Bakırhan'dan "Alevi Aydınlar Bildirgesi" yorumu: İmzacılar arasında sokaktan alıp milletvekili yaptıklarımız var

"Alevi Aydınlar Bildirgesi" ile ilgili eleştirilerde bulunan Bakırhan, "Nerede Kürt kelimesi koysak Alevi koyuyoruz. Alevi kardeşlerimizin bir partisi varsa DEM Parti'sidir" dedi

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Medya Haber’de katıldığı yayında gündeme ve  “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Çerçeve yasa” ile ilgili Bakırhan, “Meclis'te çıkan çerçeve yasa aslında çok önceden çıkması gerekiyordu.  Ama bilirsiniz siyaset ağır ilerleyen, özellikle stratejik ve sorumluluk gerektiren konularda risk almadan siyaset yapmayı önüne koyabiliyor. Dolayısıyla biraz gecikti ama bir yasa çıktı. Biz bunu önemli görüyoruz. Niye önemli görüyoruz? Bir, çatışma ve şiddet zemininde tartışılan Kürt meselesini hukuki ve siyasi zemine taşıdığı için. Niye önemsiyoruz? İlk defa Meclis'te Kürt meselesinin çözümü için birinci aşaması silahsızlanma olsa da bir yasa çıkıyor; işte Meclis kayıtlarına gidiyor. Niye önemsiyoruz? Bu başlayan süreçle birlikte iki yıldır tek bir insanımız yaşamını yitirmedi. İki yıl boyunca bölge ilk defa kesintisiz bir şekilde nefes aldı” ifadelerimi kullandı.

Bakırhan şunları söyledi:

Şimdi şunu söylemek istiyorum: Evet, bir yasa var, önemlidir, tarihidir ama bu yasa eşittir Kürt meselesinin çözümü değil. Bu konuda çok çeşitli tartışmalar var. İşte biz de yakın zamanda bölgede yaptığımız toplantılarda bize soruyorlar: "İşte ya başkan, yasayı önemsiyorsunuz ama ana dil ne oldu, yerel demokrasi ne oldu, hâlâ kayyımlar duruyor, cezaevinde arkadaşlarımız duruyor, akrabalarımız sürgünde." Biz en başından bu yasayı tarif ederken PKK ve sonuçlarını ortadan kaldıracak, çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine meseleyi taşıyacak bir yasa olarak tarif ettik. Hiçbir zaman ne Sayın Öcalan ne de partimiz bu yasa "eşittir Kürt sorununun çözümü" demedi. Bu bir başlangıçtır, bu bir kapı aralamadır. Bu kapıdan nereye, nasıl ilerleyeceğimiz biraz mücadelemize bağlıdır, örgütlülüğümüze bağlıdır. Türk'ün acısı, Kürt'ün acısı aynıdır. Bunu eşit gören bir insan insandır, demokrattır, ülkedeki 86 milyonun geleceğini düşünüyor.  İşte DEM Parti'nin tam da ne olduğu burada ortaya çıkıyor. Yani Edirne'nin acısıyla Şırnak'ın acısını eşitleyen, aynı değerde gören, yüreğinde hisseden, mücadele ederken ikisi arasına da ayrım koymayan bir siyaset, hem de bu kadar baskılara uğramış bir siyasetin bu noktada durması çok onurludur, çok değerlidir. Türkiye'nin geleceğini eksilterek değil; tamamlayarak, tanıyarak, kimliğine saygı göstererek, diğerinin yaşamış olduğu acıya empati kurarak sağlayabiliriz.

“Ankara modeli kapsayıcı olsun, kalıcı olsun, örnek olsun, demokratik olsun istiyoruz”

Sayın Öcalan'a İmralı Adası'nda sormuştuk: Çatışma ve çözüm deneyimlerinde üçüncü göz var, yani izleyen bir göz. Burada nasıl olacak?  Sayın Öcalan orada çok önemli bir şey söylemişti, her yerde söylüyorum. Dedi ki: "Biz kendi modelimizi yaratmalıyız. Türkiye'li bir çözüm olsun, üçüncü göz Türkiye halklarıdır." Dedi. Biz de bir grup toplantısında "Ankara çözümü" dedik. Şimdi ne güzel, yani dünyada çatışma ve çözüm modelleri konusunda Türkiye yeni bir model sunacak; Ankara modeli. Ama biz de istiyoruz ki Ankara modeli kapsayıcı olsun, kalıcı olsun, örnek olsun, demokratik olsun. Bir daha Kürt'ün, başka bir halkın ve inancın geçmişte yaşanılan baskıları, zulmü yaşamaması için herkesi kapsayan bir zemin oluştursun. Dolayısıyla biz önemsiyoruz Türkiye çözümünü, Ankara çözümünü. Kürtlerin kendi sorunlarını kendi ülkelerinin başkentleriyle araması kadar doğal bir şey yok.

“Kürtler Tel Aviv'den bir şey beklemiyor, Washington'dan bir şey beklemiyor”

Kürtler Tel Aviv'den bir şey beklemiyor, Washington'dan bir şey beklemiyor. Kürtler idam sehpalarını kuran Tahran'a diyor ki: "Ya bu çözüm değil. Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız, kendi demokratik haklarımıza sahip olmak istiyoruz." Bu çok kıymetlidir. Özgün bir siyaset izliyor, üçüncü yol siyaseti dediğimiz gibi; ne emperyalist, hegemonik güçlerin siyasetinin bir parçası, ne de baskıcı, yok sayan iktidarların siyasetini tasvip ediyor. Yaşadığı ülkede demokratik haklarına sahip olmak istiyor.

Öcalan’ın Rolü

Takip ve Değerlendirme Kurulu Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında oluştu. Olumlu buluyoruz. Alt komisyonların isimleri de belirtildi. Bunlardan birisi de Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Komisyonu'ydu. Biz Sayın Öcalan'ın burada bir rol oynaması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü silahsızlanma, Sayın Öcalan kendi örgütü ile ilgili bir tasarrufta bulunması için bir yerde olması gerekiyor. Yani öyle İmralı Cezaevi'nde bir hücrede silahsızlanma meselesini yönetmek, bu süreci yönetmek çok kolay değil. Dolayısıyla bu alt komisyonların birinde, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulu'nda Sayın Öcalan rol almasını bekliyoruz. Komisyon kuruldu ama henüz kimlerin içerisinde yer alacağı belli değil. Yani bu sürecin selametle yürümesi için de gereklidir. Sayın Öcalan sadece bir hani çatışmaları durduran bir insan olarak görülmemelidir. Sayın Öcalan birlikte yaşamak, demokratik bir zeminde 86 milyonun kendi hukukuyla, kimliğiyle eşit yurttaşlar olmasını da savunan ve bu konuda altyapısı, birikimi, entelektüel altyapısı güçlü olan bir insandır.  86 milyona yarar sağlayacak paradigmanın mimarlarından birisidir. Bu komisyonlar işlerine zamanında başlarlarsa bu süreç de bir an önce ilerler.

“Ulusal birlik demek 50-60 milyon Kürt'ün etrafları işte çizilmiş bir sınır içerisinde ortak hareket etmesi değil”

Irak'ta Kürt Bölgesi kendi arasına parçalı. Bu arada aracılığınızla söyleyeyim: Yani bir bölgede iki tane partinin ayrı bir yönetim oluşturması, iktidar zemini oluşturması doğru değil. Kürtlerin artık siyasetini, gücünü, enerjisini biriktirmesi gerekiyor.  Ulusal birlik demek 50-60 milyon Kürt'ün etrafları işte çizilmiş bir sınır içerisinde ortak hareket etmesi değil. Kürtlerin yaşadığı ülkelerdeki sorunlara ilgili duyarlı olmasıdır, demokratik tepkisini ortaya koymasıdır, dayanışmasıdır. O dil, kimlik, kültür bizi bir araya getiren değerler konusunda birbiriyle dayanışmasıdır.

Ulusal birlik kimseyi korkutmasın, ürkütmesin. Kürt'ün birbirinin meselesine duyarlı olması kadar doğal bir şey yok. Bu Türkiye'nin de zararına değil, Suriye'nin de zararına değil. Aksine tam tersine, Suriye'de Kürt'le ilişkilenildiği zaman 60 milyon Kürt'le de ilişkilendirilmiş olursunuz. Kürt'ü rahata ve huzura kavuşturan bir rejim 60 milyon Kürt'ün de desteğinin, duasının, enerjisinin kendi arkasında olduğunu bilmesi kadar insanı rahatlatan başka bir şey yok. Demokratik haklarımızı istiyoruz; dil haklarımızı istiyoruz, insanca yaşam haklarımızı istiyoruz. Yaşadığımız ülkelerin eşit yurttaşları olmak istiyoruz. İdam sehpaları, cezaevleri, mezarlar niye bizim adresimiz oluyor? Bunları hak etmek için ne yaptık? Yani bizim bir hak elde etmemiz Türk'ün, Arap'ın, Fars'ın cebinden, kesesinden, hakkından bir şey alıp götürmüyor. Aksine bizim demokratik haklarımızı almamız o ülkelerdeki sistemlerin, rejimlerin daha güçlü bir şekilde hareket etmesini, daha güven içerisinde yaşamasını sağlıyor.

Servis edilen İmralı metinleri

İmralı'da bir DEM Parti heyeti var gidip gelen. Bir de Sayın Öcalan'ın onlar aracılığıyla kamuoyuyla paylaştığı kimi metinler, kimi düşünceleri var. Şimdi bizim İmralı heyetimiz bunu teyit etmedi. Yani devlet yetkilileri de bunu teyit etmedi. Sayın Öcalan da yazılı bir metinle böyle bir şey olmadığını söyledi. Dolayısıyla biz onlara inanacağız, güveneceğiz. Yani bizzat İmralı'ya gidip gelen işte bir heyet var. Biz onlar aracılığıyla, onların gözetiminde, onların olduğu bir ortamda böyle bir şey olmadı. Şimdi sabotaj nedir? Mevcut yürüyen bir şeye bir operasyon çekmektir. Ya da yürüyüşünü aksatmaktır, hattını değiştirmektir. Basının görevi 86 milyon insanın lehine olan ya da hadi öyle değil diyelim, öyle olması için emek harcayan, ne bileyim katkı sunan bir rol oynamak değil mi? İşte elime bir metin geçti ama teyitli değil ama ben yayınlarım. Böyle keyfî bir şey olabilir mi? Takip ve İzleme Kurulu'nun kurulduğu gün bu metin yayınlanıyor. Bu, süreç karşıtlarının eline ciddi bir argüman veriyor. "Bak gördün mü, işte örgüt üyeleri de gidip geliyormuş." Şimdi bu ne yapar? Bu, sürece olumsuz etki eder. İnsan gerçekten bazen bir şeyi yaparken düşünmeli. Yani bu topluma ne katıyor? Bak ben siyasetçiyim. Konuşurken Edirne ile Şırnak empatisi yapıyorum. İkisinin de onurunu, gururunu zedelemeyecek, ikisini de incitmeyecek, ikisinin de yaşadığı acıları da, olumlulukları da aynı zamanda tartan, ölçen bir dil kullanıyorum. Benim siyasetçi olmam, bir partinin eş başkan yardımcısı olmak sonsuz, sınırsız, pervasızca konuşmamı ya da değerlendirme yapmamı gerektirmiyor. Basın mensuplarına sesleniyorum: Lütfen çok nazik bir süreçten geçiyoruz. Eksikler yok mu? Yok, var. Eleştirelim. Ama bu süreç Türkiye'nin bölünmesi, işte Türkiye'ye bir ihanet süreci ya da Kürt'ün bütün hak, hukuk ve temel taleplerinden vazgeçtiği bir süreç değil. Herkes dolayısıyla, çok hassas davranmalıdır. Ben en başta kendim için de bunu söylemek istiyorum. Dolayısıyla teyit edilmemiş, tarafları tarafından teyit edilmemiş metinlerin, yorumların, asparagas haberlerin hele özellikle Kürt medyası tarafından piyasaya sürülmesinin kimseye bir yararı yok.

“Alevi Aydınlar Bildirgesi” ile ilgili açıklama

Kürt Hareketi Kürt olduğu kadar Alevi bir harekettir. Kesinliği doğrulanmamış bir metindeki bir cümleyi alıp Alevilere karşıymış, karşıymışız gibi ya da işte Sayın Öcalan karşıymış gibi bir algı oluşturmak bence bir sabotajdır. Partimizin eş başkanı Alevi, milletvekillerimiz Alevi, belediye eş başkanlarımız Alevi. Siyasetimiz, programımız Kürt olduğu kadar Alevi, emekçi olduğu kadar Alevi, kadın olduğu kadar Alevi. Kimse bizi Alevilikle test edemez. Yani Türkiye'de bir Alevilerin özgürce siyaset yaptığı, kendi hak ve hukuklarını savundukları bir zemin varsa bizim zeminimizdir. Bugüne kadar bedel ödeyen, yaşamını yitiren Alevi arkadaşlarımız, dünya kadar arkadaşımız var. Şimdi bu süreci istemeyen 53 imzalı bir bildirge okudum. Yani içinde 3-4 tane arkadaş, ben de şaşırdım orada niye varlar.

İçinde temiz, çok dürüst, tanıdığım bazı aydın arkadaşlarımız da var. Bir de sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum. Vicdansız herif. Kürt halkı seni bakan yapmış Alevi olduğun için. Partinin her dönem bir eş başkanı Alevi olmuş. Alevi kardeşlerimiz Siirt'ten, Batman'dan, Diyarbakır'dan milletvekili seçiliyor. Bugüne kadar hiçbir Kürt "Bu Alevi niye geldi seçildi?" dememiş, böyle bir ayrım yok. Sana verdiğimiz oy burnundan gelsin. Nerede Kürt kelimesi koysak Alevi koyuyoruz. Alevi kardeşlerimizin bir partisi varsa DEM Parti'sidir. Hak ve hukuk arama mücadelesi yürüten bir zemin varsa bizim zeminimizdir. Aleviler konusunda siyaset yapmayan, doğru, sahici ve onların hakkını savunan bir parti varsa, bir zemin varsa bizim zeminimizdir. Hiç kimse DEM Parti'nin yalan yanlış, çarpıtılmış ya da işte ortada olmayan belgelerle Alevi karşıtı bir parti olduğunu savunamaz. Söylerse yalan söyler, riyakârlık yapar.

İdris-i Bitlisi tarihte birisidir; iyilikleriyle, kötülükleriyle ortadadır. Yavuz Selim de işte Osmanlı'nın bir sultanıdır, padişahıdır. Yani ikisinin aynı kelime içerisinde geçiyor olması ve Alevi karşıtı bir bağını kuramıyorum. Velhasıl bunu eleştiriyorum.

DEM Parti'nin milletvekili tablosuna bakın. DEM Parti'nin Merkez Yürütme Kurulu'na ve Parti Meclisi'ne bakın. Hiçbir siyasi partide olmayan bütün renkler, bütün inançlar, bütün halklar, bütün dinlerin içerisinde siyaset yaptığı bir zemindir ve ağırlıklı olarak da Alevilerin içerisinde en önemli rol ve görevlerde olduğu bir siyasi partiye böyle bir yakıştırma yapılabilinir mi? DEM Parti toplumun kendisidir. Gürcü'dür, Çerkes'tir, Abaza'dır, Kürt'tür, Alevi'dir, kadındır, gençtir, Asuri'dir, Süryani'dir. Bakın bunları bir hamaset olarak söylemiyorum ha; gerçeği odur zaten. Türkiye'de Ermenilerin kendi kimliğiyle siyaset yaptığı bir partidir. Gerçek Müslümanların içerisinde siyaset yaptığı bir partidir. Muhafazakârın da sosyalistin de birlikte omuz omuza mücadele yaptığı, demokrasi, demokratik değerler için mücadele yaptığı bir siyasi partiden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu algıları Alevi toplumu almaz. Alevi toplumu çok büyük katliamlar gördü, çok büyük zulümler gördü. Neyin siyaset, neyin algı olduğunu çok iyi biliyor.

 

Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU