Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun görev süresi iki ay uzatıldı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda kurulan "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" toplantısına başkanlık etti

20'nci toplantı, Komisyon ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'ın konuşmasıyla başladı. Kurtulmuş, komisyonun son eşiğe geldiğini ve yazılacak ortak raporun TBMM Genel Kurulu'na sunulmasının ardından yasa süreçlerinin başlayacağını ifade etti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

TBMM'de PKK'nın silahsızlanması sürecinde çıkarılacak yasaları görüşmek için kurulan komisyon, saat 11.00'de toplandı.

Kurtulmuş şunları söyledi:

Komisyonumuz yirminci toplantısını gerçekleştiriyor. 5 Ağustos'ta başladığımız toplantılar sırasında fevkalade önemli tarihi bir misyonu gerçekleştiriyoruz. Komisyonumuz sadece ele aldığı konunun önemi ve ağırlığı dolayısıyla değil, aynı zamanda da demokratik müzakere usullerini en güçlü şekilde ortaya koyması bakımından da tarihi bir görev icra etmiştir, icra etmektedir. Bu süre içerisinde büyük bir demokratik olgunlukla herkesin fikrini açık bir şekilde ifade ettiği ve konuşulan bütün sözlerin burada kamuoyuna açık bir şekilde cereyan ettiği ve bunların hepsinin de tutanak altına alındığı son derece verimli, yararlı, faydalı bir komisyon çalışması gerçekleşmiştir. Bu çerçevede şimdiye kadarki 19 toplantıda 58 oturum gerçekleşmiş, 86 saatlik bir görüşme takvimi ortaya konulmuş ve toplamda da 135 kişi dinlenerek 4139 sayfa tutanak tutulmuştur. Bunları şunun için ifade ediyorum. Hem dinlenenlerin Türkiye'nin çok geniş kesimlerini kapsayan hemen hemen toplumu bütün kesimlerini kapsayan sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve kanaat önderleri olması hem de bütün bunlarla ilgili ortaya konulan fikirlerin hepsinin kayıt altına alınarak Türkiye siyasi tarihine önemli bir dökümanın kazandırılmış olduğunu ifade etmek isterim.

"Çok önemli bir eşik hayata geçecek"

Bu süre içerisinde kritik eşlikleri, komisyonun çalışmaları bakımından kritik eşlikleri fevkalade büyük hassasiyetle ve gerçekten iyi özverili çalışmalarla açtık, geride bıraktık. Şimdi komisyonumuzun son eşiğine gelinmiştir. O da ortak bir rapor yazılması ve bu raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'na verilerek buradaki tekliflerin yasalaşması ve diğer tekliflerin yerine getirilmesiyle ilgili sürece öncülük etmek. Bu çerçevede siyasi partilerimiz rapor hazırlama sürecinde burada koalisyonda temsil edilen siyasi partilerimizin tamamı raporlarını başkanlığımıza sunmuş ve fevkalade kendileri açısından önemli gördükleri konuları açık bir şekilde raporlarında ifade ederek bir siyasi tutum belgesi partilerimizin her birisi için ayrı bir siyasi tutum belgesi olarak raporlar meclis başkanlığına intikal edilmiştir. Bildiğiniz gibi bu raporların bize intikal etmesiyle tamamlanmasıyla birlikte de geçen hafta itibariyle meclisimizin sitesinden bütün bu raporlar kamuoyuna açılmıştır. Şimdi kamuoyunda partilerimizin hazırladığı bu raporlar üzerinde tartışmalar devam ediyor, devam edecektir. Ancak bu raporlardan esas muradımız ortaklaşa bir raporun her partinin kendi tutum belgesi siyasi tutum belgesi olarak ortaya koyduğu rapor var olmakla birlikte, herkesin gönlümüz arzu eder ki hatta muhalefet şehri düşmeksizin kabul edebileceği ortak bir raporun hazırlanması süreci de önümüzde duruyor. 

Bu sürecin de ümit ederim ki başarıyla sonuçlanmasıyla birlikte çok önemli hayati bir eşik daha aşılmış olacaktır. Bu çerçevede önümüzdeki süreçte partilerimizin farklı fikirlerini daha yakınlaştırabilmek için temaslarının artırılmasının yararlı olacağı kanaatindeyim. Böylece ortak bir noktaya ulaşmak daha kolay olacaktır. Ayrıca bu komisyon çalışmalarımızın ortaya koyduğu bu demokratik nezaket, usul ve uslup bakımından ortaya konulan büyük olgunluk ve nezaketin de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu çalışmalarına da örnek olmasını temenni ediyorum. Ve inşallah kısa bir süre içerisinde nihai raporumuzu da bitirerek burada hep beraber üzerinde ortaklaştığımız metni Türkiye kamuoyuyla paylaşmak mümkün olur. Ancak bu sürede raporun nihai raporun tamamlanabilmesi için, öyle görünüyor ki arkadaşlarımızla, parti temsilcilerimizle yaptığımız istişarelerde de ortaya çıktı. İlave bir süreye ihtiyaç olacak. Onun için değerli hocalarımızın sunumunu dinledikten sonra ilave bir süreyle ilgili komisyonumuzun kararını almak için görüşlerinize, reylerinize başvuracağız.

Bu toplantıda bize değerli arkadaşlar çok sayıda insan geldi burada konuştu. 135 kişi ve gerçekten uzun saatler süren görüşlerini paylaştılar. Burada bu görüşmelerde tutanak analizlerinin yapılması yani en çok hangi konular üzerinde konu konuşuldu? Burada fikirlerini ifade eden farklı siyasi kanaat ve görüşlere sahip olan katılımcıların komisyonumuza verdikleri bilgilerde kendilerince önemli gördüğü hususlar nelerdir? Bunlarla ilgili bir tutanak analizine ihtiyaç olduğunu gördük ve bu çerçevede de değerli hocalarımız Prof. Dr. Havva Kökaslan ve Dr. Murat Sevencan hocalarımız tutanak analizleriyle ilgili bir akademik çalışmayı gerçekleştirdiler. Şimdi sözü kendilerine bırakıyorum. Kendileri bize burada bütün bu görüşmeler çerçevesinde hangi önemli terimler üzerinde konuşulduğunu ve esas ortak noktaların neler olduğunu anlatacaklar.

Feti Yıldız: Atılacak adımlar devletin temellerini sarsmayacak, üniter yapıyı bozmayacak, teröre yeni hareket alanları açmayacak şekilde planlanmak zorunda

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, toplantıda yaptığı konuşmada, "Burada, hazırlayacağımız rapor konusunda arkadaşlarımızın fikirlerine başvuracağız. Söylenecek sözü olan son olarak söylesin. Sonra da partilerin görevlendirdiği arkadaşlar bir araya gelerek müşterek raporu hazırlasın. Bunu da geciktirmeden yapmak zorundayız" ifadelerini kullandı. Yıldız, şöyle konuştu:

Bu rapor hazırlanırken bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak bazı görüşlerimiz, kıstaslarımız, kriterlerimiz vardır. Ben öncelikle bunu söylemek isterim: Terörsüz Türkiye ideali askeri operasyonların ötesinde hukukun üstünlüğü, ekonomik refah, demokratik katılım, toplumsal dayanışma ilkeleri ile temellendirilmiş bir devlet vizyonunu ifade etmektedir. Bu vizyonun başarısı yalnızca iç güvenliğin sağlanmasına değil Türkiye'nin bölgesel barış mimarisi içerisindeki konumuna da doğrudan katkı yapacaktır. Türkiye'de beka kavramı yalnızca siyasal literatürde değil, toplumsal hafızamızda da tarihsel derinliği olan bir güvenlik paradigmasını ifade eder. Osmanlı-Türk İmparatorluğu'nun son yüzyılında yaşananlar kolektif bilinçte süreklilik kazanan varlık yokluk endişesi doğurmuştur. Dolayısıyla modern Türkiye'de terörle mücadele yalnızca güncel bir güvenlik politikası değil, devletin devamlılığını, toprak bütünlüğünü, anayasal kimliğini koruma iradesinin kurumsal hafızasıdır.

Beka kavramının Anayasa'nın ilk dört maddesinde açıkta tarif edildiğini vurgulayan Feti Yıldız, devletin dili, bayrağı, üniter yapısı gibi unsurlara ilişkin hükümlere işaret etti. Feti Yıldız, şunları kaydetti:

Türkiye'nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, Türkçenin resmi dil statüsü, Türk milleti üst kimliği, laik Cumhuriyet ilkesi hiçbir siyasi pazarlığa konu edilemeyecek temel değerlerdir, Milliyetçi Hareket Partisine göre. Demokratikleşme adımları ancak bu çizgiler korunarak, mevcut anayasal çerçeve içinde yapılabilir. Terörle mücadelede kararlılıklar taviz verilmeden, hukukun üstünlüğünü ilkesinden sapılmadan ve ulusal güvenlik kaygıları göz ardı edilmeden yapılacak reformlar, bu gibi düzenlemeler elbette ülkemizin geleceği için faydalı olacaktır. Terörsüz Türkiye hedefi Türk milletini kucaklayan, toplumsal barışı ve huzuru tesis eden kutlu bir hedeftir. Ancak bu hedefe ulaşma yolunda atılacak adımlar devletin temellerini sarsmayacak, üniter yapıyı bozmayacak, teröre yeni hareket alanları açmayacak şekilde planlanmak zorundadır.

Beştaş'tan partilere rapor eleştirisi: Bütün partiler barış dememek için kırk dereden su getiriyorlar

Komisyonda konuşan DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, komisyona gelen raporların ortak fikri yansıtmamasının doğal olduğunu ancak ortaklaşmak gerektiğini söyledi.

Meral Danış Beştaş, şunları söyledi:

Bu komisyon tam da barışın, demokrasinin, demokratik toplumun, hukukun egemen kılınması ve Türkiye'de var olan çatışmaların sona ermesi için halk iradesinin burada toplanıp, barışın toplumsallaşmasına katkı yapmaktır. Burada yapılan analiz bizim fikrimizi tamamen yansıtmıyor, hiçbir partinin tek başına fikrini yansıtmıyor. Zaten buradaki dinlemelerde de sayın Başkan, siz ve diğer tüm parti temsilcileri hiçbir zaman şunu ne dayattık ne de bunu arzu ederiz; tek bir yönlü siyasal perspektif doğrultusunda bir sonuç ortaya çıkaralım. Toplumun bütün farklı dinamiklerinin, kimliklerin, inançların, yaklaşımların burada ortaya çıkması ve burada asgari bir müşteriyi yakalamak. Nihayet hedefimiz de bu. Ve maalesef biz parti olarak ilk günden beri şunu hep ifade ettik, Kürt meselesi, demokrasi meselesi, özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü ve şiddet dışı yöntemlerle bu başarmak noktasında atılan adımları siyaset üstü bir perspektifle değerlendirmesi gerektiğini hep söyleyip bu gün de savunuyoruz.

Her birimizin siyasi düşünceleri, programları farklı. Biz halka gidiyoruz, oy istiyoruz ve destek aldığımız oranda temsil ediyoruz. Ama bu mesele 86 milyon yurttaşı ilgilendiriyor. Hiç kimsenin, hiçbir partinin kendi siyasi hedeflerine ulaşmak için araçsallaştırmaması gereken bir mesele. Bunun altını özellikle çiziyorum. Bu yönüyle dediğim gibi bizim partimizin de düşüncelerini tam olarak yansıtmıyor. Ama çok önemli veriler çıktığı kanaatindeyim. Bütün partiler, barış dememek için kırk dereden su getiriyorlar. Ya da toplumsal barış demek ya da hukukun mevzuat çalışması ya da demokrasinin tesisi ya da demokratikleşmenin sağlanması. Ama burada görüyoruz ki bütün farklı toplumsal düşüncelerden gelen söylemlerin sonucunda bu çıkıyor. Demek ki ortada böyle bir beklenti var. Özel olarak hepimize şu düşüyor; bu analizi çok iyi çalışıp, bu ortaklaşma zeminini ortak rapora bunu yansıtmaktır. Bütün propagandalara rağmen yüzde 58 kapsayıcı ve bütünlükçü dil yaklaşımı var. Mesela güvenlikçi yaklaşım yüzde 19. Oysa ki onlarca yıldır biz güvenlikçi yaklaşımla bu meseleye yaklaşıldığını, çözümsüzlüğü getirdiğini hep ifade ede geldik. Bizce çok değerli bir çalışma olmuş.

 "Yine Kürt kökenli demeye başladılar"

İsim vermeden CHP Sakarya Milletvekili Dikbayır'ı eleştiren Beştaş, komisyonun Leyla Zana hakkındaki küfürlü sloganlara dair bir açıklama yapmasını istedi. Beştaş şunları ifade etti:

Siyasi partiler olarak bizlerin meselenin tanımına, çözümüne, yol haritasına ilişkimizde siz farklı görüşleriniz var. Ve bunu zaten kendi her birimiz kamuoyunda farklı zeminde bunu ifade ediyoruz. Ama hiçbirimizin bu görüşleri bu komisyona hakikat buymuş gibi dikte etme ve 'bunu kabul etmiyoruz, bunu edemeyiz' diye söyleme hakkımız da yok böyle bir ilke de yok. Mesela yapılan konuşmalarda şuna şöyle demeyelim, buna telefon demeyelim, buna defter demeyelim diye farklı kavramsallaştırmalar var. Amacım polemik yapmak değil. Biz eşyayı adıyla çağırmaktan yanayız. Olması gereken bu. Bu ülkede 2025 yılında birileri hala yine kökeni yapıştırdılar arkamıza, yine Kürt kökenli demeye başladılar. Ya el insaf ya. Ya köken möken demeyin Allah aşkına ya. Kürtsek Kürdüz, Türksek Türküz, Lazsak Lazız, Çerkessek Çerkesiz, Arapsak Arap. Önemli olan insan olmak ve önemli olan bu çalışmaların sonucunda kimliğimizi ifade etmeye ihtiyaç duymayacağımız bir ülke yaratmak. Buna ihtiyaç duymamalıyız. Aslında bunu söylemek çok tercih edilen bir şey olmamalı. Ama maalesef mevcut politikalar, sosyal, toplumsal, tarihsel arka plan böyle bir aşamaya getirdi ve bunu geride bırakmak için çalışıyoruz. Bu yönüyle, yani hala Kürk meselesini, mesela çok net söylüyorum, partimizin görüşü olarak da sadece söylemiyorum. Dünya çatışma çözümlerine esas alarak söylüyorum. Dünyanın birçok yerinde bu tip meselelerde zaten terör kavramı kullanılır. Terör paranteziyle bu iş çözülmez. Çözülemez. Dil talebi var ya. Ben dilimi özgürce konuşmak istiyorum talebi var.

Barışsa barış, savaşsa savaş, çatışmaysa çatışma. Adını koyalım ama buraya takılmayalım. Önemli değil orası. Bir söylemek istediğim bu. Ve burada en çok önemsediğim, Sayın Başkan, birkaç röportajımda da söyledim. Hepimiz yapıyoruz bunu. Toplumsal hassasiyet kavramı. Yani toplumun hassasiyetleri var diyoruz. Kim yaratıyor bu hassasiyetleri? Vallahi de billahi de biz yaratıyoruz. Biz söyleye söyleye başlarına okuya okuya 24 saat televizyonlarda yapılan yayınlarda kullandığımız dil toplumun damarlarını oluşturuyor. Gelin komisyon olarak bir hafta sadece toplumsal barış dilini kuralım. Kardeşlik dilini kuralım.

Bu ülkedeki ortak tarihimizi konuşalım. Ortak noktalarımızı konuşalım. İddia ediyorum hava değişecektir. Ama tersine bir dil kurup bir de o dile sığınmak kabul edilemez bir şey. Yani burada biz yaratıyoruz onu. Hepimiz yaratıyoruz. Kimseye atfen demiyorum. Diğeri, işte şöyle bir talepte bulunuldu. Bu rapora bakan herkes benim sorunum burada çözülüyor desin de çok büyük bir iddia. Biz anayasa yapmıyoruz. Biz burada Kürt meselesinin demokratik çözümü, çatışmanın bitmesi, şiddetin sona ermesi, bu ülkede eşitliği kardeşliği tesis edecek bir zemin yaratmaya çalışıyoruz. Bunun içinde demokrasi var mı? Tabii ki var. Yani komisyonun adında demokrasi var. Demokratik bir toplum yaratmak istiyoruz. Her şey olsun diyeceksiniz ama Kürt demeyeceksiniz. Kürt meselesi demeyeceksiniz. Ama bir çözüm önermeyeceksiniz. Sonra diyeceksiniz ki çalışmalar yapılsın, hele bir Adalet Bakanlığı, ilgili bürokrasi çalışmalar yapsın sonra biz görüşümüzü verelim. Bu doğru değil. Burada görüş vermek gerekiyor. Yani on sayfa, yirmi sayfa, yüz sayfa yazıp bu meseleye değinmemekle de öylesine değinip sonra bütün sorunlarını çözelim demek olmaz. Lütfen birbirimizi anlayalım ve bu konuda amacımız üzüm yemek bağcıyı dövmek değil. Hiç kimseyle bir sorunumuz yok. Tek derdimiz var bu konuda hakikat yoluna gelelim.

Son olarak bir önerimiz var size. Bu nefret iklimini, küfürleri, hakaretini, linç kültürünü kınadılar en üst düzeyde, tüm partiler hemen hemen. Yani Leyla Zana şahsında en son Gözde Şeker, başka isimler de dahil edildi. Hakikaten ağza alamayacağımız, duymaya tahammül edemeyeceğimiz ve örgütlenen, üretilen, normalleştirilen, meşrulaştırılan bir dil oluşturuluyor. Ve bu dil tam da şu anda yürütülmekte olan sürecin karşısında. İşte ilk gün Toros nasıl yakıldıysa, bugün de birileri gazoz içerek video çekiyor. Yani herkes o mesajı alıyor. Hangi parti olursa olsun ve bu korkunç bir şey hakikaten. Bizim komisyon olarak demokratik toplumu inşada, barışı inşada bu kadar emek vermişken, böyle bir aşamadayken bu tekrar tekrar üretilen nefret iklimini, kutuplaştırmayı, şiddet iklimininin tam da karşısında olmamız gereken bir dönemdeyiz. Eğer tabii ki uygun görürseniz, dediğim gibi bütün partiler yaptılar. Ama bu komisyonun da bir misyonu var. Kutuplaştırmaya, kardeşliğe karşı, hele bir de cinsiyetçi, inanılmaz bir dil hakikaten. Bugün spor müsabakaları, yarın başka başka zeminlerde de yapılabilir.
Ve burada hedefimiz tabii ki ırkçılık. Leyla Zana hedef seçilmiş, şu anda aktif siyasette değil, bizim arkadaşımız. Bir figür olarak seçilmiş aslında, bir temsiliyet olarak seçilmiş. Bu hepimize, biz üstümüze alıyoruz bunu ve bunun karşısında durmak gerektiğine inanıyoruz. Belki komisyonumuz adına ya da başkanımız olarak sizin bu konuda bir açıklama yapmanızın en azından bu iklime cevap olacağını ve olumlu bir katkı yapacağını düşünüyoruz

Murat Emir: CHP, bir daha hiç kimse eline silah almasın diye yapılması gereken yasal adımların öncüsü olacaktır

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, konuşmasında şunları kaydetti:

Bugün 20'nci toplantıyı yapıyoruz. Bugüne kadar kimi noktalarda gerilimli, tartışmalı anlar yaşandıysa da verimli ve gerçekten Türkiye'nin hem barışına hem demokrasisine hem adaletine katkı yapmak üzere olumlu bir ortam içerisinde geçen görüşmeler yaptık. Anlaşılıyor ki, kısa bir süre de olsa daha uzatma ihtiyacı var. Biz de bunu olumlu buluyoruz. Çünkü artık bir ortak komisyon raporu yazılma aşamasına gelindi. Bu çalışmayı da başarılı bir şekilde bitirip Türkiye'nin önüne, 86 milyonun önüne, uzun yıllarca kullanılacak, atıflar yapılacak, değerlendirilecek gerçekten hem barışı inşa edeceğimiz, 86 milyonun her bir vatandaşımızın kendisini birinci sınıf vatandaş olarak hissettiği ve yaşadığı, kendisini dışlanmış hissetmediği bir Türkiye'yi kurmak için yapmamız gereken her yere bakabileceğimiz, her yere baktığımız ve bir yol haritası üzerinden bir çalışma yürüttüğümüz bir süreç.

Aynı şekilde ülkemizdeki hukuksuzlukları, adaletsizlikleri bizim ikili devlet dediğimiz kimi yasa maddelerinin ülkenin bir bölümüne, daha açık konuşalım, CHP'lilere son derece nobranca, haksızca, hukuk dışı yollarla uygulandığı ama diğer taraftan, yargının görevini yapmadığı bir süreçten geçiyoruz. Buna dönük olarak da mutlaka bu Komisyon raporunun kimi belirlemeleri ve kimi önermeleri yapması gerekiyor. Biz CHP olarak kendi raporumuzu hazırlarken Türkiye'nin temel sorunlarına değinmeyi bir görev bildik.

Bu Komisyon kurulurken burada tartıştık ve şu saptamayı hep birlikte yaptık arkadaşlar. Türkiye'de terörü kalıcı olarak bitirmeye ihtiyacımız var. Son derece büyük bir ihtiyaç olarak var, çok ağır bedeller ödemiş bir ülkeyiz. Ama bunu tek başına bir yasayla yapamayacağımızı, aynı zamanda hukuk devletini güçlendirmemiz gerektiğini, aynı zamanda yargı bağımsızlığından başlayıp da adaleti her yerde olabildiğince tesis etmemiz gerektiğini hep ifade ettik. Ve bu Komisyon'un görevinde de bunu tanımladık. Dolayısıyla, biz raporumuzu yazarken bütün bunlara değinmeyi bir görev bildik.

CHP kalıcı barış için, bir daha hiç kimse eline silah almasın diye yapılması gereken yasal adımların da öncüsü olacaktır ve bu Komisyon'da da ortak rapor yazılırken elbette ki biz bu rapora en olumlu şekilde katkı vereceğiz ama bu çerçeve belirlenirken de mutlaka yapıcı tavırla sürdürecektir. Ama bütün bunlar yapılıyorken bizim Türkiye'nin önüne, ülkemizin önüne gerçekten nitelikli ve dolu bir metin koymamız gerekir. 

"Aynı zamanda demokrasi ile ilgili sorunlara çözüm yollarını söyleyen bir rapor olması gerek"

Bir konuya odaklanan sadece o konuyu bir şekilde çerçeveleyen değil ama aynı zamanda o raporu okuyan herkesin, umudunu kaybetmiş gençlerin, haksızlığa uğradığını düşünenlerin, ötekileştirildiğini düşünenlerin, 'Meclisimizde bir komisyon toplanmış neredeyse bütün partilerin desteğini alan bir komisyon toplanmış ve bizim sorunlarımız da değinmiş, bizim sorunlarımızı tespit etmiş ve bizim sorunlarımızın da çözülmesi için bir çerçeve çizmiş, bir yol haritası çizmiş, bir ufuk göstermiş' demesi gerekir. Bu nedenle bu raporu bir konuya sıkıştırmış, indirgemiş bir ortak komisyon raporu yerine, elbette o konuyu ıskalamayan, hak ettiği gibi değerlendiren, hak ettiği gibi herkesin elini taşın altına koyduğu ama aynı zamanda ülkemizdeki demokrasi ile ilgili, adaletle ilgili sorunları da cesaretle tespit eden çözüm yollarını söyleyen bir ortak rapor olması gerek. 

Raporumuz sade olsun, varsın biraz geniş olsun ama sonuçta hem Meclisimizde hem Adalet Komisyonumuzda hem de önümüzdeki yıllarda 'Ne yapmışlar' diye bakacak olanlara bir umut, bir demokratikleşme perspektifi ve Meclisimize bir ödev bıraksın diye düşünüyoruz. Bu anlayışla umuyorum ki bugüne kadar getirdiğimiz gibi yine olumlu, yapıcı bir anlayışla raporumuzu yazarız ve asıl işi, yani teknik çalışma, teknik yasa yapma işini de Meclisimizin ilgili komisyonlarına bırakırız.

