Boğaziçi Üniversitesi ile ilişiğinin kesildiğini İsmail Beşikçi Vakfı’nda duyuran Metin Kiper, yaşadıklarının Independent Türkçe’ye anlattı.
Kiper, “19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki Kürt hareketleri hakkındaki tez konumu açıklarken, enstitünün kayyum müdürü Sevtap Demirci tarafından Kürtlerin ve Ermenilerin emperyalizmin aparatı olduğuna ve bu konuyu neden çalıştığımı anlamadığına yönelik nefret söylemi, akademik seviyenin yok olmaya yüz tuttuğunu fark etmemi sağlamıştır” dedi.
“Okuduğum literatür üzerinden derinlikli bir tartışma yürütülmedi” ifadelerini kullanan Kiper, sınavın daha çok ideolojik referanslar etrafında şekillendiğini ileri sürdü.
Metin Kiper, İsmail Beşikçi Vakfı’nda Vakıf Başkanı İbrahim Gürbüz ile birlikte bir basın toplantısı düzenledi.
“Üniversiteler bilimsel niteliğinden uzaklaştırılıyor”
Boğaziçi Üniversitesi ile ilişiği kesilen doktora öğrencisi Metin Kiper, yaşadıklarını aktarırken üniversitelerde son yıllarda artan baskı politikalarının bilimsel üretimi imkânsız hâle getirdiğini savundu.
Kiper, “Üniversiteler özgür ve bilimsel düşüncenin yuvası olması gerekirken, bugün gelinen noktada bu niteliklerinden sistematik biçimde uzaklaştırılıyor” dedi.
“Sözlü sınavda bilimsel zemin terk edildi”
Kiper, 13 Haziran 2025’te girdiği doktora yeterlilik sözlü sınavında akademik çerçevenin dışına çıkıldığını öne sürdü.
Tez konusunu anlatırken tartışmanın yön değiştirdiğini belirten Kiper, “19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki Kürt hareketleri üzerine çalıştığımı ifade ettikten sonra, bilimsel tartışma yerini ideolojik yaklaşımlara bıraktı” ifadelerini kullandı.
Sınav sırasında kendisine yönelik nefret söylemi içeren ifadelerle karşılaştığını iddia eden Kiper, bu durumun akademik standartlarla bağdaşmadığını belirterek, “Soruların içine yerleştirilen yorumlar, bilimsel ölçme amacı taşımaktan çok ideolojik eğilimleri yoklama niteliğindeydi” dedi.
“İkinci sınavda akademik kriterler uygulanmadı”
İlk sınavın ardından 24 Aralık 2025’te ikinci kez sözlüye giren Kiper, bu sürecin de akademik açıdan sorunlu geçtiğini savundu.
Geniş bir okuma listesiyle hazırlandığını belirten Kiper, buna rağmen bilimsel içerikli sorularla karşılaşmadığını dile getirdi.
Metin Kiper, “Okuma listem üzerinden derinlikli bir tartışma yürütülmedi. Sınav, akademik ölçütlerden uzak bir şekilde ilerledi” dedi.
Sınav sürecinde özellikle bazı jüri üyelerinin alakasız ve ciddiyetten uzak sorular yönelttiğini de öne sürdü.
“Danışmansız bırakıldım”
Süreçte akademik danışmanının emekliliğinin kendisine bildirildiğini ve danışmansız kaldığını ifade eden Kiper, bunun doktora sürecinde ciddi bir dezavantaj yarattığını vurguladı.
“Doktora sürecinde danışmansız kalmak, akademik olarak savunmasız bırakılmak anlamına gelir” diyen Kiper, bu durumun sınav sürecine doğrudan etki ettiğini savundu.
“Oto-sansür uygulamak zorunda kaldım”
İkinci sözlü sınavda kendisini baskı altında hissettiğini belirten Kiper, tez konusunu anlatırken oto-sansür uyguladığını söyledi.
“Bazı konuları açıkça ifade edemeyeceğim bir ortam oluştuğunu hissettim” diyen Kiper, buna rağmen başarısız sayıldığını ve üniversite ile ilişiğinin kesildiğini ifade etti.
Kiper, “Eğitim hakkımdan adaletsiz bir şekilde mahrum bırakıldım” dedi.
“Bu durum yapısal bir sorunun parçası”
Yaşananların yalnızca bireysel bir akademik ihtilaf olmadığını belirten Kiper, bunun üniversitelerde son yıllarda derinleşen yapısal değişimlerle bağlantılı olduğunu savundu.
“Son üç yılda uygulanan politikalar, liyakat ve etik ilkelerin zayıflamasına yol açtı” diyen Kiper, üniversitelerde bilimsel ortamın giderek ortadan kalktığını dile getirdi.
“Beşikçi örneği bugün de geçerliliğini koruyor”
Türkiye’de akademik özgürlük tartışmalarının yeni olmadığını vurgulayan Kiper, sosyolog İsmail Beşikçi örneğine atıfta bulundu.
Beşikçi’nin Kürt meselesine ilişkin çalışmaları nedeniyle akademiden uzaklaştırıldığını hatırlatan Kiper, “Aradan geçen on yıllara rağmen benzer yaklaşımların sürdüğünü görüyoruz” dedi.
Kürtçeyi öğrenmeyi sürdüren Türk akademisyen Metin Kiper, Kürt çalışmalarına yönelme nedenlerini ise şu sözlerle ifade etti:
Ortadoğu coğrafyasında ve dünyada devletsiz halklar meselesi üzerine düşünmek, bu alana yönelme de belirleyici oldu. Kürtlerin, devletsiz halklar arasında en büyük uluslardan biri olması ve özellikle tarih yazımı alanında seslerinin kısılmaya çalışıldığını düşünmem, bu konuya odaklanma mı sağladı. Amacım, Kürt ulusunun yaşamını ve varlığını daha iyi anlayabilmek; devletsizlikten kaynaklanan güçlükleri, tarihsel süreçte yaşanan görünmez kılma ve bastırılma pratiklerini inceleyebilmekti. Bu çalışmalarla, söz konusu alanın daha iyi anlaşılmasına katkı sunmayı ve bir anlamda bu tartışmalara ses olabilmeyi hedefledim.
“Hukuki mücadele başlattım”
Kendisine yöneltilen söylemleri reddeden Kiper, eğitim hakkının gasp edildiğini savunarak hukuki süreci başlattığını açıkladı.
Kiper, “Bu sadece kişisel bir hak arayışı değil; üniversitelerin bilimsel düşünce ve ifade özgürlüğünün hâkim olduğu özerk kurumlar olması için verilen bir mücadeledir” ifadelerini kullandı.
“Kiper akademik yolun başında ihraç edildi”
İsmail Beşikçi Vakfı Başkanı İbrahim Gürbüz, İsmail Beşikçi ile Metin Kiper’in yaşadıkları süreçleri karşılaştırarak dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Independent Türkçe’ye konuşan Gürbüz, yaklaşık 65 yıldır Kürt çalışmalarıyla tanınan Beşikçi’nin akademik unvanlarını aldıktan sonra üniversiteden ihraç edildiğini hatırlatarak, Metin Kiper’in ise akademik kariyerinin henüz başında üniversiteden uzaklaştırıldığını vurguladı.
“Beşikçi o dönemde bir Türk olarak Kürtler üzerine çalıştı, tezini tamamladı ve kitaplaştırdıktan sonra ihraç edildi. Ancak Metin Kiper, akademik hayatının en başında ihraç ediliyor. Bu, daha ağır bir durum. Metin’in doktor olmasına bile izin verilmiyor” dedi.
“60 yıl önce bile daha iyi koşullar vardı”
Yaşananların yalnızca bireysel bir durum olmadığını belirten Gürbüz, Kürt meselesi üzerine akademik çalışma yapanların karşılaştığı sorunların geçmişten bugüne büyük ölçüde değişmediğini savundu.
“Demokrasi, özgürlük ve kardeşlik söylemlerine rağmen bu alanda ciddi bir değişim yaşanmadı. Hatta dönemin koşulları dikkate alındığında, 60 yıl önce şartların daha iyi olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
“Boğaziçi Üniversitesi özel bir yere sahipti”
Türkiye’de çok sayıda üniversite bulunduğunu ancak Boğaziçi Üniversitesi’nin akademik özgürlük açısından özel bir konuma sahip olduğunu dile getiren Gürbüz, son yıllarda bu durumun değiştiğini ileri sürdü.
“Boğaziçi Üniversitesi, kendi alanında oldukça özel bir üniversiteydi. En azından belli ölçüde akademik özgürlük vardı. Ancak bugün gelinen noktada bu ortamın büyük ölçüde ortadan kalktığını görüyoruz” dedi.
Fahri Doktora hatırlatması
İsmail Beşikçi’nin sosyal bilimlerin gelişimine yaptığı katkılar nedeniyle 12 Aralık 2013 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına layık görüldüğünü hatırlatan Gürbüz, aynı üniversitede bugün akademik özgürlük tartışmalarının yaşanmasının dikkat çekici olduğunu belirtti.
Gürbüz, mevcut durumu örneklerken Metin Kiper olayına işaret ederek üniversitelerde özgür düşünce ve akademik bağımsızlığın zayıfladığı görüşünü dile getirdi.
Üniversiteden yanıt gelmedi
Boğaziçi Üniversitesi’nden konuya ilişkin resmi görüş talep edilerek Kurumsal İletişim Birimi’ne e-posta gönderildi. Ancak haberin yayına hazırlandığı süreçte üniversite tarafından herhangi bir geri dönüş yapılmadı.
Metin Kiper’in yaşadıkları, Türkiye’de akademi alanında özgürlük, üniversite özerkliği ve özellikle Kürt çalışmaları alanında ifade alanlarının sınırlarına dair tartışmaları yeniden alevlendiren bir gelişme olarak öne çıkıyor.
İsmail Beşikçi kimdir?
Türkiye’de Kürt sosyolojisi alanındaki çalışmalarıyla tanınan ve “Sarı Hoca” lakabıyla bilinen İsmail Beşikçi, 1963 yılında akademik hayatına başladı. Akademik kariyerinin ilk döneminde Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde asistan olarak görev yaptı.
Bu dönemde sosyolojik çalışmalarını özellikle Doğu Anadolu bölgesi, Kürt aşiretleri ve göçebe topluluklar üzerine yoğunlaştıran Beşikçi, kapsamlı saha araştırmaları yürüttü. Söz konusu çalışmalar, daha sonra doktora tezine dönüşerek Doğu Anadolu’da Göçebe Kürt Aşiretleri adıyla kitaplaştırıldı ve akademik literatürde önemli bir yer edindi.
Ancak Kürt meselesine odaklanan bu çalışmaları, dönemin siyasi ve akademik atmosferinde ciddi baskılarla karşılaştı. Bu süreçte Beşikçi akademiden uzaklaştırıldı ve uzun yıllar boyunca çeşitli yaptırımlara maruz kaldı.
Günümüzde İsmail Beşikçi, Türkiye’de akademik özgürlük ve ifade alanı tartışmalarının en önemli sembol isimlerinden biri olarak kabul ediliyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish