İskandinav ve Baltık güçleri, savunma odaklı yeni bir işbirliği ağı kurmak üzere "güçlerini birleştirdi".
Belçika'nın başkenti Brüksel'de imzalanan anlaşmanın temel amacı, İskandinav ve Baltık ülkelerindeki sivil teknolojik kapasiteyi hem bölge ülkeleri hem de NATO için daha erişilebilir, koordineli ve etkin bir savunma kaynağına dönüştürmek.
RTO4DEF (Nordik-Baltık Bütüncül Savunması için Araştırma ve Teknoloji Kuruluşları) adı verilen bu girişimde Danimarka Teknoloji Enstitüsü (Danimarka), Metrosert (Estonya), RISE (İsveç), SINTEF (Norveç) ve VTT (Finlandiya) kurumları yer alıyor.
Resmi kaynaklar ayrıca, bu 5 kuruluşun birlikte yaklaşık 10 bin mühendis, araştırmacı ve uzmana ve geniş bir test altyapısına sahip olduğunu söylüyor.
Söz konusu girişim, sivil ve askeri amaçlarla kullanılabilen "çift kullanımlı" araştırmalar başta olmak üzere teknoloji geliştirme çalışmaları, toplumsal güvenliği, bütüncül savunma hazırlıklarını ve sanayi dayanıklılığını güçlendirecek.
Defence Nordic'in aktardığına göre, Danimarka Teknoloji Enstitüsü'nden Juan Farré, girişimin avantajlarını şu ifadelerle açıkladı:
RTO4DEF sayesinde hem savunma kurumları hem de sanayi kuruluşları, tek bir ülkenin sunabileceğinden çok daha geniş bir teknolojik uzmanlık havuzuna erişebilecek. Bu da kritik teknolojilerin laboratuvarlardan ve atölyelerden sahadaki operasyonel birliklere aktarılmasını hızlandıracak yeni fırsatlar yaratıyor.
Farré ile benzer görüşlere sahip Norveç merkezli SINTEF'in İcra Kurulu Başkanı Alexandra Bech Gjørv da "Altyapıyı ve sanayi işbirliğini seferber ederek günümüzün acil güvenlik sorunlarına çözüm üretmek için daha güçlü ve daha koordineli bir platform oluşturuyoruz" ifadelerini kullandı.
Elbette bu girişimin özünde de, resmî belgelerde veya basın bültenlerinde belirtildiği şekliyle, "hızla değişen güvenlik ortamının yarattığı ihtiyaçlar" bulunuyor.
Bir diğer deyişle, savunma alanında kullanılabilecek yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve aktif çatışma sahasına uygulanması, artık sivil teknoloji kurumlarının da görevi.
Yani teknoloji alanında da bir çeşit militarizasyon sürecinin başlatıldığını söylemek mümkün.
Girişime göre, katılımcı kuruluşlar güvenlik ve dayanıklılık alanlarında ortak teknoloji öngörüleri geliştirecek, kritik sistem ve çözümler için test ve doğrulama altyapılarını koordine edecek, bütüncül savunma yaklaşımı açısından önem taşıyan teknolojiler, standartlar ve sanayi yetenekleri konusunda hızlı ve koordineli uzman desteği sağlayacak ve savunma sisteminin geneli için tedarik güvenliğini ve dayanıklılığını güçlendirecek.
Kim ne yapacak?
Girişimde yer alan Danimarka Teknoloji Enstitüsü, şirketlere ve kamuya teknoloji geliştirme ve doğrulama desteği veriyor. Özellikle, sanayiye aktarılabilir ar-ge alanlarında (nanoteknoloji, otomasyon, yapay zeka, veri analizi vb.) başarısıyla tanınıyor.
Estonya'nın Ulusal Metroloji Enstitüsü (Metrosert), ölçüm standartları, kalibrasyon, üretimde ölçüm doğruluğu garantisi gibi hizmetler veriyor ve bunlar için teknik altyapı sağlıyor.
İsveç'in bağımsız devlet araştırma enstitüsü RISE, güçlü laboratuvar sistemleri, test yatağı ve pilot uygulama kapasitesiyle şirketlerin ve kamu sektörünün süreç ve sistem geliştirme süreçlerinde aktif çalışmalar yürütüyor.
Norveç merkezli SINTEF ise, bağımsız araştırma kuruluşlarında Avrupa'nın en büyüklerinden. Teknoloji, doğa ve sosyal bilimlerde 'disiplinler arası ar-ge' çalışmaları yürütüyor.
Finlandiyalı VTT'nin ise iletişim, kuantum, uzay, siber güvenlik, mikroelektronik ve veri işleme gibi uzmanlık alanları bulunuyor. Bu şirket ayrıca, halihazırda Finlandiya ordusu ile uzun süreli bir işbirliği tecrübesine sahip ve daha da önemlisi, NATO ile de işbirliği içerisinde.
VTT, NATO'nun savunma inovasyonu programı olan DIANA'nın test tesislerine ev sahipliği yapıyor. DIANA (Defence Innovation Accelerator for the North Atlantic) programı, üye ülkelerdeki sivil ve askeri teknoloji girişimlerini savunma alanında koordineli çalıştırmak üzere destekleyen bir militarizasyon projesi.
Teknoloji kapasitesinin ve dayanıklılığın artırılması gibi adımlar, savunma alanında kritik gelişmelerden sayılsa da, sivil altyapının giderek daha fazla askerî hedeflere eklemlenmesi ciddi riskler de barındırıyor.
Araştırma kurumları, test merkezleri, veri ağları ve üretim hatları savunma mantığıyla yeniden konumlandırıldıkça, kamusal fayda ile askeri öncelikler arasındaki sınır gittikçe bulanıklaşıyor.
Bilimsel üretimin toplumsal ihtiyaçların hizmetinden çıkarılması yeni bir şey değil. Bu durumu, küresel teknoloji devlerinin git gide artan hegemonyasından zaten uzun süredir tecrübe ediyoruz.
Bilimsel gelişmeler her zaman askeri alanda da kullanıldı, hatta spesifik alanlarda askeri teknolojinin kamu yararına kullanılan hizmetlerden bir adım önünde seyrettiği de söylenebilir.
Şimdilerde ise, kimilerinin Rusya, kimilerinin Çin'e karşı beklediği ‘nihai savaş' öncesinde sivil-askeri ayrımının iyice silikleştiği, teknolojiyle birlikte toplumun tamamının da bu savaşa entegre edildiği bir dönemi yaşıyoruz.
Güvenlik doktrinlerinin en önemli toplumsal ihtiyaç olduğu fikri de tam olarak bu nedenlerle "ana akım" tez haline geliyor.
https://nordicdefencesector.com/en/article/nordic-baltic-research-alliance-formed-for-total-defence
https://www.ri.se/sv/nyheter/forskningsinstitut-i-norden-och-baltikum-starker-europas-sakerhet
https://www.diana.nato.int/connect/nato-diana-unveils-six-new-challenges-to-tackle-evolving-defence-and-security-needs.html
https://www.defencenordic.com/article/view/1232412/nordic_alliance_seeks_to_turn_civilian_innovation_into_a_defence_asset
https://www.vttresearch.com/en/news-and-ideas/nordic-baltic-research-alliance-accelerate-defence-innovation
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish