Türkiye'nin Irak'tan çekilmesi ne anlama geliyor?

Faik Bulut Independent Türkçe için yazdı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali Zeydi, BM binası, 23 Eylül 2026 / Fotoğraf: T.C. Cumhurbaşkanlığı

Amerikan kuvvetleri 30 Eylül 2026’da Irak’tan çekilip komşu ülkelere konuşlandığında, hükümet ve İran bağlantılı Şii Haşdi Şabi milisleri çekilme tarihini "millî egemenlik günü" olarak kutladılar. Buna karşılık Irak Kürdistan Bölgesi yönetimi telaşlandı ve endişelerini kamuoyuyla paylaştı.

Diğer yandan, çekilme olayının tam anlamıyla "egemenliğini tekrar elde etme" olup olmadığı tartışmalıdır. Zira gerek kutlamalarda gerekse Tahran’da iyimser bir memnuniyetle karşılanan Amerikan birliklerinin geri çekilişi ve askerî üslerinin başka yerlere nakledilmesi, bilhassa Batılı medya organlarında şöyle yorumlandı:

Irak, sahiden egemenliğine kavuştu mu yoksa kutlamalar, İran’ın dolaylı aracılığıyla yapılan bir gövde gösterisi ve algı yönetimi mi?


Sorunun cevabı böylece kalsın. Çünkü esas konumuz, Türkiye’nin Irak’tan çekilmesinin Kürdistan Federal Bölgesi’nde yol açtığı ve neden olacağı gelişmelerdir. Bağdat’taki kulislere bakılırsa Amerikan kuvvetlerinin çekilmesi ve PKK’nin silah bırakacağını duyurmasının ardından Türkiye’nin Musul-Şengal bölgesinde bulunmasının fazlaca anlamı kalmadı.
 

PKK'nin silah yakma olayı sırasında tepede gözcülük yapan bir örgüt militanı, 26 Ekim 2025 / Fotoğraf: Al Majalla
PKK'nin silah yakma olayı sırasında tepede gözcülük yapan bir örgüt militanı, 26 Ekim 2025 / Fotoğraf: Al Majalla

 

Dolayısıyla birliklerini çekmeden önce Irak merkezî hükümetiyle yeniden masaya oturup şartlarını konuşmaya karar verdi.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’e göre:

Amerikalı askerlerin gitmesine karşılık Türkiye kuvvetlerinin üslerde kalması yeni denklemi bozabilirdi. Bu yüzden Türkiye de üsleri kademeli boşaltmak durumunda kaldı.
 

ABD askerlerinin çekilmesini kutlayan Şii milisler. Üç dildeki yazıda, “Onlar dönerse, biz de geri geliriz” ifadesi yer alıyor / Fotoğraf: Fotoğraf: AA
ABD askerlerinin çekilmesini kutlayan Şii milisler. Üç dildeki yazıda, "Onlar dönerse, biz de geri geliriz" ifadesi yer alıyor / Fotoğraf: Fotoğraf: AA

 

Iraklı üst düzey bir yetkilinin, Londra merkezli Suudi Arabistan dergisi Al Majalla muhabiri-yazarı Rustem Mahmud’a dediği gibi:

Çekilme kararı, 2 hükümet arasında varılan anlaşmanın sahadaki taçlandırılmış hâlidir. Zira siyasi, güvenlik, ekonomik ve benzeri konular da anlaşma kapsamında bulunmaktadır. Üstelik geri çekilecek Türk kuvvetleri bir süre için sınır bölgelerinde, büyük ihtimalle de PKK örgütünün boşalttığı kamplarda geçici olarak kalacaklar.


Bilindiği üzere daha önceki yıllarda da PKK’ye karşı mücadele sırasında kullanılan Musul-Şengal hattındaki Başika-Zelikan üssü, 2015 yılında istikrarlı hâle getirilmişti. Burada yaklaşık 4.000 Türk askeri ile onlarca tank, radar sistemi, lojistik merkezi ve askerî eğitim sahası bulunmaktadır.

O dönemdeki Türk askerî varlığı şöyle gerekçelendiriliyordu: Musul’u 2014’te ele geçiren IŞİD ve PKK örgütlerine karşı yürütülecek mücadeleye katılmaya hazırlanan Iraklı güçlerle Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşacak ve yürütülecek mücadeleye katılacak yerel unsurların eğitilip korunması.

Başika-Zelikan üssünün varlığı 10 yıl boyunca Irak kamuoyunda tartışma konusu olmuştu. Özellikle İran bağlantılı Haşdi Şabi milisleri tarafından bu askerî varlık "toprak işgali ve millî egemenliğin ihlali" olarak nitelendirilmekteydi. Bu yüzden de söz konusu askerî üs, ara sıra saldırı ve bombalamalara da maruz kalabiliyordu. Özellikle İran ile Türkiye arasında Irak üzerinde nüfuz kavgası ve gerginliğinin yaşandığı dönemlerde bu tür saldırılar daha da yoğunlaşıyordu.

Öyle ki söz konusu Haşdi Şabi milislerinin bazı fraksiyonları, silahlarını Irak ordusuna teslim etmek için şu şartı öne sürüyorlardı: Önce Türk askerleri topraklarımızdan çekilsin, sonra silahlarımızı veririz!

Ülkedeki farklı siyasi partiler arasında da Türk askerinin varlığı ciddi tartışmalara yol açabiliyordu. Buna karşılık Türkiye, "millî güvenliğini koruma" gerekçesiyle askerlerini geri çekmemekte direnmişti.
 

Mesud Barzani. Amerikan askerlerinin çekilmesinin ardından Kürdistan yönetimi telaşlı
Mesud Barzani. Amerikan askerlerinin çekilmesinin ardından Kürdistan yönetimi telaşlı

 

Türkiye Başika ve Zelikan üslerini boşaltıyor

Şimdi de somut adımların nasıl atıldığına bakalım. Üst düzey siyasi bir Iraklı yetkilinin anlatımına göre Türkiye ile Irak hükümetleri arasında haftalarca süren görüşmeler yapıldı. Ankara her seferinde şartlarını öne sürdü, Bağdat yönetimi de kendi çıkarları doğrultusunda gerekli cevapları verdi. Nihayet ana çerçevede mutabakat sağlanmış oldu.

Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül'de New York’taki BM Genel Kurulu ziyareti vesilesiyle buluşup 3 maddelik çekilme hususunda mutabakata vardılar:

1- TSK’nin Musul bölgesindeki üslerden kademeli devri,
2- Şengal’de Irak devlet otoritesinin eksiksiz tesisi,
3- bölgedeki tüm yabancı silahlı unsurların varlığına son verilmesi.


T.C. Millî Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, 1 Ekim 2026 tarihli açıklamasında şöyle diyordu:

Irak merkezî hükümeti Sincar’daki güvenlik uygulamalarında ilerleme görülmesi sonucu kararlaştırılan mekanizma ve zaman çizelgesi doğrultusunda Zelikan üssünün kademeli olarak Iraklı makamlara teslim edilmesi kararlaştırılmıştır.
 

Türk askeri, Zelikan Kampı'nda eğitim verecek / Fotoğraf: Kurdistan24
Türk askeri, Zelikan Kampı'nda eğitim verecek / Fotoğraf: Kurdistan24

 

Kürdistan yönetimi anlaşmadan memnun değil

Amerikan askerlerinin çekilişi nedeniyle endişelenen Kürdistan yönetimi, Türkiye’nin Başika-Zelikan üssünden ayrılması ve Bağdat ile Ankara arasındaki anlaşmadan ötürü de hoşnut kalmadı.

Ankara ile Bağdat arasında varılan ama açıklanmayan anlaşma kararlarını sıraladığımızda Erbil yönetiminin de hoşnutsuzluğunun sebebini daha iyi anlamış oluruz:

• İran yanlısı örgüt ve oluşumların (Haşdi Şabi bileşenleri gibi) bundan böyle Türkiye yanlısı Iraklı Sünni şahsiyet veya çevrelere yönelik baskılarına son verilecektir.
• Türkiye’ye yakın bu kesimlerin Musul’da faaliyette bulunmasına müsaade edilecektir.
• PKK bağlantılı oluşumların (Ezdixan bölgesindeki YBŞ silahlı biriminin) Irak ordusu saflarına bağlı kolluk kuvveti gibi çalışması ve geri kalanın da orduya eklemlenmiş olan Haşdi Şabi bünyesinde görev alması.

Kürdistan yönetimine gelince, Türkiye-Irak hükümet mutabakatının sonuçlarından hoşnut kalmadığını birkaç gerekçeye bağlamaktadır:

• Türk birliklerinin geri çekilmesi, Musul-Şengal-Suriye sınırı mıntıkalarında şimdiye kadar sağlanan asayiş, huzur ve emniyetin bozulup istikrarsızlığın yayılmasına yol açacaktır. Amerikalı askerlerin çekilmesi de böyle bir karmaşayı yaygınlaştıracaktır. Dolayısıyla Kürdistan yönetimi bütün bu ağır yükü kaldıracak konumda değildir.

• Türkiye’nin askerî ve güvenlik açısından bıraktığı boşluğu kimin dolduracağı da belli değildir. Eskiden Türk askeri, Başika-Zelikan hattında Musul-Şengal-Suriye sınırı çevresine yönelik saldırıları (Haşdi Şabi veya IŞİD ya da PKK) önleyen bir set (duvar-barikat) işlevi görebiliyordu.

• Bu da aynı zamanda başkent Erbil’in daha güvende olmasını sağlıyordu. Zira Kürdistan yönetimi, bölgedeki İran ile Türkiye arasındaki nüfuz rekabetinden istifade ederek ikisi arasında denge politikası güdebiliyordu. Şimdiyse bu kozundan, imkânından mahrum bırakılmıştır.

• Ankara ile Bağdat mutabakatı, Êzdilerin yaşadığı Şengal’deki (Ezdixan bölgesinin) denetimini merkezî hükümetin uhdesine almak suretiyle Kürdistan yönetiminin buradaki çıkarlarını dışlıyor. Şöyle ki mutabakat uyarınca Irak hükümeti, bölgedeki idari ve siyasi durumu normalleştirecek; PKK yanlısı oluşumlar Irak İçişleri Bakanlığına bağlanacaktır.

• Oysa belirlenen kurallar, Irak merkezî hükümetiyle Kürdistan yönetimi arasında varılan 2020 yılındaki "Şengal Anlaşması"na aykırı bir durumdur. Çünkü Anayasa’nın 140’ıncı maddesi gereği imzalanan bu anlaşma, Êzdixan bölgesinin idari, güvenlik, ekonomik ve siyasi alanlarda ortak biçimde yönetilip denetlenmesini öngörüyordu.

• Son olarak Bağdat-Ankara mutabakatının ekonomiyle ilgili bölümü de Kürdistan’ın bu alandan dışlanmasına dayanmaktadır. Söz gelimi ikili anlaşma çerçevesinde inşa edilecek yeni ticari güzergâhlar (Basra’dan başlayıp Türkiye sınırındaki Ovaköy gümrük kapısına uzanan Kalkınma Yolu Projesi) Kürdistan denetimindeki topraklardan geçmeyecektir. Ayrıca ticari amaçla açılan Musul Havalimanı ile Suriye toprakları üzerinden transit kara yolu geçişleri, Kürdistan’ı ekonomik gelirlerden mahrum bırakmaya yöneliktir.
 

Habur Sınır Kapısı'nın Irak Kürdistan Bölgesi tarafından görünümü
Habur Sınır Kapısı'nın Irak Kürdistan Bölgesi tarafından görünümü

 

Mesela, İbrahim Halil (Habur) Gümrük Kapısı’nın 2021’in ilk 6 aylık geliri 394 milyar 126 milyon dinar (266 milyon 301 bin dolar) iken 2022’nin ilk 6 ayındaki geliri 461 milyar 754 milyon dinar (311 milyon 995 bin dolar) oldu. (Kaynak: Rûdaw sitesi, 5 Eylül 2022)

Bu demektir ki Türkiye ile Irak arasında ticaret-ekonomi-enerji alanlarındaki son anlaşmalar hayata geçirildiğinde Habur Sınır Kapısı’ndaki gelir miktarı yüzde 85-90 oranında azalma gösterecektir.

Petrol satımının, daha doğrusu enerji (petrol-doğalgaz) ihracının Irak merkezî hükümeti tarafından kontrol altına alınmasını da hesaba katarsak Kürdistan Federal Bölgesi gelirleri büyük oranda düşecek ve Erbil yönetimi hem Bağdat hem de Ankara hükümetlerine daha fazla bağımlı hâle gelecektir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU