İBB davasında 75. gün

İBB davasının 75’inci gününde savunma yapan İPA Başkanı Buğra Gökce, ailesinin yaşadığı zorluklara dikkat çekerek tahliye talebini “Adalet istiyorum. Başka bir talebim yok” sözleriyle dile getirdi

Fotoğraf: ANKA

Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda 75’incü gününde devam ediliyor.

Geçen 4 günde 40 kişinin alınan savunmasının ardından İmamoğlu’nun da arasında olduğu kalan 13 tutuklunun da tahliye talepleri alınıyor. Medya AŞ Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık ile İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin adına avukatı Pınar Çengel ile Turgut Hökenek’in ardından İPA Başkanı Buğra Gökce’nin savunmasına geçildi.

Kamuda şehir plancısı kadrosundan başlayıp genel sekreterliğe ve genel müdürlüğe kadar birçok alanda görev yaptığını belirten Gökce, şunları söyledi:

Yaptığım işler bugün suç olarak sizin dosyanıza girmiş, benim de karşıma çıkarılan imzalar, rutin imzalardır. Bunların hiçbirisi gizli bir iş değildir. Olağanüstü işler de değildir. Birilerine menfaat sağlamak için yapılmış işler de değildir. Nitekim hepsini belediyenin iştirakleri almıştır. Eğer bu rutin imzalar belediyenin iştirakinin belediyeden iş almasına yönelik encümenden yapılmış imzalar suç ise ben aynı suçu Çankaya’da bin yıllık, Ankara Büyükşehir’de 3 bin yıllık, İzmir’de de 5 bin yıllık işlemiş olabilirim. Dahasını söyleyeyim, Türkiye’de bu görevleri yapmış, bu suçu işlememiş kimse de yoktur. Bunların bir bölümü daha önce kabinede görev yaptı, bir bölümü bir önceki kabinedeydi, bir bölümü de şu an devlet yönetiminde, devlet ricalinde aktif görevler almaktadır. Dolayısıyla bu attığım imzalardan dışında ben ne yaptım da suç işledim konusuna ilişkin iddianamede tek bir husus yok. Ne yaptım ben? İmza attım encümene, ihale sevk ettim. Suçlama nedir? İhaleye fesat.

"Beni aday yapmadılar"

Bir örgüt olabilmesi için benim bir maddi menfaat sağlamam lazım. Bir kuruş malım mülküm yok. 30 yıl üç büyükşehrin imarından sorumlu çalışmış birisiyim; banka kredisiyle alınmış, bir de oturduğum lojman olmak üzere iki evim, arabam dahi yok. Bunlardan da şeref duyuyorum. Cezaevinde yattığım sürede geçim sıkıntısı yaşadım, bundan da şeref duyuyorum. Dolayısıyla bir maddi gelirim yok, bir menfaatim yok bu yapılan işten. İddianamenin ruhunda olan bir şey var, sanki Beylikdüzü’nde çalışmak suç, Beylikdüzü’nden İstanbul Belediyesi’ne gelmek suç gibi terfi almış arkadaşlarımıza öyle bir ‘Beylikdüzü’nden bir ekip var, İstanbul’a geldiler, örgüt olarak yönetiyorlar’ suçlaması var. Bu doğru değil. Bu insanları tanıdım ama ben Beylikdüzü’nden de gelmedim. Beylikdüzü’nde de çalışmadım. İstanbul Belediyesi’nde 2022-2023 arasında 17 ay çalıştım. Sonra da memuriyetten istifa ettim, aday oldum. Örgütte olmadığımın en temel belgesi benim İzmir adaylığımdır. Ben İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday oldum. Örgüt lideri dediğiniz insan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve onun desteklediği kişi dediğiniz o dönemin CHP Genel Başkanı’na adaylık başvurusunda bulundum partiye, resmi. Beni aday yapmadılar.

"Boğazından haram lokma geçmemiş, beytülmala el uzatmamış şerefli bir kamu görevlisiyim"

"Biz adam mı öldürdük? Bir kuruş para mı almışım" diye soran Gökce, sözlerini şöyle tamamladı:

Ben boğazından haram lokma geçmemiş, beytülmale el uzatmamış, şerefli bir kamu görevlisiyim. Hiçbir suç işlemedim. Hayatımın bu zamanına kadar en ufak bir suça bulaşmadım, örnek bir yaşam sürdüm. Hayatımın 18 ayını da kürek mahkûmu olarak geçiriyorum, böyle hissediyorum. Sizlere anlattım daha önce savunmamda yaşananları, acıları. Belki dinlediniz, belki dinlemediniz ama ben kayıt düştüm. 15 ayı geçti, cezaevindeyim ben. Buradan her gün işini gücünü bırakıp gelmek zorunda olan eşime bakıyorum. Ona mı yanayım? Buraya gelemeyen tekerlekli sandalyedeki anama mı yanayım? Sizlerden merhamet falan dilenmiyorum. Hiç öyle bir talebim yok. Hastalıklarımı falan söyleyecek de değilim. Ağzımı açmak niyetinde değilim. Sağlıklıyım, turp gibi. Kronik hastalıklarım 20 senedir var, umurumda da değil. Ailem için istiyorum bunları. Sizden adalet istiyorum. Başka bir talebim yok.

"Kentin hakkını korumak için çalıştım"

İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Ramazan Gülten de 20 yıldır şehir plancısı, 17 yıldır kamu emekçisi olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

Meslek hayatım boyunca imar mevzuatını uygulamak, kaçak ve hukuka aykırı yapılaşmayla mücadele etmek, kentin ve kamunun hakkını korumak için çalıştım. İmar alanında görev yapan herkes bilir ki bu görev zaman zaman büyük ekonomik beklentilere ‘Hayır’ demeyi gerektirir. Projesini mevzuata uygun hazırlamayan, yükümlülüklerini yerine getirmeyen veya istediği yapılaşma hakkını elde edemeyen kişilerin tepkileriyle çok kez karşılaştım. Buna rağmen görevimi yaparken kişilerin kim olduğuna değil, mevzuatın ne söylediğine baktım. Bugün hakkımda ileri sürülen bu dört başlığın hiçbirinde kişisel bir menfaat sağladığıma, bir başkasına menfaat sağlamak amacıyla hareket ettiğime, hukuka aykırı bir talimat aldığıma veya suç oluşturabilecek kişisel bir müdahalede bulunduğuma ilişkin somut bir fiil ortaya konulmuş değildir. Ayrıntılı savunmamı yaptım. Belgeler dosyaya girdi. Görev ve yetki alanlarım ortaya konuldu. Suçlamaya konu idari işlemler, ihale süreçleri ve hakkımdaki örgüt üyeliği iddiası mahkemeniz huzurunda tartışıldı. Bu aşamadan sonra tutukluluğumun delillerin korunması bakımından sağlayabileceği bir yarar kalmadığını düşünüyorum.

"Kızımla yaşayacaklarımın eksilmemesini istiyorum”

Savunmamda, ben tutukluyken dünyaya gelen kızımdan bahsetmiştim. Onun birçok ilkini kaçırdığımı, hiç değilse ilk yaş gününü ve ilk adımlarını kaçırmak istemediğimi söylemiştim. Tutukluluğumun devamı nedeniyle onları da kaçırdım. Sevgili eşim, yokluğumu kızımıza hissettirmemeye çalışarak onu büyütürken benim yerime onun ilklerine tanıklık etti. Sonra gördüklerini ve yaşadıklarını haftalık bir saatlik görüşlerimizde ve 10 dakikalık telefon konuşmalarımızda bana anlatarak beni kızımın hayatının içinde tutmaya, babalığımı eksiltmemeye çalıştı. İlk adımlar ve ilk yaş günü artık geride kaldı. Biz de geride kalanları saymak yerine birlikte atacağımız binlerce adımı düşünmeyi öğrendik. Bugün sizden geçmişte kaçırdığım anları geri vermenizi istemiyorum. Bunun mümkün olmadığını biliyorum ancak bundan sonra kızımla yaşayabileceğim anların da eksilmemesini istiyorum. Geldiğimiz aşamada tutukluluğumun devamının gerekli ve ölçülü olmadığını düşünüyorum. Gerekli görülmesi halinde hakkımda uygun adli kontrol tedbirleri uygulanarak tahliyeme karar verilmesini saygılarımla arz ediyorum.

“Rüşvetçi olarak damgalandım”

Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer ile İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün ardından Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun’un beyanlarına geçildi. Soruşturma savcılığının kendisi ile ilgili çok vahim derecede hatalı sonuca vardığını belirten Ongun, şunları söyledi:

Delil hatası var. Suçlandığım her eylemin künyesine 7 delil maddesi yazılmış. Bu 7 maddeden bana çarpan tek şey, beyanlar. Beyan sahiplerinin cezaevine girmemek ya da cezaevinden çıkmak isteyen ya da beni hiç tanımayan, benimle hiç tanışmamış tescilli, sahte faturacılar olmasını bile bir kenara koyuyorum artık. İçeriği doğru olabilir mi, ona bakmanız, onu değerlendirmeniz icap ediyor. Onlar söylemiş, ben yalanlıyorum; tabii ki yetmiyor çünkü iddianameye göre infaz edilmişim zaten. İftiraya benimle dahil edilen tutuklular da yalanlıyor, onların da sözü yetmiyor. Çünkü biz makbul değiliz, onu anladık. Mahkemede tescilli sahte faturacı, dolandırıcı, cinsel saldırı suçlusunun sözü makbul oluyor; işinde gücünde, hayatında ilk kez hakimle göz göze gelen bizlerse nesnel düşmanlarız. Bunu iliklerime kadar da hissediyorum ama sizin dediğiniz gibi olsun her şey, böyle oynayalım. Bu soruşturmanın mimarı, şimdinin Adalet Bakanı’mız her toplantısında, her canlı yayında ‘Sadece beyan yok, o beyanla uyuşan HTS-baz kayıtları var’ diyor ama bende bunlar da yok. Beyan yine makbul.

Metodoloji, hesap ve örgüt hatasından da bahseden Ongun, şöyle devam etti:

Rüşvet iftirası var. İğrenç bir iftira. Ben bunun gerçekten Murat İlbak’a sorulmasını çok isterdim ama soruşturma savcıları dahi Ertan Yıldız’ın bu iddiasını ciddiye almamış. Ben bu iddianın suça konu yapılmamasını bile, iddianamede yer almamasını bile önemsemiyorum ama önemli olan şu. Ertan bana bu iftirayı 16 Mayıs 2025 tarihli etkin pişman ifadesinde atıyor. Daha bir hafta geçiyor, 22 Mayıs’ta Murat İlbak ikinci ifadesini veriyor, takibi oluyor. Soruşturma savcıları da Murat İlbak’a bu konuyu sormamış o kadar tazeyken. Soruşturma savcıları da bu olayı yok hükmünde görmüş ama ne oldu? Sizin iddianamede ‘Suça konu değil, iddianameyle alakası yok’ diye haklı olarak yargılamaya faydası yok diye kategorize ettiğiniz soru kategorisine giren bu soruyu sayın savcı Ertan’a sordu. Ertesi gün malum medya ve sosyal medyada bu soru ve yanıtıyla bir kez daha rüşvetçi olarak damgalandım. Benzer bir şey bana sorgum sırasında da yapıldı yine savcı bey tarafından. O zaman da hakikat anlatımlarım değil, ‘Kirasını nasıl ödediğini açıklayamadı’ iftirası yer aldı yayınlarda. O da iddianamede yoktu ama o da soruldu. Halbuki benim masumiyet karinem ve onurum, sayın savcım size de emanet. Ben samimiyetle ve gönül rahatlığıyla kendimi, heyete olduğu gibi size de emanet etmek isterim.

“Haksız olarak yatıyorum”

“Ben yaptığım işten ötürü Murat Ongun olarak değil, birlikte çalıştığım Sayın İmamoğlu’nun önemli bir siyasi aktör olmasından ötürü tabii ki rakip siyasi örgütlerle ciddi bir iletişim ve algı savaşına girmiş biriyim” diyen Ongun, sözlerini şöyle tamamladı:

Bu benim işim, ben ön cephedeydim. Benim bu ön cephede olmam ve bunu da başarıyla yapmış olmam kuşkusuz karşıdan bazı insanları kızdırmış, bana karşı öfkelendirmiş falan filan olabilir ama ben atfedilmiş algılar, büyütülmüş ifadeler üzerinden 18 aydır cezaevinde olmamalıyım. Biraz net, somut delil ararım. Varsa başımın üstünde yeri var, gider yatarım. Allah’a şükür bütün rahatsız olan arkadaşlarıma geçmiş olsun diliyorum. Çok sağlıklıyım, taşı sıksam sütünü çıkarırım. Kan tahlillerimiz iyi çıkıyor, değerlerimiz 15-20 yıl öncesine dönmüş, gayet iyiyiz yani. Allah nazar değdirmesin, herkese sağlık şifa versin. Herhangi bir sorun da yaşamıyorum. Yazıyorum, çiziyorum, üretiyorum ama ‘Ben burada haklı olarak yatıyorum’ demem lazım. Ben şu an haksız olarak yatıyorum. 18 aydır tutukluyum ben. Öncelikle gerçekten kendimden çok sevdiğim kıymetli çalışma arkadaşlarım, iş ahlâklarına, dürüstlüklerine şahit ve kefil olduğum kadın arkadaşlarımın bir an evvel ailelerine ve evlatlarına sizin tarafınızdan kavuşturulmasını talep ediyorum. Kendime gelince Ertan Yıldız’ın tabiriyle büyük zorluk, ızdırap, hatta çıldırtıcı bir ceza olan ev hapsi adli kontrol talebiyle tahliyemi talep ediyor, adil olmanızı temenni ediyor, saygılar sunuyorum.

 

ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU