Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun savunmalarını kitaplaştırdığı “Millet Şahidimdir” adlı kitabın toplatılması, dağıtımının ve satışının yasaklanması kararına avukatları tarafından itiraz edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği, 27 Ağustos 2026 tarihli kararıyla İmamoğlu’nun yazarı olduğu kitabın basılmış ve basılmakta olan nüshalarına el konulmasına, dağıtımının ve satışa sunulmasının engellenmesine karar vermişti. İmamoğlu’nun avukatları, 31 Ağustos’ta karara itiraz etti.
İtiraz dilekçesinde, hâkimlik kararının “gerekçesiz, hukuka aykırı ve ölçüsüz” olduğu savunularak kararın kaldırılması talep edildi.
“Hangi ifade hukuka aykırı?”
Dilekçede, hâkimlik kararının yaklaşık bir buçuk sayfa olduğu, kararın önemli bölümünün olayın anlatımı ile Basın Kanunu’nun 3 ve 25’inci maddelerine ilişkin soyut kuralların aktarılmasından oluştuğu belirtildi.
Kitabın halkın farklı kesimleri arasında gerilimi artırabileceği ve kamu düzeni ile kamu güvenliğini bozabileceği yönündeki değerlendirmelerin somut bir gerekçeye dayanmadığı savunuldu.
İtiraz dilekçesinde, kitapta hangi cümle, paragraf veya sayfanın hukuka aykırı olduğunun kararda gösterilmediği belirtilerek, “Hangi ifade, hangi bağlamda, hangi toplumsal kesime yönelmiş/hedef almış, halkın hangi farklı kesimleri arasında nasıl bir gerilim artırabilecek ve bu suretle kamu düzenini bozacak, suç işlenmesine sebep olacaktır?” soruları yöneltildi.
Kararda hangi ifadenin hangi suç tipini oluşturduğunun ve soruşturmanın hangi somut suç isnadı üzerinden yürütüldüğünün de belirtilmediği kaydedildi.
Kitabın içeriğine ilişkin savunma
İtiraz dilekçesinde, “Millet Şahidimdir” kitabının temel olarak İmamoğlu’nun 8 Temmuz 2026 tarihinde İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada yaptığı sorgu kapsamında hazırladığı metinden oluştuğu ifade edildi.
İmamoğlu’nun usuli taleplerini dile getirdiği sırada mahkeme başkanı tarafından sürekli bölündüğü, ardından “susma hakkını kullandığı” yönünde tespit yapıldığı ve sorgusunu tamamlayamadan duruşma salonundan çıkarıldığı belirtildi.
Dilekçede, kitabın aleni yargılama sırasında izleyiciler ve medya aracılığıyla kamuoyunun öğrenebileceği bir sorgu metninden oluştuğu belirtilerek, “Sulh Ceza Hâkimliği müvekkilin aleni duruşmada okuyacağı sorgu metnine el koymuştur” denildi.
AYM’nin Öcalan kararına atıf yapıldı
İmamoğlu’nun avukatları, itiraz dilekçesinde Anayasa Mahkemesi’nin 25 Haziran 2014 tarihli, Abdullah Öcalan’ın basılmakta olan kitabına ilişkin kararına da atıfta bulundu.
Söz konusu kararda basılmamış bir kitaba el konulması ve buna yapılan itirazın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğünü düzenleyen 26 ve 28’inci maddelerinin ihlal edildiğinin tespit edildiği hatırlatıldı.
Dilekçede, Anayasa Mahkemesi’nin kararında basın özgürlüğünün kural, sınırlamanın ise istisna olduğunun vurgulandığı belirtilerek, aynı ilkelerin İmamoğlu’nun kitabı açısından da geçerli olduğu savunuldu.
“Somut cümle ve sayfalar gösterilmeli”
Dilekçede ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre siyasi nitelikte görüş ve bilgiler içeren yayınlara müdahalenin ancak şiddet kullanımına yönelik çağrı veya özendirme bulunması halinde mümkün olabileceği ileri sürüldü.
İtirazda, “Sulh Ceza Hâkimliğinin kitaptan buna örnek oluşturacak tek bir cümle aktaramamasının sebebi açıktır: Kitapta bu anlama gelecek hiçbir ifade yoktur” denildi.
Hâkimlik kararında “halkın farklı kesimleri arasında gerilimi artırabilecek” ifadeler bulunduğunun belirtildiği ancak hangi toplumsal kesimin hangi ifadelerle hedef alındığının açıklanmadığı kaydedildi.
Bu gerekçenin Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçuna işaret ettiği değerlendirilerek, böyle bir karar verilebilmesi için somut cümle, paragraf ve sayfaların gösterilmesi gerektiği savunuldu.
“El koyma” kararının fiilen toplatma olduğu savunuldu
İtiraz dilekçesinde, hâkimlik kararında “el koyma” ifadesinin kullanılmasına rağmen tüm nüshalara el konulmasının fiilen “toplatma” anlamına geldiği belirtildi.
5187 sayılı Basın Kanunu’nun 25’inci maddesi kapsamında yalnızca sınırlı sayıda nüshaya el konulabileceği, toplatma şeklinde bir karar verilmesinin ise kanunen mümkün olmadığı ileri sürüldü.
Dilekçede, “Toplatma yerine adı değiştirilerek el koyma diye yazılması kanunilik ilkesine aykırıdır” ifadeleri kullanıldı.
Kitabın bütünü incelenmeden ve hangi bölümünün hangi nedenle hukuka aykırı olduğu ortaya konulmadan yasaklama kararı verilmesinin de ölçüsüz olduğu savunuldu.
“Muhalefetin sesinin kısıldığı bir ülke demokrasi olarak nitelendirilemez”
İtiraz dilekçesinde, İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı olması nedeniyle görüşlerinin kamuoyuna ulaşmasının, yurttaşların bilgi edinme ve farklı siyasi görüşlere erişme hakkıyla bağlantılı olduğu belirtildi.
Dilekçede, “Yurttaşlar siyasal iktidarın fikirlerine ulaştığı gibi muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olan müvekkilin fikirlerine de serbestçe ulaşacaklar ve özgür kanaatlerini bu fikirleri yarıştırarak kendileri vereceklerdir” denildi.
Sadece siyasal iktidarın sesinin serbest olduğu, muhalefetin sesinin ise kısıtlandığı bir ülkenin demokrasi olarak nitelendirilemeyeceği savunuldu.
İmamoğlu’nun avukatları, kitabın toplatılması, dağıtımının ve satışa sunulmasının engellenmesine ilişkin kararın kaldırılmasını talep etti.
Hâkimliğin aksi kanaatte olması halinde dosyanın itirazı değerlendirmek üzere İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği’ne gönderilmesi istendi.
ANKA