Giriş: Klasik zafer anlayışının ötesine geçiş
Modern savaşların doğası kökten değişmiştir. Birinci ve üçüncü nesil savaşlarda zafer, tanımlı bir cephede kesin sonuç alma, işgal veya düşmanın teslimiyetiyle ölçülürdü. Clausewitz’in “savaş politikanın aracıdır” vurgusu ve Jomini’nin manevra ilkeleri bu döneme hâkimdi. Ancak dördüncü ve özellikle beşinci nesil hibrit savaşlar (5GW), çok boyutlu, cephesiz, uzun süreli ve hibrit nitelikteki çatışmalarla bu ikiliği aşmıştır. Bilgi, bilişsel, ekonomik, siber ve vekil unsurlar ön plana çıkmış; “zafer” kavramı yetersiz kalmıştır.
Bu bağlamda Gürsel Tokmakoğlu’nun geliştirdiği “yeni durum üstünlüğü” ve “durum değişikliği” kavramları, hem teorik hem de pratik olarak güçlü bir alternatif sunmaktadır.
- Yeni durum üstünlüğü: Genel olarak durum üstünlüğü, savaş sırasında kuvvet, ateş gücü veya manevra üstünlüğünün ötesinde, gidişatı lehine değiştiren ve avantajlı bir konum yaratan hamleleri ifade eder. Yeni çerçevede bu, stratejik yönteme dönüştürülür ve her safhada kapsamlı paket olarak kullanılır.
- Durum değişikliği: Taraflardan birinin diğerini yer, zaman ve şartlar bakımından mevcut durumdan farklı bir seviyeye taşıması.
- Paradigma: “Zafer yok, durum değişikliği var.” Bu süreçte kimin süreci daha iyi yönettiği merkeze alınır.
2026 İran Savaşı (ABD-İsrail operasyonları – Destansı Gazap/Kükreyen Aslan ve bunlara karşı İran’ın yanıtları), bu kavramların tam uygulama ve sonuç alma yönüyle ispatlandığı canlı bir laboratuvardır. Savaş, sınırlı kinetik operasyonlar, operasyonel istihbarat hamleleri, Hürmüz tehdidi, vekil dinamikleri ve nihayetinde 14 maddelik mutabakatla sonuçlanmıştır (MOU, 17-18 Haziran 2026).
Klasik zafer ilanı yerine çok boyutlu bir stratejik yeniden konumlanma yaşanmıştır. Bu makale, kavramı tüm yönleriyle (tanım, teorik temeller, vaka analizi, metrik çerçeve, karşılaştırmalar, bilimsel değer ve küresel literatüre katkı) ele alarak dünya stratejik düşüncesine kazandırmayı amaçlamaktadır. Polemoloji (savaş bilimi ve küresel güvenlik analizi) perspektifinden, yaşanan güç mücadelesi ve hibrit savaş gerçekliğiyle tam örtüşen bir çerçeve sunulacaktır.
Teorik temeller: Klasikten moderne köprü
Klasik strateji, zaferi merkezîleştirir. Clausewitz, sürtünme ve ağırlık merkezi kavramlarıyla savaşın belirsizliğini vurgular; Jomini ise hatlar ve manevra ile taktik üstünlüğü öne çıkarır. Warden’ın 5 Halka modeli ise hedefleme yoluyla sistemik etki yaratmayı hedefler. Bu yaklaşımlar, tanımlı cephe ve kesin sonuç odaklıdır.
Modern hibrit beşinci nesil savaş literatürü ise farklı bir yöne evrilmiştir. Frank Hoffman’ın hibrit savaş tanımı, konvansiyonel ve düzensiz unsurların entegrasyonunu vurgular. Çok alanlı operasyon (MDO) doktrinleri (ABD), bilişsel ve bilgi üstünlüğünü öne çıkarır. John Boyd’un OODA loop’u (Observe-Orient-Decide-Act), durumsal farkındalık ve inisiyatif üstünlüğünü merkeze alır. Mearsheimer’ın saldırgan gerçekçiliği “göreli kazançlar” kavramıyla devletlerin güç konumlarını karşılaştırmalı değerlendirdiğini belirtir. Glenn Diesen gibi düşünürler ise çok kutuplulukta stratejik yeniden konumlanmayı tartışır.
Tokmakoğlu’nun katkısı, bu unsurları polemolojik bir sentezle birleştirmesidir. Durum üstünlüğü, Boyd’un durumsal üstünlüğü ile Warden’ın etki odaklı yaklaşımını hibrit araçlarla (AI, bilişsel savaş, ekonomik baskı, vekiller) genişletir. Durum değişikliği ise Mearsheimer’ın göreli kazançlarını süreç yönetimiyle operasyonelleştirir.
Şöyle: Zafer ikiliği yerine “kim kimi stratejik planda yer, zaman ve şartlar bakımından kaydırdı?” sorusu sorulur. Bu, 5GW’nin temel özellikleriyle (cephesizlik, uzun süreli süreçler, çok boyutlu setler) tam uyumludur.
Kavram, felsefi derinlik de taşır. Tokmakoğlu’nun bilinç, vicdan ve politik uyanış temalı çalışmalarıyla bağlantılı olarak “durum”, algı ve narratif üzerinden de inşa edilir. Bilişsel hamleler, düşmanın “durum” algısını değiştirerek üstünlük yaratır. Bu, klasik realizmin maddi güç odağını aşarak hibrit gerçekliği kapsar.
2026 İran savaşı: Kavramların tam uygulaması
Savaş 28 Şubat 2026’da başladı. Sınırlı kinetik operasyonlar (Natanz/Fordow nükleer tesisleri, balistik füze stokları yüzde 70-90 tahrip, hava savunma yüzde 85 etkisiz), operasyonel istihbarat suikastları ilerledi. İran yanıtları Hürmüz tehdidi/kapama girişimleri ve asimetrik direnç içeriyordu. Nisan’da ABD ablukası devreye girdi; Haziran ortasında “14 maddelik mutabakat” ile fiili sona erdi.
Somut verilerle durum üstünlüğü hamleleri ve sonuçları:
Savaş neyi değiştirdi? Durumu! İran savaş sonrası, yeni bir silahlı kuvvet kurmak durumunda. Bu mutabakatta yazlı değil. Ama yapmak zorunda. Nasıl olacak? Mutabakatta sadece savaş için tertiplenen askerler var. ABD 10 bin km öteden birlik getirdi, burada durması maliyetli, elbette geri intikalleri olacak. Ama tekrar asker getirmesine engel değil, hatta tecrübelerini de ekleyerek bunu yapar. İran ne yapacak? Önce petrol satmak ve para kazanmak zorunda, bu işleri oturtması gerekiyor. Yine de İran için zamana ihtiyacı olan taraf demekte yarar olacak. Demek ki durum değişikliğinde taraflar için bir zamanı kullanma açısından da farklılıklar olacak.
Baskıyı koyan da gevşeten ve kaldıran da ABD! Neyin karşılığında? Yarattığı durum değişikliğinin karşılığında. Mutabakat metninde yazılı olan hususlara bu gözle bakmakta yarar olacaktır.
Bir kere bu imzalanan bir mutabakat zaptıdır. Mutabakat zaptının imzalanması ABD ve İran arasındadır. MOU, yine ikisi arasında nihai anlaşma için ve o zamana kadar karşılıklı yapılacakları kapsamaktadır. Nihai anlaşmanın bağlayıcılığı için bir adım daha var. Bu ne? Birleşmiş Milletler kararı. Duruma ve tüm anlaşma paketine bakmak gerekiyor, sadece MOU’ya değil. Şu an MOU çerçevesindeki uygulamalarının takibi, kolaylıkları ve raporlamaları için, bu süreç boyunca, ABD ve İran bir “yürütme mekanizması” oluşturacaktır. Eğer bu mutabakata uyulur ise nihai anlaşma yapılacaktır. Sonra BM kararı. Yani iş bitmedi!
Nihai anlaşma, 60 gün sonra geçilecek sonraki aşamada. Nasıl olacak? Karşılıklı müzakereyle ve teknik çalışmalarla. Teknik konular: Hürmüz, nükleer, mali konular vb. Peki 60 gün yetmedi, ne olacak? İyi niyete ve işbirliğine bakılacak, burası önemli. Eğer karşılıklı rıza ile süre uzatılacaksa bu mümkün olacak.
Burada ABD taahhütleri uzun süredir canlı tuttuğu baskı unsurlarını kaldırmak ve İran ile ilişkileri normalleştirmek içindir. Başlarda işaret ettiğim çerçevede düşünün: Durum nereden nereye…
Hürmüz petrol akışı Lloyd’s List Intelligence (18 Haziran 2026) çerçevesinde savaş öncesi haftada 650-770 transit (yaklaşık 90-110/gün); savaş döneminde tek haneli sayılara (bazen 2-7/gün) düştü; 550+ gemi birikmesi oluştu; mutabakat sonrası (18 Haziran) ise en az “14 transit” (önceki hafta 2’ydi), büyük armatörler (Grimaldi Group, Cosco, NYK) gemilerini çıkarmaya başladı, üç Suudi VLCC transit yaptı. Demek ki normalleşme söz konusudur.
Savaş öncesi yaklaşık 20-21 günlük milyon varil (mbd) petrol trafiği abluka döneminde yüzde 80+ düştü. Mutabakat sonrası tedrici toparlanma başladı ancak tam normale dönüş belirsiz (Lloyd’s: birikme, mayın temizliği ve sigorta toplamı). Cape of Good Hope rotasına sapma 10-14 gün ve 1-2 milyon dolar ekstra maliyet yarattı.
Buradaki eleştiri: Savaş öncesinde Hürmüz açıktı, savaş sonrasında da açık, değişen ne? Değişen egemenlik! İran Hürmüz için “burası benim” dedi, IRGC her tür araçla Hürmüz’ü istediğinde kilitleyecek kabiliyette donatıldı, savaşta ise bunu uyguladı. Fakat asıl soru şuydu: Neden İran tek taraflı Hürmüz’ü kendi egemenliğinde tutacak? Oysa uluslararası hukuk çerçevesinde Hürmüz Boğazı’nı İran’ın Umman ile paylaşımını işaret etmekteyim. Öyleyse durum değişikliği bu: MOU ile gelişen yenilik, Umman Sultanlığı ve İran’ın Hürmüz konusunda çalışmalara başlamaları.
MOU Madde 5: … İran İslam Cumhuriyeti, geçerli uluslararası hukuk ve Hürmüz Boğazı kıyı devletlerinin egemenlik hakları çerçevesinde, diğer Basra Körfezi kıyı devletleriyle görüşerek Hürmüz Boğazı'ndaki gelecekteki idare ve denizcilik hizmetlerini belirlemek üzere Umman Sultanlığı ile diyalog kuracaktır.
Hürmüz Boğazı için egemenlik konusunda savaş yoluyla hukuki bir sonuç alınması yolu açıldı. Elbette durum değişikliği için gayretin kullanılması ile sonuca başlanması süreci içerinde beklenecek olan ABD ve İran arasında nihai anlaşmanın sağlanması. Bu olmazsa neyi beklemek gerekecek? Savaş sürebilir.
Diğer verilere bakalım.
Platts Oilgram Price Report (18 Haziran 2026): 12.5 milyon varil petrol Hürmüz’den çıktı (çatışma başından beri en yüksek seviye). Gemi trafiği Nisan’dan beri en yüksek seviyede. Spot Brent’in varili 77.50 dolara geriledi (27 Şubat’tan beri en düşük; savaş öncesi seviyelerin biraz üstü). ABD ablukası kaldırılıyor; İran 60 gün ücretsiz geçiş sözü verdi.
ABD küresel açıdan ham petrol fiyatlarını kontrol etmeyi başardı. Rusya bir dönem artan petrol fiyatlarından büyük kazançlar elde etti. Bugün petrol fiyatları tarihteki petrol şokları gibi olmadı.
OPEC petrol talebinin süreceğini işaret etmekte. 2050’lerde günlük talep 124 milyon varil civarında. Eğer ABD, şeyl/kaya (shale) tekniklerini geliştirerek, Venezuela ve İran gibi operasyonları yaparak en güçlü petrol tedarikçisi olmayı sağladı ise bu onlar adına lehte bir durum yaratır.
ABD’de en yüksek üretim kapasitesiyle çalışan sondaj sahalarında artış devam ediyor. ABD bunu kendi içinde artırırken aynı zamanda, bugünlerde savaş/anlaşma vesilesiyle konu edildiği üzere, İran’ın veya Körfez Ülkeleri’nin bu alandaki üretimlerinin hesaplanmasına etki eden strateji uyguladıkları anlaşılıyor: Önde ol, baskıla!
Bu durum normalleşme sürecini mi işaret eder? Körfez Ülkeleri ve buradan alım yapan ülkelerin hukuki emniyeti ve İran’ın duruma keyfiyetle engel koyabilmesi ihtimalinin ortadan kaldırıldığını söylemek mümkün.
Esasen Körfez Ülkeleri’nin (Basra Körfezi’ne kıyıdaş ülkelerin) egemenlik hakları çerçevesinde bir durum değişikliği yaratılmış oldu. Artık onlar küresel ticarette anlaşmalarını yaparlarken İran’ın Hürmüz üzerindeki hakları yerine (eğer savaşla ve MOU ile başlatılan bu süreç istendiği şekilde sonuçlanırsa), serbest geçiş şartlarının garanti altına alınmasıyla elde edilen bir doğal-ortak hak imkânı doğacak.
Diğer bir konu, UANI (United Against Nuclear Iran) Bildirisi (18 Haziran 2026) eleştirel perspektifi. Misyonu gereği UANI operasyonları övüyor, nükleer kapasite geriledi, füze/İHA programları zayıfladı, rejim savunma sanayisi ve komuta yapısı eridi diyenlerden. MOU’yu ise eleştiriyor. UANI: MOU belirsiz, yaptırımları gevşetiyor ama karşılığında sadece Hürmüz açılımı (İran’ın zaten hakkı olmayan bir şeyi) ve “söz” veriyor; nükleer, vekil, füze ve insan hakları eksik; JCPOA gibi risk taşıyor. Bu yaklaşımla kırmızı çizgiler öneriyor: Sıfır zenginleştirme, stok/envanter çıkarma, sıkı denetim, füze kısıtlaması, vekil/terör desteği sonu, rehineler, tam navigasyon özgürlüğü.
İran ABD’nin çalışmasına izin vermediği gibi uluslararası kurumların çalışmasına da engel oluyordu. Ama artık MOU mekanizması kontrol edecek ve şarta bağlı, bundan böyle İran, Birleşmiş Milletler (UN) ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) çalışanlarını kendi istediği gibi yönlendiremeyecek. Arada işte o mekanizma var. Sonuçta Güvenlik Konseyi ve Atom Enerjisi raportörleri konuya tam dahil olacak, bir de artık meseleleri MOU belgesi çerçevesinde takip ve kontrol edecekler.
MOU’da yazan cümle:
Madde 8: … bir mekanizma çerçevesinde, zenginleştirilmiş malzeme stoklarının imhasını, UAEA gözetimi altında yerinde seyreltme yoluyla gerçekleştirilecek asgari yöntemle çözüme kavuşturmak…
Bu durum kabul edildiğine göre, bugüne kadar gizlenen konular vardı, şimdi her şey ortaya konacak, görülecek, evraklarla birlikte fiziki sayım yapılarak, öyle başlanacak, sonra işlemler uzmanlarla birlikte yapılacak demek oluyor. Bunu eliyle kim getirecek? İran. Kime? ABD ve ilgilere. İran nükleer programına nasıl devam edecek? Gözetimle (UAEA gözetimi, kurallar gereği) ve barışçıl amaçlarla ilgili olan şekliyle. Teknik görüşmeler başlıyor, ancak bu şekliyle söyleyebiliriz, durum değişmiş oldu.
ABD tuttuğu 300 milyar doları tedricen açmayı kabul etti. Bu şunu da göstermektedir, İran’ın alacağı bu para nerede nasıl kullanılacak, bugünden sonra takibi de mümkün hale geliyor. Önemsediğimde ifade etmeliyim, bankaların, sigortaların, borsaların, vb. çalışma şartlarında bugüne dek İran farklı yoldaydı, artık öyle olmayacak. Çünkü ABD elinde tuttuğu İran varlıklarını devreye koyarken de kendi sistemini devreye koyacak; lisanslar, belgeler, muafiyetler, izinler vb. İlaveten şuna bakın, MOU diyor ki:
Madde 10: … yaptırımların sona ermesine kadar, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran ham petrolü, petrol ürünleri ve türevlerinin ihracatı ile bankacılık işlemleri, sigortacılık, nakliye vb. dahil olmak üzere tüm ilgili hizmetler için muafiyetler vereceğini taahhüt eder.
Durum değişikliği sonuçları (Mutabakat ışığında):
- ABD/İsrail: Nükleer programda yıllar sürecek gerileme; İran’ı “zayıf ama yönetilebilir” konuma itme; Hürmüz yeniden açılışıyla enerji güvenliğinde rahatlama; Çin/Rusya karşısında manevra alanı genişlemesi. Kısmi evet – tam zafer yok.
- İran: Rejim hayatta kalma ve zaman kazanma; abluka kalkması ve ekonomik rahatlama (varlık serbest bırakma, yaptırımlarda gevşeme); hibrit direniş devam imkânı. Hayır ama yıkımdan kaçınma.
- Genel: Hibrit unsurların (ekonomi, diplomasi, narratif) belirleyiciliği teyit edildi. “Zafer yok, durum değişikliği var” tezi doğrudan doğrulandı.
Metrik çerçeve: Analizi operasyonelleştirme
Kavramın bilimsel değeri ölçülebilirlikle artar. Durum Üstünlüğü Değerlendirme Çerçevesi (DÜDÇ):
- CDI (Kabiliyet Erozyonu): Nükleer gerileme, füze/vekil kapasite kaybı (UANI ve operasyon verileriyle güçlü ABD/İsrail lehine).
- ENPS (Ekonomik Net Konum): Maliyet-fayda, enerji akışı değişimi, yaptırımların etkisi (Platts fiyat düşüşü ve rahatlama).
- GPCNC (Jeopolitik Kritik Nokta Kontrolü): Hürmüz verimlilik/çıktı değişimi (Lloyd’s: 14 transit, 12.5M varil çıkış).
- CNDS (Bilişsel/Narratif Üstünlük): Duyarlılık/sentiment ve çerçeve (mutabakat narratifi UANI’ye karşı eleştirisi).
- PMIE (Süreç/Tempo Yönetimi): Hamle başarı oranı, inisiyatif süresi.
- RHAI (Dayanıklılık): Rejim dayanma kapasitesi.
2026 vakasında: CDI ABD/İsrail lehine güçlü; ENPS ve GPCNC gri denge; CNDS ve PMIE süreç yönetiminin önemini gösterdi. Metrikler subjektif yorum riskini azaltır.
Karşılaştırmalı analiz: Diğer vakalarla örtüşme
Karşılaştırmalı analiz ve somut destek:
- Ukrayna-Rusya: Karma nesil savaş. Rusya toprak ve hibrit kazanç; Ukrayna direnç ve NATO kayması. Durum değişikliği bulanık ve uzun vadeli; metrik seti zorunlu.
- Soğuk Savaş: Uzun vadeli “durum üstünlüğü mücadelesi”. İdeolojik/ekonomik/narratif kaymalar zafer ilanı olmadan sonuç üretti.
- İsrail-Hamas (2023+): Bilişsel savaş ön planda. Her iki taraf narratif üstünlüğü aradı; durum değişikliği (algı ve uluslararası konum) belirleyici oldu.
Kavram, Mearsheimer’ın göreceli kazanımlarıyla örtüşür (ancak zamanla daha da belirginleşecek), hibrit setleri ve süreç yönetimini daha operasyonel kılar. Hoffman’ın hibrit savaşına “hamle” ve “değişiklik” odaklılık ekler.
5GW literatürüyle (Krishnan karşılaştırmaları) uyumlu; klasik zafer tartışmalarını (Afganistan/Irak dersleri) aşar. UANI’nin eleştirisi (“sadece söz veriyorlar”) rejimin duraklama potansiyelini vurgular; Lloyd’s ve Platts verileri ise “somut trafik ve fiyat toparlanmasını” gösterir.
Bilimsel değer, güçlü yönler ve sınırlılıklar
Sizlere tanımlayıcı ve normatif bir model ifade ettim. MOU’nun içeriğinin neye karşılık geldiğini durum değişikliği anlamında açıkladım. Ampirik destek güçlü (2026 vaka ve Lloyd’s/Platts somut verileri) verdim. Elbette teorinin gücü test edilebilirlik metriklerle artar. Ancak benim işaret ettiği husus açık, bilinenlere yeni gerçekliği ekleyerek bir sentez yapıyoruz. Polemoloji disiplininde özgün katkı: Klasik sentez ve 5GW gerçekliği.
Ortaya çıkan güçlü bir durum: Klasik sonuç beklentilerini aşar; çok boyutlu, süreç odaklı; yapılan hamlelerin stratejisi bağlamında pratik; entegre (askeri, hibrit, bilişsel ve ekonomik toplamı); modern çatışmaların çoğu gri tonda sonuçlandığına göre saha uygunluğu yüksek.
Sınırlar da açık. Değerlendirme metriklerle azaltıldığı noktada objektif değeri bakımından artar. Konuyu küresel literatürle daha sistematik diyalog zenginleştirir. Nicel modellerle (harp oyunları ve simülasyonlarla) güçlendirilebilir. Eleştirel perspektifler (UANI gibi) dahil edilerek bu konu daha da zenginleştirilir.
Güç mücadelesi, polemolojik gerçeklik ve jeopolitik çıkarımlar
Kavram, yaşanan güç mücadeleleriyle tam örtüşür. Çok kutuplu dünyada (ABD-Çin-Rusya rekabeti) zafer nadir; stratejik yeniden konumlanma (enerji koridorları, teknoloji, narratif, ittifaklar) asıldır. Hibrit tehditler (vekiller, siber, ekonomik baskı) “durum üstünlüğü hamleleri”yle yönetilir.
Dünya literatürüne kazandırma: Bir çağrı
“Yeni durum üstünlüğü” ve “durum değişikliği” terimleri, dünya stratejik literatürüne kazandırılmayı hak etmektedir. İngilizce karşılıklar olarak “New Situational Superiority” ve “Situational Change” önerilir.
Bu kavramlar: Hibrit/5GW çalışmalarına (Hoffman, MDO doktrinleri) yeni bir bakış açısı ekler. Görece kazanımlar ve tırmanma hakimiyeti tartışmalarını süreç odaklılıkla zenginleştirir. Çok kutuplu veya merkezli güvenlik analizlerinde kullanışlıdır.
Sonuç
2026 İran Savaşı, “yeni durum üstünlüğü ve durum değişikliği” kavramlarının tam uygulama, stratejik sonuç alma yönüyle ispatlandığı bir kilometre taşıdır. Klasik zafer anlayışının ötesinde, hibrit savaş gerçekliğine uygun, bilimsel temelli ve polemolojik olarak tutarlı bir çerçeve sunar. Güç mücadeleleri, uzun süreli süreçler ve çok boyutlu araçlar çağında bu paradigma, hem analitik derinlik hem de politika yapıcılar için pratik rehberlik sağlar.
Kavramın dünya literatürüne kazandırılması zamanı gelmiştir. Bu, sadece bir terim değil; 21. yüzyıl stratejik düşüncesini güncelleyen bir katkı olacaktır. Polemoloji disiplini ve küresel güvenlik analizi, bu sentezle daha zenginleşecektir. Gelecek çalışmalar, metrik modellerin geliştirilmesi, yeni vaka uygulamaları ve uluslararası karşılaştırmalarla kavramı olgunlaştıracaktır.
Kaynakça ve Notlar (Seçilmiş): Tokmakoğlu’nun Polemoloji (Savaş Bilimi ve Küresel Güvenlik Analizi) kitabı, Independent Türkçe makaleleri (“İran savaşında durum üstünlüğü”, “Beşinci nesil savaşlarda zafer değil, durum değişikliği”); Lloyd’s List Intelligence (18 Haziran 2026 raporları); Platts Oilgram Price Report (18 Haziran 2026); UANI Statement (18 Haziran 2026); EIA, IEA, UNCTAD raporları; hibrit savaş literatürü (Hoffman, Krishnan); stratejik realizm tartışmaları (Mearsheimer, Diesen).
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish