1945 düzeninin infazı gerçekleşti: Elveda eski dünya

İbrahim Altun, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Dünya tarihinin bazı günleri vardır; takvimde sıradan bir yaprak gibi durur ama aslında küresel düzenin çivisinin söküldüğü andır.

3 Ocak 2026’da Venezuela'nın başkenti Caracas’ta yaşanan tam olarak böylesi bir andı.

ABD’nin Caracas’ta gerçekleştirdiği operasyon yalnızca Maduro’yu hedef almadı; 1945 sonrası küresel düzeni fiilen sona erdiren yeni bir güç gösterisiydi. Venezuela’da atılan bu adım, Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya uzanan zincirleme kırılmaların adeta bir habercisi.

Zira ABD'nin elit gücüyle gerçekleştirdiği bu operasyonu sadece bir operasyon olarak görmek büyük bir yanılgı olur.

İşin aslı bu, Amerika’nın bütün dünyaya balkondan sarkıp yeni dünya düzenini bağırdığı bir meydan okumaydı!

Amerika tüm dünyaya;

“Artık ben eski Amerika değilim.” diye haykırdı.

Üstelik bunu Maduro’nun bileğine geçirilen kelepçeyle, dünyanın gözüne sokarak söyledi.

Maduro’nun gece yarısı yatağından eşiyle birlikte çıkarılıp ABD’ye götürülmesi bir devrilmenin utanç verici hikayesinin ötesinde eski küresel düzenin mezar taşına çakılan son çivi hükmünde.

Dahası böylesi bir kıyamet koparken Dünyadan kayda değer bir gürültünün çıkmaması işin bambaşka bir noktası.

Diyebiliriz ki dünya, hiç utanmadan, hiçbir şey olmamış gibi ıslık çalarak davrandı.

On yıllardır “insan hakları”, “hukuk”, “evrensel değerler” diye yağmur gibi nutuk atan Batı, kendi nutuklarının altında kaldı.

Yıllar yılı dile getirilen ne varsa hepsi bir anda rafa kalktı.

Bir bakıma Batı, kendi kendini bağlayan zincirleri sessizce çöpe attı.

Tüm bunlara karşın salt Amerikan karşıtlığı üzerinden Maduro’nun işlediği tüm suçları yok sayarak ve sırf ideolojik olarak ona sarılarak “uluslararası hukuk çiğnendi” diye haykıran sol çevreler var. 

Onlar zannediyor ki eski dünya halen devam ediyor.

Oysa gerçek olan şey şu ki;

Eski dünya çoktan bitti, gitti. Şimdi bambaşka bir dünya kuruluyor.

Ne var ki ideolojinin kör ettiği hiçbir göz bu gerçeği görmüyor ve bazıları hâlâ ölmüş bir düzenin bayrağını sallayıp duruyor.

Beri tarafta Avrupa, korkuyla yutkunan bir kıta adeta.

AB uzun zamandan beridir bildiğiniz gibi:

Korkak, kararsız ve tedirgin.

Bir yandan Trump’tan rahatsız diğer yandan Amerikasız ne yaparız modunda.

Yıllardır Maduro’nun meşruiyetini tanımayan Avrupa, şimdi “ama… ama operasyon…” diye kekeleyerek köşeye sinmiş durumda.

Ne destekleyebiliyor, ne karşı çıkabiliyor.

Klasik sığınak: “Uluslararası hukuk… gak guk…”

Oysa Avrupa açısından olaya bakıldığında Venezuela petrolü ABD’nin kontrolüne geçerse en çok Avrupa kâr edecek.

Enerji fiyatı düşecek ve Rusya’ya olan bağımlılık azalacak.

Mülteci akışı bir nebze de olsa duracak.

Normalde Avrupa’nın buna tam tersine sevinmesi gerekir.

Ne var ki AB’nin şimdi asıl derdi ne petrol meselesi ne de mülteci problemi Avrupa’nın en büyük endişesi böylesi bir senaryoda Rusya’ya karşı dayandığı Amerika’ya tamamen diz çökmesi…

Avrupa’nın Rusya tehdidi dışındaki kâbusu işte tam olarak burası.

Rusya’ya gelince…

ABD’nin Maduro Operasyonunu “silahlı saldırı” diye kınadı ama onun da sesi titriyor gibiydi.

Çünkü Caracas sokakları daha çok Maduro’dan kurtulduğunu düşünenlerin kutlamalarıyla dolu.

Rusya için bir kez daha önemli bir müttefikini koruyamamış olmanın yeni bir kâbusu bu aslında.

Zira Rusya’nın Latin Amerika’daki nüfuzu 2 saat 20 dakika gibi kısacık bir sürede buhar oldu.

Beri taraftan bu ironinin en büyük daniskası şu olacak;

ABD’nin Latin Amerika’ya dönmesi, Ukrayna baskısını azaltmak yerine Avrupa’yı daha sıkı şekilde Washington’a bağlayacak.

Etrafında müttefikleri azalan Rusya giderek yalnızlaşırken; Trump’ın bu sınır tanımazlığı birçok ülkeyi ABD ile yol yürümeye mecbur kılacak. 

Orta Doğu’ya gelirsek orası zaten hep bir yangın hattı.

Son yaşananlarla birlikte bu yangının harlanma olasılığı daha da arttı.

Afria’nın boynuzu sallandı ve İsrail tarafından Somaliland tanındı.

Güney Yemen deseniz orada ayrı bir kıyamet kopuyor.

Panama’dan Hürmüz’e, Süveyş’ten Babülmendep’e Malakka’dan Cebeli Tarık’a tüm ticaret yolları birbiriyle bağlantılı olan bir kriz sarmalının ana merkezinde duruyor. (Şimdi pek konuşulmuyor olsa da ileride İstanbul ve Çanakkale Boğazları da bu krizin başka bir odak noktalarından biri olacak)

BAE ve Suudi Arabistan arasındaki fay hatları yeniden oynuyor.

Diyebiliriz ki Venezuela müdahalesi sadece Latin Amerika’yı değil, Ortadoğu’nun damarlarını da titretti.

Zira ABD’nin Venezuela petrolünü kontrol etmesi OPEC’i çökertme potansiyeline de sahip.

Bu yönüyle özellikle Suudi Arabistan üzerindeki baskı daha da artacak.

İran’a gelince… 

Rejim 2026 yılı itibariyle sekarat hâline girmiş durumda.

Mollaların kulağında bugünlerde en çok şu söz çınlıyor:

“Sıradaki sizsiniz.”

Tüm bunların ışığında Çin’e bakıldığında 20 Milyar Dolarlık okkalı bir tokat var artık Pekin’in suratında.

Hatırlanacağı üzere Maduro kaçırılmadan hemen önce son gülüşlerini Çinli yetkililerle gerçekleştirmişti.

Pekin’in Venezuela’daki yatırımları, kredileri, enerji anlaşmaları…

Hepsi bir gecede adeta pamuk gibi dağıldı.

Bu operasyon, Çin’in enerji damarından birine tüm ağırlığıyla koca bir bıçak sapladı.

Büyük hayallerle başlatılan OBOR projesi de ağır yara aldı.

Öte yandan Pekin yönetimi de can kardeşi Putin gibi Venezuela’yı korumada etkisiz kaldı. 

BM’de ABD’yi “sömürgeci” diye suçlamaktan ileri gidemedi.

Beri taraftan Venezuela’da Maduro’nun Amerikan müdahalesi karşısında düştüğü çaresizliğe karşın en kuvvetli müttefiki olan Rusya ve Çin’in etkisizliği hiç şüphesiz en çok Tahran’daki Molla rejimini tedirgin etti.

Maduro cenahında işler daha da karanlık. Şu an ABD’de azılı bir suçlu muamelesi görüyor ve bilinmeyen bir yerde tutuluyor.

Belki bir odada, belki bir hücrede…

Gerçek olan şu ki kendi halkına anlatamadığı gerçekleri şimdi Amerikan savcılarına anlatacak.

Bakalım Maduro’nun anlatılardan kimler için hangi kasırgalar kopacak ve Maduro dosyasını eline alan Donald Trump daha kimlerin başına bela olacak.

İşin açıkçası haksız da olsa hukuksuz da olsa kabul edelim ki ABD, rakipleri karşısında sahada ciddi bir cephe kazandı ve Trump elindeki ipleri daha da sağlamlaştırdı.

Artık elini daha da sağlamlaştıran Trump, aslında Rusya ve Çin’e şunu ima ediyor:

“Amerika kıtasının tamamı bizim.

Orta Doğu hariç Asya sizin.

Ticaret yolları bizim.

Afrika hepimizin.

Avrupa mı?

Orada beni cezbeden hiçbir şey yok.

İsterseniz dönüp birbirinizi yiyebilirsiniz.” diyor.

Trump’ın planı buysa şayet, 1945 sonrası düzenin inkârından ziyade infazının gerçekleştiği sonucu ortaya çıkıyor.

Evet, yeni bir çağın kıyısındayız. Bu yeniçağ için güç erkleri hiç de alışık olmadığımız yeni bir anayasa yazıyor.

Bu açıdan bakıldığında Trump’ın Maduro operasyonu bu yeni anayasanın nasıl oluşturulacağını dünyanın kulağına fısıldıyor. Denilebilir ki Maduro Operasyonu, bu yeni yüzyılın başlangıç gonguydu. 

Dünya kabuk değiştiriyor

Totaliter rejimlerin üzerindeki perde bir bir kalkıyor.

Küresel güç haritası yeniden çiziliyor.

Gizli masaların etrafında buluşan ellerde dünya yeniden şekilleniyor.

Bu açıdan 2025’in son saatlerinde İsrail Başbakanı Netanyahu'nun ABD ziyareti durumun anlaşılması açısından derin manalar taşıyor. Zira bu ziyaret olağan bir diplomatik ziyaretin çok ötesinde gerçekleşti. Kurulmaya çalışılan yeni dünya düzeninin masalarından biri bu ziyarette kuruldu.

Bu masanın öncesi ve sonrasında ne oldu sizce? Anlatayım.

Kurbanlıklar çıkarıldı ve Ortaklar yazıldı

Ardından 

Fas ve Mısır’la anlaşıldı

Akdeniz’de Yunanistan ve Rum Kesimi ile el sıkışıldı.

Libya patlatıldı.

Somaliland tanındı

Suriye karıldı, rot balans yapıldı

Güney Yemen ayıtıldı, kulağına bağımsızlık fısıldandı

Nijerya uyarıldı, Etiyopya alkışlandı

Afrika'da taşlar, ülkelerinde ise başlar oynatıldı.

Irak’a kaşlar çatılırken, İran için düğmeye basıldı.

Suudi Arabistan ile BAE'nin arası daha da açıldı.

Grönland'a kanca takılıp Danimarka’ya korku salındı.

Avrupa azarlandı.

Japonya baskılandı.

Batıda Ukrayna Rusya’ya; doğuda Tayvan Çin’e pazarlandı.

Böylece Maduro hapse, Venezuela ise cebe alındı 

Güney Amerika rahatça sarıldı

Kolombiya, Meksika, Küba sıraya yazılırken

Grönland için vakit daraldı.

Mevziler kazıldı, süngüler takıldı.

Yuvarlak masanın etrafında yeni dünyanın hesabı yapıldı.

Savaş tam tamlarının arasında 2026 yılı işte böyle kutlandı.

Velhasıl görünen o ki 2026 yılı dünyada birçok kırılmaların yaşanacağı bir yıl olacak. 

Bu kırılmaların en bariz olanı hiç şüphesiz İran'da yaşanacak!

Evet, dünya koşar adım büyük bir savaşa ve kargaşaya hazırlanıyor ve tüm bu yaşananlar sadece bir ön fragman gibi görünüyor. 

Bloklar gittikçe belirginleşiyor ve ticaret yolları üzerinde rekabet her geçen gün daha da kızışıyor.

Dünya kabuk değiştirirken haritalar bir bir değişmeye devam ediyor.

İnsanlık olarak pek de alışık olmadığımız bir düzen kuruluyor ve zaman daralırken birileri için çanlar artık daha hızlı çalıyor.

Bu yeni düzende uyanık olanlar sahneye çıkacak, uyuyanlar ise tarihin loş koridorlarında kendi boş gündemlerini konuşarak vakit harcayacak.

Tam da bu yüzden bu olağan dışı değişimi anlayamayanlar, bu köklü dönüşümü doğru okuyamayanlar hiç şüphesiz günün sonunda treni kaçıracak ve kaybedenler kulübüne yazılanlardan olarak enselerini kaşıyarak kalacak.

Benden söylemesi!

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU