İş insanı Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yaptığı iddia edilen “çıkar amaçlı suç örgütü” ile bazı belediye başkanlarına rüşvet vererek ihaleleri organize ettiği iddiasıyla 200 kişi hakkında İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce açılan davanın ikinci duruşmasının üçüncü günü başladı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Tutuklu 16 kişinin olduğu davanın Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ndeki 3 No’lu Duruşma Salonu’nda yapılan duruşmasında savcı, mütalaasını açıkladı.
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar hakkında tutukluluğun devamını talep eden savcı, Beşiktaş Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Çağdaş Ateşçi, Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Ferit Tutşi ve Beşiktaş Belediyesi destek hizmetleri personeli Gülşah Ocak’ın ise tahliyesini talep etti.
“Suç örgütüne karşı yardım etmedim”
Tutukluluk değerlendirmesine karşı savunma yapan Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz, şunları söyledi:
Onlarca farklı ifade vererek başka kişilerin üzerine basıp kurtulacağını zanneden bir zavallıdır. Ben mahkemenizde yargılamaktan korkmuyorum, kaçmıyorum. Meslek hayatı boyunca koltuğunu lütuf olarak gören biri olmadım. Bu yaşıma kadar çalıştım. Olduğum konumlara tırnaklarımla kazıyarak geldim. Ben yalnızca siyasi bir belediye başkanı yardımcısı değilim. Yıllardır gastronomi konusunda mücadele eden, sevilen, sayılan, sözü geçen birisiyim. Hiçbir zaman maddi kazanç kaygısı içerisinde olmadım. Ben ahlaki değerleri olan, yıllarca vergisini ödemiş, toplum menfaati, ülkesi için çalışmış, topluma değer katmış, sevilen, sayılan bir adamım. Ben kendimi itibarsızlaştıracak, ailemin başını öne eğecek, ömrümün kalan kısmını başkaları gibi utanç içerisinde geçirecek hiçbir iş yapmadım. Ben bu süreçte ne yazık ki devlet babanın adaletini hissetmedim. Ben ihaleye fesat karıştırmadım. Ben evrakta sahtecilik yapmadım. Ben suç örgütüne yardım etmedim.
“Suç örgütleriyle mücadele etmiş bir adamım”
Ben yıllardır suç örgütleriyle mücadele etmiş bir adamım. Ben kamuya zarara uğratacak, kamuyu dolandıracak hiçbir suç işlemedim. Benim annem 98 yaşında. Şu anda benim hapiste tutuklu olduğumu bilmiyor. Benim yurt dışında olduğumu biliyor. Annem cumhuriyet kadınıdır. Lakabı da ‘hükümet’tir. Eğer buradan birisi gitse anneme, ‘Senin oğlun Ali Rıza Yılmaz bu suçu işlemiştir. Bunları yapmıştır’ dese annem ‘Ona söyleyin. Bir daha benim kapıma gelmesin. Ona sütümü haram ediyorum’ der. Ben böyle bir gelenekten, böyle bir aile terbiyesinden geliyorum. Dolayısıyla benim bu suçları işlemem mümkün değildir. Benim çalışma arkadaşlarım bunu çok iyi bilirler. Durumuma ilişkin doktor raporlarını mahkemenize de sunacağım. Ben sizlerden artık adaletin gereğini yerine getirmenizi, adil bir kararla tahliye karar vermenizi talep ediyorum.
“İlkokula başlayan kızımın yanında olamadım”
Ardından sanıkların tutukluluk değerlendirmesine ilişkin savunmalarına geçildi. İlk olarak Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz savunma yaptı. Rıza Akpolat’ın eniştesi Burak Kangal, suçlamaları reddederek “10 aydır buradayım, yatarımı da yattım. Annemi kaybettim, babam kolon kanseri oldu, hâlâ tedavisi devam ediyor. Burada olduğum süreçte de demans hastalığı başlamış. Babamı, kızımı 10 aydır görmedim. Kızım beni Amerika’da çalışıyor biliyor. Eşim tek başına uğraşıyor. Kızıma her akşam masal okuyan bir babaydım. İlkokula başladı, yanında olamadım. Okuma yazma öğrenirken yanında olmak isterdim” dedi.
“Koğuşta insanların üstüne basmadan yürümeye çalışıyoruz”
Oya Tekin’in eşi Celal Tekin’in avukatı savunma yaptı. Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Kayhan, gözaltına alındığı günden beri verdiği ifadelerde çelişki olmadığına vurgu yaparak şunları söyledi:
“utarlı ifade verdim, hiçbir zaman da şüpheye düşmedim ama benimle ilgili ifade veren kişilerin ifadelerindeki çelişkiyi hepimiz gördük. Ben bu çelişkilerden söz etmek istiyorum çünkü 10 aydır tutukluyum. Eylem 62’de Adıyaman Belediyesi’ndeki tüm sanıklar dinlendi ve deliller toplandı. Sanıklar beni tanımadıklarını, benimle görüşme yapmadıklarını ifade etti. Kaldığımız koğuşta bir metrekare yer düşmüyor bize. İnsanların üstüne basmadan yürümeye çalışıyoruz. Bu nasıl bir vicdansızlık, biz neyin suçunu işledik de bunları yaşıyoruz? Orada yatan herkese yazık. 21 kişi için yapılmış cezaevinde 70 kişi yatılır mı? Bu neyin vicdansızlığı? Bize mezar verseniz orada yatmaya razıyız. ‘Tekim’ derim en azından. İşlediğimiz suç ne? 170 bin lira için insana bu kadar eziyet edilir mi? Yazık bize.
“Rüşvet yokken nasıl aracılık edebilirim”
Avcılar Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Daka da hakkındaki iddiaların temelsiz olduğunu belirterek “Ortada ne rüşvet var ne aracılık. Etkin pişmanlıktan yararlanan Aziz İhsan Aktaş ile Akın Kumanlı rüşvet olmadığını söylüyor. Ortada rüşvet yokken nasıl aracılık edebilirim? Savcının rüşvet iddiasını neye dayandırdığını anlamış değilim. Tamamen içi boş, temelsiz bir iddiayla bir yıldır tutukluyum. Dosyada tüm deliller toplandı. Hakkımda toplanacak delil, dinlenecek kişi olmadığını göz önüne alarak 11 aylık tutukluluğumu sonlandırmanızı talep ederim” ifadelerini kullandı.
“Aktaş, 31 Temmuz tarihini uyduruyor”
Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, şöyle konuştu:
Ben İhsan Aktaş’tan 300 bin dolar falan almadım. Eğer almış olsaydım bunu saklamazdım. Çünkü babam ev satmış. Aralarında bir ticaret olmuş. Niçin inkar edeceğiz? Buradan açık açık söylüyorum. Daire satmak suç değil de parasını istemek onun parasını almak mı suç? Eğer almış olsaydık aldık derdik. İlk günden beri doğruyu söyleyen ben ve babam Mustafa Aydar’dır. İhsan Aktaş’ın bütün ifadeleri yalan ve iftira niteliğindedir. İhsan Aktaş, 2,5 ay boyunca noktasına, virgülüne kadar avukatlarıyla hazırladığı ifadesinde etkin pişmanlık ifadesinde araç satışıyla alakalı bir şey söylemiyor. 25 Temmuz’da babam Mustafa Aydar’la yaptığı görüşmeyi hatırlıyor ama her ne hikmetse aracı ve 31 Temmuz tarihini hatırlamıyor. Bu şahıs babamla bir meşru ticaret yapmış. Babamdan iki daire, bir araç satın almış ama nasıl oluyorsa bu satışın yarısı rüşvet, yarısı kârlı ticaret oluyor. Yani daire satışına rüşvet, araç satışına kârlı ticaret diyor. Sonuçta bir ticaret oluyor; yarısı siyah, yarısı beyaz. Bu nasıl bir iştir? İhsan Aktaş, babamdan araç aldığı ortaya çıkınca 31 Temmuz tarihini uyduruyor. Daha önce ortaya çıkmayan yalancı tanıklar, bizimle ilişkisi olmayan banka dekontlarını ortaya çıkarıyor.
“Zararına rüşvet mi olur”
Buna da huzurunuzda şöyle bir kılıf buluyor. Diyor ki ‘Cezaevinde imkanlar kısıtlıydı. Bazı evraklara ulaşamadım’ diyor. Şimdi İhsan Aktaş, ödediği 10 bin TL’lik otel faturasına kadar ulaşıyor da 10 milyonluk banka dekontuna ulaşamıyor. İnsan böyle büyük bir meblağı nasıl unutur? Gerçek değilse unutur tabii. 31 Temmuz’da İhsan Aktaş’ın araç için verdiğini söylediği 10 milyon gibi bir paranın alınması söz konusu değildir ve kaldı ki mümkün de değildir. O tarihte böyle bir araç ortada yoktur. O yüzden olmayan bir hayali aracı babam İhsan Aktaş’a satamaz. İhsan Aktaş da temmuz ayında olmayan bir aracın hayali bir şekilde parasını veremez. İhsan Aktaş’ın iddiasına göre kendisi evden zarar etmiş, araçtan kâr etmiş. Biz evden kâr etmişiz, araçtan zarar etmişiz. Böyle iş mi olur? Zararına rüşvet mi olur? Arabada inkar etti diye ödüllendiriliyorum, evden zarar etti diye cezalandırılıyorum. Yani İhsan Aktaş ticaret kârlı yapılınca teşekkür ediyor, zarar edince şikayet ediyor. Tutuklu yargılanmama sebep oluyor.
“Süreç hukuka aykırı devam etti”
Tutukluluk değerlendirmesine karşı Kazım Gökhan Yankılıç, Oya Tekin, Özcan Zenger ile Rabil Artan’ın savunmalarını avukatları yaptı. Daha sonra kürsüye gelen Rıza Akpolat, 15,5 aydır cezaevinde, 12 metrekarelik bir alanda olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
Son iki gündür yaşadığımız gerginliklerin de aslında soruşturma süreciyle ilgili olduğunu, oradan kalma birtakım haksız uygulamalarla ilgili olduğunu; buraya çıkan birtakım tanıkların, itirafçıların, iftiracıların söylemiş olduğu sözlerden dolayı haklı olarak sinirlendiğimiz, duymak istemediğimiz şeylerden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Aslında bugün bu salonda yargılanan herkesin bunları konuşuyor olmasının sebebinin tamamı yapılan haksız, hukuksuz uygulamalar. Ben savunmamda söyledim. İddianame, etkin pişmanlık üzerine oturtulmuş, işte sonradan iftiracıya dönüştürülmüş itirafçılar ve bunlara zorla verilen, zorla verdirilmeye çalışılan ifadeler. Bunlar eşiyle, işiyle, malıyla, mülküyle, canıyla bir şekilde soruşturma makamı tarafından sıkıştırılmış, birtakım iftiralar atmaya mecbur bırakılmışlardır. Bütün bunların neticesinde bugün karşı karşıya kaldığımız tabloyu yaşıyoruz. Hukuka aykırı bir yöntemle başladığını savunmamda söyledim. Hukuka aykırı başlayacak bir süreç, ondan sonra da hukuka aykırı olarak devam etmiştir.
“İftiracıların beyanlarıyla 15,5 aydır cezaevindeyiz”
Hukuka aykırı olarak başlayan sürecin akabinde diğer itirafçılar, iftiracılar... Onlar da birbirleriyle ilgili iftiralarda bulunmuşlardır ama bugüne kadar savcılık makamına her gittiklerinde konuştukları şeyleri, yani birbiriyle ilgili söyledikleri şeyleri huzurunuza geldiğinde hiç konuşmadılar, bahsetmediler. Yani bir A kişisi, B kişisiyle ilgili dört kere ifade vermiş ama buraya geldiğinde hiç o yokmuş gibi davranmış; dışarıda anlaşmış daha doğrusu, onu ifade etmek istedim. Buraya geldiğinde de bununla ilgili bir şey söylemedi. Bu sizin de dikkatinizi çekti ve siz bununla ilgili de sorular sordunuz. Tamamı ‘duyuldu’, ‘biliniyordu’, ‘isteği doğrultusunda organize edildi’ gibi meselesi somut bir delile dayanmayan ifadelerden oluşuyor. İddianameye konu eylemlerin hiçbirinde ‘Rıza Akpolat’a rüşvet verdim’ diyen yok. Herhangi biriyle bir HTS kaydım yok, bir görüşmem yok. Bununla ilgili yapmış olduğum bir irtibat yok ki bunu zaten burada beyanda bulunan, bu suçlamalara konu işleri beyan eden arkadaşların tamamı çok net bir şekilde söylediler. Tüm bunlara rağmen, ortada bir delil olmamasına rağmen bu iftiracıların beyanlarıyla 15,5 aydır cezaevinde tutuluyoruz.
“Bunları konuşmak zorunda kalmaktan dolayı hicap duyuyorum”
Asıl bizi ilgilendiren konu, soruşturma makamı bu iddianameyi hazırlarken şöyle bir temel varsayım üzerinden hazırlamış. Demiş ki ‘Rıza Akpolat, 2019 yılına kadar belediye başkanı seçilene kadar hiçbir ticari faaliyeti yok, hiçbir geliri yok’. O güne kadar ne kendisinin ne ailesinin hiçbir kazancı olmamış, bütün bu elde ettiği geliri 2019 yılından sonra kazanmış. Bu temel varsayım üzerinden de hem ihaleye fesat hem suçtan kaynaklanan mal varlığı gelirlerinin aklanması, rüşvet gibi suçlamaların temel dayanağı hâline getirmiş bunu. Bununla başlamak istedim çünkü iki gün önce avukatlarımız mahkemenize yaklaşık 500 sayfaya yakın bir dosya sundu. 2019 yılında ben bütün ticari hayatımı dondurduğumu, ben ve ailemin, söylemiştim burada savunmamda. 2019 yılından önceki 20 sene içerisinde benim ve ailemin yapmış olduğu projeler, yapmış olduğu işlerin hepsi dosyada mevcut. Baktığınızda yaklaşık 700’e yakın daire, dükkan, villa inşaatı; bunların yapım sözleşmeleri, belgeleri, hepsini orada bulabilirsiniz. Tabii bunları burada konuşmak zorunda kalmaktan dolayı hicap duyuyorum.
“Sözde Beşiktaş’ta bir rüşvet havuzu kurulmuş”
Savunmamda da söyledim. Bin 800 yıl önce bir kural konulmuş, ‘İddiayı ortaya atan ispatlar’ diye. Bize deniyor ki, ‘Ya biz söyledik ama ispatlayamıyoruz, altını dolduramıyoruz, siz kendiniz ispatlayın’. Bütün bu suçlamalara konu varsayım, avukatlarımın dosyaya sunduğu o 500 sayfaya yakın raporlarla ortadan kalkmıştır. Kalkmış olacağını düşünüyorum. Nitekim dosya genelinde otel rezervasyonu, uçak bileti gibi şeyler... Sözde Beşiktaş’ta bir rüşvet havuzu kurulmuş, ben de bütün bu otel rezervasyonlarını, uçak biletlerini doğrudan bu havuzdan almışım. İddiayla söylüyorum. Dosyanın tamamında suçlandığım konularla ilgili -ki bunu da söylemekten çok mutlu değilim ama- hepsinin toplamı benim Beşiktaş’ta son yaptığım projedeki bir tane dairenin parası bile etmez. Baktığınızda zaten görürsünüz.
“Hastaneyle ilgili benden başka tutuklu kalmadı”
Bizim burada benim tutuklu olarak yargılanmama sebep, bunları savunmada çok uzun uzun anlattığımız için tutukluluk incelemeyle ilgili bir şey konuşacağız ama böyle hızlıca geçmek istediğim şeyler var. Çünkü ben hastane satışıyla ilgili tutuklandım; Beltaş Hastanesi’nin satışıyla ilgili. Bu hastane eylemiyle ilgili benden başka tutuklu sanık kalmadı. Dolayısıyla sizin de bu anlamda herhalde bir kanaate varmış olduğunuzu düşünüyorum. Hastane satışında ‘usulsüzlük var’ denilen kamu zararı... Kamu zararının ortada olmadığı ortaya çıktı. Yani değerleme raporunun ortaya çıkmasıyla beraber bir kamu zararının ortada olmadığı herkes tarafından burada teyit edildi. Yine imzaların aynı yerde atılmamış olmasının Türk Ticaret Kanunu’na aykırı bir durum olmadığı da burada herkes tarafından söylendi. Yine yönetim kurulu defterinin gezdirilmesinin bir suç olmadığı yine burada herkes tarafından söylendi. İhalenin bir kişiye özel olarak çıkartılmadığı, rekabetçi bir ihale olduğu ve 11’inci teklifte ihalenin birine verildiği, ihaleyi birinin kazandığı görüldü.
“Aktaş’ın 7,5 milyon dediği alışverişe dahilim yok”
Dolayısıyla bunların tamamına bakıldığında aslında hastane satışıyla ilgili bütün o karışıklık ortadan kalkmış bulunmaktadır. Ki zaten biz tutuklanmaya sevk edilirken, sayın savcının bizi soruştururken, soruşturma makamında biz ifade verirken önümüze koyduğu değerlemeyi dosyaya koymadığını görmüştük. Başka bir değerleme raporu koymuş ama o dosyaya da bakıldığında, ötekine de bakıldığında değerinde ve değerinin hatta üstünde satıldığı çok net. İkinci konu araç satışı. Araç satışıyla da ilgili bir karışıklık var. Tek bir araç var. Bir araç zaten soruşturma konusu değil. İkinci alınmış, plakası dolayısıyla satılmış, tekrar geri alınmış. Dolayısıyla üç işlem yapılmış. Üç işlem yapıldığı için bu sanki 2-3 tane araç varmış gibi algılandı. Aslında parasını şirketim tarafından ödediğim bir araç bu. Aracı ben ilandan buldum, arkadaşlarıma söyledim, ortaklara söyledim. Şirketten parasını çıkarttık ve iddia edilen para trafiği... Sayın Fahri Aksoy’un 11,5 dediği, Aziz İhsan Aktaş’ın 7,5 milyon diye ifade ettiği para alışverişi olduğu söylendi oralarda. Benim bir dahilim ya da böyle bir bilgim, dahilim yoktur. Çok net bir şekilde dekontla şirketim tarafından arabanın ücreti ödenmiştir. Plaka işlemleriyle arkadaşlarım ilgilenmişlerdir.
“Davanın siyasi olduğunu biliyorum”
Ben savunmamda çok siyasi cümleler kullandım, burada tekrar o siyasi cümleleri kullanmak istemiyorum ama bu davanın siyasi olduğuyla ilgili, birtakım cezalandırmaların soruşturma aşamasında bu saiklerle yapıldığının farkındayım, biliyorum. Bu verilmeyen kararların da aslında bu anlamda bir zorlama olduğunun farkındayım. Herkesin bu konuda mağdur olduğunu, baskı altında olduğunu da farkındayım ama bunlar değişecektir çünkü doğru tek. Biz arkadaşlarımız, aile bireyleri; bunların hepsinin nasıl alındığını, nasıl temin edildiğini, yıllara sâri yaptıkları ticari faaliyetleri, mal beyanlarını hepsini bildirdiler, dosyaya sundular. Biz de sunduk. Sizin de bu hakkaniyetle karar vereceğinize ben yürekten inanıyorum ki gerçekten hepsi anlattılar özel hikâyelerini. Çok acı şeyler yaşandı. Aile olarak çok üzüldük. Gerçekten çok üzüntülü zamanlar yaşadık ama doğruya olan, adalete olan inancımız dolayısıyla burada dimdik durmaya hep beraber devam ediyoruz ve duracağız.
“Kızlarımla ilgili bir cümle ederken bile sıkıntı yaşıyorum”
Buradan beraat edeceğimizi, tahliye olacağımızı çok iyi biliyoruz. Yakın siyasi tarihe baktığımızda, ülkemizin yakın tarihine baktığımızda zaten bununla sıkça karşılaştığımız olaylar. Biz de bunun bir parçasıyız ve bugün de bizim üzerimize düşen aslında sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz. Benim de iki tane kızım var. Yarın 23 Nisan, ikisi de gösteri yapacaklar. Biri 13 yaşında, biri 10 yaşında ama ben çalışma arkadaşlarımın, aile bireylerimin dertleriyle dertlenmekten kendi kızlarımla ilgili bir cümle ederken bile sıkıntı yaşıyorum. Çünkü dediğim gibi çok mağdur edildik, çok mağdur oluyoruz. Çok suçlamayla karşı karşıya kalıyoruz ama günün sonunda 86 milyon insanın çocuğunu düşündüğümüz için bizim çocuklarımızla ilgili günü geldiğinde de onların bizi çok iyi anlayacağını, yaptığımız şeylere hak vereceğini de bildiğim için o rahatlıkla bunu da buradan ifade ederek öncelikle aile bireylerimin, çalışma arkadaşlarımın tahliyesini talep ediyorum.”
“Neden ihaleye fesat suçuyla yargılanıyorum”
Son olarak söz alan Utku Caner Çaykara da dosyadaki çelişkilere dikkat çekti. İlk celsede yaptığı geniş savunmayı anımsatan Çaykara, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kamu zararı olmadığının savcılık tarafından tespit edildiğini söylemiştim. Aday olduğum dönemde rüşvet aldığım iddia ediliyor. Belediye başkanı olduğum dönemde firmaya ceza kesiliyor. Belediye başkanı olduğum dönemde hak ediş ödemelerini de eksiksiz yapıyorum. İhaleye fesat suçunun oluşmadığı sabitken neden ihaleye fesat suçuyla yargılanıyorum? Bunun sebebi çok basit, irtikap suçlaması vardı, bu dönemde belediye başkanı değilim diye beni içeride tutmak için etkin pişmanlık ifadesini değiştirerek içeride tutmaya çalıştılar. İcbar suretiyle irtikap suçlamasına gelelim, kamu görevlisi olmadığım için işleyemeyeceğimi, benim tarafımdan da işlenmediğini vurguladım. Öyle bir cenderenin içerisindeyim ki… Ben Avcılar Belediye Başkanıyım, iddialar Beşiktaş Belediyesi ile ilgili. Alican Abacı da çıktı, ‘Hiçbir kurumdan Utku Caner Çaykara için talepte bulunmadım’ dedi. Soruşturma süreci yaşadık, hakkımda delil bile toplanmıyor. İki günde gelecek rapor gelmiyor.
“Sadece adalet talep ediyorum”
Hakkımda toplanacak delil kalmamıştır. 12 aya yakındır tutukluyum. Bir belediye başkanıyım. Hem de Türkiye’nin -bir elin parmağını geçmez sayıda- en genç belediye başkanlarından biriyim. Çok güzel hayallerle yola çıktığımı ifade etmiştim. Çok güzel çalışmalar olduğunu, siyaseti gençleştirme iddiasında bulunduğumuzu; kiminin torunu, kiminin evladı, kiminin kardeşi, kiminin ağabeyi olduğumuzu; siyasetçilerin halka tepeden bakmadığını gösterdiğimizi ve onlara bir evlat gibi yaklaştığımızı burada huzurunuzda ifade etmiştim. Neticede ben de bir annenin, babanın evladıyım. Ben de geride bir eş bıraktım. 13 ay belediye başkanlığı yaptım, 12 aya yakındır tutukluyum. Tutuklandığımda 8 aylık evliydim. 12 aya yakındır tutukluyum. Eşimin 4 ay alacağı var benden. O yüzden bize inanan, bizi seven insanlar var. Bizim özgürlüğümüze kavuşmamızı bekleyen, bizimle kavuşmayı bekleyen insanlar var. Ben ilk savunmamda da son sözcüğüm olarak size sadece adalet talep etmiştim. Bugün de huzurunuzda heyetinizden, sizlerden sadece adalet talep ediyorum ve ailemi talep ediyorum.”
Kadir Aydar’ın da arasında olduğu 5 kişi hakkında tahliye kararı verildi
Tutukluluk değerlendirmesine karşı yapılan savunmaların ardından mahkeme heyeti, ara kararını açıkladı. Mehmet Sağır için ifadesinin alınması amacıyla yakalama kararı çıkarıldı. Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Beşiktaş Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Çağdaş Ateşçi, Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Ferit Tutşi, Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri eski müdürü Gülal Erdovan Anıl ve Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri personeli Gülşah Ocak hakkında tahliye kararı verildi. Mahkeme heyeti, CHP’li 3 belediye başkanının da aralarında olduğu 11 kişinin tutukluluğunun devamına karar verdi.
ANKA