Ortadoğu'nun tozlu ve kanlı coğrafyasında kartlar yeniden dağıtılıyor sanılıyor. Oysa izlediğimiz, sadece eski bir destanın yeni bir perdeyle sahnelenmesinden ibaret, bence. ABD ve İran arasındaki son "anlaşma" denilen metin, bölgeyi sakinleştirmekten ziyade, yaklaşan o büyük kırılmanın ayak seslerini biraz daha derinleştiren geçici bir nefes almadan başka bir şey değil aslında.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Zira Ortadoğu, şu an rasyonel bir çözümden çok uzak bir noktada duruyor ve daha çok aktörlerin kendi varoluşsal krizlerini ötelemek için tasarladığı bir taktiksel sığınma sürecinin içinden geçiyor gibi. Mevcut durum, diplomatik bir anlaşma gibi görünse de küresel ve bölgesel güçlerin, kendi miadını doldurmuş ajandalarını ayakta tutma çabasından başka bir şey değil aslında.
Şu anki mevcut genel tabloya baktığımda bu süreci, yapısal çöküş ve stratejik öngörü ekseninde şöyle okuyorum ben:
1- Trump, mutlak bir yenilgi aldı ve bütün söylemlerinin altında kaldı. Bu yüzden Trump'ın gidişi artık çok daha yakın. Şöyle ki Trump yönetiminin "Maksimum Baskı" politikası, İran karşısında somut bir teslimiyetle noktalandı. Bu da ABD'nin bölgedeki caydırıcılığını tartışmaya açmış oldu. Söylem ile eylem arasındaki bu uçurum, Trump'ın siyasi itibarını geri dönülemez şekilde zedeledi. Bu sadece bir diplomatik başarısızlık olarak değerlendirilemez, aynı zamanda Trump'ın kendi inşa ettiği "uzlaşmaz lider" imajının kendi elleriyle yıkılmasıdır da ayrıca. Öte yandan ABD'nin bölgedeki hakemliği, Trump'ın dengesizliği ile seçenekleri daralan bir aktör konumuna indi.
2- Devrim Muhafızları büyük bir diplomatik zafer kazandı, bunun yanında Molla rejimi büyük bir yara aldı ve İran'da yumuşak geçişin kapısı aralandı.
İran, bu anlaşmayla diplomatik bir meşruiyet kazanmış görünse de aslında kendi içindeki en büyük sınavla karşı karşıyadır. Ekonomik yaptırımların görece hafiflemesi, halkın üzerindeki baskıyı değil, beklentiyi artıracaktır. Bu durum, Devrim Muhafızları'nın sahadaki gücünü sürdürme gayreti ile içerideki rejimin "yumuşak geçiş" zorunluluğu arasındaki makası açacaktır. Rejim, hayatta kalmak için meşruiyetini pazarlamak zorunda kalacak, bu da sistemin kendi iç tutarlılığını dinamitleyecek.
3- İngiltere, Trump ve İsrail'in arasını açmayı başardı ve İsrail'e "bu sınırları ben çizdim, ben de varım" diyerek İsrail'i uyardı. İngiltere, ABD ve İsrail arasındaki stratejik boşluğu fırsata çevirerek bölgenin mimarlığını yeniden üstlenme iddiasını bir kez daha ortaya koydu. Londra, Tel Aviv'e "bu sınırları ben çizdim, oyunun kurallarını da ben belirlerim" diyerek tarihsel otoritesini hatırlattı. İngiltere açısından bakıldığında bu bir uyarı olmaktan öte, bölgedeki yeni hegemonya arayışının bir ilanı olarak okunabilir.
4- İsrail, bu anlaşmayı hiçbir zaman tanımayacaktır. Bunu zaten ilk ağızdan açıkladı. İsrail'in bu anlaşmayı tanımayacağı, hatta sahadaki eylemleriyle bunu boşa düşüreceği gün gibi ortada.
5- Hürmüz Boğazı, Çin'in de soluk aldığı boğazdı. Buranın kapalı kalması en çok Çin'i zorladı. Şimdi boğazın açılmasıyla birlikte Çin bir hayli rahatlayacaktır. Zira Hürmüz Boğazı'nın açılması, Çin'in enerji güvenliğini garanti altına alırken küresel ticaretin merkez üssündeki ağırlığını artırmış olacak. Çin, bu süreçten en az diplomatik maliyetle en yüksek ekonomik kazancı elde eden tek taraftır denilebilir.
6- Savaşın bu safhada dondurulması Türkiye'ye özellikle ekonomik açıdan yaradı (kısa vade için söylüyorum). Savaşın dondurulması, Türkiye'nin bölgesel dengeleyici rolünü pekiştirmiş ve ekonomik açıdan soluklanmasını sağlamış olduğu bir gerçek. Bu, Ankara'nın pragmatik dış politikasının "stratejik bekleme" aşamasının bir sonucu oldu.
7- Kürtler bu süreçte büyük dersler çıkardı, onurlu ve akıllı bir duruş sergileyerek kendilerini Trump gibi bir rezil tarafından kullandırtmadı. Zaten sarı kafanın Kürtlere kızgınlığı bundandı. O kaybetti ama uzun vadede Kürtler kazandı (bu sözüm ileride daha iyi anlaşılacaktır). Kürtler, bu süreçte kendi özgün siyasi kimliklerini ve oyun kuruculuk kapasitelerini kanıtlamışlardır. Bu, uzun vadeli bir devlet aklı göstergesidir ve bölge denkleminde Kürtlerin artık "kullanılan" değil, "hesaba katılması gereken" bir aktör olduğunun işaretidir.
8- Bu anlaşmada İran'ın uranyum zenginleştirmeye ve nükleer programına dair temel bir taahhüdün yer almaması, bu metnin bir çözüm olmaktan ziyade sadece bir "erteleme metni" olduğunun tescili ve Trump'ın günü kurtarmaya çalıştığının en büyük ispatı. Anlaşma metninde İran'ın İsrail'in anlaşmayı tanımayı reddetmesi, sahadaki "askeri öncelik" doktrininin diplomatik metinlerin ötesinde bir gerçekliğe sahip olduğunu kanıtlıyor.
9- Günü kurtarmayı amaçlayan bu anlaşmanın ömrü kısa olacaktır. Sahanın realitesi bakıldığında bu anlaşmanın sürdürülebilir olmadığı aşikârdır. Günü kurtarmak uğruna yapılan bu anlaşmanın ömrü, sahadaki realite karşısında ancak bir mevsim kadardır.
Velhasıl, Trump'ın laf salatası çok olsa da sahnede değişen pek de bir şey yok aslında. Bu, fırtına öncesindeki o aldatıcı sessizlikten başka bir şey değil bence.
Günün sonunda;
İsrail vurmaya, İran füze atmaya, Trump ise bağırmaya devam edecek.
Bu yüzden işin açıkçası karşımızda sürdürülebilir bir barış görmüyorum ben.
Tam tersine her bir aktörün kendi sonunu geciktirmek için kurduğu bir taktiksel ittifak ağları görüyorum.
Bu yüzden bu süreç;
- Trump için bir itibar kaybı,
- Netanyahu için bir güvenlik çıkmazı,
- Mollalar için ise sonun başlangıcıdır, diye düşünüyorum.
Evet, tüm dünya olarak tarihsel bir döngünün içindeyiz ve dünyanın kaderiyle oynayan ve tüm dünyayı büyük bir kaosun içine sürükleyen bu aktörler; kendi yarattıkları bu kaosa kurban gitmeye mahkûm.
Trump da, ona bel bağlayanlar da, mollalar da, Netanyahu da tarihin tozlu raflarına kaldırılacak. Bu kaçınılmaz bir sondur.
Görülen o ki sahne, eski oyuncuların tasfiye edileceği, kartların yeniden ve bu kez masadakiler tarafından değil, sahanın bizzat kendisi tarafından dağıtılacağı bir sona doğru hızla evrilmekte.
"Nasıl olacak?" diye sormayın. Sadece bekleyin ve izleyin.
Zira tarih bazen aktörlerin rızası olmadan da kendini yazar.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish