EM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ile DEM Parti Genel Merkezi’nde bir araya gelen Özel, Meclis’te boşalan 8 sandalyeye dikkat çekerek ara seçimin zorunlu olduğunu vurguladı.
Özel, ara seçimin gerekliliğini açıklarken, Anayasa ve Milletvekili Seçim Kanunu’nu hatırlattı: Ara seçim, son bir yılda yapılamaz ve ilk 30 ayda yapılamaz. Boşalan üyelikler için ara seçime gidilebilir. Şu an ne 30 aydayız ne de son bir yıldayız; boşalan 8 milletvekilliği için ara seçim yapılmalı.
Özel, seçim güvenliğine dair kaygılarını da dile getirdi ve "Asıl kaygımız seçmenin karar verme sürecinde oyunu etkileme yaklaşımıdır. Dijital platformlar ve yapay zekâ üzerinden manipülasyon riski ciddi boyuttadır. Türkiye’nin bu konuda güvenli ve denetlenebilir bir noktaya gelmesi gerekiyor" dedi.
Özel'in ziyaret sonrası yaptığı açıklamalar şöyle:
"Ekonomik paket önerilerimizi sundum"
Öncelikle bayram sonrası siyasette, siyasi partilere, öncelikle de muhalefet partilerine bir dizi ziyarette bulunmayı ve içinde bulunduğumuz tüm süreçleri değerlendirmeyi planlamıştık. Ancak malum, yeni gelişmeler ve sıcak gündemler gündeme damgasını vuruyor. Bugünkü ziyaretimizde hem dış politikada hem iç politikada yaşananlar, birlikte içinde bulunduğumuz birtakım çalışmalar, hem de Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir yıldır muhatap olduğu ve son dönemde de yeniden sıklaşan, yargı eliyle siyasete yapılan müdahalelerle ilgili hemen her şeyi değerlendirme imkânı bulduk. Öncelikle İran savaşının hem Türkiye'ye ekonomik ve siyasi etkilerini hem de içinde bulunulan ekonomik şartlar noktasında vatandaşın yaşadıklarını uzun uzun konuştuk. Ben Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin İran Savaşı'yla ilgili yapmış olduğu ekonomik etkiler, riskler ve buna karşı önlem paketi önerimizi Sayın Eş Genel Başkanlarımıza sundum. Tüm siyasi liderlerle de bunu paylaşacağız. Geçtiğimiz hafta bu konuda yapmış olduğumuz bir açıklamada, acil önlem paketine ilişkin önerilerimizin bir kısmını sizlerle de paylaşmıştık. Tabii özellikle orta ve uzun vadede Türkiye'nin alması gereken birtakım önlemler var ve bu konuya ilişkin kapsamlı bir raporumuzu sunduk. Değerlendirildikten sonra konunun ilgili uzman arkadaşları, gerek Meclis zemininde ilgili komisyonlardaki arkadaşlarımız, gerekse MYK’mızda ve Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki arkadaşlarımız gerekli temaslarda bulunacaklar.
Ama ben bir kez daha şunu hatırlatmak istiyorum ki, bu konuda toplantı sırasında da karşılıklı ifadeler oldu. Türkiye ekonomisi kötü yönetildiği için son derece kırılgan olduğu için ve İran Savaşı gibi bütün dünya ekonomileri üzerinde etki yapacak bir konuda gerekli koruma mekanizmaları olmadığı için, ya da zaten bunlar geçmişte — örneğin bizim 19 Mart darbesi olarak ifade ettiğimiz dönemde — o kadar çok rezerv yakıldığı ve yerine konması için o kadar çok bedel ödendiği için ve bu bedeller vatandaşın sırtına yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı olarak yansıdığı için, yeni bir şok arada bir tampon olmaksızın, bütün dünya ülkeleri kendi vatandaşlarını korurken Türkiye'de doğrudan vatandaşın sırtına biniyor.
"Savaşın kazananı olmaz"
Şunu bir kez teyit edelim: Savaşın kazananı olmaz, kaybedeni kadınlar ve çocuklardır. Bu savaşın da kaybedeni en kırılgan gruplar, başta da yoksullar olarak hem Türkiye'de hem de Türkiye gibi böyle bir şoka hazırlıksız yakalanan, gerekli tedbirleri olmayan ya da gerekli tedbirlerini yanlış yönetim sonucunda başka yerlerde tüketmiş olan ülkelerde vatandaşın sırtına biniyor. Örneğin basit bir örnek olarak İspanya. Düşünün, bizim komşumuzda İsrail ve Amerika bombardıman yapıyor. Yine Suriye'de yaşananlar hemen dibimizde oldu. Diğer taraftan Rusya ile Ukrayna savaşıyor. Ama örneğin İspanya bu hususlarda 5 milyar euro tutarında ve 80 tedbir içeren bir paket açıkladı. Doğalgazdaki KDV’yi yüzde yirmi birden ona indirdi. Dar gelirli haneler için elektrik desteğini artırdı. Su ve enerji noktasında tamamen ücretsiz destek sağlanan hanelerin sayısını artırdı. Sanayiciye de yüzde seksen enerji desteği sağlıyor İspanya. Bu savaş çıktığından beri bunları yapıyor. Neden yapıyor? Sanayicisini, yoksulunu, kendi ülkesini korumak için yapıyor. Nasıl yapıyor? Bir paket açıkladı.
Biz de bir paket önerisinde bulunduk. Önerilerimiz içinde sadece Eşel Mobil Sistemi'nin dörtte üç oranında uygulanmasını söyledik. O tükendiği günden itibaren de petrol fiyatlarındaki her artış hem pompaya yansıyor, hem de onun üzerinden iğneden ipliğe her şeye yansıyor. Hiç durmadan… İspanya elektrikte yüzde seksen indirim yaparken, elektrikten alınan vergilerde büyük indirimler yaparken, Türkiye’de bir gecede elektriğe ve doğalgaza yüzde yirmi beş zam yapılıyor. Bundan sonrası artık her şeye zam gelmesi ve yeni bir enflasyon dalgası.
Bunun için ekonomist arkadaşlarımızın hazırladığı kapsamlı bir paketi hem konuştuk, bir miktar tartıştık hem de sunduk. Bu konudaki kararlılığımız var. Bu konuda hükümeti bir şeyler yapmaya zorlamaktan ziyade, hükümetin bu krize ne kadar hazırlıksız yakalandığını teyit eden bir pozisyondayız. Ama hâlâ yapılabilecek çok şey olduğunu ifade etmek gerekiyor ve bunu Türkiye'nin gündeminde tutmaya devam edeceğiz.
"Sürece karşı tavrımız nettir"
Bir diğer konu: Terörsüz ve demokratik Türkiye. Bu konuda bir rapor hazırlandı, imzalandı. Heyetin de başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’tu. O görevi kendisi yaptı ve o noktada hep birlikte bekliyoruz. Raporun altıncı ve yedinci maddeleri var ve bu maddeler bir an önce hem terörün sonlanmasını hem de demokratik adımların atılmasını gerektiriyor. Numan Bey büyük bir memnuniyetle raporun tüm partiler tarafından büyük emeklerle hazırlandığını ifade ediyor. Numan Bey’in başkanı olduğu parlamentoda, örneğin Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay yok. Neden? Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı uygulanmadığı için yok. Sonra o karara karşı alınmış başka bir mahkeme kararı var. Anayasa Mahkemesi’nin ikinci kararı diyor ki: Bu karar, Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi kararını uygulamama kararı yok hükmündedir. Ve bu yüzden yapılması gereken tek bir iş var. Belediyelerimizde, daha çoğu DEM Parti’ye ait olmak üzere, kayyumlar görev yapıyor. Bizim Şişli’de, Esenyurt’ta, Ovacık’ta kayyum oturuyor. Oysa ki hep birlikte rapora imza attık ki kayyum uygulamasını sonlandırmak gerekiyor. Ama bu konuda hiçbir adım atılmıyor. Bu konuda başta Sayın Meclis Başkanı olmak üzere siyasi partilere görevler düştüğünü konuştuk ve bu konuda adımların atılması gerekiyor. Bu konuda tavrımız, tutumumuz nettir.
Durduğumuz yerde duruyoruz. Ve bu konuyu bir kez daha hatırlatıyoruz. Ben önümüzdeki günlerde Sayın Numan Kurtulmuş’a, siyasi parti ziyaretlerini bitirdikten sonra bir randevu talebinde bulunacağım ve uygun görmeleri durumunda kendileriyle bir görüşme yapacağız.
Bu görüşmede hem raporun 6. ve 7. maddeleriyle ilgili, hem de kendisinin atması gereken diğer adımları kendisiyle müzakere etme ve bu konudaki beklentimizi dile getirme imkânı bulacağım. Ayrıca görüşmemizde birlikte çalışacağımız alanlardan bir tanesi olarak siyasi etik yasasını da konuştuk. Biliyorsunuz biz yaklaşık 8 senedir siyasetin finansmanının hem yerel yönetimlerde hem de tüm seçilmişler — milletvekilleri için — atanmışlar, bakanlar ve üst düzey bürokrasi için bir siyasi etik yasasına ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyoruz. Yasa teklifimiz Meclis’te duruyor. Hemen her sene bu gündeme geliyor ve AK Parti ile MHP buna yanaşmıyor. Bu konuda Türkiye siyasetini de önümüzdeki günlerde Gelecek Partisi’ni de ziyaret edeceğiz. Siyasi etik yasasını çıkarmak istediği Başbakanlığı döneminde, buna AK Parti’de görev yapacak il ve ilçe başkanı bulamazsın diye karşı çıkan Erdoğan o pozisyonu sürdürüyor ve biz partimizin karşı karşıya olduğu saldırılara karşı da büyük bir özgüvenle şunu söylüyoruz:
İster belediye başkanı olsun, ister milletvekili olsun, ister parti genel başkanı olsun, ister bakan olsun, ister cumhurbaşkanı olsun. Herkesin hem mal varlığı şeffaf ve incelenebilir olmalı, hem de o malın nasıl edinildiği konusunda siyaset kurumuna hesap verebilir olmalı. Anlık denetlenebilir olmalı. Bu konuda biz bir kez daha bu çağrımızı yineliyoruz. Siyasi partilere yaptığımız ziyaretlerde de bunu gündeme getireceğiz.
Öyle ya, toplumdaki genel kabul şu: Cumhuriyet Halk Partisi’nde eğer belediyelerde bir yolsuzluk, bir eksiklik varsa bunun yüz katının AK Parti’de olduğunu herkes biliyor. Ben de büyük bir özgüvenle diyorum ki, kendine güvenen hesabını, kitabını, mal varlığını, her şeyini ortaya koysun bakalım. Günden sonrası için ben iddia ediyorum, bugünden geriye dönük olarak da. Ekrem İmamoğlu bundan muaf değildir. Özgür Özel de muaf değildir. Ancak Erdoğan da muaf değildir. Akın Gürlek de muaf değildir. Hepimizin tüm mal varlıkları açılsın ve nasıl elde edildiğimiz araştırılsın. Bu konuda Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'nun özgüveni tamdır. Siyasete girdiği günden bu yana siyasetten kaynaklı bir zenginleşme yaşamamıştır. Biz de öyle düşünüyoruz. Bütün siyasetçilerin de bu konuda yaklaşımını duymak istiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi zaten her yıl, yaklaşık 8 yıldır, bunu gündeme getiriyor. Meclisteki tutumu da son derece olumlu ve özgüvenlidir. Bunu tüm muhalefet partileriyle konuştuktan sonra, Numan Bey ile birlikte bu konuyu, kendisinin çağrısıyla, iktidar ve muhalefetin birlikte bir siyasi etik yasası çıkarma noktasında inisiyatif almasını isteyeceğiz.
"Adil ve serbest seçimler güvence altında olmalı"
Ayrıca seçim yaklaşıyor. Her geçen gün iktidara daha da yaklaştığımızı düşünüyoruz. Türkiye’de muhalefetin güçlendiğini ve iktidarın yıprandığını biliyoruz. Bundan dolayı sürekli seçimden kaçıyorlar. Burada iki konu gündeme geliyor. Birincisi, seçim güvenliğine yönelik olarak tüm siyasi partilerin çalışmaları önemli. Ancak asıl kaygımız, seçim günü güvenliğinden ziyade, seçmenin karar verme sürecinde oyunu etkileme yaklaşımıdır. Bu, dijital platformlar üzerinden, yapay zekânın gelişmesi ve algoritma oyunlarıyla, dünyadaki dijital oligarkların otoriter popülist liderleri desteklemesiyle ciddi bir kaygı yaratıyor. Türkiye’nin bu konuda güvenli ve denetlenebilir bir noktaya gelmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Bu konuda heyetlerimizle çeşitli görüş alışverişleri yaptık ve birlikte çalışmaların faydalı olacağını düşünüyoruz. Biz böyle bir öneride bulunduk. Söylemek istediğim son husus ise şudur: Siyasi partiler rekabet etmek için vardır, elbette. O yüzden ekonomide rekabet edebiliriz. Bazı partiler liberal ekonomiyi savunur, bazıları kamucu ekonomiyi savunur, bazıları hibrit modelleri benimser. Sosyal politikalarda elbette farklı yaklaşabiliriz. Ulaşım politikalarında farklı tercih ve yöntemlerimiz vardır; bunlarda yarışabiliriz. Tarım politikalarında rekabet edebiliriz. Sağlık politikalarında rekabet edebiliriz. Ancak demokrasi, partilerin rekabet alanı değil, vazgeçemeyecekleri ortak savunma alanıdır. Demokrasiden vazgeçmek rekabet alanı olarak değil, direnme alanı olarak tarif edilebilir. Mutlak demokrasiyi ve demokratik yarışın serbestçe yapılmasını savunmak hepimizin uzlaşma alanı olmalıdır.
Tüm muhalefet partilerinin demokratikleşme, adil ve demokratik rekabet düzenini kurma ve güvence altına alma konusunda uzlaşma içinde olması gerekmektedir. Korumamız ve güvence altına almamız gereken en temel konu, adil ve serbest seçimler ile anayasal demokrasidir. Sandığı koruma meselesinde Cumhuriyet Halk Partisi büyük bir saldırı altındadır. Bu konuda tüm siyaset kurumundan dayanışma talebimizi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin saldırılara karşı demokratik zemini koruma çabalarına desteğimizi tüm siyasi partilere geçmişte de ilettik. 31 Mart’ın yıl dönümünde otobüs üstünden de Türkiye’deki muhalefet partilerinin genel başkanlarına gösterdikleri dayanışma için teşekkür etmiştik. Bugün bunu bir kez daha, eş genel başkanların huzurunda ifade etmek isterim. Çok konuşulan bir konu olduğu için hem kendi görüşlerimi ifade ettim hem de eş genel başkanların yaklaşımlarını dinleme fırsatı buldum.
31 Mart günü, milli maç için Türkiye’den ayrılmak üzere uyanmışken, yıl dönümünde yeni bir darbeyle ya da bu sefer Bursa ayarıyla karşılaştık. İki yıldır sürekli AK Parti’ye katıl ya da içeri atıl tehditlerine karşı dik duran Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımıza, geçmiş dönemde görev yaptığı belediye veya ailesinin görev aldığı vakfa zorla bağış yaptırıldığı iddiasıyla operasyon yapıldı. Bu iddiayı ortaya atan kişiler, bir şirketten üç kişi; biri yurt dışında, biri firarda, biri ise itirafçı. Diyorlar ki: “Bize Bozbey zorla bağış yaptırdı.” Bu üç kişiden birinin evinin önünde 500 kişi eylem yaptı, çünkü emlak dolandırıcısı. 500 aileye aynı yeri farklı kişilere satmış ve kimseye teslim etmemiş. Böyle birinin ifadeleriyle operasyon yapıldı ve milli imama gitme programını iptal ettik. Basın toplantısında da Bursa’nın sandıkta Bozbey’i seçtiğini, meclis çoğunlukları olduğu için önce tehdit ettiklerini, sonra operasyon yaptıklarını açıklamıştım. Bu meclis darbesine ve sandığa karşı yapılan yargı darbesine teslim olmayacağımızı ifade ettim. Millet sizin gibi düşünmüyor, ama siz milletin fikrine saygı duymuyorsunuz. Millet başka bir şey söylüyor, inatlaşıyorsunuz. İstanbul seçimini CHP kazanıyor, iptal ediyorsunuz. Bir daha kazanıyor, beş yıl zulmediyorsunuz. Bir sürü haksızlık yapıyorsunuz. Yine kazanıyor, diploma iptal edip içeri atıyorsunuz.
Bozbey Bursa’yı 47 yıl sonra AK Parti’den alıyor. Onu içeri atıp Bursa’yı almaya çalışıyorsunuz. Bu milletin önüne sandığı getireceğiz ve bunun için ne gerekiyorsa yapacağız. Meclis Başkanı Numan Kurtuluş’a önemli görev düştüğünü, siyasi partilerle görüştükten sonra kendisine de ileteceğimizi söylemiştim.
"Boşalmış sekiz milletvekilliği var"
Kamuoyunda çokça tartışıldı ve ara seçim tartışmaları gündeme geldi. Anayasamıza ve Milletvekili Seçim Kanunu’nun 7. maddesine göre ara seçim son bir yılda yapılamaz ve ilk otuz ayda da yapılamaz. Boşalan üyelikler için ara seçime gidilebilir; bunun süresi ve şartları yasada belirtilmiştir. Şu an ne ilk 30 aydayız ne de son bir yıldayız. Boşalmış sekiz milletvekilliği var. AK Parti'den önce Türkiye demokrasisinde, kanuna uygun ve anayasanın emirlerine uygun şekilde bu ara seçimler hep yapıldı.
Bir an önce Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin boşalan sandalyeler için ara seçim kararı alması, bu konuda da Meclis Başkanının üzerine düşen görevi yapması zorunludur. Bunun altını bir kere çizelim. Ondan sonra birçok tartışma yürüyor. Efendim, işte bazı gazeteler manşetlerle çıktılar. Gazetecilik gereği yapılan işler doğrudur. Her yönüyle konuşulmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 22 milletvekili istifa ettirerek ara seçim yaptırması meselesi ilk 30 ayın işidir. 22 milletvekili istifa ettirilerek sayı 30’a tamamlanır. Şu anda ise bir ara seçim zorunluluğu vardır ve yapılmalıdır. Ara seçim yapılsın diye bizim 22 milletvekilini mi istifa ettirmemiz gerekir?
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana gibi Türkiye açısından çok önemli fikirler verecek büyük şehirlerde mi milletvekili istifa ettiririz? Türkiye coğrafyasında en çok seçmeni kapsayacak şekilde mi istifa ettiririz? Ya da mesele sadece İstanbul’da geçiyor diye sadece İstanbul’da mı olur? Ya da geçtiği yerlerde; İstanbul, Bursa, Antalya ve Adana’da mı olur? Bunlar Cumhuriyet Halk Partisi’nin o an vereceği kararlardır. Burada bir öngörülebilirlik lüksünü iktidara tanımak istemem. Kimse şöyle düşünmesin: 22 milletvekili istifa etmezse ara seçim olmaz. O ara seçim olacak arkadaşlar. Anayasa öyle diyor. Olmazsa Numan Bey de bunun sorumluluğunu taşır. İktidar partisi de anayasanın emrettiği bir ara seçimden kaçmanın sorumluluğunu taşır. O ara seçimin yapılmasıyla ilgili irade ortaya çıkmalıdır.
Onun dışında biz geçmişte otuza tamamlayarak ara seçime zorlamayı konuştuk ve tartıştık. Bu ilk otuz ayda zorunluydu. Kastamonu’yu merak ediyoruz. Afyon’u merak ediyoruz. Hatay boş mu değil mi? Onu Numan Bey’den duymak istiyoruz mesela. Bizce Hatay boş değil. Şu anda sekiz değil, yedi milletvekilliği boş. Bir tanesi Numan Bey’in derhal inisiyatif alarak Meclise çağırması gerektiği bir pozisyonda. Ama İstanbul birinci bölgede Murat Kurum’dan ve rahmetli Sırrı Süreyya’dan boşalan koltuklar için seçmenin karşısına çıkmaya AK Parti’nin cesareti var mı? Bunu soruyoruz. Ara seçim kararı alınınca belli yerlerde, örneğin Hatay’da, bir ara seçim kararı alınabilecek mi, alınamayacak mı? Görmek istiyoruz.
Alınırsa orada bizim adayımız olmalı mı? Bunu tartışırız. Ama orada Can Atalay’ı bir kere daha Hatay’a sormak isteriz mesela. Eğer hâlâ Can Atalay orada tutuluyorsa… Biz buraya arkadaşlar sadece siyaset yapmak üzere gelmedik. Biz buraya, siyaset kurumunun içinde bulunduğu çoklu saldırılara ve milletin karşı karşıya olduğu çoklu zorluklara karşı en çok dayanışması gerekenlerin, bu zulmü yapanlara karşı bütün muhalefetin bir ve beraber bir mücadele hattı oluşturması için ve bugüne kadarki birleşik mücadelenin artırılması ve pekiştirilmesine yönelik ortak bir talebin ilk ziyaretini yapmak üzere geldik.
Independent Türkçe