İlk günden beri biz bir Anayasa değişikliği olmayacağını söylüyoruz. Böyle bir tartışmanın yeri burası değil. Bize göre bu tartışmanın zamanı da değil. Türkiye'nin başka koşulları var ve bir anayasa tartışmasını şu an için yersiz ve gereksiz bulduğumuzu ifade etmeliyim. Dolayısıyla, 'Anayasa'nın şu maddeleri kırmızı çizgimizdir' demeye dahi biz gerek görmüyoruz. Çünkü şu anda başka bir iş yapıyoruz, başka işlere odaklanmalıyız. Türkiye'nin elbette sivil, demokratik, çoğulcu, kapsayıcı, özgürlükçü bir anayasa ihtiyacı var. Ancak bu ihtiyacı karşılayacak bir Meclis konfigürasyonu, bir Meclis dağılımı ve bir siyasal iklim olmadığını açıklıkla ifade ediyoruz. Çünkü bu iklimin yaratılmasının ilk adımı öncelikle Anayasa'ya uymaktır, mevcut anayasaya uymaktır. Bunun en küçük emaresinin olmadığı bir ortamda anayasa tartışmasını doğru bulmuyoruz.

İki ay uzatma kararı

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un başkanlığında yirminci kez toplandı. Komisyonda, akademisyen Prof.Dr. Havva Kök ve Dr. Murat Sevencan sunum yaptı. TBMM'nin sosyal medya hesabında, Komisyona ilişkin yazılı açıklama yapıldı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 24 Aralık 2025 Çarşamba günü TBMM Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’un başkanlığında TBMM Tören Salonu’nda toplanmıştır. Toplantının açılışında, TBMM Başkanımız, Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali Al-Haddad ve beraberindeki 4 kişi ile 3 mürettebatı taşıyan özel jetin dün akşam saatlerinde Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan kalktıktan kısa bir süre sonra düşmesi dolayısıyla büyük üzüntü yaşadıklarını belirtmiş, dost ve kardeş Libya halkına TBMM ve Türk milleti adına başsağlığı dileğinde bulunmuştur.

5 Ağustos'ta başlayan komisyon çalışmaları süresince büyük bir demokratik olgunluğun sergilendiğini, son derece verimli ve faydalı çalışmaların ortaya konulduğunu belirten TBMM Başkanımız Kurtulmuş, 19 toplantıda 58 oturumun gerçekleştirildiğini ve 86 saat çalışma yapıldığını, 135 kişi dinlenerek 4 bin 139 sayfa tutanak tutulduğunu kaydetmiştir. Komisyonun, çalışmalarındaki son eşiğe geldiğini, siyasi partilerin tamamının raporlarını Meclis Başkanlığına sunduğunu ifade eden TBMM Başkanımız, nihai raporun hazırlanmasında farklı fikirleri daha da yakınlaştırabilmek için partiler arası temaslarının artırılmasının yararlı olacağını vurgulamıştır.

TBMM Başkanımız, ayrıca nihai raporun tamamlanabilmesi için ilave bir süreye ihtiyaç olacağını da belirtmiştir. Toplantıda, Prof. Dr. Havva Kök Arslan ve Dr. Murat Sevencan tarafından Komisyonun bugüne kadar yaptığı çalışmalar kapsamında 'Tutanak İçerik Analiz Rapor Özeti' başlıklı sunum gerçekleştirilmiş, bu sunum üzerine de müzakereler yapılmıştır. Ayrıca toplantıda, üyeler tarafından, komisyonun bugüne kadar yaptığı çalışmalar ile hazırlanacak nihai komisyon raporuna ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır.

Toplantının son bölümünde, Komisyonun Çalışma Usul ve Esasları’nın 11’inci maddesi uyarınca Komisyonun görev süresinin 31 Aralık 2025 tarihinden geçerli olmak üzere iki ay uzatılması oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Numan Kurtulmuş: Hiçbir partinin bütünüyle görüşlerinin yer aldığı, benimsendiği bir nihai raporun hazırlanması doğru da değil, mümkün de değil

Toplantıda, iki akademisyenin tutanak analizine ilişkin değerlendirmeleri ile komisyon üyelerinin görüşlerini dile getirmelerinin ardından Numan Kurtulmuş kapanış konuşması yaptı. Komisyon çalışmalarına başlanılan günden bu yana olumlu ve ümitli bir noktada durduğunu söyleyen Kurtulmuş, “Çok zor bir süreçti, birçok mayınlı araziyi geçtik, birçok aşılması gereken adımı müştereken ve aldığımız kararların tamamını da nitelikli çoğunlukla alarak buraya kadar geldik” dedi. Çalışmalar sonucunda siyasi partilerin raporlarını TBMM Başkanlığı’na sunduklarını hatırlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:

Her ne kadar burada bulunan siyasi partilerin hepsinin geçmiş dönemlerde bu konuyla ilgili kapsamlı raporları ve fikirleri hepimizce malum ise de ilk sefer bu sürece ilişkin yeni bir rapor hazırlığının partilerden talep edilmesi ve bunun sonucunda da partilerin kendi görüşlerini içeren kapsamlı raporlarını Başkanlığa sunması önemli bir adımdı. Şimdi artık burada bulunan 10 siyasi partinin her birisinin bu konuyla ilgili neler düşündüğünü gayet iyi biliyoruz. Herkesin kendi siyasi perspektifi, her partinin kendi siyasi perspektifi açık bir şekilde ortadadır.

Ama çok açıktır ki hiçbir partinin bütünüyle görüşlerinin yer aldığı, benimsendiği bir nihai raporun hazırlanması da doğru da değildir, mümkün de değildir. Dolayısıyla görüşlerini bildiğimiz partilerin, siyasi eğilimlerin bundan sonra ortak bir metnin üzerinde odaklanması ve bunu çıkarabilmesinin daha kolay olduğunu düşünüyorum çünkü bunlar anlaştıklarımızdır. Anlaşmadıklarımızla ilgili raporumuz da Türkiye kamuoyunun zaten bilgisi dahilindedir. Bu anlamda partilerin raporlarını, bu süre içerisinde sizlerden de istirhamım odur, eğer partiler kendi raporlarındaki görüşlerini yakınlaştırabilmek için kendi aralarında birtakım müzakereler yapabilirse bunun da sürece büyük bir katkısı olacak kanaatindeyim.

Bir ikinci önemli husus ise artık partilerin ne düşündüğü berrak bir şekilde Türkiye kamuoyu tarafından biliniyor. Bu müzakerelerde bunun dışında bir başka önemli mesele de bu grup, bu komisyon, bu heyet, adına ne derseniz deyin en zor meseleyi ile en olgun bir şekilde tartışmasını başarabiliyor. Eğer böyle olmamış olsaydı, bu yaklaşık 5 aya yaklaşan 4,5 aylık bu süre içerisinde komisyon toplantılarımız eski tabiriyle kavgalı gürültülü olsaydı, insanlar arasında fikir ayrılıklarına rağmen aynı Meclis'te oturamayacak kadar birbirlerinin yüzlerine bakamayacak durumda olsalardı zaten komisyon çalışması bu noktaya gelmezdi. Birkaç tartışmanın dışında bugüne kadar da büyük bir olgunlukla geldik.

"Bu süreç içerisinde ben de elimi taşın altına koyacağımı ifade etmek isterim"

Bundan sonraki süreçte de bu çerçevede ortak bir rapor bir partinin, birkaç partinin değil, bütün partilerin ortaklaşabileceği bir rapor yazılmasının fevkalade daha kolay olduğunu düşünüyorum. Ama emek gerekiyor. Yani bugünkü 20'nci toplantıya gelmek için toplantı dışında da ne kadar büyük emeklerin olduğuna hepiniz birinci derecede şahitsiniz. Bunu hepimizin önemsediğini düşünüyorum. Burada, bu süreçte herkesin fikirlerinin alınacağı, herkesin fikirlerinin, katkılarının sağlanacağı bir süreci gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Aslında Komisyon Başkanı olarak, Meclis Başkanı olarak benim için kolay yol sizin raporunuzu ortak bir şekilde hazırlamanız ve bunu benimle kamuoyuyla birlikte paylaşmamızdır. Ama bu süreç içerisinde ben de elimi taşın altına koyacağımı ifade etmek isterim.

Kurtulmuş, bu çerçevede geçen pazartesi günü komisyonda temsil edilen grubu bulunan partilerin temsilcileriyle, dün de grubu bulunmayan partilerden iki temsilciyle gayriresmi bir araya geldiklerini anlatarak, "Dolayısıyla çoğulcu bir anlayışla burada temsil edilen bütün siyasi partilerin görüşlerinin alınması için özel bir gayret sarfettiğimizin bilinmesini isterim. Zaten verilen raporların hepsi de Meclis sitemizde yer almıştır. Hatta parlamentoda temsil edilmeyen partilerden de bu konuyla ilgili görüşü olanların, gönderenlerin görüşleri alınmış ve Başkanlığın bu komisyon çalışmalarıyla ilgili dosyasının içerisinde yer almıştır" diye konuştu.

"Zamanın ruhunun ve zorunluluğun altını çizmek isterim"

Numan Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu sürecin nasıl başladığını hatırlatmak bakımından çok şey söylenebilir ama ben zamanın ruhunu ve zamanın getirdiği zorunlulukların altını çizmek isterim. Hepimiz biliyoruz ki hem bölgesel hem küresel şartlar, Cumhuriyet tarihimizin 50 yılında bir şekilde bela olan bu terör, çatışma, adına ne dediğinizin hiçbir önemi yok, Türkiye'nin ayaklarına pranga olarak vurulan bu durumun ortadan kaldırılması, terörden tamamıyla arındırılmış, çatışmadan tamamıyla uzaklaştırılmış bir Türkiye ortamının kurulması bölgesel gelişmeler çerçevesinde zamanın bize yüklediği bir sorumluluktur. Hem sorumluluktur hem zorunluluktur. Şimdiye kadar da bu noktada önemli bir mesafe alındığını görüyoruz. Ancak burada bu zorunluluğun gereğini yerine getirmek için, özellikle bunun gereği olan barış, kardeşlik dilinin kullanılabilmesinin de felaket önemli olduğu kanaatindeyim. Yani hem dilimiz kardeşliği, barışı söyleyecek hem elimizdeki evrakla kardeşliği, barışı söyleyecek ama başka şekilde davranıp başka şekilde konuşmak bu sorunu çözmeye katkıda bulunmaz. Onun için zamanın ruhunun ve zorunluluğunun altını çizmek isterim. Son olarak şunu söylemek gerekiyor. Vaktimizin ilanihaye olmadığını, sınırsız bir zaman dilimi içerisinde olmadığımızı hatırlamamız lazım. Bölgemizdeki ve dünyadaki gelişmeler hızlı ama aceleye getirmeyen adımlar atmamızı zorunlu kılıyor.

"Türkiye'nin içeride cephesini tahkim etmek, barışı, çatışmasızlığı kurmak için artık uzun vakitlerinin olmadığı aşikârdır"

Özellikle geçtiğimiz günlerde Kudüs'te yapılan bir toplantıda İsrail'in eli kanlı Başbakanı'nın, Yunanistan Başbakanı'nı ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başbakanı'nı da yanına alarak örtülü olarak ülkemizi suçlayan, hatta tehdit eden sözlerini dikkate aldığımızda, aynı şekilde kuzeyde Rusya-Ukrayna savaşının artık Karadeniz'e taşınmak üzere olduğu bir ortamı göz önüne aldığımızda, Türkiye'nin içeride cephesini tahkim etmek, kardeşliğini, barışı, çatışmasızlığı kurmak için artık çok uzun vakitlerinin olmadığı aşikârdır.

Bunun için Türkiye'yi kuşatma hedeflerini, niyetlerini de iyi okumak durumundayız. Eğer tarihe karşı bir sorumluluğumuz varsa önemli sorumluluklarımızdan birisi de Türkiye'nin etrafındaki gelişmeleri en iyi şekilde anlamak ve cevabını en iyi şekilde vermektir. Bunun cevabının en iyi şekilde verilmesinin yolu emperyalistlerin içimizdeki oyunlarını bozmak için kardeşliği ilanihaye, kıyamete kadar tesis edecek adımların atılmasıdır. Bunun için tabii ki kardeşliğin sadece sözle değil, kardeşlik hukukunun gereklerinin de yerine getirilerek atılması gereken bir adım olduğunun farkındayız.

Eğer bu zamanın ruhunu ıskalarsa sadece bir komisyon çalışması başarısız sonuçlanmış olmaz, aynı zamanda da maalesef Türkiye bu tarihi fırsata kapısını kapatmış olur. Bunun için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi lazım. Şunu büyük oranda arkadaşlarımızın yerine getirdiğini görüyorum ve bu da benim umutlarımı artırıyor. Herkes siyasi pozisyonunu korumaya çalışıyor, koruyor ama buna rağmen herkes de yapıcı ortak bir noktada nasıl buluşulabilir ve buluşmazsak bunun maliyeti ne olur, bunun farkında olarak hareket etmeye gayret ediyor. Ümit ederim ki, bu çalışmalarımızı faydalı bir sonuca ulaştıracağız.

"Terör örgütünün bir şekilde tasfiye süreçlerinin takip ve kontrol edilmesi fevkalade halde önemli"

Tabii mesele şu da değil: Biz burada mükemmel bir sonuç ortaya koysak bile Terörsüz Türkiye projesinin tamamı buradaki Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmalarıyla sağlanabilecek bir husus değildir. Hem devletin bütün kurumlarının eşgüdüm içerisinde çalışmaya devam etmesi hem Türkiye'nin içindeki ve dışındaki gelişmelerin, özellikle terör örgütünün bir şekilde tasfiye süreçlerinin takip ve kontrol edilmesi fevkalade halde önemlidir. Kamuoyunun da bu çerçevede bilgilendirilmesi büyük oranda bizlere, siyasi partilere düşüyor. Başlangıçla bugün arasında da görebildiğim kadarıyla bu konuya destek bakımından kamuoyunda fevkalede ciddi desteğin olduğunu, bunu da tahkim ettiğini görüyoruz.

"Elimizde olmayan sebeplerle raporların hazırlanması süreçleri gecikti"

Numan Kurtulmuş, raporu bir iki ay önce sonuçlandırmayı planladıklarını belirterek, "Hep beraber yaşadık, elimizde olmayan sebeplerle raporların hazırlanması süreçleri gecikti. Buna bağlı olarak da bizim nihai raporu, ortaklaşa raporu hazırlama sürecimiz öyle görünüyor ki yıl başına kadar yetişmeyecektir. Bunun için sizlerin de eğer tasvibi olursa komisyonumuzun çalışma usul ve esaslarının 11. maddesi uyarınca komisyon görev süresinin 31 Aralık 2025 tarihinden geçerli olmak üzere 2 ay uzatılması hususunu oylarınıza sunacağım" dedi.

 

ANKA, Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU