik ağırlık kazanacaktır.
Ticaret politikaları, jeopolitik, güvenlik ve sanayi stratejileriyle giderek daha fazla örtüşecektir (bu bağlamda Türkiye–Malezya ilişkileri de benzer bir çerçevede okunabilir).
Dolayısıyla Türkiye ve Hindistan gibi hızla STA’lar ve ekonomik anlaşmalar imzalayan ülkeler istisna değildir. Gelişen ticaret yapıları, esnekliğin katılığı yendiği ve stratejik çeşitlendirmenin yeni istikrar unsuru hâline geldiği bir dünyayı yansıtmaktadır.
Sonuç olarak, 2026’ya doğru ilerlerken temel mesele, küresel ticaret kurallarının değişip değişmeyeceğinden ziyade; ikili ve esnek anlaşmalara dayalı “hafif çok taraflı” düzenin şekillendirdiği dünyaya kimin daha hızlı ve daha akıllıca uyum sağlayacağıdır.
Kaynakça
Indian Express. “Tariffs Are Gone, Now Let’s Build on India–Australia Pact.” The Indian Express. https://indianexpress.com/article/opinion/columns/tariffs-are-gone-now-lets-build-on-india-australia-pact-10449172/
ANI News. “India Engaged with US, EU to Conclude Trade Agreements: MEA.” https://www.aninews.in/news/business/india-engaged-with-us-eu-to-conclude-trade-agreements-mea20251226192537/
ANI News. “With India–EU Trade Pact Talks in Decisive Phase, Dutch FM Hopes for Early Conclusion, Emphasises Resilient Supply Chains.” https://www.aninews.in/news/world/asia/with-india-eu-trade-pact-talks-in-decisive-phase-dutch-fm-hopes-for-early-conclusion-emphasises-resilient-supply-chains20251219213858/
The Hindu. “India–Oman Free Trade Agreement.” https://www.thehindu.com/business/Economy/india-oman-to-sign-free-trade-agreement-on-december-18-piyush-goyal-confirms/article70407146.ece
The Tribune. “Piyush Goyal Discusses Trade Ties with Canadian Counterpart, to Lead High-Level Delegation to Canada Next Year.” https://www.tribuneindia.com/news/business/piyush-goyal-discusses-trade-ties-with-canadian-counterpart-to-lead-high-level-delegation-to-canada-next-year/
WTO Secretariat background materials on Ministerial Conferences and dispute settlement reform. https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/dsr_e.htm
Ali Oğuz Diriöz, Independent Türkçe, 28 Aralık 2025, “Küresel ticarette Türkiye 2025’i nasıl okumalı, 2026’ya nasıl hazırlanmalı?” https://www.indyturk.com/node/770359.
India Stat. https://www.indiastat.com/Socio-Economic-Voices/India-Share-Global-GDP-Increases-Fast-Pace
World Bank Data, indicators. https://data.worldbank.org/indicator/NE.TRD.GNFS.ZS?locations=IN
India Ministry of Commerce and Industry, August 2025. “A Quick View of India’s Trade Scenario.” https://www.dgciskol.gov.in/writereaddata/Downloads/20250819155439A%20Quick%20View%20of%20Indias%20Trade%20Scenario.pdf
WTO’s Trade Outlook, April 2025 Report https://www.wto.org/english/res_e/publications_e/trade_outlook25_e.htm
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish