İktidar "zafer", muhalefet "hezimet" diyor... 10 büyükelçi krizinde kim geri adım attı?

Kavala'nın serbest bırakılmasını istedikleri için eleştirilen ve 10 ülkenin büyükelçileriyle yaşanan gerginlikte uzlaşma sağlandı. Bu sefer de "kim geri adım attı" tartışması yaşanıyor. Muhalefete göre iktidar, iktidara göre de büyükelçiler geri adım attı

10 büyükelçi krizinde kısmı uzlaşma sağlandı / Fotoğraf: Twitter

Türkiye'de günlerdir 10 ülkenin büyükelçisinin yaptığı çağrı tartışılıyor. 

4 yıldır cezaevinde tutulan iş insanı Osman Kavala'nın serbest bırakılmasını istedikleri için "Türkiye'nin iç işlerine karışmakla" suçlanan büyükelçiler az daha "istenmeyen kişi" ilan ediliyordu. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Eskişehir'de yaptığı, "Gerekli talimatı Dışişleri Bakanımıza verdim. Ne yapılması gerektiğini söyledim. 'Bu 10 büyükelçinin bir an önce istenmeyen adam ilan edilmelerini hemen halledeceksiniz' dedim" sözleriyle "gönderilme" sinyali vermişti. 

Aynı açıklama ve aynı atıf 

Ancak dün gerçekleşen kabine toplantısı öncesinde ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Ankara Büyükelçiliği gerginliği yumuşatan bir açıklama yaptı. 

Yapılan açıklamada, "ABD, 18 Ekim tarihli açıklamaya ilişkin bazı soruların yöneltilmesi vesilesiyle, Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi'nin 41'inci maddesine riayet etmeyi teyit eder" denildi.

Bu açıklamayı diğer ülkelerin büyükelçilikleri de peş peşe paylaştı.

Açıklamada atıf yapılan Viyana Sözleşmesi'nin 41. maddesinde şu ifadeler yer alıyor: 

"Kabul eden devletin kanunlarına ve nizamlarına riayet etmek, ayrıcalıklarına ve bağımsızlıklarına halel gelmeksizin, bu gibi ayrıcalıklardan ve bağışıklıklardan yararlanan her şahsın görevidir. Anılan devletin iç işlerine karışmamak da bu şahısların keza görevidir."

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

''Niyetimiz kriz çıkarmak değil" 

Büyükelçilerin arka arkaya açıklama yapmasının ardından cumhurbaşkanlığı yetkilileri de bunu olumlu buldu. 

Tansiyon düşürüldükten sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabine toplantısının ardından ''Niyetimiz kriz çıkarmak değil. Ülkemize dönük bühtandan geri dönüldü. Büyükelçilerin beyanlarında artık daha dikkatli olacaklarına inanıyorum'' ifadelerini kullandı. 

Erdoğan'ın açıklamasının ardından bu durum iktidar yetkilileri başta olmak üzere birçok kişi tarafından "kararlı duruşun" bir sonucu olarak nitelenerek zafer diye anlatıldı. 

Muhalefet temsilcileriyse iktidarın uzlaşma istediğini, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla tansiyonun düşürüldüğünü dolayısıyla ortada bir zaferin olmadığını iddia etti. 

"Diplomatik bir çıkış yolu bulundu"

Elbette bu iki tarafın aksine görüş belirtenler de oldu. Gerginliğin giderilmiş olmasını olumlu bulanlar, dış ilişkilerde daha dikkatli bir dili kullanılması gerektiğine vurgu yaptı. 

Durumu Independent Türkçe'ye değerlendiren diplomatlar, sorunun bir şekilde çözülmesinin doğru olduğunu söyledi. 

Bunlardan biri Türkiye'nin eski Suriye Büyükelçisi Ömer Önhon. 

Emekli Büyükelçi Önhon, sonuçta diplomatik bir çıkış yol bulunduğunu ifade etti. 

"Bir çözüm bulunmuş oldu" diyen Önhon, "Böyle bir kriz yaşandı. İki taraf da bu krizin sonuçlarının yansımalarına çok iyi olmayacağını değerlendirdiler. Neticede bir orta yol bulundu" dedi. 

"Büyükelçiler, 'geri adımı gerektirecek bir durum yok' dedi" 

Emekli Büyükelçi Süha Umar ise 10 büyükelçinin yaptığı açıklamayı hatırlatarak, "Dolayısıyla 'geri adım atmadık', daha da önemlisi 'geri adım atmamızı gerektirecek bir durum yok' diyorlar" değerlendirmesinde bulundu.

Büyükelçi Umar'a göre yaşanan tartışma Türkiye'nin altına imza attığı uluslararası yargı kurumlarının almış olduğu kararların gereğini yerine getirmemesinden kaynaklanıyor. 

 

Süha Umar
Süha Umar / Fotoğraf: Twitter

 

"Yaşananların 'Türkiye'de yargı bağımlı veya bağımsız' tartışmasının açıklamayla bir ilgisini yok" diyen Umar, "Yargının bağımlı veya bağımsız olması dışında bir üst mahkeme kararı var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) var. Türkiye'de nasıl ki yerel mahkeme var ve onun üstünde istinaf ve bir üstünde Yargıtay var. Yargıtay'ın kararına uymuyorum demek mümkün değil" diye konuştu. 

"Geri adımı, 'olumdur' diyen taraf atmıştır" 

AİHM'nin dışında Türkiye Cumhuriyeti'nin imzalayıp usulüne uygun olarak onayladığı sözleşmeler de bulunduğunu anımsatan Umar, şunları kaydetti: 

"Bu sözleşmenin öngördüğü bir yargı sistemi, bir üst mahkeme var. Türkiye AİHM sözleşmesini onaylamakla 'ben bu üst mahkemeyi kendi en üst mahkemem görüyorum' demiştir. Şimdi hiçbir ülke en üst mahkemenin kararını uygulamıyorum diyemez. Sözleşmeden çekilmek mümkün. Çekilirsiniz ondan sonra sözleşmenin yarattığı mahkemenin kararı sizi bağlamaz ama böyle bir durum olmadığı sürece siz bu mahkeme kararına uymak zorundasınız. Çünkü o artık sizin ulusal hukukunuzun bir parçasıdır." 
 
"Geri adımı kim atmıştır? Geri adımı büyükelçilerin bu açıklamasını sanki yeni bir şey söylüyorlarmış gibi sunarak "olumludur" diyen taraf atmıştır" ifadelerini kullanan Umar, şu değerlendirmede bulundu: 

"Yalnız şunun da unutmayalım; Bu olumlu bir geri adımdır. Bundan gocunmamak gerekir. Hem krizin büyümemesi adına hem de Türkiye'nin imajı anlamında. Mahkemenin kararına uyulması kaidesiyle bu geri adım Türkiye'nin dahil olduğunu düşündüğü iddia ettiği birlikte hareket ettiği gruba uygun davranacağını gösteren bir geri adımdır. Önemli olan sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarıdır, Türkiye'nin çıkarları bu geri adımın atılmasını gerekli kılıyordur. Buradan geri dönmemek başka ters adımlar atmamak lazımdır."

"'İstenmeyen kişi' en üst kritik noktayı ifade ediyor"

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker ise hiç kimsenin geri adım atmadığı görüşünde. 

 

Uluç Özülker
Uluç Özülker / Fotoğraf: Twitter

 

Müttefik olan ülkelerin herhangi bir şekilde birbirlerinden şikayet edebileceğini ifade eden Özülker, "Ama usulüne göre ederler. Bu usul 41. maddede tescil edilmiştir. Dışişleri Bakanlığı'na gidersiniz şikayetinizi söylersiniz, orada görüşmeler yapılır ve gereği neyse yapılır. Ama siz bunu sosyal medya aracılığıyla ve aynı zamanda emredici bir noktaya getirerek söylediğinizde bu o ülkenin egemenlik hakkına tecavüz etmiş olursunuz" diye konuştu.  

Dolayısıyla bunu yerine getirmeyen büyükelçilerin usul yönünden yanlış yaptığını kaydeden Özülker, "Büyükelçilerin açıklamalarının hükümetlerinin izniyle yaptıklarına eminim. Mısır'ı hatırlayalım, Sisi, Türk büyükelçisini "istenmeyen kişi" ilan ettiği an Ankara'da karşı hamlede bulunarak Mısır büyükelçisini göndermişti. Uluslararası alanda bu karşılık aynı zamanda bir bilek güreşine yol açar. Bir ülkenin büyükelçisini "istenmeyen kişi" ilan edilmesi aslında vahim diplomatik bir durumdur. O noktada ülkeler arasındaki ilişkilerde savaş hali hariç gelinebilecek en üst kritik noktayı ifade ediyor. Yani savaş ilanının bir tık altı diyebiliriz" ifadelerini kullandı. 

"ABD, ilk fırsatta Türkiye'nin işlerine karışacaktır"

Bunun ilişkilerin karşılıklı olarak geriye dönülmez bir şekilde bozulmasını beraberinde getireceğini ve böylesi bir durumda her iki taraf için de fevkalade riskli sonuçlar doğurabileceğine dikkati çeken Özülker, sözlerini şöyle tamamladı: 

"ABD Büyükelçi marifetiyle 'Kavala ile ilgili görüşlerimi bildirdim ve gereğini yaptım' diyor. Buradan geri dönüş yok artık. Zaten bu kavganın sebebi de buydu. ABD'nin yaptığı geri adım değil bence. Çünkü daha evvel Türkiye'ye bu kötülük yapıldı. Hal böyle olduğu için de işi fazla uzatmayalım deyip noktaladılar. Olay budur. Fakat ABD bir ay veya iki ay sonra yine bir fırsat düştüğünde Türkiye'nin işlerine karışmaya başlayacaktır."

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU