Özel: Gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış

"Bu iktidarı değiştirecek, Türkiye'yi demokrasiye döndürecek kişiyi aday yapacağız"

Fotoğraf: ANKA

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, SÖZCÜ TV'nin canlı yayın konuğu oldu.

Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını belirterek, şöyle devam etti:

Online üyelik var. Yeni nesil bir iş. Eskiden partiye üye olmak isteyen birisi online üyelik tercih ettiğinde bile en erken üç ayda bitiyordu. Şimdi dört dakikada bitiyor. Çünkü çok yeni nesil bir iş yaptık. WhatsApp üzerinden link yollanıyor. Bilgileri kişi giriyor. Dört dakikalık işlem sırasında kendini bize tanıtan bir süreç. En sonunda Yargıtay aşaması. Yargıtay'a arkadaşlarımız çok özenli çalıştı. Web servisi üzerinden bağlanıp dijital kayıt yapıyor. Başka partiye üyeliği varsa uyarı getiriyor. Yoksa kaydını yapıyor ve bitiriyor işi. Dört dakikada yeni nesil bir üyelik yapıyoruz.

"YENİ Parti'nin kuruluşunda harcananları kalem kalem herkes görecek"

Özel, "Bu üyeliklerle ilgili dijitalleşme yaparken bir yandan aidatlar konusunu herhalde yeniliyorsunuz" yorumu üzerine şunları kaydetti:

Siyasetin finansmanında mesele şu. Nasrettin Hoca'dan beri parayı veren düdüğü çalar diyorlar ya. Siz bir parti kurarken bir holdingden, bir şirketten, bir iş adamından, oradan, buradan bir çıkar çevresinden veya şimdi çıkarı olduğunu düşünmediğiniz herhangi bir yerden bir finansman alırsanız yarın öbür gün attığınız bir adımı atarken o kişilerin gözünün içine bakmanız lazım. Bizim gözünün içine bakacağımız tek kişi millet, siyaset yaparken. Çünkü bütün finansman kaynağımız ki bunu açıklıyoruzç hatta YENİ Parti'nin kurultayında harcanan kalem kalem her bir kalemi YENİ Parti bayrağına ödediğimiz paraya kadar herkes görecek. Tüm üyelerimize kamunun yanında ve aidat ödeyen herkese karşı bir sorumluluğumuz var. Siyasetin finansmanının en şeffaf olduğu, GRECO kriterleri kriterleri ve fazlasını YENİ Parti hayata geçiriyor.

Özel, YENİ Parti'ye yapılan bağış miktarına ilişkin de şunları söyledi:

İlk günlerde inanılmaz patlama yaşandı. Bağış olarak rekorlar kırıyoruz. 539 milyon bağış artı üyelik aidatları, giriş aidatları... Ben mesela Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği için koşuyorum maratonda. 20 gün kampanya yapıyoruz. 4 milyon toplanıyor. Çok büyük para. Türkiye rekoruydu o zaman. Şimdi 500 milyon büyük para ama 81 ilde 973 ilçede örgütlü ana muhalefet partisi açısından bakınca o zaman küçük para. Neden? Örneğin bu sene için bize eski partimizde verilen hazine yardımı bunun 3,5 katı falandı. Gelecek ocak ayında bizim geçmişteki partiye biz yokuz aslında orada tabii bir çelişki var artık o parti o parti değil ama bugün bize toplanan bağışın dört katı para yatacak hazine tarafından. AK Parti'ye onun da iki katı. Bize bugün topladığımız bağışın sekiz katı falan. 100 personel çalışan bir siyasi merkezden şimdi az sayıda personelin çalıştığı YENİ Parti gönüllülerinin çay dağıttığı, telefonlara baktığı bir sistemin içindeyiz. Bir siyasi parti için az, hazine yardımıyla siyaset yapanlara rekabet etmek açısından az ama bu kadar ekonomik sıkıntı varken YENİ Parti'ye üyeliği birileri korkulacak bir şey tehlikeli bir şey gibi gösterirken devlet bütün gücüyle YENİ Parti'nin üstüne gidecek, şunu yapacak falan gibi kurulmadan önceki korkutmalar varken insanlar telefonda bile rahat konuşamıyorken adını, soyadını, TC'sini veripte kaydolan 615 bin kişi çok önemli bir şey. Tabii burada bu rakam çok daha ileriye gidecek.

"İsmet Paya'ya 'asker kaçağı' demekle Özel'e 'Kılıçdaroğlu'na meşruiyet veriyor mu' demek aynı şey"

Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşmasının eleştirildiğinin anımsatılması üzerine şunları kaydetti:

Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey.

Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. İktidar HDP'nin olduğu zaman seninle uğraşıyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek.

"Memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek"

Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun.

"Kapıyı ilk günden kapatacaksın"

Özel, "Kılıçdaroğlu bunu nasıl önleyebilirdi?" sorusuna şu yanıtı verdi:

Bakın Hikmet Çetin'in yaptığını yapsaydı. Ona sordular 'Kayyum olursan ne olur?' 'Görevi kabul etmem, kapıda gider, partiye kimse girmesin diye mücadele ederim' dedi Hikmet Çetin. Kapıyı ilk günden kapatacaksın. Net olarak bakın bu mutlak butlan süreci gündeme geldiğinde 'Görev kabul etmem, partimi kurultaya götürürüm' dese AK Parti, Adalet Bakanı eliyle o istinaf mahkemesine o kararı talimatlandırıp da bu olmayacak kararın şu anda Türkiye'deki bakın o alanın hocalarının tamamı makale yazıp altına imza attılar. 'Olamaz, yanlış' diye. Dersi verenler olmaz diyor. Ve o mutlak butlan kararı verilirse ben görev kabul etmem dese parti karışmayacağı, bölünmeyeceği için hatta buna karşı birlik gösterileceği için bunu zaten yapmazlardı. Göz kırpınca, görev verilirse yaparım, ne yapayım kayyuma mı bırakayım dedi ya orada bitirdi işi. Kayyuma bırak. Kayyum para harcayamaz, eleman alamaz, eleman atamaz, siyaset yapamaz, 40 gün içinde kongre yapacak imzayı atar, o kadar. Ama sen geldin, canına okundu şimdi, partiyi böldürdün. Bizim arkadaşlarımızı geldiğin gün ihraç ettin, partinin en bilinen dokuz milletvekilini. Yöneticileri ihraç ettin, bütün il başkanlarını görevden aldın, partiyi dağıttın. Bir başka çare kalmadı, millet yeni yola dedi, yeni bir parti dedi. Partiyi böldürdün. Toplu iğnenin başı kadar gönül dünyamda yer yok ve bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil. Neden biliyor musunuz? Tayyip Erdoğan'a bir kez daha seçim kazandırmak için kurulmuş iktidar planının bir parçası oldular da onun için. Bu kadar net.

"Bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir"

Özel, "Çerçeve Yasa"ya "Evet" oyu verilmesine ilişkin de şöyle konuştu:

Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak.

"İlkesel duruşumuzu gösterdik ama endişemizi şerh koyduk"

Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz. Ama hepsinin gözünün içine bakarak dedim ki Meclis'te 'Buna en çok hayır oyu demeyi hak eden de biziz. Evette en çok zorlanan da biziz.' Çünkü bir yanda hapiste olan birileri çıkarken İstanbul'un üç kere üst üste seçilmiş belediye başkanı, milletin seçtiği cumhurbaşkanı adayı, suçsuz günahsız dünya kadar arkadaşımız sırf siyasi saiklerle içeride yatırılırken bizim böyle bir şeye evet demeye ne kadar zorlanacağımızı ben bilirim. Ayrıca YENİ Parti'nin yeni yaklaşımı herkes bilir ben geçmişte de katı grup disiplini zaman zaman hep uyguladık ama gerçek demokrasinin sahadan güçlü gelen milletvekillerinin, güçlü milletvekillerinin sahanın, kendi illerinin temsil ettikleri kitlenin duygusunu, düşüncesini, endişesini, talebini taşıdığı yerin Meclis olması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi tarihi bir karar vereceğiz ve ben diyeceğim ki 'Herkes evet' diyecek. Hatta birileri görmedikleri metne imza attılar. Bir sürü milletvekiline attırdılar. O yüzden şöyle bir karar verdik. Kurumsal olarak evet ama milletvekilleri örgütüne, seçmenine danışsın, ilinin duygusuna baksın, ne gerekiyorsa onu yapsın. Milletvekillerimiz Ankara, İstanbul gibi Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlerdeki milletvekillerimizden, yöneticilerimizden bizimle birlikte evet oyu verenler oldu aAma birçok yerdeki arkadaşımız da benim buna hayır demem gerekiyor dedi, hayır oyu kullandı. İlkesel duruşumuzu gösterdik ama endişemizi şerh koyduk.

"Kararımızın doğru olduğunu düşünüyorum"

Dün il başkanları toplantısı vardı. İl başkanlarımızın teker teker bakın hiçbir partide yoktur. Elimde dokümanı da var. İl başkanlarının oylamadan bir gün önce hangi görüşü bildirdiği yazılı var elimde. 90 milletvekilinin görüşleri var ve o gece sabaha kadar düşünüp nasıl bir şey yapmalıyız düşünüp sabahleyin bu kararı arkadaşlarla paylaştık ve grubu serbest bırakıp böyle bir karar verdik. İlk önce itiraz, sonra anlama, hak verme ve şimdi sürecin doğru yönetildiğini teslim etme sürecindeyiz. İl başkanları dün geldi burada ve ilk başta kızanlar vardı ama şimdi 'Genel başkan doğru yaptı, parti doğru yaptı.' Sadece evet bizi başka bir tartışmanın içine sürüklerdi. Hiç itirazları duymamak, şerh düşmemek, endişeyi dile getirmemek sadece hayır demek de iktidar onu çok istedi, CHP'nin bu meselenin çözümüne karşı olduğu yarın öbür gün işte şimdi YPG silah bırakacak 'CHP buna karşı çıkmıştı.' İşin başka tarafları da var. O yüzden kararımızın doğru olduğunu düşünüyorum.

"Geçmişe göre çok farklı bir yerdeyiz"

CHP ve YENİ Parti'nin oy oranlarını yorumlayan Özel, şöyle devam etti:

Biz geçmişte benim söylediğim o yüzde 25'lik cam tavan vardı, bütün meselem o cam tavanlaydı. İlk seçimlerde tuz buz ettik onu. O cam tavan öyle bir şeydi ki örneğin işte x araştırma şirketi 18 ay üst üste partimizi kararsızlar dağıtılmadan önce 18, 19, 20; dağıtılmış hali 23, 24 ölçer. Seçime girersin beş parti girersin yüzde 25 alırsın, altı parti girersin yüzde 25 alırsın. Böyle bir yüzde 25'lik cam tavanı hiçbir şekilde aşamayan bir sıkıntımız vardı. Bizim partinin geçmişteki en büyük zorluğu en çok itiraz edilen ikinci partiydi anketlerde. Şu anda YENİ Parti en az itiraz edilen parti. YENİ Parti'nin bütün anketlerde karşılaştığı yeni tablo en az itiraz edilen parti. Herkesin ikinci partisi. Seçmene kendi partisi soruluyor. Elbette Türkiye'deki bütün seçmenlerin ikinci partisi değil ama ikinci parti tercihlerinde en önde çıkan parti. YENİ Parti anketlerde birinci parti çıkmakla birlikte en az itiraz edilen parti çıkıyor ve o yüzde 65'lik potansiyel dediğimiz çok önemli. Eskiden CHP'de yüzde 38 ölçülen maksimum potansiyel ve gerçekleşen yüzde 25 burada 38, 65 olarak ölçülüyor. 'Kesin oy veririm', 'Veririm', 'Verebilirim'in toplamı 65'lere kadar çıkıyor ve geçmişte en çok itiraz edilen ikinci partiyken şimdi en az itiraz edilen parti olmuş durumda. İşin bu kısmı çok önemli ve zaten bunu sahada her gün görüyoruz. Geçmişe göre çok farklı bir yerdeyiz.

"Türkiye'yi uçurumun kenarından kurtarma sorumluluğunu omuzlarında hisseden bir parti"

YENİ Parti'nin durduğu yer merkez parti mi diye soruyorlar. YENİ Parti'nin siyasi olarak durduğu yer şöyle: YENİ Parti merkez parti ama durduğumuz yer merkez, sağ, sola, merkez diye demiyoruz. Siyasetin merkezine insanı, kadını, gençleri, işçiyi, emekliyi, çiftçiyi, esnafı siyasetin merkezine koyan, Türkiye'nin geleceği için endişeli ve bu merkezde siyaset yapan parti ve bulunduğu yere herkesi davet eden ama bir kibri olmayan yani gelen gelir, ben ana muhalefet partisiyim, geleceğin iktidar namzetiyim, buraya gelen gelir, ben buradayım, gelmeyenler umrumda değil demeyen diğer muhalefet partilerini de sağımızda olsun, solumuzda olsun diğer muhalefet partilerini de hor görmeyen, küçük görmeyen, onlarla birlikte Türkiye'yi büyük bir uçurumun kenarından kurtarma zorunluluğunun sorumluluğunu omuzlarında hisseden bir parti.

"Kolumuzu kanadımızı kırmak için o kadar kötülükler yaptılar ki"

Özel, YENİ Parti Manisa İl Başkanı İlksen Özalper’in tutuklanmasına ilişkin, "Ben 2009'da belediye başkan adayı olduğum gün, İlksen Özalper vardı yanımda, Demirhan, Ferdi, Gülşah vardı. O beş kişiden, şimdi burada bir ben kaldım. İkisini toprağa verdik, ikisini cezaevine koydular. Tarihin görülmedik bir kötülüğüyle karşı karşıyayız. Kolumuzu, kanadımızı kırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Koca Türkiye'deki dört kadın il başkanından bir tanesi. Yedi yaşında evladı var. Gittiler, aldılar. Bir kere tamamen yetkisizlik. Manisa'da olan bir olay varsa, Manisa'da sorgulanır. Daha önce savcı İstanbul'daydı, Demirhan'ı gitti İstanbul'a aldı. Sonra yetkisizlikle itiraz edildi, reddetti. Sonra kendisi Ankara Cumhuriyet Başsavcısı oldu. Bu sefer dosyayı, İstanbul'daki ben yetkisizim dedi, Ankara'ya yolladı. Yetkili olan yer Manisa olduğu halde. İlksen Özalper'de de, Manisa olduğu halde, Manisa'da bir şey yok ya, Ankara'dan kötülük yapacaklar, geldiler İlksen Özalper'i aldılar" ifadelerini kullandı.

Özalper’in yapılmayan bir ihaleden suçlandığını anlatan Özel, kendisine yönelik bir operasyon olup olmayacağına ilişkin soru üzerine şöyle konuştu:

Zaten milletvekiliyiz, dokunulmazlığımız var, ana muhalefet partisi lideriyiz ama kolumuzu kanadımızı kırmak, canımızı yakmak, mücadelemizi aksatmak, dikkatimizi dağıtmak için ya öylesine kötülükler yaptılar ki yani böyle bir gün otursak, size altı saat anlatsam, nasıl haksızlıklar, nasıl hukuksuzluklar, nasıl yalanlar. Yani baştan aşağı gördük. İlksen Özalper'in ilkokula başlayacak, yedi yaşında Can diye, hepimizin gözünün bebeği bir tanecik oğlu var, geçen hafta geldi annesini demir parmaklıklar arkasında görmek zorunda kaldı. Biz hep şey diyorduk Can'a, Ankara'ya toplantıya çağırdık anneni falan diye. İlksen Özalper'in, uzaktan yakından hiç ilgisinin olmadığı işlerle, İlksen Özalper'i suçluyorlar, tek başına aldılar ve şu anda İlksen Özalper'e suç icat etmeye çalışıyorlar. İlksen Özalper'in suçu nedir biliyor musunuz? İlksen Özalper'in suçu, ben 2009'da aday olmadan önce parti yüzde 6 oy alıyordu Manisa'da. Ben aday oldum yüzde 14 aldım, büyük başarı görüldü. Siyasette önüm açıldı. İlksen Özalper'in suçu, Manisa'da Özgür Özel'e yol arkadaşı olmaktır. Özgür Özel'in memleketinde çok başarılı bir il başkanı olmaktır. Bunun dışında hiçbir şey yok.

Demirhan arkadaşımı, danışmanım, sağdıcım en yakınım, Demirhan arkadaşımı, bunu alırız, bu Özgür'ün gizli kasasıdır bilmem nesidir, savcı demiş, ya gizli kasa diye getir de veya işte sorguda, Mali Şube'de söylemişler, bir çatı katı dairede oturuyorsun, çok mütevazı, bir tane de ucuz araban var, sen milletvekili olmamışsın, belediye başkanı olmamışsın, herhangi bir yerde bir malın yok, mülkün yok, paran yok, bu nasıl iş falan? Demiş ki Demirhan, 'Özgür Özel yapsa yapsa, bir garibanın çocuğunu İzmir'de bir belediyeye sokmak dışında bir tek yerden bir tek şey istemez.' Benim yakınım oldukları için zulüm görüyorlar, güya bana ulaşmak için zulüm görüyorlar.

İBB davaları

Özel, İBB Davasına ilişkin soru üzerine, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından bir dizi iddia ortaya atıldığını ancak bu iddiaların büyük bölümünün iddianamede yer almadığını söyledi. Bazı medya kuruluşlarının İmamoğlu aleyhine haberleri son günlerde sıklaştırdığını belirten Özel, İmamoğlu’nun savunma hakkının kısıtlandığını söyleyerek, şöyle devam etti:

Bir hukuk düzeni işliyor olsa, orada işte size derim ki şu kadar arkadaşın isnat edilen suça göre yattığı yeter, Aykut Erdoğdu herhalde yani ceza verilse yatacağından fazlasını yattı zaten. Yani mesela, bunun gibi çok sayıda bürokratımız, çok sayıda belediye meclis üyemiz, belediye başkanımız, çok haksız yere içeride tutuluyorlar. Ayrıca tamamı büyük bir haksızlıkla, yani gizli tanıkların ifadeleriyle ya da itirafçı denilen iftiracıların ifadeleriyle içeride tutuluyorlar. Vicdanıyla karar verecek bir hakim, eğitimiyle karar verecek bir hakim. Gerçekten baskı altında olmayan normal bir hakimi getirip oturtalım. Hakkaniyetli bir şekilde bugün dosyaya baksın Ekrem İmamoğlu dahil herkesi tutuksuz yargılar. Ekrem İmamoğlu 1.5 senedir içeride tutuklu yargılanıyor ve 9 Temmuz günü savunma yapacak, '5.5 saat süren var sen ve bütün avukatların' diyorlar. 3 güne ihtiyacı var savunma için. Yanlış anlamayın 12 Eylül'de DİSK davasında DİSK'in başkanı 20 gün savunma yaptı. Toplam 120 gün savunma sürdü. FETÖ'cüler kahraman askerlerimize bunu yapmadılar. Dünyanın hiçbir yerinde ya Saddam Hüseyin'in savunma hakkı kısıtlanmadı. Nürnberg Mahkemeleri'nde Hitler intihar etmişti. Hitler'in A takımının savunma hakkı kısıtlanmadı. Ekrem İmamoğlu'na savunma yaptırmadılar. Dokuzunda sınırlı süre verdi. Dedi ki, 'Yetişmez ben 5 saatte derdimi anlatamam ki avukatlara nasıl süre yetsin?' Yani diyor ki bir saat sen konuş, birer saat de avukatların konuşsun, yeter işte diyorlar. Nasıl olacak bu iş diyor? Ben burada diyor 2.5 aydır dinliyorum, kendimi savunacağım. O gün yaptırmadı. 18'inde kaldı, 18'inde söz istediler, yaptırmadı. İfadesi şu: 'Size uygun gördüğümüz zamanda, uygun gördüğümüz sürede savunma yaptıracağım' diyor hakim. Yahu kısıtlayamazsın, yapamazsın. Hele böyle bir davada kısıtlanamaz. Üstüne Ekrem İmamoğlu da dedi ki 'Madem öyle savunmamı kitap olarak basıyorum.' Kitabın basıldığı matbaayı basıp kitabı topladılar. Yahu savunma toplanır mı? Savunmaya engel o. Yani sen Ekrem İmamoğlu'nun suçlu olduğuna inanıyorsan savunmasından korkmaman lazım. Demek ki sen gerçekten iftiracısın ki savunmasının kitabını dahi toplatıyorsun.

"Canlı yayın istiyoruz"

Duruşmaların canlı yayınlanaması konusundaki Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sözlerinin hatırlatılması üzerine Özel, "Evet istiyoruz. Ekrem İmamoğlu da istediğini söyledi. Mahkemede de açıkça ifade etti. Ben hem yol arkadaşı olarak hem katıldığı partisinin genel başkanı olarak söylüyorum. Bugün Meclis'i toplayıp kanunu çıkarsınlar. Bugün istiyoruz. Ekrem İmamoğlu'nun hatta bütün mahkemenin yayınlanmasını istiyoruz. Ekrem İmamoğlu'nun savunmasının canlı yayınlanmasını istiyoruz. Ama savunmasına süre sınırı konulup da savunmanın kısıtlanmasını kabul etmiyoruz. Ama ne olursa olsun mahkeme canlı yayınlansın savunma yaptırılmıyorsa onu da millet görsün televizyonda istiyoruz. Cesaretleri varsa hani siyaset iddia işi ya siyasete meraklandı ya cübbeyi çıkardı geldi ya. Yiğitse mertse o mahkemenin canlı yayınlanması için gerekli girişimde bulunsun. Bir Adalet Bakanı isterse mahkemelerin canlı yayınlanması için gerekli olan yasal düzenleme partisi tarafından yapılır. Biz hazırız. Cesaretleri varsa çıksınlar karşımıza. Öyle arkadan kadınla uğraşarak, çocukla uğraşarak, arkadaşlarla uğraşarak iş yapılmaz" ifadelerini kullandı.

"İkisi de Erdoğan’ı ilk turda yener"

Özel, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı kazanacağını belirterek, "Bırakırlarsa Ekrem ve Mansur Başkan ikisi de ayrı ayrı Erdoğan'ı ilk turda yenecek potansiyeldeler. Yani orada bir sorun yok. İlk turda Erdoğan'ı yeniyor" dedi.

Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı: Ben en son ikna olanım

Özel, kendisinin cumhurbaşkanlığı adaylığının sorulması üzerine şunları kaydetti:

Orada ben kendimi o potanın içine sokmak istemem. İki güçlü adayım var. Çünkü bu ülkeye büyük kötülük şuradan yapıldı. Geçmişte Mansur Başkan ve Ekrem Başkan kesin kazanıyordu. Partinin genel başkanı da aşağılardaydı. Verdiler gazı esas düşmanlıkları onların. Ben hep o zamanlar kazanacak aday kazanacak aday anketlere de bakacağız diyordum. Bana haber yolluyorlardı, geliyorlardı. 'Genel Başkan Özgür'e çok bozuluyor, böyle yapmasın, bilmem ne yapmasın' falan. O zamanlar en son ikna olanımdır ben. En son ikna olanımdır bu şeye. Bakmayın ondan sonra gönlümüzce destek verdik kazansın diye her şeyi yaptık ama hep ben Ekrem Başkan'ın aday gösterilmesi, Mansur Başkan aday gösterilmesi kazanılacak biriyle aday gösterip bu seçimin orada bitirilmesini savundum. Kişi kendinle ilgili bir hevese kapılınca genel başkan etrafı da veriyor gazı. Biraz da anketler, manketler yok 40 oldum, 41 oldum, 42 oldum. E gösteriyorlar şimdi beni de. Erdoğan'ı geliyor işte 52'ye 48 yener. Yok kardeşim 60'a 40 yenen varken 52'ye 48 yenen yerinde oturacak. 60'a 40 yenen varsa öyle 51'e 49, 52'ye 48 yeneceğim dersin sonra böyle yenilirsin.

Ben teknik direktörüm ve takım kazanacak. Ben yıldızlarımla maçı kazanmaya hazırlıyorum. Ben her zaman böyle baktım. Zaten vaktiyle böyle bakılsaydı, şu an ülkeyi Cumhuriyet Halk Partisi'nden seçilmiş sonra tabii ki tarafsız olacaktı. Hatta güçlü bir parlamenter sisteme geçiş için vaatlerimiz vardı. Ama şu anda iktidar partisi, o zaman Cumhuriyet Halk Partisi'ydi. O gün bu hataları yapmasaydık. Ben geçmişte kendisinin hevesiyle, ihtirasıyla ülkeye kaybettiren örnekten, kendisi sorumluluk almak gerektiğinde sorumluluk alan, fedakarlık etmek gerektiğinde fedakarlık eden bir pozisyona kendimi koymuş durumdayım. Kendimle ilgili bir cumhurbaşkanlığı adaylığı hevesim asla yok. Net.

Ortak aday sorusuna yanıt

Özel, seçimlerde muhalefetin ortak bir aday etrafında birleşmesi için nasıl bir yol izleyeceklerinin sorulması üzerine, "Geniş bir mutabakatla durmak lazım. Bir kez daha söylüyorum, kendimle ilgili bir hevesim, bir niyetim yok. Açık farkla kazanan bir başka aday, partimden adaylığı kabul ediyor ya da o aday etrafında muhalefet birleşebiliyorsa, tutup da böyle bizden olsun, ben olayım, şu olsun, bu olsun diye değil, bu iktidarı değiştirecek, Türkiye'yi demokrasiye döndürecek ve iktidar olma umuduyla ortaya koyduğumuz, iktidar perspektifimizi hayata geçirebileceğimiz bir Türkiye'nin kapısını aralayabilecek kişiyi aday yapacağız" yanıtını verdi.

Gökçek hakkındaki 96 dosyayı hatırlattı

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında açılan soruşturmanın sorulması üzerine Özel, şunları kaydetti:

Bunlar benim tanıdığım kişiler. Hem AK Parti, hem Adalet Bakanı, hem de Gökçek ailesi. Vallahi burada ne olur biliyor musunuz? Burada kayıkçı kavgası olur. Burada ne olur biliyor musunuz? Mış gibi yaparlar. Ne olur biliyor musunuz? O dosyadan zaten soruşturulacak bir şey yoktu deyip üstünü kaparlar. Melih Gökçek hakkında geçtiğimiz beş yılda Mansur Yavaş 96 yolsuzluk dosyasını tüm kanıtlarıyla suç duyurusu haline getirip savcılığa yollarken koş yetiş dediler. Süleyman Soylu geldi araya girdi. 96 dosyayı aldı. Üstüne oturdu kalkmadı. O dosyaların bir tanesinin bir yaprağı açılmadı. 96 Melih Gökçek dönemine ait satın alma, ihale, imar yolsuzluklarının bulunduğu dosyalar savcılığa bile intikal ettirilmeden Süleyman Soylu eliyle alınıp, Süleyman Soylu kendi almaz al demişlerdir alır. Üstüne oturulup Melih Gökçek hakkında bir tek soruşturma açılmasına izin verilmedi.

Murat Ağırel gitmiş Almanya'da tapusundan mapusundan Melih Gökçek'in işte çocuğunun gelininin üzerine malikaneleri bilmem neleri bulmuş ortaya koymuş. Toplumsal bir infial yükselince diyorlar ki biz bu dosyadan soruşturma açıyoruz. Melih Gökçek'e 'Melih Bey bir maniniz yoksa Cuma günü öğleden sonra saat 4 gibi ifade vermeye çağırıyoruz' diyorlar ya. Bu mu eşit adalet? Yani bakın herhangi bir CHP'linin böyle ifadeye çağrıldığını gördünüz mü? Madem bu devlet herkese eşit davranıyorsa ya Melih Bey'in de kapısına sabah 5'te 300 tane polisle gideceksin. Alıp 4 gün tutacaksın. İşine geldiği nöbetçi hakim olana kadar oyalayacaksın. 3'üncü günse 3'üncü gün, 4'üncü günse 4'üncü gün hakim karşısına çıkarıp tutuklatacaksın. Melih Gökçek'i de bir tutuklu yargılayacaksın. Ondan sonra çıkıp ya da benim arkadaşlarıma da Melih Gökçek'e yaptığın muameleyi yapacaksın. Niye Ekrem İmamoğlu ya da niye herhangi birisi niye sizin biraz önce bahsettiğiniz herhangi bir arkadaşımız şüpheliyken şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmıyor da polis tarafından gözaltı kararıyla götürülüyor kaçma şüphesi varmış diye belediye başkanı. Melih Gökçek bu aralarda kaçarsa ne olacak? Kaçmaz da ona gerekli garanti verilmiştir. Demek istediğim şu: Bir tarafa sabah 6 şafak operasyonu, bir tarafa akşamüstü 16'da ifadeye gelir misin? 

Kendine PR yapanlara söylüyorum. Bu 96 tane üstüne Süleyman Soylu'nun çöktüğü önceki dönem AK Parti dönemine ait 96 yolsuzluk dosyasından 96'sından birden Melih Gökçek'e niye soruşturma açmıyorsun? Ekrem İmamoğlu'na her iftiracının söylediği 156 şey soruyorsun da, örneğin Beşiktaş Belediye Başkanı'nı 60'a yakın şeyden suçladılar. 56'sından beraat etti. Sanki 60'ı da doğruymuş gibi anlatıldı. O 4 ceza aldığında da tamamı kişi beyanı 1 tane kanıt yok. 60'ını da sordum. Buna bu 96'sını niye sormuyorsun? Hayır Melih Gökçek'in ne özelliği var da kendinden sonraki büyükşehir belediye başkanı böyle dosyayı kanıtlarıyla hazırlamış tam savcıya verecekken baktırtmıyorsunuz? İstanbul Büyükşehir'in bir önceki dönemi hakkında Ekrem İmamoğlu'nun 32 suç duyurusunun 32'sine de yine Süleyman Soylu el koymuştu. Nerede o dosyalar? Savcı hiçbir suç isnadı bile yokken hedefte kim var? Üsküdar Belediyesi ya da hedefte kim var? Gaziosmanpaşa Belediyesi, getirin bakalım bütün dosyaları. Dosyadaki bütün iş adamlarına soruyorlar, yok diyeni tehdit edip, 'Bir şey vardır, vardır' diyorlar da bir şey var iddia edilen 96 dosyaya niye bakılmıyor? Benim anlatmak istediğim bu. Son, Murat Ağırel'in gazetecilik başarısıyla artık Ağrı Dağı gibi çıkmış gerçek ortaya o soruyu sorup, 'Şüpheli sıfatıyla gelir misin, sorar mısın, evine döner misin?' Bu ne ya?

"Hadi dokunsun Gökçek’e göreyim"

Faili mechul olaylara ilişkin Adalet Bakanlığı'nın yürüttüğü çalışmaların ve eski AK Parti yöneticilerine yönelik kimi soruşturmaların sorulması üzerine Özel, şu yanıtı verdi:

Gücü ne olursa olsun herkese dokunuyoruz, yalan. PR çalışması. Bir kere Gülistan Doku'nun ailesinin umudunun arkasındayız. İlk günden beri şunu söylüyorum. Gidip de Tunceli'ye yollanan kadın savcının mücadelesinin önünde saygıyla eğiliyorum. Hiçbir şey demem. Gülistan'ın annesine gittiğimde de Gülistan'ın annesi bana dedi ki, her zaman gidin size söyler, 'İlk günden beri yanımızdaydınız' dedi. Dönemin başında da gittim. Adalet Bakanlığı'nın önüne gittim, makamda gittim, evinde gittim, her fırsatta ilgileniyoruz. O davanın çözülmesi o anneye, bu devletin namus borcudur.

AK Parti içindeki güç dengeleri değiştiği zaman, geçmişte FETÖ'cülerin yaptıkları sorgulanmazken şimdi işte FETÖ'nün siyasi ayağından bir iki kişiye bakalım ama şu an AK Parti'de değilse. Geçmişte vali, valinin oğlu, dünya kadar emniyet görevlisi AK Parti tarafından korunmuş, bu sistem tarafından korunmuş. Şimdi AK Parti'de o klikler güçsüzleşmiş, onların üstüne gidelim. Süleymancılar'ın üzerine şimdi gidiyorlar, değil mi? Süleymancılar AK Parti'yi destekleyen bir tarikat olsa, üstlerine gidileceğini iddia eden var mı? Ben Süleymancılarda kimse bir yanlış yapan varsa hesap versin bilmem ne, ayrı bir şey. Bizim için de öyle, herkes için öyle. Ama bu ülkede şu anda AK Parti'nin mevcut yönetim kadrolarına, kodlarına yönelimine uygun olanların kayrılıp ona açı yapanların cezalandırılıp sonra bunun dokunulmayacak kimse yokmuş gibi gösterildiği, yok öyle yağma. Öyle bir yağma yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Veya birkaç kişiyi geçmişte kendi korudukları, korudularsa da bu sistem korudu katili, katilin yardımcılarını, bu iktidar korudu. Birkaç kişiyi feda edip dünyanın en büyük hukuk katliamını yapan kişiye PR yapıp da onu herkese dokunuyor, nasıl herkese dokunuyor? Hadi dokunsun Melih Gökçek'e göreyim. 96 dosyanın 96'sını da incelemeye alsınlar. O zaman diyeceğim ki herkese dokunuyorlar. Bakın bu dosyaya bakarlar. Bu dosyayla ilgili mış gibi yaparlar. 96 yolsuzluk dosyasına dokunmayanların bir tane Murat Ağırel'in gazetecilik başarısından dolayı mızrağı çuvala saklayamadıkları için soruşturma açmasıyla bu kadar büyük bir eşitsizliği yok sayamayız. Bu net yani.

 

Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU