İnsanlık tarihinin en önemli filozoflarından biridir, hatta ilklerinden.
Thales, Anaksimandros, Herakleitos, Demokritos gibi doğa filozofları sonrası insanı anlamayı düşüncelerinin merkezine almış bir filozoftur Sokrates.
İnsan felsefesi denilince akla ilk o gelir. Doğa filozofları “Maddenin ilk nedeni (arkhe/töz/cevher) nedir?” sorusunun cevabının peşine düşmüşken Sokrates, bu çabayı çok anlamsız bulur ve “Kendini bil” düsturuyla insanı felsefenin merkezine koyar.
Öğrencisi Alkibiades hocasının büyüklüğünü şu cümle ile anlatır:
Ne bugün ne de bizden önce yaşayanlar arasında bu tuhaf canlıya yakından uzaktan benzeyen bir başkasını bulamazsınız.
Her şeyin zaman ve mekâna göre değiştiğini savunan Sofistlerin (döneme hâkim) görecelilik düşüncesine büyük bir darbe vurarak onun yerine akılcılığı ve “hakikat” düşüncesini yerleştirdi.
Birçok kişi onu bu şekilde büyük bir filozof olarak bilir ama yapı sökümü düşüncesinin en bilindik temsilcisi Nietzsche'ye sorarsanız, Sokrates insanın içgüdüsel ve estetik yönlerini hiçe sayıp hayatı akılcılaştırarak ve ahlakileştirerek düşünceye büyük bir darbe vurdu!
Yıl boyunca kötü elbiseler ve yalın ayakla dolaşan büyük filozof, ne Atinalılar ne de karısı Ksanthippe tarafından sevildi!
Atinalılar onu sevmedi, çünkü muhataplarına hiç kibar davranmaz, incitici bir üslupla karşısındakinin doğrularını öldürücü bir ironi ile alaya alırdı!
Karısı da onu sevmedi, çünkü Sokrates iyi bir aile reisi değildi. Yoksuldu, para kazanmıyor, ailesini ve çocuklarını ihmal ediyordu.
En büyük zevki çarşıda pazarda, bir dükkân ya da atölyede tartışabileceği birini bulmaktı.
Maddi durumu iyi olmayan Sokrates’e karısının, “Sen de Sofistler gibi bilgini para ile sat” teklifini “Bilgi, hayatın en kutsal şeyidir, parayla satılmaz” inancıyla kabul etmedi.
Kocasının boş şeylerle uğraştığını düşünen, öğrencilerini evden kovan huysuz ve inatçı Ksanthippe’nin bir gün Sokrates’in başına bir kova çamur döktüğü söylenir.
Başına geleni sükûnetle karşılayan filozofun bu duruma “Gök gürültüsünden sonra yağmur yağması gibi, bu da beklenmedik bir şey değildi” şeklinde ironik bir tepki verdiği söylenir!
Çevresinin beklentilerine aykırı bir şey yaptığında ya da önemli bir karar aldığında “daimon”un onun başka şekilde davranmasını yasakladığını söylerdi.
Bu ses, sadece bazı şeyleri yasaklıyor, yoksa ne şekilde hareket etmesini söylemiyordu.
Sokrates’in çocukluktan itibaren duyduğunu iddia ettiği ses olan “daimon” neydi?
Bazılarına göre onun iç dünyasının (vicdan) sesi, bazılarına göre onun dehası, bazılarına göre ise periyodik olarak kendisini gösteren halüsinasyonlar...
Platon’un hocası Sokrates, yazının insan zihnini tembelleştirdiği gerekçesiyle oturup düşüncelerini kaleme dökmedi, felsefesini kendi yaşamına tatbik ederek anlattı.
Sokrates’e ait en kapsamlı bilgilere Platon’un Sokrates’i konuşturduğu Diyaloglar adlı eserinden ulaşabiliyoruz.
Kısa boylu, göbekli, kel, kalın dudaklı, basık burunlu, kısacası komik görüntülü ve bu hâli ile dalga geçecek kadar özgüvene sahip Sokrates, ironi sanatının ilk önemli temsilcisi kabul edilir.
Bir konuyu tartıştığında karşı tarafa sorduğu sorular ile önce onları kendileriyle çelişkiye zorlayarak kişilere düşüncelerinin yanlışlığını gösterdiği, ardından yine sorduğu sorularla kişileri doğru bilgiye ulaştırdığı “doğurtma yöntemi”ni geliştirdi.
Annesi ebe olan Sokrates, belki de bu tekniği annesinin mesleğinden aldı!
Entelektüel dünyada geçerli fikirlerden biri olan kötülüğün doğuştan gelen bir duygu olduğu düşüncesine katılmadı.
Kötülük, insanın doğasında yoktu; kötülüğün kaynağı bilgisizliğin kendisiydi.
Bilgili insan (iyi) ve bilgisiz insan (kötü) vardı.
Bir insan, bilgisinin gerektirdiğinden farklı hareket edemezdi.
Dolayısıyla Sokrates’te bilgi ve eylemin özdeşliği söz konusudur.
Bir konuda neyin iyi neyin kötü olduğunun bilgisine sahip olup da o konuda yanlış yapmak mümkün değildi, ona göre.
Bu bilgi, okul müfredatlarında öğretilen bilgi değildir, elbette.
Sokrates, insanın kendisini ve toplumu tanımasına olanak sağlayan, insanı kemale erdiren —belki de insanın hiçbir zaman ulaşamayacağı— “ideal bir bilgi”den bahsetmektedir.
Bu ideal bilgi, bir insanı düşünsel anlamda kendi özünün bilincine ulaştıran kusursuz bilgidir.
Bu ideal bilgiye ulaşmak mümkün olmasa bile bu konuda gösterilecek her çaba bizleri daha nitelikli bir insan olma yolunda bir basamak daha öteye taşıyacak ve biraz daha kötülükten uzaklaştıracaktır, diye kabul etmek gerekir.
Sokrates’e göre insanın nihai hedefi “ilahi ideal”e ulaşmak olmalıdır:
Hiçbir şeye ihtiyaç duymamak, ilahi olanla eş değerdir. Az şeye ihtiyaç duymak ise ona en çok benzemektir. Ve ilahi doğa mükemmelliktir, ona yaklaşmak mükemmelliğe yaklaşmaktır.
Bu “ilahi ideal”e bilgi ile ulaşılabilir.
Bu bilgiye sahip olan erdemli insandır.
Ve erdem ile insan ancak mutluluğa, iç dinginliğine ulaşabilir.
Filozofun formülasyonu basittir: Bilgi erdemi, erdem mutluluğu getirir.
Erdem, insanın kendini bilmesidir; kendisinin ve çevresinin bilincinde olmasıdır.
Erdem öz denetimdir, arzularına hükmedebilmek yani “ilahi ideal”e yaklaşmaktır.
Nerede nasıl hareket etmesi gerektiğini bilmektir; “iyi”yi de “kötü”yü de olgunlukla karşılamak, hiçbir şeye şaşmamaktır.
Erdem, ifrat ile tefritin ortasıdır.
Ne korkak ne de pervasız olmak, cesur olmak; ne cimri ne de müsrif olmak, cömert olmaktır.
Hayatın anlamı ne mal ve mülk ne de zenginliğin göstergesi lüks evlerde oturmaktır; hayatın biricik anlamı insanın kendisini bilmesidir!
Erdem, insanın bir nakkaşın incelikle bir bezi işlemesi misali kendi kendini inşa etmesidir.
Erdemli insan, aynı zamanda korkmadan doğruları muhatabının yüzüne söyleyebilen insandır.
Gerçek bir aydın tavrı ile yaşayan Sokrates, inandığı doğrular adına hem toplumu hem de devleti eleştirmekten imtina etmedi.
Kendisini devletin başına tebelleş olmuş at sineğine benzeten büyük filozof, yaptığı eleştirilerden dolayı, ahlakı hayatın merkezine koyan biri iken ironik bir şekilde toplumun ve gençlerin ahlakını bozduğu gerekçesi ile dönemin yönetimi tarafından yargılanır ve ölüm cezasına çarptırılır!
Kendisine yöneltilen suçlamalardan biri de ulusal tanrıları tanımadığı yönündeydi.
Bu “suçlama”da doğruluk payı vardı. Çünkü Sokrates’in tasavvur ettiği tanrı —Atinalıların düşünemeyeceği— günümüz tek tanrılı dinlerin tanrısına çok benziyordu.
Bir anekdotta anlatıldığı kadarıyla Sokrates’in dırdırından kurtulamadığı karısı ağlamaklı bir şekilde “Seni haksız yere öldürecekler!” dediğinde büyük filozofun “Haklı yere öldürselerdi daha mı iyi olurdu?” cevabını verdiği söylenir.
Ünlü savunmasında yargıçlara en sonunda şunu söyler:
... İster kendisi seçsin ister bir başkası tarafından o göreve getirilsin, bu kişi tehlike anında orada kalmalı ve ne ölümden ne de başka bir şeyden korkmamalıdır...
Gardiyana rüşvet veren zengin öğrencisi Kriton, onu hapishaneden kaçmaya davet eder; ancak Sokrates, yasalara saygısından bu teklifi reddeder.
Doğru bildiklerinde ısrar etmenin bedelini canı ile öder Sokrates, hem de meydan okurcasına: Kendisine, içinde baldıran zehiri olan kadehi uzatır gardiyan —dönemin bağnaz anlayışına inat— kadehi alır ve içer, hiç tereddüt etmeden!
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish