Suriye'de Rusya'nın yeni stratejisi

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Görsel: The Syrian Observer

Aralık 2024'te Beşşar Esad rejiminin çöküşü, Rusya'nın Suriye stratejisinde köklü bir dönüşümü beraberinde getirdi. Moskova, sadık bir müttefiki kaybetmenin şokunu atlattıktan sonra, hızla pragmatik bir yaklaşıma geçerek yeni Suriye geçiş hükümetiyle ilişki kurma yolunu seçti. Bu süreçte Rusya'nın askeri varlığı, diplomatik stratejisi ve bölgesel aktörlerle olan karmaşık ilişkileri yeniden şekilleniyor.


Esad'ın düşüşü: Rusya için stratejik bir fiyasko mı?

Suriye'deki Rus varlığının temelleri, 1944'te kurulan diplomatik ilişkilere ve 1971'de Hafız Esad döneminde Tartus'ta kurulan deniz üssüne dayanıyor.

2015 yılında başlayan askeri müdahale ise, Beşşar Esad rejiminin hayatta kalmasını sağlayarak Rusya'ya Ortadoğu'da kilit bir güç olarak konumlanma fırsatı sunmuştu.

Ancak Aralık 2024'te rejimin ani çöküşü, bu stratejinin sürdürülebilirliğini sorgulatmaya başladı.

Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığı, başlangıçta etkileyici boyutlardaydı.

2015-2018 döneminde, 434'ü general ve 25 bin 738'i subay olmak üzere toplam 63 bn 12 Rus askerinin operasyonlara katıldığı belirtiliyor.

Bu dönemde operasyonel personel sayısının 3 bin 500 ile 4 bin 100 arasında olduğu tahmin ediliyordu.

Esad rejiminin düşüşünden sonra ise farklı kaynaklardan gelen tahminler, Suriye'de hâlâ 7 bin ila 7 bin 500 Rus askeri personelin bulunduğunu gösteriyor.

Bu rakamlar, Rusya'nın Suriye'den tamamen çekilmediğini, aksine stratejisini yeniden düzenlediğini işaret ediyor.

Daha muhafazakâr tahminler ise muharip unsurlar için 4,500 gibi bir sayı veriyor.


İki kritik üs: Khmeimim ve Tartus'un geleceği

Rusya'nın Suriye'deki stratejik varlığının kalbi, iki kritik tesiste atıyor: Lazkiye'deki Khmeimim Hava Üssü ve Tartus Deniz Üssü.

Bu tesislerin önemi, sadece operasyonel kapasiteleri değil, aynı zamanda jeopolitik sembolik değerleriyle de ilgili.

Khmeimim Hava Üssü, eski Bassel al-Assad hava üssü olarak bilinen bu tesis, Rusya'nın Suriye'deki hava gücünün merkezi konumunda.

Su-24M ve Su-25SM bombardıman uçakları ile Mi-24PN ve Mi-8AMTSh helikopterlerini barındıran üs, Rusya'nın bölgesel güç projeksiyonunun temel direği.

Tartus Deniz Üssü ise daha da stratejik bir öneme sahip.

1971'de kurulan bu tesis, Rusya'nın Akdeniz'deki tek deniz üssü ve eski Sovyetler Birliği dışındaki son askeri varlığı.

Karadeniz Filosu'na ait kruvazörler, fırkateynler ve çıkarma gemilerine ev sahipliği yapan Tartus, Moskova'ya Doğu Akdeniz'de güç projeksiyonu imkânı sağlarken, Libya ve Afrika'daki operasyonlar için de lojistik merkez işlevi görüyor.

Bu üslerin geleceği, Rusya'nın yeni Suriye hükümetiyle yürüttüğü müzakerelerin merkezinde yer alıyor.

Yeni hükümet, bu üslerin statüsünü koruma konusunda açık kapı bıraksa da Esad rejimiyle yapılan önceki anlaşmaların yeniden müzakere edilmesi gerekecek.


Düşmandan ortağa: HTŞ ile pragmatik ilişkiler

Belki de en çarpıcı gelişme, Rusya'nın Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) liderliğindeki geçiş hükümetiyle kurduğu pragmatik ilişki.

Daha önce Esad rejimini desteklemek için savaştığı gruplarla masaya oturan Moskova, ideolojik müttefiklikten tamamen transaksiyonel bir ortaklığa geçiş yaptığını gösteriyor.

Bu dönüşümün somut işaretleri hızla geldi.

29 Ocak 2025'te Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov'un Şam ziyareti, Esad sonrası dönemin ilk üst düzey Rus teması oldu.

12 Şubat'ta Putin ile yeni Suriye lideri Ahmed al-Sharaa arasındaki telefon görüşmesi, bu ilişkinin resmiyet kazandığının göstergesiydi.

31 Temmuz 2025'te ise yeni Dışişleri Bakanı Asaad al-Shaibani'nin Moskova ziyareti, ilişkilerin yeniden kurulması sürecinin doruk noktasını oluşturdu.

Bu ziyaret sırasında, geçmiş anlaşmaları yeniden değerlendirmek üzere iki komite kurulmasına karar verildi.


Ukrayna savaşının gölgesi: Kaynak kıtlığından stratejik adaptasyona

Ukrayna'daki çatışmalar, Rusya'nın Suriye stratejisini doğrudan etkiliyor.

Savaş, Moskova'nın kaynaklarını tüketirken, Suriye'de büyük çaplı kara kuvvetleri konuşlandırma yeteneğini de sınırlıyor.

Bu durum, Rusya'yı doğrudan askeri müdahaleden, diplomatik ve ekonomik nüfuza dayanan bir stratejiye yöneltiyor.

Rusya'nın Türkiye ve İran ile birlikte sürdürdüğü Astana formatı, bu yeni yaklaşımın temel aracı haline geliyor.

Moskova, müzakere ve de-konflikt mekanizmalarını kullanarak, yüksek maliyetli askeri faaliyetler olmadan nüfuzunu sürdürmeye çalışıyor.

Ekonomik cephede ise Rusya, yeniden yapılanma çabalarında hayati bir ortak olmaya devam ediyor.

Geleneksel silah, yakıt ve buğday tedarikinin yanı sıra, BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto gücüyle yeni Suriye hükümetinin uluslararası meşruiyetini destekleme vaadi, Moskova'nın elindeki önemli kaldıraçlar.


Türkiye faktörü: Yeni jeopolitik dengeler

Esad'ın düşüşü, muhalefetin en büyük destekçisi olan Türkiye'yi Suriye'nin geleceğinde en muhtemel kazanan aktör haline getirdi.

Suriye üzerindeki rekabette, Türkiye şu anda Rusya’ya göre daha avantajlı durumda. Rusya bu durumun farkında ve süreci pragmatik yönetmeye çalışıyor.

Moskova'nın gelecekteki rolü, Ankara ile gerilimi azaltma mekanizmalarını sürdürme yeteneğine bağlı görünüyor. 


SDG ile karmaşık denklem: Arabuluculuktan ittifaka

Rusya'nın Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilişkisi, Esad dönemi boyunca bile pragmatik bir karaktere sahipti.

Moskova, ABD destekli SDG ile doğrudan çatışmayı önlemek için çeşitli anlarda mühimmat desteği ve anlaşma aracılığı yapmıştı.

Mart 2025'te SDG'nin Suriye geçiş hükümetinin güvenlik kurumlarına entegre edilmesi için imzalanan tarihi anlaşma, bölgedeki dinamikleri değiştiren önemli bir gelişme oldu.

Bu anlaşma, tüm Suriye topraklarında çatışmaları durdurmayı, Kürt toplumunun haklarını anayasal güvence altına almayı ve SDG'nin askeri yapısını devletin parçası haline getirmeyi amaçlıyordu.

Son dönemde, SDG’nin Mart 2025 anlaşmasına aykırı söylemleri ve merkezi hükümetten ayrı yol ve yöntemler araması karşısında Rusya sessizliğini koruyor.

Bu hem Şam yönetimi ile hem de Türkiye ile ters düşmeme arzusundan kaynaklanıyor. 

Rusya’nın Suriye’deki çıkarları, SDG’den daha büyük. Bu çıkarların tehlikeye atılmasını istemeyeceği açık. 
 


Ekonomik diplomasi: Buğdaydan yeniden inşaya

Rusya'nın yeni stratejisinin önemli bir ayağını ekonomik diplomasi oluşturuyor.

Buğday sevkiyatının yeniden başlaması, sadece ekonomik bir eylem değil; aynı zamanda Ukrayna'nın Suriye'deki "tarım diplomasisine" karşı doğrudan bir rekabet hamlesi.

Moskova, bu hamleyle yeni hükümetle siyasi bağlarını güçlendirmeyi ve temel ihtiyaçları karşılayarak vazgeçilmez bir ortak olduğunu kanıtlamayı amaçlıyor.

Yeniden inşa sürecinde rol alma hedefi de Rusya'nın uzun vadeli Suriye vizyonunun önemli bir parçası.


Sonuç: Adaptasyon mu, çekilme mi?

Esad rejiminin düşüşü, Rusya'nın Suriye'deki müdahale stratejisine önemli bir darbe vursa da bu durum bir yenilgi değil, pragmatik bir adaptasyon olarak değerlendirilebilir.

Moskova, Suriye'den çekilmek yerine, etkisini yeni bir temelde yeniden tesis etmeye çalışıyor.

Askeri gücünü koruyarak ve diplomatik ile ekonomik kaldıraçlara yönelerek, Rusya pozisyonunu bir patron-müvekkil ilişkisinden, karşılıklı çıkarlara dayalı rasyonel bir müzakereye dönüştürüyor.

Bu stratejik adaptasyon, küresel bir çatışmanın kaynaklarını zorladığı bir dönemde bile, Ortadoğu'da kilit bir hakem ve büyük güç statüsünün sembolü olarak konumunu koruma konusundaki uzun vadeli vizyonunun bir kanıtı.

Rusya'nın Suriye'deki geleceği garanti altında değil.

Bu gelecek, yeni Suriye hükümetiyle olan karmaşık, işlem odaklı ilişkisini ve Türkiye gibi bölgesel güçlerle olan rekabetini yönetebilme becerisine bağlı olacak.

Ancak şu ana kadarki gelişmeler, Moskova'nın bu zorlu geçiş sürecini sessiz ve başarıyla yönettiğini gösteriyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU