Her gün hatırlamamız, gece gündüz birbirimize hatırlatmamız gereken bir hadis var: Sadaka vermekle maldan hiçbir şey eksilmez.
Bununla ilgili pek çok ayet de var. En sevdiğim Bakara Suresi, 261. ayet:
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak veren ve her başağında 100 dane bulunan bir tek tohumun hâli gibidir. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir...
Bundan daha güzel bir tasvir olabilir mi inanan bir insan için?
Eğer imanımız yeterince güçlüyse ya da vere vere güçlenirse, verirken artık elimiz titremeyecek; çünkü biliyoruz ki Allah katbekat verecek.
Ve hepimiz mazlum coğrafyaların bu çocuklarını kendi çocuklarımız olarak görebildikçe bereketi artacak yuvamızın, ömrümüzün. İşte böyle bir dünya hayal ediyorum.
Amin.
Sizi tanıyabilir miyiz?
Selamlar. Ben Assalam Vakfı Başkanı Hatice Çolak Ali. Öncesinde THY'nin sosyal sorumluluk projelerini yönetiyor, üniversitelerde gönüllülük ve STK'lar üzerine eğitimler veriyordum. Dünyanın yarısını gezdikten sonra, ki bu 100 civarında ülke ediyor, bir gün hayatımı değiştiren, ki o zamanlar bunu bilmiyordum, bir seyahate çıktım. 3 günlüğüne geldiğim Afrika'da 9 yıldan uzun süredir yaşıyorum.
Peki, 100 ülke varken neden Zanzibar?
Açıkçası Zanzibar'a gelirken buraya yerleşmek gibi bir düşüncem yoktu. Ama 2. günümde buraya yerleşmeye karar verdim. Bunu, nasıl ilk görüşte aşkı açıklayamıyorsak, öyle açıklayamıyorum. Ama geçen 9 yılda iyi ki diyorum her gün. Şükrediyorum.
Elbette geriye dönük olarak Allah'ın neden bize Zanzibar'ı nasip ettiğini düşündüğümde bolca neden görüyorum şimdi. Öncelikle burası küçük bir ada, Kıbrıs gibi düşünün. 1,5 milyon kadar bir nüfusu var ve burada yaptığımız şeyi modellememiz ve buradan dünyaya ilham olma ihtimalimiz çok daha fazla, koskoca metropollerde kaybolmaktansa. Büyük resmi görmemiz ama kaybolmamamız lazım bizim, yaptığımız her şeyi model olabilecek şekilde tasarladığımız düşünüldüğünde.
9 yılda 4 binden fazla kişi gönüllü olarak geldi dünyanın her yerinden. Her gün Afrika'nın çeşitli yerlerinden ziyaretçiler geliyor. Yaşayan, sürdürülebilir bir sistem kurmak isteyenler için bir ilham kaynağı olduk. Yani kurduğumuz sistemin içinde sadece yaşamaya devam ettiğimizde dahi buraya ziyarete gelen herkesin kalbine tohumlar ekiyoruz.
Zanzibar her ne kadar uzak ve bilet fiyatları yüksek olsa da birçok avantajı var. Bir kere siyasi anlamda güvenli; terördür, savaştır, darbedir olmuyor birçok Afrika ülkesinde habire olduğu gibi. Salgın hastalıklar da yok. Ama en önemlisi, devlet olarak da halk olarak da herkesi olduğu gibi kabul edip bağrına basan harika bir mizacı var adanın. Mesela birkaç hafta önce bir eğitim kampımız vardı. Filistinli, Yemenli, Iraklı, Suriyeli gençler geldi kampa. Dünyanın başka ülkelerine mülteci olmadan vize almaları neredeyse imkânsız bu gençlerin; Avrupa, Amerika Türklere bile vize vermiyor kolay. Ama Zanzibar'a kolayca geliyor herkes.
İnsan ağırlamak dışında neler yaptınız buradaki 9 yılınızda?
Geldim geleli bir şeyler kuruyoruz. Bir köy, bir vakıf, bir okul, bir müze, bir çiftlik, bir sanat merkezi, bir kafe, birçok marka ve mağaza. 2 milyondan fazla kişinin hayatına dokunduk.
Ama bence kurduğumuz en önemli şey okulumuz. Hani filmlerde görürüz, dünyanın en güçlü insanıdır ama çocuğu için tüm gücünü hiçe sayar ana kahraman. Tüm senaristler bunu bildiği için hep çocuk üzerinden kurulur ya da çözülür düğümler. Bizim için de okul öyle bir şey. En önemli varlık sebebimiz, önceliğimiz. Her bir çocuk, öz çocuğumuz gibi. Her birisi bir senaryoyu hak eden hikâyeler taşıyor içlerinde. Ve her birisi bir kahramanı hak ediyor.
Neden peki? Okulunuzu ve öğrencilerinizi diğerlerinden ayıran şey ne?
Yıllardır kendimi hepimizin bildiği hikâyedeki, gelgitle beraber kıyıya vuran ve güneşin altında kuruyup ölmek üzere olan deniz yıldızlarını tek tek denize atan genç adam gibi hissediyorum. Hani biri gelip genç adama soruyor, "Daha binlercesi var, yaptığın şey neyi değiştirebilir ki?" Genç adam bir deniz yıldızını daha atıyor denize ve cevap veriyor: "Bak, şimdi onun için çok şey değişti."
Rakamlardan bahsedince insanın çok çabuk canı sıkılabiliyor. Ne yaparsan yap yetmiyor çünkü dünyada ne savaş bitiyor ne yoksulluk. Milyarlarca olduk, her yerimiz de dert.
Neyse ki Allah bizi seferden sorumlu tutuyor, zaferden değil. Mesela biz Zanzibar'da, küçük bir balıkçı köyünde, çocukların eğitimle bambaşka bir geleceğe ulaşabilmesi için bir okul kurduk. Ama Afrika'da 700 milyondan fazla çocuk yaşıyor ve üçte biri okula gidemiyor. Bizim sadece 173 öğrencimiz var ve yani istatistiksel olarak 4 milyonda 1 çocuğa ulaşabiliyoruz. Bir yandan bakınca anlamsız gibi görünüyor değil mi oran? Ama bir de şöyle bir yerden bakalım:
Geçen ay 2 öğrencimizi değişim programıyla İstanbul International School'a gönderdik 3 aylığına. Henüz 13 yaşındalar. Çocuklardan bir tanesinin babası gözyaşları içinde geldi ve dedi ki: "Hayatım boyunca bu adanın dışında bir yer görmeyi hayal ettim. Bana nasip olmadı ama çocuğum daha 13 yaşındayken ona kıtalar ötesi nasip oldu." Düşünün, köylü bu olayı kutlamak ve Assalam sonsuza dek yaşasın diye köyün camisinde dua merasimi düzenledi.
Şimdi siz de hikâyeyi görüyor ve hayatı değişen deniz yıldızlarını hissediyor olmalısınız.
Herkesin Afrikalı bir çocuğu evlatlık alma hayali var. Sizin de var mıydı?
Ben coğrafyanın kader olduğuna inananlardanım ve çocuğun içine doğduğu topluma ait olduğunu düşünüyorum. Ailecek bir yere göçerler, o ayrı. Büyür, kendi tercih eder, ayrı. Ama tek çocuğu bağlamından koparmak ona haksızlık.
Ayrıca ben evlatlığın biraz daha ötesine geçtim, kendi Afrikalı çocuklarımı doğurdum. Afrikalı biriyle evliyim ve Afrikalı olarak yetiştirdiğimiz evlatlarımız var Allah bağışlasın. Ama benim 5 yaşındaki kızım bile sürekli neden benimle aynı renk olmadığını sorguluyor.
Üstelik Afrikalı bir çocuğunuzun olmasını hayal ediyorsanız onu illa doğurmanız ya da alıp ülkesinden ayırmanız gerekmiyor. Okulumuzdaki çocukların %60'ı parçalanmış ailelerden geliyor ve asıl aileleri Assalam. Liseye geçen çocukları ekoköyümüze yatılı olarak alıyoruz zaten. Hem bizimle kalıp dünya vatandaşı oluyorlar hem diledikleri zaman gidip akrabalarını ziyaret edebiliyorlar. Siz bir çocuğa sponsor olarak o çocuğun uzaktaki ailesi olabilir, dilediğinizde gelip onu ziyaret edebilirsiniz. Üstelik her 6 ayda bir çocuğun bilgilerini, fotoğraflarını, mektuplarını sizinle paylaşıyoruz. Yani gerçek bir bağ kuruyorsunuz.
Peki, devletin okulları yok mu? Okulun diğer okullardan farkı ne?
Okulumuz, bizim okulumuz diye söylemiyorum, çok özel, çünkü geleceğe en büyük yatırımımız. Buraya gelen ve giden gönüllü ve misafirlerimiz tohumu dünyaya yayma noktasında çok önemliyse de öğrencilerimiz gözümüzün önünde fidana, ağaca dönüyor. Meyvelerini tüm dünyayla paylaşacağımız günler yakındır inşallah.
Çocuklarımız burada sırada oturup ders dinlemek yerine sahada, tarlada, marangozhanede, terzihanede, sanatla, doğayla, sporla öğreniyorlar. Bir gün laboratuvarda deney yapıyor, başka bir gün bahçede bir şey yetiştiriyor, sahnede kendini ifade ediyorlar. Biz eğitimi, çocuğun bütün potansiyelini keşfetmesi olarak görüyoruz. Okulumuzda çocukların merakına ve sınırsız hayal dünyasına kapı açıyoruz.
Zaten Assalam'ın logosu bir kapı, mottosu kapılar açmak. Çünkü dünyada ne oluyorsa kapıları zorlayınca, açınca oluyor. Kapı açıldıktan sonra biz çekilsek de kişi kalanını halledebiliyor.
Devlet okullarında sınıf mevcudu ortalama 75-100 öğrenci, bazı durumlarda 200'e kadar çıkabiliyorken bizde sınır sınıf başına 20 öğrenci. Öğrenci-öğretmen oranı devlette 1:70, bizde 1:15. Dolayısıyla çocuk burada öğrenme fırsatı buluyor.
Genel olarak Zanzibar'daki çocukların %60 kadarında yetersiz beslenme söz konusuyken okulumuzdaki çocuklar 3 öğün yemek yiyorlar. Eğitim, üniforma, kırtasiye, sağlık gibi neredeyse tüm temel ihtiyaçları okul tarafından karşılanıyor. Okul sonrası ve hafta sonları kulüp ve medresemize devam ediyorlar. Yani ailenin üzerindeki tüm yükü alıp çocuğu bir eser gibi yetiştirmeye çalışıyoruz, ilmek ilmek dokuyoruz.
Yani bir çocuğa sponsor olduğumuzda sadece okula gitmiş olmuyor?
Okulumuzdaki bir çocuğun eğitimine destek olmak, okul ücretini karşılamanın çok ötesinde, düzenli öğrenmeye devam etmesine, güvenli bir ortamda büyümesine ve önünde yeni seçenekler oluşmasına katkı sağlamak demek. Tabii ki bir inşaata yapılan bağış gibi aylar içerisinde etkisini göremiyorsunuz. Ama yıllar sonra o çocuğun önünde hiç hayal bile edemediği yollar açılacak ve umarız ki o çocuk Afrika'nın bambaşka bir kıta olmasını sağlayacak. Bazen tüm çabamızın tek bir çocuk için olduğunu hissediyorum. Hangi çocuk, ne zaman, nasıl, Allah biliyor.
İnsanlar bir öğrenciye nasıl destek olabilir?
Bir öğrencinin aylık eğitim sponsorluğu 100 avro. Ancak kişi dilerse 50 avroyla yarım, 25 avroyla çeyrek destek verebiliyor. Küçük görünen düzenli katkılar bir araya geldiğinde bir çocuğun eğitimini sürdürebilmesine yardımcı oluyor. İsterseniz tek başınıza, isterseniz ailenizle veya arkadaşlarınızla, isterseniz şirket olarak, isterseniz dernek ya da gün grubu olarak bir öğrencinin eğitimine destek olabiliyorsunuz. Anadolu'dan ayda bir gün düzenleyip toplanan miktarla tek bir öğrencimize destek olabilen teyzelerimiz de var, Avrupa'dan veya Türkiye'den 10'ar öğrenciye destek olan şirketler de. Yeter ki isteyin.
Burada önemli olan düzenli bağış, yani düzenli talimat vermek. Bazen birisi sponsor oluyor ama sonra aylarca unutuyor. Sürekli arayıp hatırlatmamız gerekiyor. Nasıl kendi çocuğumuzun okul taksitlerini aksatmıyorsak burada da böyle bir hassasiyet gerekiyor; çünkü biz ne maaşları ne okul servisinin masraflarını ne yemekleri ne kırtasiye ücretlerini aksatamıyoruz.
Peki, yeterli sponsor bulamazsanız ne olur?
Biz Assalam'ı kendi ayakları üzerinde durabilecek bir ekoköy olarak tasarladık; aslında niyetimiz kendi kaynaklarını, yani gıdasını, enerjisini üreten bir kurum olmak. Ancak hâlihazırda sadece %30 oranında bağış bağımsız ayakta kalabiliyoruz. Henüz kendi ayaklarımız üzerinde duramıyoruz, emekliyoruz yani.
Biz yürüyebilene kadar yeterli sponsora ulaşamazsak lise kısmını iptal edebiliriz, o da hayallerimiz için büyük darbe olur. Çünkü hep bu çocukları ana sınıfından alıp üniversite dâhil yanlarında olmayı hayal ettik. Ama Allah büyük, o bir kapıyı açmadan ötekini kapatmaz, biliyoruz. Her şey nasip meselesi; eğer o çocukların nasibinde ve bizim ve sizin nasibinizde varsa Allah hepimiz için gerekli kapıları açacak, biliyoruz.
Aklıma yatıyor ama "Acaba bağışım gerçekten o çocuğa ulaşıyor mu?" diye düşünenler veya sürdürülebilirlikten endişe edenler için ne söylersiniz?
Çok haklı bir tereddüt bu, çünkü maalesef dünyada bağış kültürünü zedeleyen pek çok örnek yaşandı. Biz Assalam'da sistemimizi tamamen "şeffaflık ve bağ" üzerine kurduk. Siz bir çocuğa sponsor olduğunuzda soyut bir kuruma para yatırmıyorsunuz; adı, sanı, hayali belli olan bir çocuğun hayatına dokunuyorsunuz.
Her 6 ayda bir sponsorlarımıza çocuğun akademik gelişim raporunu, sağlık durumunu, çektiğimiz güncel fotoğraflarını ve en güzeli de o çocuğun kendi eliyle size yazdığı/çizdiği mektubu gönderiyoruz. Dahası, kapımız herkese açık. Zanzibar'a geldiğinizde okulumuzu ziyaret edip sponsor olduğunuz çocukla oturup çay içebilir, gözlerinin içine bakabilirsiniz. Biz sadece bütçe değil, gönül bağı büyütüyoruz.
Bazen genelde "Ben Afrika'daki bir çocuğa yardım ediyorum" duygusuyla yola çıkıyoruz ama zamanla görüyoruz ki aslında o çocuk bize yardım ediyor. Günümüz dünyasının koşuşturmacasında, tükettiğimiz ama doymadığımız o koşturmacanın içinde insana en iyi gelen şey, dünyanın bir ucunda sizin vesilenizle okula giden, karnı doyan, yüzü gülen bir çocuğun varlığını bilmek.
Sponsorlarımızdan sık sık şu mesajı alıyoruz: "Bugün çok zor bir gündü ama telefonuma çocuğumun gülümsediği fotoğrafı gelince dünyam değişti." Siz orada bir çocuğun hayatını değiştirirken o çocuk da sizin evinizin bereketini, kalbinizin hizasını değiştiriyor. Bu, paranızla satın alamayacağınız bir ruh hafifliği.
Peki, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Her gün hatırlamamız, gece gündüz birbirimize hatırlatmamız gereken bir hadis var: Sadaka vermekle maldan hiçbir şey eksilmez. Bununla ilgili pek çok ayet de var. En sevdiğim Bakara Suresi, 261. ayet: "Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak veren ve her başağında 100 dane bulunan bir tek tohumun hâli gibidir. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir..." Bundan daha güzel bir tasvir olabilir mi inanan bir insan için?
Ben kendim için bir şey istemeye çekinirim ama bu çocuklarımız için dilenci gibi burs istemekten usanmıyorum. Bazen gücünün yeterli olmadığını söyleyen arkadaşlarım oluyor, bakıyorum istediğim miktar, kendi çocukları için verdiği okul taksidinin 40'ta biri. Aslında hepimiz sadece aylık maaşımızın 40'ta birini versek, zekât gibi, yıl sonunu beklemesek, yetecek.
Eğer imanımız yeterince güçlüyse ya da vere vere güçlenirse, verirken artık elimiz titremeyecek; çünkü biliyoruz ki Allah katbekat verecek. Ve hepimiz mazlum coğrafyaların bu çocuklarını kendi çocuklarımız olarak görebildikçe bereketi artacak yuvamızın, ömrümüzün. İşte böyle bir dünya hayal ediyorum. Amin.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish