CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 51'inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görülmeye devam ediyor.
Tutuklu sanıklar alkışlarla duruşma salonuna girdi. İmamoğlu salona girdiğinde, "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı atıldı. Mahkeme Heyeti, saat 10.57'de duruşmayı başlattı. Tutuklu İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce, 15 ay sonra ilk kez savunma yapıyor.
Buğra Gökce'nin 80 yaşındaki annesi Şeyma Gökce de oğlunun savunmasını dinlemek üzere, tekerlekli sandalyede salona geldi.
Duruşma, İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce'nin savunmasıyla başladı.
“15 aydır ilk kez duvarlara değil, hakimlere sesleniyorum”
Gökce, tutukluluğunun 15'inci ayını geride bıraktığını belirten Gökce, “15 aydır ilk kez duvarlara ve ekranlara seslenmek yerine hakimlerden oluşan bir heyete seslenebiliyorum. Esasında milletimize sesleniyorum” diye konuştu.
Mahkeme heyetinin, Türk milleti adına karar verecek yargıçların, yalnızca kendi anlatımlarını değil, avukatlarının ortaya koyacağı hukuki değerlendirmeleri de dikkate alacaklarına inandığını söyleyen Gökce, Anayasa'nın 9'uncu maddesi gereği, yargı yetkisinin ancak tarafsız ve bağımsız mahkemeler tarafından kullanılabileceğini, adaletin tecellisinde yargıçların rolünün büyük olduğunu vurguladı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
“30 yıldır millete hizmet ettim, hesap vermekten hiç kaçmadım”
Buğra Gökce, 1996 yılından bu yana sürdürdüğü kamu görevi boyunca millete hizmet anlayışıyla çalıştığını, hakkında yürütülen soruşturmaları da her zaman “millete hesap vermek” olarak değerlendirdiğini söyledi.
Kamu görevlilerinin denetlenmesinin ve gerektiğinde soruşturulmasının görevin doğal bir parçası olduğunu dile getiren Gökce, “Hiçbir kamu görevlisi denetlendiği ya da soruşturulduğu için gocunmaz. Tam tersine, onuruyla hesap vermeyi bir fırsat olarak görür” dedi.
“30 ayrı Sayıştay denetiminden geçtim, hiç karakol yüzü görmedim”
Görev hayatı boyunca onlarca soruşturma geçirdiğini ve yaklaşık 30 ayrı Sayıştay denetiminden geçtiğini anlatan Gökce, buna rağmen ilk kez tutuklanarak özgürlüğünden mahrum bırakıldığını söyledi. Buğra Gökce, "Daha önce karakol yüzü görmemişken, yasal koşullar oluşmadan tutuklanmak ve 15 ay boyunca özgürlüğümden mahrum bırakıldıktan sonra burada bulunmak nedeniyle yaşadığım üzüntüyü ve uğradığımı düşündüğüm haksızlığın verdiği öfkeyi kaderin bir parçası olarak kabul ettim. Bu nasıl bir kaderdir?" şeklinde konuştu.
İddianamenin, "suç örgütü", "bu sözde suç örgütünün bazı ihaleleri manipüle ettiği" ve "kendisinin bu örgütün üyesi olarak bu manipülasyonlara katıldığı" iddialarıyla üç temel varsayıma dayandığını belirten Gökçe, "Ancak iddianamede bu üç varsayımı destekleyen somut deliller bulunmamaktadır. Aslında ‘Ben şunu yaptım, bunu yaptım’ demekten hoşlanan biri değilim. Ancak bugün bunu yapmak zorundayım. Çünkü bütün hayatım boyunca verdiğim mücadelenin tam tersinin iddia edildiği bir iddianameyle karşı karşıyayım” ifadelerini kullandı.
“Kıbrıs gazisi bir babanın evladıyım”
Gökce, 1974 yılında Ankara'da doğduğunu, hava subayı olan babasının Kıbrıs Barış Harekatı'na katılarak gazi olduğunu anlattı. İlk, orta ve lise eğitimini memur maaşıyla geçinen bir ailenin çocuğu olarak tamamladığını belirten Gökce, “Ne kolej ne dershane imkanım oldu. Rahmetli babamın memur maaşı ve ev hanımı annemin büyük fedakarlıkları sayesinde eğitimimi tamamladım" dedi.
“Onur derecesiyle mezun oldum, tezlerim kitap olarak yayımlandı”
1991 yılında Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nü kazandığını söyleyen Gökce, bölümden onur derecesiyle mezun olduğunu, ardından yüksek lisans yaptığını ve hazırladığı tezlerin kitap olarak yayımlandığını belirtti. Akademik çalışmalarını da mahkeme heyetine sunacağını ifade eden Gökce, “Belki sizin için bir önemi olmayabilir ancak benim için ve meslek alanımızın akademik literatürü açısından önemlidir” diye konuştu.
Üniversite eğitiminin ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar Dairesi'nin açtığı memuriyet sınavını kazanarak 1996 yılında şehir plancısı olarak göreve başladığını anlatan Gökce, bu yıl itibarıyla kamu görevindeki 30'uncu yılını doldurduğunu söyledi.
Buğra Gökce, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde görev yaptığı dönemde kamusal alanların işgallerden kurtarılması, kıyıların halka açılması ve rant amaçlı imar projelerine karşı verilen mücadeleleri anlatarak, bugün aynı kadroların “kamuyu dolandırmakla” suçlanmasının büyük bir çelişki olduğunu aktardı.
“İzmir'den İstanbul'a, ülkenin en büyük kentsel laboratuvarına geldim”
İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği görevini 2022 yılının Haziran ayına kadar sürdürdüğünü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden gelen teklif üzerine İstanbul'a geldiğini ifade eden Gökce, İstanbul'u “ülkenin ve Avrupa'nın en büyük kentsel alanı” olarak tanımladı. Gökce, “Mesleki ve akademik çalışmalarımın hayata geçebileceği bu eşsiz laboratuvarda, bugüne kadar edindiğim bilgi ve birikimi ülkenin en ağır sorunlarının yaşandığı kentin hizmetine sunabilmek amacıyla İstanbul'a geldim” dedi.
Kentleşme, ulaşım ve afet yönetimi gibi alanlardan sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptığını belirten Gökce, İBB'deki görev süresinin yalnızca 17 ay sürdüğünü hatırlatarak, dosyadaki bazı suçlamaların bu görev süresinin dışındaki dönemleri kapsadığına dikkati çekti.
“Kenti ve çevreyi korumak için çalıştım”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde, kent kimliğini, çevreyi, kamusal değerleri ve halk yararını önceleyen bir anlayışla görev yaptığını, çok sayıda genç ve deneyimli mimar, şehir plancısı ve mühendisle çalıştığını belirten Gökce, bugün bu isimlerin önemli bir bölümünün sanık sıralarında bulunduğunu ifade etti. Gökce, “Onlarla birlikte kent ve halk yararına çok önemli işlere imza attık, teknik kadroların emekleri benden çok daha fazla. Hepsinin emeği önünde saygıyla eğiliyorum” diye konuştu.
“Çok sayıda kamu alanını vakıflar ve derneklere tahsis edilmişti”
Gökce, göreve geldiklerinde İstanbul genelinde çok sayıda kamu alanının çeşitli vakıflar, dernekler ve kurumlar tarafından uzun süreli tahsislerle veya fiili işgaller yoluyla kullanıldığını, bu alanların önemli bölümünün amacı dışında işletildiğini söyledi.
“Kamudan neredeyse bedelsiz sayılabilecek şartlarla alınan alanlarda rant tesisleri, ticarethaneler, marketler kurulmuştu” diyen Gökce, kamunun elde etmesi gereken gelirlerin, bazı ayrıcalıklı çevrelerin kullanımına bırakıldığını ifade etti. Bu alanların yeniden kamuya kazandırılması için yürütülen mücadelede bugün sanık sıralarında bulunan çok sayıda bürokratın görev aldığını belirten Gökce, “Bu davada yargılanan birçok arkadaşım işte bu alanların kamuya geri kazandırılması mücadelesini yürütmüştür” dedi.
Dosyada tutuklu bulunan bürokratlardan Yusuf Yadoğlu'na atıfta bulunan Gökce, "Kamusal alanları kamuya geri kazandırmak için amansız bir hukuki ve idari mücadele yürüten Yusuf arkadaşımız bugün bu salonda 'kamu yönetimini dolandırmakla' suçlanmaktadır. Bu garip durumu sadece sizlerin değil, iddia makamının da dikkatine sunmak isterim" ifadelerini kullandı.
"İstanbul'un sahilleri işgal altındaydı”
Göreve geldikleri dönemde İstanbul kıyılarının büyük bölümünün özel işletmeler tarafından işgal edildiğini kaydeden Gökce, Anayasa ve Kıyı Kanunu gereği herkesin kullanımına açık olması gereken alanların ticari işletmeler tarafından kapatıldığını söyledi. Bu alanların halkın kullanımına açılması için yürütülen çalışmaları anlatan Gökce, bugün sanık sıralarında bulunan ekibin sahilleri işgallerden kurtaran ekip olduğunu vurguladı.
“Bize silah çektiler, geri adım atmadık”
Kıyı işgallerine karşı yürütülen mücadelede yaşananları dile getiren Gökce, “Bizlere kamuya ait alanları işgal edenler silah çekti” dedi. Gökce, yaşanan baskılara rağmen geri adım atmadıklarını belirterek, "Kıyıları talan edenler yumruk salladı. Bu ekip vazgeçmedi” diye konuştu. Buğra Gökce, bugün kamu yararını savunan bürokratların ve kendisinin kamuyu dolandırmakla suçlanmasının, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir durum olduğunu söyledi.
“Yasa dışı işgali polis korudu”
Üsküdar Sahili'ndeki kaçak bir işletmeye ilişkin yaşananları anlatan Gökce, yıkım için gittikleri bölgede polis müdahalesiyle karşılaştıklarını söyledi. “Benim başkanlık ettiğim heyet, bu işgali sonlandırmak için bölgeye gittiğinde polisler, yıkılması gereken yasa dışı yapıyı bizden korudu” diyen Gökce, "Bize silah çekildi. Yumruk atıldı. Bütün bunlar yasa dışı bir işgali sonlandırmak istediğimiz için yaşandı. Devlet kurumlarının değil, işgalcilerin yanında durulduğunu gördük" ifadesini kullandı. Bugün söz konusu alanın tamamen halkın kullanımına açık olduğunu belirten Gökce, “Artık bir kişinin ticari işletmesi değil, tüm İstanbulluların ortak alanıdır” dedi.
Rant amaçlı imar planlarına karşı kişiye özel plan değişikliklerine karşı çıktıklarını, çok sayıda projeyi yargıya taşıdıklarını anlatan Gökce, İBB bürokratlarının İstanbul'un su havzalarını, ormanlarını ve tarım alanlarını korumak için çalıştığını belirtti. Gökce, "Bu ekip İstanbul'un muhafızlığı görevini üstlenmiştir" şeklinde konuştu.
“Bu çalışmalar Ekrem İmamoğlu'nun siyasi iradesiyle mümkün oldu”
Buğra Gökçe, İstanbul'u rant projeleriyle şekillendirmek isteyen çevrelere karşı yoğun mücadele verdiklerini, bu çalışmaların yalnızca teknik kadroların çabasıyla değil, güçlü bir siyasi iradeyle mümkün olduğunu söyledi. Kamusal alanların geri kazanılması ve ayrıcalıklı tahsislerin kaldırılmasının, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sayesinde mümkün olduğunu ifade eden Buğra Gökce, "Ekrem İmamoğlu, kamusal alanların işgalden kurtarılması ve ayrıcalıklı kişi, vakıf ve derneklere tahsis edilen alanların kamuya geri kazandırılması konusunda teknik kadroların arkasında durmuş ve siyasi irade göstermiştir. Sayın İmamoğlu ranttan değil, halktan yana durduğu için bu projeler hayata geçirilebilmiştir” ifadelerini kullandı.
Gökce, Türkiye'de belediyelerin çoğu zaman rant tartışmalarının merkezinde yer aldığını belirterek, İstanbul'da ise bunun tersine bir yönetim anlayışı ortaya konulmaya çalışıldığını söyledi.
Hakkındaki suçlamaların 30 yıllık mesleki ve akademik geçmişiyle bağdaşmadığını belirterek, “Bu ekip, hızlı rant üretecek işlere tevessül etmemiş, tam tersine rantla mücadele etmiştir. Bu iddianame benim suyuma toz bulaştıramaz” dedi.
“Rantla mücadele ettim, rantın parçası olmakla suçlanıyorum”
Meslek hayatı boyunca rant baskısına karşı mücadele verdiğini, oda başkanlığı yaptığını, akademisyen olarak çalıştığını ve şehircilik alanında çok sayıda hukuki mücadele yürüttüğünü anlatan Gökce, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde görev yaptığı dönemde de bazı rant projelerine karşı çıktığı için sürgün edildiğini belirtti. Buğra Gökce, “Yazılar yazdım, dersler anlattım, rant baskısıyla mücadele ettim. Otuz yıllık mesleki ve akademik birikimimi çöpe atıp rantın bir parçası olmak ve bunu bir örgüt kurarak yapmak iddiası, hem mesleki hem akademik kariyerim açısından bana yapılmış ağır bir hakaret" diye konuştu.
“17 ay çalıştım, 17 aydır suçlamalarla mücadele ediyorum”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yalnızca 17 ay görev yaptığını hatırlatan Gökce, iddianamede neredeyse attığı her imzanın suçlama konusu yapıldığını söyledi. “Ben 17 ay görev yaptım, neredeyse görev yaptığım süre kadar zamandır da suç isnadıyla karşı karşıyayım” diyen Gökce, kamu hizmeti kariyerinin yalnızca İBB'den ibaret olmadığını vurguladı, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde 13 yıl, Çankaya Belediyesi'nde 5 yıl, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde ise 8 yıl görev yaptığını belirtti.
“Öğrencilerimin ‘Hocam’ demesi en büyük onurumdur”
2004-2014 yılları arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştığını anlatan Gökce, yüzlerce öğrencinin yetişmesine katkı sunduğunu ifade etti. Meslek hayatındaki en büyük gururlardan birinin öğrencilerinden aldığı saygı olduğunu belirten Gökce, “Bugün çeşitli kamu kurumlarında görev yapan şehir plancılarının yıllar sonra bana yazdıklarında ‘Hocam’ diye hitap etmeleri, hayatım boyunca üstlendiğim görevler içerisinde belki de en özel ve en onurlu olanıdır” dedi.
“32 yaşında oda başkanı, 35 yaşında Anıtlar Kurulu Başkanı oldum”
Mesleki kariyerindeki dönüm noktalarını anlatan Gökce, 32 yaşında oda başkanlığına, 35 yaşında Anıtlar Kurulu Başkanlığına ve 42 yaşında genel sekreterlik görevine getirildiğini söyledi, bu görevlerin uzun yıllara dayanan mesleki birikimin sonucu olduğunu belirtti.
2024 yerel seçimlerinde aday olmak amacıyla kamu görevinden ayrıldığını belirten Gökce, mevzuat gereği istifa tarihinin son günü olan 30 Kasım 2023'te görevinden ayrıldığını anlattı. Sekiz yılı aşkın süre görev yaptığı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı için CHP'den aday adaylığı başvurusunda bulunduğunu belirten Gökce, aday gösterilmediğini ifade etti.
“7 profesörün oy birliğiyle doçent oldum”
Aday adaylığı sürecinin ardından İstanbul Planlama Ajansı'nda görev almaya başladığını anlatan Gökce, bu dönemde akademik çalışmalarına yoğunlaştığını söyledi. Doçentlik başvurusunda bulunduğunu belirten Gökce, Yükseköğretim Kurulu tarafından görevlendirilen 7 profesörden oluşan jürinin oy birliğiyle kendisini başarılı bulduğunu anlattı. Buğra Gökce, 2025 yılı Ocak ayı itibarıyla Doçent Doktor unvanına sahip olduğunu ancak mart ayında tutuklandığı için doçent unvanıyla vereceği ilk dersine giremediğini söyledi.
“İPA’daki çalışmalarımla ilgili tek bir suçlama yok”
Yerel seçimlerin ardından yeniden kamu görevine dönme hakkı bulunmasına rağmen bunu tercih etmediğini, İstanbul Planlama Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendiğini aktaran Gökce, bu dönemde İstanbul'un geleceğine ilişkin üst ölçekli plan çalışmalarını yürüttüğünü, kentin plansız büyümesi, nüfus baskısı, ulaşım sorunları ve afet risklerine ilişkin bilimsel çalışmalar yaptıklarını ifade etti.
İstanbul Kent Bölgesi için hazırlanan 1/100 bin ve 1/25 bin ölçekli plan çalışmalarının koordinasyonunu yürüttüğünü belirten Gökce, yoksulluk, gelir adaletsizliği ve kentleşme sorunlarına ilişkin çok sayıda araştırmayı kamuoyuyla paylaştıklarını söyledi.
19 Mart 2025 operasyonunun ardından hakkında sistematik bir karalama kampanyası yürütüldüğünü savunan Gökce, “Çok sayıda medya organı tarafından mesnetsiz iddialar ortaya atıldı ve bir itibar suikastına maruz bırakılmak istendiğimizi düşünüyorum” dedi.
Gökce, İstanbul Planlama Ajansı'ndaki faaliyetleriyle ilgili iddianamede tek bir suçlama bulunmadığına işaret ederek, yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptığı 17 aylık döneme ilişkin bazı işlemler nedeniyle suçlandığını aktardı.
“Cumhuriyetin fırsat eşitliğiyle yetiştim”
Eğitim hayatını memur ve asker bir babanın maaşıyla, devlet okullarında tamamladığını söyleyen Gökce, “Kolejlere, özel kurslara ya da ayrıcalıklara sahip olmadan üniversite okudum, yüksek lisans ve doktora yaptım, yabancı dil öğrendim” dedi. Japonya'da devlet bursuyla eğitim aldığını, Ankara, İzmir ve İstanbul gibi Türkiye'nin üç büyük kentinde üst düzey yöneticilik yaptığını anlatan Gökce, "Belki de bu ülkede çok az kişiye nasip olacak şekilde üç büyükşehir belediyesinde yöneticilik yapma imkanına eriştim" diye konuştu. Gökce, tüm bu geçmişine rağmen bugün suç örgütü üyeliği ve kamu zararına neden olmakla suçlanmasını kabul etmediğini belirtti.
“Kendim teslim oldum, yakalanmış gibi görüntü verildi”
Gözaltı sürecine ilişkin ayrıntıları da paylaşan Gökce, sürecin nişanlısının evinde yapılan aramayla başladığını söyledi. Arama sırasında ne kendisinin ne de nişanlısının evde bulunduğunu belirten Gökce, buna rağmen eve çilingir yardımıyla girildiğini ifade etti. Aramaya ilişkin tutanağa bugüne kadar ulaşamadıklarını kaydeden Gökce, evde ne bulunduğunu, hangi eşyaların tutanak altına alındığını ya da herhangi bir şeye el konulup konulmadığını bilmediklerini söyledi. Arandığını öğrendikten sonra kendi iradesiyle Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne giderek teslim olduğunu anlatan Gökce, emniyete giriş anında arkadaşları tarafından bilgisi dışında çekilmiş bir fotoğrafın bulunduğunu belirtti. Gökce, kontrolünün ardından emniyete giriş görüntülerinin yeniden çekildiğini öne sürerek, polislerin kendisine bir “yakalama görüntüsüne” ihtiyaç duyduklarını söylediklerini ifade etti. İlk olarak emniyete normal şekilde giriş yaptığını, daha sonra fotoğraf çekimi için yeniden dışarı çıkarıldığını anlatan Gökce, çekimin ardından tekrar nezarethaneye götürüldüğünü söyledi. Bir süre sonra yeniden dışarı çıkarıldığını belirten Gökce, bu kez de ilk görüntülerin uygun bulunmadığının kendisine söylendiğini ifade ederek, “Bana ilk fotoğrafın olmadığını, dikey çekildiğini ve yatay görüntü alınması gerektiğini söylediler. Bunun üzerine üçüncü kez dışarı çıkarıldım ve yeniden emniyete giriş yaptırıldım” dedi.
Sonuç olarak görüntülerin oluşturulabilmesi için üç kez polis eşliğinde emniyete sokulduğunu öne süren Gökce, gerçekte ise kendi isteğiyle teslim olduğunu anlattı. Kamuoyuna servis edilen görüntülerde polis tarafından yakalanarak getirildiği yönünde bir algı oluşturulmaya çalışıldığını iddia eden Gökce, söz konusu görüntülerin hangi koşullarda çekildiğini mahkeme heyetinin bilgisine sunmak istediğini söyledi.
“İddianame suç üretmeye çalışıyor”
Hakkındaki suçlamaların temelini oluşturan ihalelerde bazı kararlara hiç imza atmadığını, bazılarına ise görevde olmadığı dönemde karar verildiğini belirten Gökce, “2019-2022 arasında aynı görevlerde bulunan genel sekreter yardımcıları da aynı imzaları attı. Onlar tutuksuz. O zaman ben neden tutukluyum? İllaki bir fiil söylemeniz lazım. Söylemiyorsanız hakkımı gasp ediyorsunuz” dedi.
İddianamede, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’ndaki kavramların birbirine karıştırıldığını öne süren Gökce, "Muhammen bedel ile yaklaşık maliyet aynı şey değildir. Yaklaşık maliyet gizlidir, muhammen bedel ise alenidir. İddianame bu temel ayrımı göz ardı ederek suç üretmeye çalışıyor" ifadelerini kullandı.
Muhammen bedelin düşük tutulmasının rekabeti azaltmayacağını, aksine artıracağını savunan Gökce, "Bir yeri ne kadar düşük bedelle kiraya çıkarırsanız o kadar fazla talipli bulursunuz. Buna rağmen iddianamede, muhammen bedelin düşük tutulmasının ihaleye fesat anlamına geldiği ileri sürülüyor. Bu akıl alacak bir yaklaşım değil" diye konuştu.
“Kamu zararı yok, Sayıştay da tespit etmedi”
Dosyada kamu zararının yanlış hesaplandığını öne süren Gökce, Sayıştay’ın rutin denetimlerinde söz konusu işlemlerle ilgili herhangi bir kamu zararı tespit etmediğini söyledi.
İBB iştirakleri olan Kültür AŞ ve Medya AŞ’nin yıllar içerisinde kar ettiğini belirten Gökce, “Bu şirketler zarar etseydi belediye kasasından para aktarılması gerekecekti. Kar ettikleri için kamu kaynakları korunmuş oldu. İştiraklerin kar etmesi kamunun kar etmesi demektir” dedi.
“İhaleye fesat için somut fiil gerekir”
Buğra Gökce, ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşabilmesi için kanunun somut eylemler öngördüğüne işaret ederek, “İhaleye katılımı engellemek, gizli bilgileri paylaşmak, sahte evrak düzenlemek ya da menfaat temin etmek gerekir. İddianamede bunların hiçbirinin şahsımla ilgili olduğu iddia edilmiyor. İhaleyi kazanan taraf, belediyenin kendi iştiraki. Bu şirketlerin yöneticileriyle hukuka aykırı bir temasım olmadığı gibi bir çay içmişliğim dahi yoktur. Şartnameye ya da muhammen bedele müdahale ettiğime ilişkin tek bir delil yoktur” ifadelerini kullandı.
Aynı kararların altında imzası bulunan AK Parti'li encümen üyeleri hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını söyleyen Gökce, "Eğer bu kararlar suçsa altında imzası bulunan herkes için aynı değerlendirme yapılmalıdır. AK Parti'li üyeler de bu kararların altında imza attı. Onlar sorumlu değil, ben onların da imzaladığı kararı kesinleştirdiğim için suçluyum öyle mi?" diye konuştu.
“AK Parti'liyseniz bakan oluyorsunuz, CHP’liyseniz Silivri’ye geliyorsunuz”
Geçmiş dönemlerde benzer ihalelere imza atan bazı bürokratların üst düzey görevlere yükseldiğini, kendi dosyasında ise aynı işlemlerin suçlama konusu yapıldığını belirten Gökce, "Bunları yapınca AK Partiliyseniz en az İller Bankası Genel Müdürü oluyorsunuz, hatta bakan oluyorsunuz. Ama benim gibi CHP’den aday olduysanız Silivri’de yatan oluyorsunuz. Sevdiğinize uzaktan bakan oluyorsunuz" şeklinde konuştu.
Buğra Gökce, hakkındaki suçlamaların siyasi saiklerle hazırlandığını öne sürdü.
ANKA