İBB davasında 73. gün

İBB davasının 73. gününde tahliye talebinde bulunan Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan, 532 günlük tutukluluğunun 42 yıllık şirketini tasfiye etmesine ve çalışanlarının çoğunu işten çıkarmasına neden olduğunu söyledi

Fotoğraf: ANKA

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın görülmesine İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda devam ediliyor. 

Davanın 73. günü, tutuklu sanıkların tahliye talepleriyle sürüyor. Mahkeme Başkanı, bu hafta tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin alınacağını bildirmişti. Başkanın verdiği bilgiye göre, her sanık veya avukatına beyanları için yarım saat süre verilecek. Talepler ilk duruşmadaki liste sıralamasına göre alınacak. Söz konusu listeye göre, Ekrem İmamoğlu'na tahliye talebi için sıranın 3 Eylül Perşembe günü gelmesi bekleniyor. Tahliye talepleri geçen hafta perşembe günü alınmaya başlanmış ve ilk olarak Mustafa Akın ve Yener Torunler söz almıştı.

Bugün, tutuklu sanıklar saat 11.10’da jandarma eşliğinde mahkeme salonuna getirildi. Duruşma, Ekrem İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan’ın tahliye talebiyle başladı.

“Eylem 13’te benim yaptığım tek şey 2019 seçim kampanyasındaki ‘İstanbul Senin’ programıdır”

Necati Özkan, 9 ve 13 Nisan’daki savunmalarında kendisini “yarım artı sıfır eylemden sorumlu” olarak nitelendirdiğini hatırlattı.

Eylem 13 bakımından kendisiyle ilişkilendirilen tek çalışmanın 31 Mart 2019 yerel seçim kampanyasında kullanılan “İstanbul Senin” adlı program olduğunu belirten Özkan, bunun dava konusu yapılan uygulamayla ilgisinin bulunmadığının duruşmada verilen ifadelerle ortaya çıktığını savundu.

Özkan, “Dosya içerisindeki ifadeler, tanık anlatımları, raporlar ve huzurdaki ifadelerde benim Eylem 13 ile ilgili kanun dışı veya ahlak dışı hiçbir faaliyetimin söz konusu olmadığı heyetinizce görüldü” dedi.

“Beni tanıyor musunuz, veri projelerinde beni gördünüz mü diye herkese sordum”

Eylem 13 kapsamında doğrudan bir eylemi bulunmadığını söyleyen Özkan, duruşmada dinlenen sanıklara “Beni tanıyor musunuz?”, “Aramızda herhangi bir iletişim oldu mu?”, “Mobil, dijital veya web tabanlı projelerinize dahil olduğuma şahit oldunuz mu?” ve “Veri erişimiyle ilgili herhangi bir yetkim veya sorumluluğum olduğunu gördünüz mü?” sorularını yönelttiğini hatırlattı. Özkan, verilen yanıtların tamamının İstanbul Senin ve İBB Hanem’le ilgili yazılım ve veri süreçlerinde herhangi bir yetkisinin veya sorumluluğunun bulunmadığını gösterdiğini savundu.

Ayrıca İBB Hanem’e ilişkin veri sızıntısının gerçekleştiği ileri sürülen Mayıs 2025 tarihinde Kocaeli 2 No’lu Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu olduğunu belirten Özkan, “İBB Hanem ile ilgili yazılmış son raporda adım dahi geçmiyor. Dosyada aleyhimde bir tanık ifadesi, gizli tanık ifadesi, şikayetçi ifadesi, belge veya rapor yok” dedi.

Başsavcılığın resmi yazısını gösterdi: Veriye erişimi olanların listesinde ben yokum

Özkan, Naim Erol Özgüner’in savunması sırasında İBB ve iştiraklerinde veri sorumlularına ilişkin resmi listenin dosyaya getirildiğini öğrendiğini söyledi.

16 Mayıs 2025 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İBB, İSPARK ve İSTTELKOM’a yazı gönderildiğini belirten Özkan, yazıda web ve mobil uygulamalar ile bu sistemlerde yetkili personel, veri tabanı yöneticileri, siber güvenlik uzmanları ve veriye erişimi bulunan çalışanların isimlerinin istendiğini aktardı.

Özkan, “Bu resmi belgelerde sorumlu ve yetkili yaklaşık 25 personelin listesi bildiriliyor. O listede benim adım yok. Dahası Eylem 13 kapsamında yargılanan hiç kimsenin adı yok” dedi.

“Kale anahtarını elinde tutanlara sorulmuyor, dış kapının dış mandalı olan bana soruluyor”

Özkan, savcılığın veri güvenliği konusunda doğrudan yetkili personele neden başvurmadığını sorgulayarak, “Eğer gerçekten bir veri sızıntısı varsa, 16 milyon İstanbullunun ya da 11 milyon seçmenin verisi çalındıysa, yabancı istihbarat kuruluşlarına sızdırıldıysa veya ticari olarak satıldıysa, kalenin anahtarını elinde tutan yetkili personele nedense sorulmuyor. Benim gibi dış kapının dış mandalı bile olmayan, hariçten gelip arada bir toplantılara katılan 67 yaşındaki bir vatandaşın bu işle dahli ileri sürülüyor. Neden?” sorusunu yöneltti.

Adem Kameroğlu’nun beyanları: Her ifadesinde hikâyesini değiştirmek zorunda kaldı

Necaüi Özkan, Eylem 4 kapsamında Adem Kameroğlu’nun etkin pişmanlık beyanlarına değindi. Temmuz ve Ağustos 2025’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunduğu dilekçelerde olayın ayrıntılarını ve 200 sayfayı aşan belgeleri açıkladığını belirten Özkan, Kameroğlu’nun anlatımlarının bu belgelerin ardından değiştiğini savundu.

“Adem Kameroğlu’nun her ifadesinde hikâyesini değiştirmek zorunda kalmasının temel nedeni benim vermiş olduğum dilekçelerdir” diyen Özkan, SEGBİS’te ise olayın yeniden farklı bir şekilde anlatıldığını söyledi. Özkan, söz konusu dairelerin gerçek bir yatırım kapsamında alındığını savunarak, “Eğer burada gerçek bir yatırım değil de rüşvete aracılık etme durumu olsaydı, dairelerin sözleşmelerini kendi adıma yapar mıydım? Dört buçuk yıl sonra ihtiyaç doğduğunda bunları yine şirketime devreder miydim?” diye sordu.

Özkan, Eylem 4’teki arsa payı yatırımının “hayatın olağan akışına uygun” ve belgelerle kayıt altına alınmış olduğunu söyledi.

“İhale yok, teklif yok, görev yok, yetki yok; ama özel vasıflı örgüt üyesiyim”

Örgüt üyeliği suçlamasına da tepki gösteren Özkan, İBB veya iştiraklerinde hiçbir görevi, makamı, maaşı veya huzur hakkı bulunmadığını, herhangi bir ihaleye katılmadığını, teklif vermediğini, eşine, dostuna veya akrabasına iş ya da ihale talep etmediğini kaydetti.

Özkan, “İhalelere girmişliğim, teklif dahi vermişliğim yok. Görevim, yetkim, imzam, makamım, maaşım, huzur hakkım yok. Ne kimseye emir vermişliğim ne de kimseden emir almışlığım var. Bunların varlığına emare teşkil edebilecek ne bir delil ne bir ifade ne de bir gizli tanık sözü var. Ve ben örgüt üyesiyim, hem de özel vasıflı örgüt üyesiyim” dedi.

Seçim dönemlerinde iletişim çalışması yaptığını ve faturasını CHP’ye kestiğini belirten Özkan, işi bittikten sonra İBB ile kurumsal bir ilişkisinin kalmadığını ifade etti.

“42 yıllık şirketimi tasfiye ettim; yeter artık”

532 günlük tutukluluğun hayatında geri dönülmez sonuçlara neden olduğunu dile getiren Özkan, 42 yıllık şirketini tasfiye ettiğini ve personelinin büyük bölümünün işine son vermek zorunda kaldığını söyledi. “532 gün... Suçsuz, günahsız, delilsiz, ispatsız 532 gün. Yazıktır. Gerçekten günahtır, ayıptır” diyen Özkan şöyle devam etti:

Şirketimi, 42 yıllık şirketimi tasfiye ettim. Bütün personelimin çıkışlarını verdim, tazminatlarını ödedim. Şu anda sadece bir elin parmakları kadar arkadaşım benim ihtiyaçlarım nedeniyle şirkette. Onu da kısa sürede kapatıyorum. Maksat hasıl oldu. Yeter artık, gerçekten yeter.

Özkan, tahliyesini talep ederek savunmasını tamamladı.

"Kaçacak olsam el koyma kararından sonra kaçardım"

Tahliye talebinde bulunan isimlerden biri de KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt oldu.

Kurt, 15 yıllık kamu görevi boyunca 13 kez mal beyanında bulunduğunu, mal varlığına ilişkin bağımsız rapor hazırlattığını ve gelirleriyle edinimlerinin uyumlu olduğunun tespit edildiğini söyledi. Buna rağmen banka hesaplarının yaklaşık 16 aydır bloke olduğunu belirten Kurt, "Ortada olumsuz bir MASAK raporu yok. Olması da mümkün değil" dedi ve en azından banka hesaplarındaki blokelerin kaldırılmasını, gerekli görülürse gayrimenkuller üzerindeki tedbirlerin devam etmesini istedi.

Kaçma şüphesi bulunmadığını söyleyen Kurt, tutuklanmadan yaklaşık 20 gün önce mal varlığına el koyma kararı verildiğini ve bu süre içinde yurt dışına çıkma imkânı bulunmasına rağmen kaçmadığını anlattı. Kurt, "Yeşil pasaportum var. Kaçacak olsam o arada kaçardım" dedi.

"12 yaşındaki oğlum beni ağır ceza kürsüsünde dinliyor"

Savunmasında ailesinin içinde bulunduğu durumu da anlatan Kurt, 12 yaşındaki oğlunun duruşma salonunda olduğunu belirterek, "Acı bir şey ki babasını ağır ceza kürsüsünde dinliyor, bu duruma tanıklık ediyor" ifadesini kullandı. Oğlunun astım nedeniyle hastaneye yattığında, ayağını kırdığında yanında olamadığını, küçük kızının bisiklet sürmeyi öğrendiği dönemi de kaçırdığını söyleyen Kurt, "Yazık bize Sayın Başkanım" ifadelesini kullandı.

Oğlunun bu yıl LGS’ye gireceğini belirten Kurt, evlerine yapılan polis baskınının ardından çocuklarının psikolojik olarak etkilendiğini ve yalnızca anneleriyle uyuyabildiklerini söyledi. Kurt, "Lütfen beni tahliye edin ve bir hafta sonra çocuklarımı okula ben götürebileyim" dedi.

Kurt, kendisiyle aynı eylemlerde yargılanan sanıkların tutuksuz olduğuna dikkati çekerek, neden tutuklu tutulduğunu anlayamadığını söyledi. "Bende nasıl bir tehlike var" diye soran Kurt, "Hem işimden oldum, hem gelirimden oldum, hem ailemden oldum ve her an sağlığımdan da olabilirim" diye konuştu. Adem Soytekin ve çevresindeki birkaç kişinin beyanı dışında hakkında suçlayıcı bir anlatım bulunmadığını kaydeden Kurt, tüm tutuksuz sanıkların dinlenmiş olduğunu belirterek, tahliyesini talep etti.

"Deliller toplandı; kime baskı yapacağım?"

Ardından tutuklu sanık Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz söz aldı. Dosyadaki delillerin büyük ölçüde toplandığını ve müştekilerin önemli bölümünün dinlendiğini söyleyen Akyüz, "Delilleri karartmam veya tanıklar üzerinde baskı kurmam yönünde somut bir olgu bulunmamaktadır" dedi.

Sağlık durumuna da değinen Akyüz, 66 yaşında olduğunu, yüksek tansiyon, Hashimoto hastalığı, kalp rahatsızlığı, KOAH ve karaciğer büyümesi bulunduğunu söyledi. Kan sulandırıcı ilaç kullandığını belirten Akyüz, rahatsızlıklarının sürekli uzman hekim kontrolü gerektirdiğini ifade etti.

Kaçma şüphesinin bulunmadığını kaydeden Akyüz, "66 yıldır Bakırköy’de aynı iki mahallede oturuyorum. Bütün bağlarım Türkiye’dedir. Olaylar basına yansıdığında eşimden dolayı yeşil pasaportum vardı. Herhangi bir kaçma girişiminde bulunmadım, oturduğum yerde bekledim" diey konuştu.

Kendisine yöneltilen suçların alt sınırının iki yıl olduğunu hatırlatan Ali Rıza belirten Akyüz, tutukluluk süresinin ölçüsüz hale geldiğini savunarak, tahliyesini istedi.

“Örgüt üyesi değilim”

Bugün tahliye talebinde bulunan isimlerden biri de Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu oldu.

Eylem 58 ve 59 kapsamında Murat Özyeğin, Avni Çelik ve Kaan Yücel dosyalarına değinen Karaoğlu, ruhsat ve iskân süreçlerinde yaşanan gecikmelerin başvuru sahiplerinin eksik belgelerinden kaynaklandığını söyledi.

“Benim bulunduğum koltukta kim olsa kanun neyi emrediyorsa onu yapardı. Ben de onu yaptım” diyen Karaoğlu, örgüt üyeliği suçlamasını da reddetti. Karaoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde seçimden yaklaşık 1,5 yıl sonra göreve başladığını belirterek, “Özel ekipte olsam daha önce gelmem gerekirdi. Göreve başladığımda yıllardır aynı müdürlükte çalışan kamu personeliyle çalıştım. Bağlı olduğum tek kurum devlettir” ifadelerini kullandı.

“Kalp hastasıyım, çocuklarımın yanında olamıyorum”

Savunmasının son bölümünde sağlık durumuna ve ailesine değinen Karaoğlu, 15 yıldır yüksek tansiyon hastası olduğunu, iki tansiyon ilacı kullandığını ve altı yıl önce ana kalp damarına stent takıldığını söyledi.

Kalp kapağında kaçak bulunduğunu, ileride kapak ameliyatı olmasının gerektiğini belirten Karaoğlu, cezaevi koşullarının hastalığını ağırlaştırdığını ifade etti.

80 yaşındaki babasının cilt kanseri ve böbrek nakli nedeniyle ağır sağlık sorunları yaşadığını, annesinin de ileri yaşta olduğunu anlatan Karaoğlu, 12 yaşındaki kızı Asya'nın kapalı görüşlere dayanamadığı için yalnızca açık görüşlere geldiğini söyledi.

Tip-1 diyabet hastası oğlu Tuna'nın ise hastalığını yönetmekte zorlandığını söyleyen Karaoğlu, “Oğlum elimden kayıp gidiyor. Kan değerleri olması gerekenin çok üzerinde. Onun yanında olamıyorum” dedi.

“16 aylık tutukluluk artık tedbir değil, ailece ödediğimiz ağır bir cezaya dönüştü” diyen Karaoğlu, adli kontrol hükümleri uygulanarak da olsa tahliye edilmesini istedi.

“Adli yılın ilk gününde bir meslektaşım için tahliye istemek zorunda kalacağımı düşünmezdim”

Daha sonra İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın talep sırası geldi ancak, kendisi değil sadece avukatı söz aldı. Pehlivan'ın avukatı Hasan Fehmi Demir, yeni adli yılın ilk gününde bir meslektaşının bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunmasına ilişkin tahliye talebinde bulunmanın “yargı teşkilatının durumunu gösteren trajik bir anlatım” olduğunu söyledi.

Demir, savunmasının başlangıcında hukuki kararların mutlaka somut bir dayanağa sahip olması gerektiğini vurgulayarak, Pehlivan'ın 19 Haziran 2025'ten bu yana özgürlüğünden yoksun bırakılmasının hukuken açıklanamayacağını savundu.

“Avukatın işi, suç isnadı altındaki insana hukuki hizmet sunmaktır”

Avukatlık mesleğinin niteliği üzerine değerlendirmelerde bulunan Demir, bir avukatın suç isnadı altındaki kişilerle görüşmesinin, hukuki hizmet vermesinin ve yaptığı görüşmeleri meslek sırrı kapsamında tutmasının suçlama konusu yapılamayacağını söyledi.

Demir, “Yargıç için yargılamanın nesnesi olan sanık, avukat için özne, yani insandır” diyerek avukatın temel görevinin müvekkilinin haklarını ve özgürlüğünü korumak olduğunu ifade etti.

“Olağan avukatlık faaliyetleri kriminalize edilmeye çalışılıyor”

Demir, Pehlivan'a 19 Mart operasyonundan önce toplantı organize etmek, toplantılarda telefonları toplamak, dijital delillerin elde edilmesini engellemek, şüphelilere avukat belirlemek, avukatları organize etmek, savunma stratejisi oluşturmak, şüphelilere ifadelerin içeriğine ilişkin bilgi vermek ve bazı kişilerin yurt dışına kaçışını organize etmek gibi çok sayıda suçlama yöneltildiğini hatırlattı.

Bu iddiaları destekleyen somut delil bulunmadığını savunan Demir, “İtibar edilebilecek, akla yakın, makul, ikna kabiliyeti bulunan tek bir somut kanıt bulunmamaktadır” dedi.

Demir, iddia makamının “toplantı yapmak, avukat önermek, olası icraatlara karşı savunma stratejisi kurmak gibi olağan avukatlık faaliyetlerini kriminalize etmeye çalıştığını” savunarak, hangi kişinin yurt dışına kaçırılmasının organize edildiğinin veya hangi sanığa hangi avukatın önerildiğinin dahi açıklanmadığını söyledi.

“Örgütün 2014'te kurulduğu iddia ediliyor, Pehlivan İmamoğlu’nun vekâletini 2024'te aldı”

Pehlivan'ın, CHP Milletvekili ve avukat Turan Taşkın Özer'in hukuk bürosunu “örgütün hukuk ayağını planlamak” amacıyla kullandığı ve avukat Onur Büyükhatipoğlu'nu da bu organizasyona dahil ettiği iddiasına değinen Demir, iddianamenin kendi kronolojisine dikkat çekti.

İddianamede Ekrem İmamoğlu'nun lideri olduğu ileri sürülen örgütün 2014 yılında kurulduğunun iddia edildiğini belirten Demir, “Örgütün hukuk ayağını oluşturmakla suçlanan Mehmet Pehlivan ise Sayın İmamoğlu'nun vekâletini 22 Temmuz 2024 tarihinde, yani 10 yıl sonra üstlenmiş ve bu tarihten itibaren hukuki hizmet sunmuştur” dedi.

“1 yıl 2 ay 13 gündür zindanda; bu yanlıştan dönülmeli”

Demir, Pehlivan'ın “gerçek dışı, kanıtsız ve tutarsız” olarak nitelendirdiği iddialar nedeniyle 1 yıl 2 ay 13 gündür tutuklu olduğunu söyledi.

Savunmasının başındaki “dayanak noktası” anlatımına dönerek Pehlivan'ın tutukluluğunun somut hukuki dayanağının bulunmadığını savunan Demir, “19 Haziran 2025 tarihinde Mehmet Pehlivan'ın dünyasını dayanaksız bir şekilde yerle bir edenlerin, kendini hiçbir kurala bağlı saymayan bir gücün olduğu bugün daha çok anlaşılmaktadır. Bu yanlıştan dönülmeli, Mehmet Pehlivan'ın esaretine son verilmelidir” dedi.

Tora Pekin: Bir yıllık süreyi aşmak için uzatma kararı gerekiyordu; böyle bir karar yok

Pehlivan'ın diğer avukatı Tora Pekin ise tahliye talebini CMK'nin 102. maddesi üzerinden yaptı. Pehlivan'a isnat edilen TCK 220/2 ve 281/1 kapsamındaki suçların Asliye Ceza Mahkemesi'nin görev alanında bulunduğunu belirten Pekin, davanın bağlantı nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesinin tutukluluk süresi bakımından bu durumu değiştirmediğini savundu.

Pekin, “Mehmet Pehlivan yönünden, suçlandığı suçlar Asliye Ceza Mahkemesi'nin görev alanında olduğu için, tutuklandığı 19 Haziran 2025'ten sonra bir yıl içerisinde ancak bir uzatma kararıyla tutukluluğu devam edebilirdi. Uzatma kararı verilmediği takdirde bir yılın sonunda serbest bırakılması gerekirdi” dedi.

“Yasanın emredici hükmüne göre derhal tahliye edilmesi gerekir”

Pekin, Pehlivan'ın dosyasının bağlantı nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesinin, isnat edilen suçların görev alanını değiştirmeyeceğini savunarak, “Yasanın emredici hükmüne göre bir uzatma kararı vaktiyle alınmadığı için derhal tahliyesi gerektiği görüşündeyim” şeklinde konuştu.

Pekin, dosyadaki tutuklama kararlarının bireyselleştirilmiş gerekçeler içermediğini de savunarak, CMK'nin 100. maddesi bakımından da tutuklamanın istisnai bir koruma tedbiri olması gerektiğini vurguladı.

Pehlivan'ın tahliyesini isteyen Pekin, “Öncelikle emredici norma, daha sonra sıkılıkla uyulması zorunlu kurallara bağlı norma dikkat edilerek yanlıştan dönülmesini ve müvekkilim, meslektaşım Avukat Mehmet Pehlivan'ın tahliyesine karar verilmesini talep ediyorum” dedi.

Duruşma, Adem Başer'in savunmasıyla devam ediyor.

 

ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU