Suriye nasıl değişir ve ılımlaşır?

Bugün tekrarlanan ve Suriye'nin bölgesel siyasetinde yeni bir "ılımlılıktan" bahseden senaryolar inandırıcı görünmüyor. Suriye tek bir durumda değişir ve ılımlaşır...

Fotoğraf: Şarku'l Avsat

Barack Obama, Suriye'ye her türlü müdahaleye karşı çıkıp bunu IŞİD ile savaşla sınırlandırdığında yalnızca ahlaki sorumluluğundaki zayıflığı açığa vurmuş oldu.

Burada ilgilendiğimiz şey de bu. Herhangi bir siyasi ya da stratejik ustalık da ortaya koymadı.

Bugün Irak'ta başlayan ABD'nin bölgeden apar topar çekilmesinin bazı sonuçlarına tanık oluyoruz.

Bundan daha tehlikelisi, en az Irak kadar önemli olan Suriye'nin önemini inkar eden görüştür.


Ancak Lübnan, Ürdün, Filistin, İsrail ile çatışma, kısmen Irak ve daha az ölçüde Türkiye'de oldukça etkili olan Suriye'nin öneminin inkar edilmesinin, Obama'nın terk etme politikası dışında formları da bulunuyor.

Bunlardan biri de Suriye'yi ve Suriyelileri küçümseme açmazıdır. Bu açmazın da formları var.

Bunlardan biri, her birkaç yılda bir başını çıkartıyor ve çok geçmeden başarısızlık duvarına çarparak yeniden kabuğuna çekiliyor.

Bahsettiğimiz açmaz; Suriye rejimini içeriden veya en azından dış ittifaklarını değiştirmektir.

Burada Arap ve Batı dünyasının Suriye'yi yer aldığı Sovyet kampı ile ittifaktan ayırıp Batı kampıyla ittifaka yönlendirmek için aralıklı olarak oynadığı bahislere tanık olan 1950'li yılları hatırlatmakta fayda var.

O dönemde oynanan ve Patrick Seale'in "Suriye üzerine mücadele" olarak adlandırdığı bu bahisler de berbat bir şekilde sonuçlanmıştı.

Suriye, Sovyet kampını terk etmek bir yana Batı silahlarının tekelini kırmış ve kendisini Cemal Abdunnasır'ın kollarına atarak yok etmeden (Mısır ile birlik) önce bölgeye Sovyet silahlarını sokmuştu.

Elbette bu kansız bir biçimde gerçekleşmedi. Bahane, subay Adnan el-Maliki suikastıydı.
 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

1950'ler ile günümüzün ortak noktası nedir?

Dahası Sovyet Moskova ile Humeynici Tahran arasındaki ortak nokta nedir?

Bu sorunun cevabı ilk olarak Suriye rejiminin kendisiyle bağlantılıdır.

Rejim, 1950'li yıllarda her ne kadar siyasi ve parlamenter bir cephe arkasından da olsa askeri ve güvenliğe dayalı bir yönetimdi.

Bugün kat be kat daha fazla asker ve güvenliğe dayanıyor.

Bunun da ötesinde şimdi Beşşar Esad'ın ülkeyi kontrol edememesi, gücünü birçok iç ve dış güçle paylaşmak zorunda kalması sebebiyle endişeleri ve takıntıları çok daha büyük.

Ve biliyoruz ki bu güçlerin müdahalesi, 2014 öncesi yıllarda kendisinin yıkılmasını engelledi.


Dolayısıyla bu rejimin ihtiyaç duyduğu ve tüm her şeye tercih ettiği ilk şey, kendisini halkından koruyacak araçları temin etmektir.

Karşısında tereddüt edebileceği ve önemseyeceği tek şeye gelince; iki ana koruyucusunun, yani kendisini karada koruyan İran ile hava desteği sağlayan Rusya'nın çarpışmasıdır ve olur da iki taraf arasında tercih kaçınılmaz hale gelirse, büyük olasılıkla birinciyi tercih edecektir.

İran rejimini (ve Rus rejimini) yeri doldurulamaz kılan avantajı halkın duruşunu, iradesini ve acılarını bir an olsun durup düşünmeden Suriye rejimini korumaya hazır olmasıdır.

Hatta destekleyen ile desteklenenin doğası arasındaki benzerlik, her birine diğerinin gözünde özel bir çekicilik kazandırıyor.

Aynı şey koşullar farklı olsa da Sovyetler Birliği ile olan eski dostluk için de geçerliydi.


Bu nedenle ve askeri rejiminin sürekliliği sebebiyle Suriye, 1949 ile bugün arasında en Batı karşıtı "üçüncü dünya" ülkesi olarak kaldı.

Komşu ülkelerle en çatışmacı, aynı zamanda bölgesel uzlaşılara en çok karşı duran, şüphe eden ve sabote eden ülke oldu. Bu, askeri rejiminin genlerinde var.

Bu nedenle Batı ve Arap dünyasının bu rejim ile iş birliği anlarında önemli bir sonuç elde edilememesi boşuna değildir.

Bu iş birliği ne Lübnan'daki durumun düzenlenmesi ne Şam'ın Arap-İsrail çatışmasında kapsamlı bir çözüme dahil olması ne de Şam'ın İran ile ilişkilerinde herhangi bir gerilemeyle sonuçlandı.


1949'da askeri darbeler perdesini açan Hüsnü Zaim dönemi gibi bu anlardan bazıları epey absürttü.

Çünkü söz konusu dönemde Hüsnü Zaim'in Amerikan "Table Line" petrol şirketiyle yaptığı anlaşma ile bağlantısı, sadece 4 ay sonra söz konusu rejimin çöktüğü gerçeğini değiştirmiyor.

Bu erken deneyim, Batılı ülkelerin isteseler bile Suriye'deki askeri rejimi desteklemeye uygun olmadıklarını kanıtladı.

Diğer yandan böyle bir rejimin Batı tarafından desteklenmesi de saçma olurdu.

Sovyetler Birliği ve Humeynici İran bu görev için daha uygunlar ve kıyaslanamayacak kadar daha liyakatliler.
 


Suriye'deki askeri rejimin bölgede veya dünyada "ılımlı" olarak tanımlanan diğer taraflara, ya finansal yardım beklentisi ya da bir atılımda bulunduğunu öne sürmek için açılımda bulunabileceği doğru.

Hafız Esad'ın yıllar boyunca başarılı bir şekilde uyguladığı şey de buydu.

Ancak söz konusu rejim, içgüdüsel ve yapısal olarak yalnızca silah sahibi olan ve silahtan başka bir şeyi bulunmayan, kendisine danışılırsa Suriye halkına daha katı davranmayı önerecek, sahip olduğu birkaç hakkı bile ona çok görecek rejimlerin peşinde koşar.


Bugün bu değerlendirme özellikle doğrudur. Çünkü İran, her zamankinden daha agresif ve radikal.

Tıpkı Soğuk Savaş'ın başlangıcında, özellikle de Joseph Stalin'in ölümünden ve Moskova'nın Arap stratejisinin doğuşundan sonra Sovyetler Birliği'nin olduğu gibi...

Elbette her iki durumda da (gerek geçmişte gerekse bugün) buna ilaveten İsrail, Batılı emeller, bu ittifakların taraflarını birbirine bağlayan ve kesintisiz devam eden diğer sonuçlar var.


Bu nedenle, bugün tekrarlanan ve Suriye'nin bölgesel siyasetinde yeni bir "ılımlılıktan" bahseden senaryolar inandırıcı görünmüyor.

Suriye tek bir durumda değişir ve ılımlaşır:

Rejimi korumak artık bir öncelik olmaktan çıktığında ve Suriyelilerin özgür bireyler, özgür gruplar olarak kendi geleceklerini inşa etmelerine, kendi çıkarlarının peşinden uygun gördükleri gibi gitmelerine izin verildiğinde.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Independent Türkçe için çeviren: Sema Sevil

Şarku'l Avsat

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU