Dolar, euro ve altına aynı gün rekor kırdıran fırtına diner mi? Dinecekse hangi limanda hangi gemiyi beklemeli?

Haftanın son işlem gününde biraz geri çekilseler de doların 7,37’ye, euronun 8,67’ye çıkmasında küresel riskler kadar Türkiye içindeki dinamikler de etkili.Yabancı yatırımcının “ürkmesi”, ucuz para, faizin iki ucu keskin bıçağa dönüşmesi bunlardan birkaçı

Fotoğraf: Reuters

Tüm dünyada koronavirüs hastasının 19 milyonu geçtiği, “salgında ikinci dalga” paniğinin güçlendiği, Orta Doğu’nun incisi Lübnan’ın dünyanın en büyük üçüncü insan kaynaklı patlamasını yaşadığı haftada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bir de şunu gördü: Dolar, altın, euro aynı gün tarihi rekorunu kırdı. İngiliz sterlini bile 10 liraya doğru yelken açtı. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yaklaşık bir buçuk ay 6,85 seviyelerinde tutunan Dolar/TL, temmuz sonunda 7 eşiğini kırarak dün 7,27’ye kadar çıktı. Bugün 7,37’ye kadar çıkan Dolar/TL, piyasada “örtülü faiz artırımı” algısı yaratan Merkez Bankası açıklamasının ardında 7 lira 13 kuruş seviyesine kadar çekildi. 

Zira politika faizi olan, yüzde 8,25 seviyesindeki bir haftalık repo faizisiyle yaptığı piyasa fonlamasını durduran Merkez Bankası, bankaları diğer bir “enstrümanı” gecelik borçlanma faizine yönlendirdi ve ortalama fonlama maliyeti yüzde 9,50’ye kadar çıktı. 

8 lira 67 kuruş ile tarihi rekora ulaşan euro/TL ise dolar kuru gibi yüzde 1’in üzerinde gerileyerek 8,43 lira seviyesini gördü. 

Bunun yanı sıra ons fiyatı 2 bin 60 dolar çevresinde dolaşan altın için “2500 dolar seviyeleri görülür mü?” konuşulmaya başlandı bile. 

Peki sadece 48 saatte görülen bu fırtına neydi? Bundan sonrasında fırtınanın dinmesi mi beklenmeli yoksa fırtınayı geçirecek liman mı bulunmalı? 

Dolar Türkiye’deki yatırımcının “altını” 

Aşikâr ki, Türkiye’de hane halkı, dolara “güvenli liman” muamelesi yaptıkça, kur yukarı çıkmaya devam ediyor. 

Bloomberg HT’ye konuşan Meksa Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Figen Özavcı Gümülcineli’nin de dediği gibi pandemi sürecinde oluşan döviz geliri kaybının telafisi ancak daha fazla döviz alarak olacakmış gibi bir algı var. 

Independent Türkçe’ye yaptığı açıklamada bir süredir Merkez Bankası eliyle parasal genişleme yapıldığını hatırlatan Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refet Gürkaynak, “Biz bunu faiz indirimi olarak da görüyoruz. Bir taraftan özel bankaların kredi genişlemesine zorlanması olarak da görüyoruz. Dolayısıyla ortalıktaki Türk Lirası artıyor. Bunun doğal bir sonucu liranın değer kaybetmesi” diyor. 
 

Refet Gürkaynak
Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refet Gürkaynak/ Fotoğraf: YouTube


Liranın değer kaybetmesinin bir taraftan ithal ürünlerin fiyatları nedeniyle enflasyon yarattığını, diğer taraftan döviz borcu olan şirketleri aşağı çektiğini belirten Gürkaynak, “Bunun yanı sıra insanlara işlerin ne kadar kötü olduğuna dair bir fikir de veriyor çünkü Türkiye’de insanlar işlerin nasıl gittiğine dövize bakarak karar veriyorlar” dedi. 

Trakya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu, son dönemde kredi faizlerinin inmesiyle otomobil ve emlak başta olmak üzere talepte bir patlamanın olduğunu ancak diğer ülkelerde böyle bir tüketim çılgınlığı olmadığını söylüyor. 

Uzunoğlu’na göre bu tüketimin bir sebebi var: Ucuz paraya dayalı kredi politikası. 

Merkez Bankası’nın bir yandan açık piyasa işlemleri (APİ) ve swap işlemleriyle piyasaya 400 milyar fonlama yaptığını diğer yandan bankacılık sektörüne “ucuz kredi verin” dediğini söyleyen Uzunoğlu TL mevduat sahiplerinin böyle bir ortamda adeta “cezalandırıldığını” aktarıyor: 
 

TL mevduat sahibi yüzde 6-7 faizle para kazanabiliyor. Bu da yüzde 9 enflasyon beklentisi olduğu durumda… Açıklanan enflasyon, yüzde 12’ye yakın. Böyle bir durumda TL’de kalan bir anlamda cezalandırılmış oluyor. 

Merkez Bankası bu kadar ucuz parayı piyasaya verdiğinde, bir taraftan da döviz satarak döviz de baskılandığı için ucuz paranın bir bölümü dövize gidiyor. İş insanı bir kredi aldığında dövize yatırıyor. TL’de kaldığında kaybedeceğini görüyor. Döviz kurunda yatay hareket olduğunda  “Nasıl olsa bir gün artar” diye döviz almaya başlıyor. 


Altına hücum biter mi?

Doların yanı sıra insanların kendini “güvende” hissetmediği anda yöneldiği yatırım aracı dünyanın her yerinde olduğu gibi altın. 

Sadi Uzunoğlu, bunun “düğünlerde takılan altın” algısıyla sınırlanması gerektiğini vurgulayarak Merkez Bankalarının alıp sattığı veya yatırımcıların kendilerini koruma amaçlı aldığı altın son derece önemli. Dünyada ne zaman paraya güven kalmazsa yatırımcılar, altın, gümüş gibi değerli madenleri almaya eğilim gösteriyor” ifadelerini kullanıyor. 
 

altın
Çeyrek altının fiyatı 800 lirayı aştı/ Fotoğraf: Reuters


Pandemi nedeniyle merkez bankalarının para bastığını dolayısıyla bilançolarda ciddi artış olduğunu hatırlatan Uzunoğlu, şöyle devam ediyor: 
 

Amerikan Merkez Bankası bilançosunda 3 trilyon dolara yakın yükseliş var. Avrupa Merkez Bankası’nda 2,5 trilyon euro parasal genişleme var. Bütün merkez bankaları para basıyor ve faizler tarihsel olarak en dip düzeyde. 

Pandemi devam ederse parasal genişleme de düşük faiz de devam edecek demektir. Düşük faiz devam ederse insanlar, altın almaya, altın da yükselmeye devam edecektir. 


Merkez Bankalarının genel eğilimini ve Amerikan tahvillerinin getirilerine iyi odaklanılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu, şunları söylüyor:
 

Risk alma iştahı düşüyorsa insanlar sistemle ilgili ciddi sorgulama durumuna gelmiş demektir. Dolayısıyla altın ve kıymetli madenlerin önü açılmış demektir.

Dünyada gelir dağılımı bu kadar bozuk olduğu sürece, geniş kesimlerin çok büyük borçları olduğu sürece ekonomilerin hareket etmesi çok zor. Yeni bir buluş olması lazım 1990’lı yıllarda internetin doğuşu gibi… Bu da olmayacağına göre dünya ekonomisinin hızlı şekilde toparlanacağını düşünmüyorum. İktisadi anlamda altının yukarı yönlü olabileceğini düşünüyorum.  


Gedik Yatırım Yatırım Danışmanlığı Müdürü Üzeyir Doğan ise Independent Türkçe’ye yaptığı açıklamada “Piyasalarda bazen bu tarz hareketlenmeler başladığında devamını da kendi getiriyor herhangi bir gerekçe olmasa bile” ifadesini kullanarak altının ise bazı gerekçelere dayandığını söyledi.
 

Üzeyir Doğan İHA
Gedik Yatırım Yatırım Danışmanlığı Müdürü Üzeyir Doğan/ Fotoğraf: İHA


Sadi Uzunoğlu gibi Amerikan tahvil faizlerinin devam eden düşüşünün altın üzerinde etkili olduğunu söyleyen Doğan, “Çin-ABD gerilimi yurt dışında borsalarda çok etkili olmasa da riskten kaçışı ciddi manada tetikleyen unsur. Tüm bu gerekçeler biraz daha yukarı yönlü hareket edeceği işareti veriyor” dedi. 

Dolar/TL’nin geleceği ile iligili, volatilitenin arttığı zamanlarda rakam telaffuz etmenin zor olduğunu vurgulayan Üzeyir Doğan, şöyle devam etti: 
 

Benzer bir durumu yerel seçimler ve İstanbul seçimleri öncesinde de gördük. Bazı tedbir ve düzenlemeler hızlı hareketlere sebebiyet verebiliyor. 

Ancak şunu da belirtmek gerek. Burada alınacak bazı tedbirler de dolar düşsün diye olmayacak. Daha çok istikrarın sağlanması odaklı olacak. “Yetkili kurumlar doları düşürecek” diye beklememek lazım. İlerleyen dönemlerde buradaki volatiliteyi azaltmaya yönelik tedbirler gelecektir. Bu da yukarı yönlü hareketleri bir miktar sınırlayabilir. 


Yabancı para cinsinden rezervler yedi ayda yüzde 55 eridi 

Merkez Bankası rezervleri ile ilgili özellikle son iki yıldır kendini daha güçlü gösteren endişe de iç piyasada yatırımcı psikolojini etkileyen faktörlerden. 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki gün açıkladığı verilere göre Merkez Bankası’nın net uluslararası rezervleri bir haftada 2 milyar 259 milyon dolar düşüş gösterdi. Bir önceki hafta 28 milyar 741 milyon dolar olan net uluslararası rezervler 31 Temmuz ile sona eren haftada 26 milyar 482 milyon dolara geriledi.

Söz konusu rezervler ocağın ilk haftası 41 milyar 130 milyon dolardı. Yani yedi ayda yabancı para cinsinden rezervler yüzde 55 eridi. 

Financial Times’a konuşan Citigroup Gelişen Piyasa Para Birimleri Stratejisti Dirk Willer’a göre Merkez Bankası’nın dolar rezervlerindeki düşüş ve bazı temellerdeki bozulma lira için “inişli çıkışlı” bir yolculuğa işaret ediyor. 
 

merkez bankası.jpg
Fotoğraf: Reuters


Willer’a göre bu durum, bir yıl önce yüzde 24 seviyelerinde seyreden politika faizini 1475 baz puan düşüşle yüzde 8,25’e kadar çeken Merkez Bankası’nın faiz artırımına zorlayabilir. 

Citigroup’tan çarşamba yapılan açıklamada Türk Lirası’nın dolar karşısında üç ay içerisinde 7 lira 25 kuruşa kadar çıkabileceği ifade edilmişti. Gelecek bir yılın tahmini ise 7,75 lira seviyesinde açıklanmıştı. 

Rabobank stratejistlerin Piotr Matys ise Bloomberg’e yaptığı açıklamada faiz artırımı yerine dolar alımlarında “sınırlandırmalar” gelebileceğini ya da para transferlerinde vergilerin artırılabileceğini öngördüğünü aktardı. 

Independent Türkçe’ye konuşan Prof. Dr. Refet Gürkaynak’a göre yurt içinde yerleşiklerin mevduat hesaplarına sınırlamalar getirilmesini denemiş ülkeler var ancak faydasını görmüş ülkeler yok. “Bize özellikle uymaz” diyen Gürkaynak, “Bu üzerinde konuşması korkutucu konulardan bir tanesi. İnsanlara “bu yapılır” korkusu salarsanız o zaman bankalara hücum ettirirsiniz. Yapılmamasında Türkiye için büyük fayda var. Yapılmayacağını ummak gerekir” ifadelerini kullandı. 

TL’ye destek için piyasaya sürülen dolar bitti mi?

Merkez Bankası ile ilgili bir süredir konuşulan diğer bir konu ise TCMB’nin Türk Lirası’nı desteklemek, piyasadaki döviz talebini karşılamak için piyasaya kamu bankaları aracılığıyla döviz sürüp sürmediği. 

Reuters’ın 16 Temmuz’da yayınladığı ve bankacılık sektöründen dört kaynağına ve BDDK verilerine dayandırdığı haberine göre sadece haziran-temmuz arasında 8,3 milyar dolar değerinde döviz satışı gerçekleşti. 
 

bankalar
Fotoğraf: Reuters


Zira, BDDK verilerine göre kamu bankalarının net döviz açık pozisyonu (döviz cinsinden borcun varlıktan fazla olduğu durum) 22 Mayıs'taki 4,3 milyar dolar seviyesinden 3 Temmuz itibarıyla 8,3 milyar dolara yükselmişti. 

Reuters’a konuşan bankacılık kaynakları Türk Lirası'nı desteklemek için piyasaya geçen yıldan beri sürülen miktarın 100 milyar doları aştığı şöyle açıklanmıştı: 
 

TCMB rezervlerinden geçen yıl 30-32, bu yıl 60 milyar dolar satış gerçekleştirildi. Haziran ayında belirginleşmek üzere kamular da bu trende katılmış görünüyor. Bankaların alabileceği açık pozisyon özkaynaklarının yüzde 20'si ile sınırlandırılıyor. Ancak baktığımızda şu anda kamu (mevduat) bankaları yüzde 25'i aşmış durumda. 


Reuters ve Bloomberg gibi bankacılık bağlantıları kuvvetli köklü medya kurumların zaman zaman yaptığı bu tür haberler ekonomistlerde de karşılık buluyor. 

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refet Gürkaynak’a göre bir eliyle parasal genişleme yaratan Merkez Bankası, diğer eliyle kurun çok yukarı gitmesine engel olmaya çalışıyor. Bunu yapma yöntemi olarak da kendisi kamu bankaları eliyle döviz satıyor. 

“Biz bunu Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin erimesi olarak görüyoruz” diyen Gürkaynak şöyle devam ediyor:
 

Bu mekanizmayı duyduğunuz anda “Orada ne kadar rezerv vardı ki zaten, ne kadar zaman daha satılabilecek?” diye düşünüyorsunuz. Gördüğümüz şey bu. O rezervler satıldı, satıldı, satıldı. En nihayetinde satılamayacağı yere geldi. Bu şekilde yapılan para politikasının sonu olmak zorunda. İş bir noktada “Bu kur burada tutulamıyor”a geliyor. Niye şimdi geldiğinin benim bildiğim temiz bir cevabı yok. Bugünün dünden ne farkı vardı bilmiyorum.


Gelişen piyasa stratejisti Timothy Ash, Twitter hesabından 5 Ağustos’ta yaptığı açıklamada “Lirayı desteklemek için bugün 1 milyar dolar daha kullanıldı ve lira, doların zayıfladığı durumda bile hâlâ yüzde 2 değer kaybetmiş durumda. Erdoğan’ın faiz artırımına isteksizliği nedeniyle büyük bedel ödendi, çok fazla döviz rezervi kaybedildi. İnsanların döviz mevduatları harcandı” dedi.


Stratejist Gökhan Uskuay ise dolarda hareketliliğin artmasını ve yükselişin hızlanmasını kamun bankalarının döviz satışından çekilmesine bağlıyor. 
 


Aranılan Türk Lirası’na ulaşılamıyor 

Gelelim iç piyasalardaki hareketliliği bilhassa bu hafta artmasına etki eden nedene: Swap faizleri ve uluslararası piyasada Türk Lirası’nın bulunamaması

Döviz şokunun yaşandığı Ağustos 2018’de çıkan yasal düzenlemeyle Türkiye’de yerleşik bankaların yurt dışı piyasalara sağlayacakları toplam Türk Lirası miktarı da öz sermayelerinin yüzde 25’i ile sınırlandırılmıştı. Şubat 2020'de bu oran yüzde 10'da daha sonra nisanda yüzde 1'e kadar çekildi. 

Tarihler 4 Temmuz 2020’yi gösterdiğinde Türk Lirası cinsinden borcu bulunan dolayısıyla TL’ye ihtiyaç duyan yabancı yatırımcı, TL likiditesinin kısılmasıyla istediği para birimine ulaşamadı. Swap piyasasında umduğunu bulamayanlar, ellerindeki Türk Lirası cinsinden hisse senedi ve tahvilleri satınca, önce Borsa’daki çıkışlar yükseldi ve BIST 100 endeksindeki kayıp günlük yüzde 5’i aştı. 

TL satıp dolar almak isteyen, satacağı TL’yi de piyasadan bulmaya çalışan yatırımcının katlandığı maliyet anlamına gelen swap (değiş-tokuş) faizleri Londra’da yüzde 1000’in üzerine çıktı ve daha sonra eski konumuna geldi. 
 

döviz bürosu afp
Fotoğraf: AFP


Uzmanlara göre kontrollerin bu şekilde devam etmesi yatırımcıyı “ürkütmeye” de devam edecek. 

Trakya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu, Bloomberg HT’ye dün yaptığı açıklamada Türkiye’nin dövizin tek değere sabitlendiği, sermaye hareketlerinin sabit kurda değil, esnek kur sisteminde olduğunu hatırlatarak yabancı yatırımcının bu sistemde hisseye ve tahvile geldiğini söylüyor. 

Eskiden yatırımcı için iki temel risk olduğunu söyleyen Uzunoğlu’na göre bunlardan ilki pozisyon riski. 

“Yatırımcı dövizini Türk Lirasına çeviriyor, hisse, tahvil ya da bono alıyor, istediği zaman da çıkış yapabiliyordu. İşlem riski yoktu. Pozisyon riski vardı ama işlem riski yoktu” diyen Uzunoğlu, Türk Lirası’nın da uluslararası piyasalarda kolay bulunabilir bir para olması sebebiyle yatırımcının rahat hareket edebildiğini ifade ediyor. 
 

Sadi Uzunoğlu
Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu/ Fotoğraf: Mersin Portal


Trakya Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Uzunoğlu,  TL işlemlere getirilen kısıtlamalarla yavaş yavaş yabancının tedirgin olduğu döneme girildiğini söyledi. 

“Swap faizlerinin yüzde 1000’e çıkması, yabancı TL’ye ulaşamıyor demektir. O zaman sizin paranız nasıl konvertibil olacak?” diyen Uzunoğlu şöyle konuştu: 
 

Merkez Bankası açık piyasa işlemleri ile olsun, kendi belirlediği faizi ile olsun yaklaşık yüzde 6,75- 7’ler faiz seviyesinde bankacılık sektörüne fonlama yapıyor. 

Açık piyasa işlemleriyle piyasaya 240 milyar lira para vermişiz. Neredeyse emisyon kadar para APİ’den fonlanmış.  Bir de 160 milyar lira civarında swapla fonlama var. Bu, toplamda 400 milyar lira fonlama demek. Mevduatlar yaklaşık 2 trilyon 750 milyar lira. Merkez Bankası, neredeyse yüzde 20’sine yakın bir fonlama yapıyor. 

APİ ile öyle bir noktaya gelmişiz ki; Merkez Bankası bütün TL piyasasına hakim. İstediği zaman kısıyor, istediği zaman para veriyor. 

O zaman bu serbest piyasa değil. Bunun yerine  “kuru kontrol edeceğiz” deyip ona göre bir politika tasarlarsınız. Hem serbest deyip hem bunu yaptığınızda piyasada stres seviyesi artıyor. 


Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden Prof. Dr. Mehmet Şişman DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada Türkiye’den sermaye çıkışlarına dikkat çekerek "Tahvil piyasasında yabancılar yok gibi. 1 trilyon liraya yaklaşan tahvil piyasasının ancak yüzde 5,4 ü yabancı sermayede, borsada ise yabancı payı yüzde 50'lerin altına gerilemek üzere. Borsa son birkaç günde yüzde 5'e yakın değer kaybetti. Yabancı sermayenin dönmesi için politik atraksiyonda da sorun var. Türkiye bu sonbaharda olmasa da bile ocak ayından itibaren finansal kriz için çok ciddi eğilimler gösteriyor” yorumunu yaptı. 

Merkez Bankası’nın bahsettiği “araçlar” ne olabilir? 

Dolar ve euronun rekor kırmasının üzerinden 1-2 saat geçmemişti ki Merkez Bankası’ndan bir açıklama geldi: Merkez Bankası, fiyat istikrarı ve finansal istikrar temel amaçları çerçevesinde, elindeki bütün araçları piyasalardaki aşırı oynaklığın azaltılması doğrultusunda kullanacaktır.

Bu araçların ne olduğunu sorduğumuz Refet Gürkaynak’a göre bazı şeyleri bozabilecek olmasına rağmen şu koşullarda yapılabilecek“en normal ve doğru şey” faiz artırımı. 

Türkiye’deki iş yapış şekli dahilinde kalıcı yapılabilecek çok fazla bir şey yok. Türkiye’nin Merkez Bankası’ndan da büyük sorunları var şu an. Bunların hepsi yüzeye çıkıyor. Buna geçici yama yapmak mümkün mü? Mümkün. Bunu en temiz yolu elbette ki faizi artırmak. Faiz arttığında Türk Lirası cazip hâle geliyor. Türk Lirası’nın getirisi yükseldiği için lira tutmak cazip hâle geliyor dolayısıyla en azından liranın değer kaybı duruyor. Değer kazanmasına da yardımcı olabiliyorsunuz.

Gürkaynak, faiz artırımının neden işe yaramayabileceğini ise şöyle açıklıyor: 
 

Bankaları bu kadar büyük lira cinsinden kredi genişlemesine neredeyse döve döve ittikten sonra faizleri artırırsanız eğer, elinizde düşük faizden uzun vadeli kredi vermiş şimdi yüksek faizden bunu fonlamak zorunda olan bankalar olacak. Bu bankaları hırpalamış olacaksınız.  Lira cinsinden iş yapan kurumlar, insanlar bunları tekrar fonlamak istediğinde onların faizlerini yükseltmiş olacaksınız. Dolayısıyla  iç talebe de etki edeceksiniz. Ben yine de “iyi şey” olarak bunu görüyorum. Merkez Bankası ne yapabilir? Faiz artırabilir. Normal, doğru şey bu. 


BDDK’nın swap sınırlaması gibi politikalarına da gönderme yapan Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi, “Yakın geçmişte Merkez Bankası’nın, BDDK’nın da yaptığı, devam edemeyeceği çok aşikâr olan, genel iktisat uygulamasında ülkeye zarar veren ama biraz günü kurtarmak için “işe yaramış” gibi bazen gözüken bazen de gözükmeyen, gönül rahatlığıyla “acayip” diyebileceğim uygulamalar gördük. Yine bunlardan birine başvurabilirler mi? Ben bunun işe yaramayacağını görüyorum. Şimdiye kadar da yaramadı zaten. Deneyebilirler mi bilmiyorum” diye konuştu. 

Gedik Yatırım Yatırım Danışmanlığı Müdürü Üzeyir Doğan, Merkez Bankası’nın elinde politika faizi olarak da kabul edilen bir hafta vadeli repo faiz oranı dışında enstrümanlar olduğunu da söylüyor. 

Doğan’a göre geçmiş dönemlerde de görülen geç likidite penceresi, veya piyasadaki ismiyle bilinen “örtülü faiz artışı”  bu alternatiflerden biri. 

Merkez Bankası’nın 2017 başında da uygulamaya aldığı Geç Likidite Penceresi (GLP), gün sonu ödeme sistemlerinde oluşabilecek sorunların önüne geçmek amacıyla TCMB tarafından bankalara verilen limitsiz vadeli TL borçlanma ve aynı koşullarda TL borç verme imkânı. Vadesi bir gece olan bu işlem, işlem gününün son saatlerinde yapılıyor.  
 

döviz AFP
Fotoğraf: AFP


Üzeyir Doğan’a göre ikinci bir “Merkez Bankası aracı” döviz likiditesini artırmak. 

“Burada rezerv opsiyon mekanizması, katsayılarla oynayarak ya da tanımlamalarda değişiklik yaparak bir uygulama olabilir” diyen Gedik Yatırım Yatırım Danışmanlığı Müdürü, son silahın ise faiz olduğunu söylüyor. 

Faizi ilk önlem olarak beklemediğini açıklayan Üzeyir Doğan diğer enstrümanların işe yaramaması durumunda faiz artırımına gidilebileceğini söyleyerek “Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahmini, fonlama maliyetinin üzerine çıktı. Bu durum da gelecek dönemlerde faiz artırımını getirebilir” diyor. 

Independent Türkçe'ye konuşan Atlas Portföy Yönetimi Direktörü Egemen Candır ise "Kur, 5-6 seviyelerine sert bir faiz indirimi ile inebilir" dese de kendisi de şu konjonktürde faiz artışından yana olamayanlardan. 

 

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU