İBB davasında dokuzuncu duruşma başladı

107'si tutuklu, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere 407 sanığın yargılandığı davada belediye başkanlarının savunma yapması bekleniyor

Fotoğraf: X

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 107 tutuklu sanık katıldı.

Bir kısım tutuksuz sanıklar ile avukatların da hazır bulunduğu duruşmada, bazı CHP'li milletvekilleri ve tutuklu sanıkların birinci derece yakınları izleyici olarak yer aldı.

İBB Davası’nın 9. oturumu için tutuklu sanıklar duruşma salonuna getirildi, izleyiciler “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganları attı. Bugün savunma yapması beklenen Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’a destek vermek için CHP Şişli İlçe Örgütü de duruşma salonundaki yerini aldı. Ali Sukas’ın avukatının savunmasıyla duruşma başladı.

CHP’li Turan Taşkın Özer, duruşma salonuna alınmadı

Duruşmayı, sanık yakınları ve ailelerinin yanı sıra CHP’li isimler de takip ediyor. Ancak, CHP YDK Başkanı ve Milletvekili Turan Taşkın Özer, duruşma salonuna alınmadı. Konuya ilişkin mahkeme heyetinin sözlü talimatı olduğu belirtildi. Jandarma Komutanı ile görüşen Özer, yazılı talimat talep etti. Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 107 tutuklu sanık katıldı.

Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi. Bazı tutuklu sanıklar ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hazır edildi.

Duruşma savcısı, bugünlük değişti

Tutuklu sanıklar saat 10.20 itibarıyla jandarma eşliğinde salona getirilmeye başlandı. İzleyici kısmında bulunan sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı. Ekrem İmamoğlu saat 10.35’te salona getirildiğinde ise tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı attı. Mahkeme heyeti, 10.40'ta salona giriş yaptı. Duruşma savcısının ise bugünlük değiştiği öğrenildi. 

Avukat Kaptan Yılmaz, "milletvekili krizi"ne itiraz etti

Sukas'ın avukatlarından Kaptan Yılmaz, "Vekiller içeri giremiyor. Sizin şifai talimatınız var mı? Bu sorunu çözmenizi rica ediyoruz" dedi. Mahkeme başkanı, "Biz daha önce gerekli işlemlerin yapılması için Basşavcılığa müzekkere yazdık" diye konuştu.

Yılmaz'ın, "Yani sizin şifahi talimatınız yok mu? Jandarma öyle beyan ediyor çünkü" demesi üzerine Mahkeme Başkanı, "Sizin müvekkilinizle ilgili bir sorun yok. Savunmanıza devam edin" dedi. Yılmaz, "Avukat olarak, duruşmanın aleniyeti beni de ilgilendiriyor Sayın Başkanım. Ben yalnızca bir soru sordum. Şifahi talimatınız var mı, yok mu? Basit bir soru" sözlerine karşılık Başkan, "Biz aleniyeti ihlal eden herhangi bir karar vermedik. Başsavcılıkla iligili bir durum" ifadelerini kullandı.

Altan Ertürk savunma yaptı 

Duruşma, Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas’ın avukatlarından Beyzanur Açar’ın savunmasıyla başladı. İddianamede yer alan ‘Özel Vasfa Haiz Üye’ kavramının ne kanunda ne de Yargıtay içtihatlarında yer aldığını belirten Açar, "Bu, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı bir şekilde, alt sınırdan uzaklaşmak maksadıyla iddia makamı tarafından kurgulanmış bir kavramdan ibarettir. Ali Sukas'ın iddianamede 'tam bir teslimiyet duygusu ile hareket ettiği' söyleniliyor. İddianamede bu ifade ile geçen tek isim Ali Sukas" diye konuştu.

Ardından Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan, duruşma savcısı değişikliğinin, bir önceki savcının rahatsızlanması nedeniyle olduğunu belirtti.Daha sonra, Şişli Belediyesi’ne danışmanlık hizmeti verdiği belirtilen ve mahkeme tarafından hazırlanan savunma sırasına ilişkin listede 11'inci sırada bulunan tutuklu sanık Altan Ertürk’e söz verildi.

Ertürk, memur olmadığı halde "icbar suretiyle irtikap" iddiasıyla suçlandığını belirtti. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olduğunu, ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Enstitüsü’nde eğitim aldığını, 1994-1997 yılları arasında Fransa’da yaşadığını anlattı.

Bu dönemde Türkiye-Avrupa Birliği Gümrük Birliği sürecini öngörerek, Türk-Fransız Ticaret Konseyi’ni kurduğunu, çok sayıda ticari işbirliğinde aktif rol aldığını, 1997’de Türkiye’ye dönerek IDC International Trade Consultancy şirketini kurduğunu, 1998’de ambalaj sektöründe yeni bir teknoloji olan bobinden bobine etiket baskı sistemlerini Türkiye’ye getirerek ilk modern tesis ile sanayiye adım attığını dile getirdi. 

"Üç boyutlu outdoor reklamcılık alanında Türkiye’de ilk kez uygulanan projeleri hayata geçirdim"

Yaklaşık 10 yıl boyunca 40’tan fazla ambalaj fabrikasının kurulumunda yer aldığını, ayrıca uluslararası büyük üreticilerin Türkiye temsilciliklerini üstlenerek önemli tedarik faaliyetleri yürüttüğünü aktaran Ertürk, üç boyutlu outdoor reklamcılık alanında Türkiye’de ilk kez uygulanan projeleri hayata geçirerek spor sahalarındaki reklam alanlarının geliştirilmesine öncülük ettiğini söyledi.

Altan Ertürk, 2001 ekonomik krizi sırasında KDV ödemelerinin yapıldığı gün, mükellefi olduğu Küçükyalı Vergi Dairesi'nden vergi ödemesi için teşekkür aldığını belirterek, şöyle konuştu:

"Hayatımın hiçbir döneminde iş takipçiliği yapmadım, bu tür ilişkilere aracılık etmedim"

Müdür beni aradı. Birçok firmanın ödeme yapmadığı bir ortamda, en yüksek vergi mükelleflerinden biri olarak KDV’yi gününde ödediğimiz için teşekkür etti. Bunu özellikle şu nedenle paylaşıyorum, bu sadece ticari büyüklüğün değil, aynı zamanda iş yapma ahlakının da bir göstergesidir. Kısacası, iş hayatım boyunca her zaman inovatif ve teknolojik projeler geliştirdim. Ve hayatımın hiçbir döneminde iş takipçiliği yapmadım, bu tür ilişkilere aracılık etmedim. Ancak benim için asıl gurur kaynağı yalnızca ticari faaliyetlerim değil, içinde yetiştiğim aile ve sivil toplum alanındaki çalışmalarımdır. Onursal başkanlığını merhum Erdal İnönü’nün yaptığı, 37 yıllık köklü bir düşünce kuruluşu olan Türkiye Sosyal, Ekonomik ve Siyasal Araştırmalar Vakfı’nın başkanlığını yürütüyorum. Aynı zamanda politik bilinci yüksek, idealist bir aileden geliyorum. Babam, 1970’li yıllarda sendikal hareketin önemli liderlerinden, DİSK Maden-İş Genel Sekreteri Mehmet Ertürk’tür. 1976’da Taksim’de kutlanan ilk kitlesel 1 Mayıs’ın fikir babalarından ve mimarlarındandır. 1976, 1977 ve 1978 yıllarındaki kitlesel 1 Mayısların düzenlenmesinde önemli rol oynamış, sevilen bir işçi lideridir.

"Bugün de Cumhuriyetçi, laik, sosyal demokrat kesimler benzer bir baskı hissini yaşamakta"

1980 darbesi olduğunda 10 yaşına bile basmadığını, darbenin yalnızca siyasi yapıyı değil, hayatları da nasıl altüst ettiğini birebir yaşadığını dile getiren Ertürk, şöyle devam etti:

Babamın arkadaşları öldürüldü, işkenceler gördü, sürgün edildi. Babam da Fransa’ya gitmek zorunda kaldı. Ben, annem ve iki yaşındaki kardeşimle birlikte her gece ev baskınlarıyla büyüdüm. 10 yaşımdan 19 yaşıma kadar pasaport alamadım ve 9 yıl boyunca babamı göremedim. 19 yaşında ilk kez yurt dışına çıktığımda, çocukken vedalaştığım babamı bu kez üniversite öğrencisi olarak gördüm. O yıllarda babamla yaptığım konuşmalarda hep şu sorunun cevabını aradım, 'Türkiye’de siyaset neden insanların hayatlarını parçalayacak kadar sert?' Bugün burada anlattığım şey yalnızca kişisel bir hayat hikayesi değildir. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin bugününe gelişinin bir özetidir. Bu ülke başbakanlarını, bakanlarını, gençlerini idam sehpalarında kaybetti. Kardeş kardeşi vurdu, aydınlar yakıldı, farklı düşünenler hapsedildi. Dönem oldu Kürtler, dönem oldu Aleviler, dönem oldu gayrimüslimler, dönem oldu muhafazakârlar… Bugün de Cumhuriyetçi, laik, sosyal demokrat kesimler benzer bir baskı hissini yaşamaktadır.

Sanık Altan Ertürk, iddianamede yer verilen 143 eylemden yalnızca birinde adının geçtiğini, süreçte dosyayı okuyan avukatların hepsinin ortak yorumda bulunduklarını ifade eden Ertürk, "Hepsi, 'Sen bir eylemden değil, çeyrek eylemden tutuklusun' diyorlar. Benim adım dosyada bir eylemde değil, fiilen çeyrek bir eylemde geçmektedir. Buna rağmen yaklaşık altı aydır tutukluyum" diye konuştu.

"İddiayı duyduğumda şok oldum"

Ertürk, oğlunun doğum gününde gözaltına alındığını, oğlunun kendi doğum gününü artık "uğursuz" olarak görmeye başladığını anlattı.

Gözaltına alındığı gün, polislerin "İBB dosyası" nedeniyle gözaltına alındığını söylediklerini aktaran Ertürk, "Şaşırdım, 'Benim İBB ile hiçbir ilgim yok, herhalde bir yanlışlık var' dedim. Savcı, eylem kapsamında adı geçen 10’dan fazla kişiyi sordu. Bu isimlerin neredeyse tamamını tanımadığımı, hayatımda hiç duymadığımı, hiçbir görüşmem ve iletişimim olmadığını açıkça ifade ettim. Sayın Savcı, belediyeye 3,5 milyon dolar verildiği iddiası olduğunu, benim de bu süreçte taraflar arasında yediemin olarak parayı teslim aldığımın iddia edildiğini söyledi. Bu iddiayı duyduğumda şok oldum" ifadelerini kullandı. Ertürk, bu iddianın tamamen gerçek dışı olduğunu söylediğini belirterek, "İsnat edilen bu suça ilişkin hiçbir somut delil gösterilmeden; yalnızca benim sözüm karşısında İlker Aydın’ın beyanı esas alınarak tutuklandım" dedi.

"Bu gerçek dışı kurguyu anlatacağım merci bulamadım"

İlker Aydın'ın, ifadesinin ilgili kısmında, "Ben bundan sonraki sürece gözümle şahitlik etmedim… Bildiğim kadarıyla… Bu konuda net bir bilgim yok… Ancak bu hususun doğruluğunu Cem Erdinç teyit edebilir" dediğini belirten Ertürk, şunları anlattı:

"Altı aydır bu gerçek dışı kurguyu anlatabileceğim bir merci bulamadım. Bugün, en azından sayın heyetiniz huzurunda bunu ifade edebilme imkanı bulduğum için ayrıca önemli görüyorum. Yaklaşık 4000 sayfalık, 143 eylemden oluşan bir iddianamede, çeyrek eylemden dolayı 6 aydır boşu boşuna çocuklarımdan uzak tutukluyum. Eskiden dervişler çilehaneye girer, çile çekerek olgunlaşırmış. Ben de buradan çok şey öğrenmiş ve biraz daha olgunlaşmış olarak çıkacağım. Ama bu, 6 ayı hiçbir suçum olmadığı halde burada geçirdiğim gerçeğini değiştirmiyor.

Ben içeride çok sayıda insan gördüm. O kadar uzun süre tutuklu kalan insanlar var ki, bir noktadan sonra 'Savcı ne koyarsa imzalayayım' noktasına geliyorlar. Çünkü tutukluluk tehdidi ve korkusu insanı oraya sürüklüyor. Bugün ise insanlar tutukluluk korkusuyla öyle bir noktaya geliyor ki, neredeyse annesini babasını getirseniz onların üzerine bile suç atacak hale geliyor. Bunun da ayrıca ahlaki olarak sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

Sanık Ertürk, tahliyisine ve beraatine karar verilmesini isteyerek, "Artık sizden beni çocuklarıma kavuşturmanızı talep ediyorum" diye konuştu.

Mahkeme başkanının sorularını yanıtladı

Şişli Belediyesi’ne danışmanlık hizmeti verdiği belirtilen ve mahkeme tarafından hazırlanan savunma sırasına ilişkin listede 11'inci sırada bulunan tutuklu sanık Altan Ertürk’e söz verildi. Ertürk’ün bir saatlik savunmasının ardından Mahkme Başkanı Ertürk’e soru sordu.

Ertürk ve Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan arasında geçen diyalog şu şekilde:

Mahkeme Başkanı: "Hakkınızda aleyhte beyanda bulunan şahıslar; Abdi İbrahim isimli firmanın sahibi Nezih Barut ile Cem Erdinç, İlker Aydın ve Ali Alaltun’dur. Bu kişilerle aranızda herhangi bir husumet veya sorununuz var mı?"

Altan Ertürk: "Sayın Başkanım, bu şahısların hiçbiriyle bir husumetim yok. İfademde de belirttim. Cem Erdinç hariç diğerlerini zaten tanımıyorum. İlker’le de bu süreçte tanıştım. Hiçbiriyle bir husumetim yok. Bu şekilde beyanda bulunmalarına dair elbette bir fikrim var. Onu burada söyleyeyim mi?"

Mahkeme Başkanı: "Bir tek Cem Erdinç’i tanıdığınızı belirttiniz. Samimiyetinizin boyutu nedir?"

Altan Ertürk: "Cem Erdinç’i eskiden beri tanırım; ancak ileri derecede bir samimiyetimiz yoktur. Ailesini benim eski ortaklarım çok yakından tanır. Bu nedenle ismen de birbirimizi biliriz. Tanışıklığımız yaklaşık 25 yıl öncesine dayanır. Zaman zaman iş lansmanlarında bir araya gelirdik; ailece görüşmezdik."

Mahkeme Başkanı: "Siz elektrik mühendisisiniz ve inşaat işleriyle bir ilginiz olmadığını söylediniz. Cem, neden sizi arayıp imar problemi için yardım istiyor?"

Altan Ertürk: "Politik kimliğim ve siyasi bağlantılarımı bildiği için yardımcı olabileceğimi düşünmüş olabilir."

Mahkeme Başkanı: "Şişli Belediyesi ile nasıl bir ilişkiniz var?"

Altan Ertürk: "Önceki dönem Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin ile yaklaşık 20 yıllık dostluğumuz ve birlikte siyaset yapmışlığımız var."

Mahkeme Başkanı: "O dönem imardan sorumlu başkan yardımcısı Engin Polat…"

Altan Ertürk : "Kendisini tanımıyorum. Sadece randevu aldım; bir tanışıklığımız yok."

Mahkeme Başkanı : "Bahsi geçen proje, Şişli Bomonti’deki Rotana Kuleleri. Bu çapta bir projede neden sizden yardım alınıyor?"

Altan Ertürk: "Aslında benden yardım alınmıyor. İnşaat firmasının böyle bir talebi yok; zaten beni tanımıyorlar. Cem, konunun içine dahil olmak istemiş olabilir. Kendisi Abdi İbrahim’de idari işler müdürüdür. Anlattığı kadarıyla kariyeri açısından bu sürece dahil olmak istiyordu. Benim gördüğüm de bu."

Mahkeme Başkanı: "Daha önce benzer bir işe aracılık etmedim dediniz. Buna rağmen neden aklına siz geliyorsunuz?"

Altan Ertürk: "Benden inşaat işiyle ilgili bir yardım istemedi. Sadece bir randevu ayarlamamı, insanları tanıştırmamı istedi."

Mahkeme Başkanı: "Savcılık ifadenizde 'İstenen paraları kulaktan dolma olarak biliyorum' demişsiniz…"

Altan Ertürk: "Evet. Cem, görüşmelerin aracılar üzerinden yürüdüğünü ve bu kişilerin para talep ettiğini söyledi. Ben de bunu kulaktan dolma olarak bildiğimi ifade ettim."

Mahkeme Başkanı: "Yani doğrudan şahitliğiniz yok?"

Altan Ertürk: "Yok. Zaten süreçlerin aracılar üzerinden yürütüldüğünü söylediler."

Mahkeme Başkanı: "Cem ile aranızda herhangi bir husumet var mı?"

Altan Ertürk: "Hayır, yok."

Mahkeme Başkanı: "Size yardım talebiyle gelip ardından neden aleyhinize beyanda bulunuyor?"

Altan Ertürk: "Yorum yapmam gerekirse; birincisi tutuklanma korkusu etkili olabilir. Ben tutuklandığım için kendisinin de benzer bir endişe yaşamış olabileceğini düşünüyorum. İkincisi, Engin Polat’ın vefat etmiş olması nedeniyle, süreçte adı geçecek bir kişiye ihtiyaç duyulmuş olabilir. Bu noktada benim ismimin kullanıldığını düşünüyorum. Ayrıca ifadeler arasında ciddi tutarsızlıklar var. Belki benim üzerimden başka isimlere ulaşmayı hedeflemiş olabilirler."

Ertürk’ün avukatları ise “Müvekkilimiz, ‘icbar suretiyle irtikap’ suçuyla yargılanamaz çünkü kamu görevlisi değil” şeklinde savunma yaptı.

”Düşmanca davranan bir yapının kurguladığı oyuna hep birlikte zorlanıyoruz burada”

“İBB Davası”nın 9’unca gününde, görevinden uzaklaştırılan tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın savunması alınmaya başlandı. Davada ilk kez bir belediye başkanı savunma yapıyor. Savunma yapmaya başlayan Şahan şu ifadeleri kullandı:

Bu hikâye böyle bitmeyecek. Sizler bu ülkenin geleceği için oradasınız, millet sizinle, "dayanın oğlum" diye Erzurum’dan mektup yazan Hanife Teyzemin direnciyle karşınızdayım. Tam 1 senedir. Tam 1 senedir ya. Önünüze konan kâğıtlar, sorgular, “Bana suçlusun” diyor. Dönüp diyorum ki neyle suçlu bilmiyorum, suçlusun ispat et diyor. Tam da bu boşluğa karşı savunma yapıyorum.

Düşmanca davranan bir yapının kurguladığı oyuna hep birlikte zorlanıyoruz burada. Ama başlamadan şunu söylüyorum: Burada onlarca evladı, anneyi, babayı, aileyi ayrı düşüren, gözyaşı döktüren, suçsuz yere bizi evlatlarımızdan ayrı düşüren, uzak tutan herkes bu divanda değilse, milletin vicdanında ama en önemlisi, ama en önemlisi ulu divanda hesap verecektir.

5,5 yaşındaki kızımdan beni ayrı koyan her kul aklına bunu koysun. Fakat aklı olanın imanı olur. Doğruyu yanlıştan ayırmak, akıl kadar vicdan işidir. Benim devletimi mahkemelerinde beklentim tam da budur işte. Doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl ve vicdanla karar vermesidir.

Sayın Başkanım, değerli mahkeme heyeti, size kendim açımdan süreç nasıl başladı, anlatmak isterim. 19 Mart sabahının ilk saatlerinde, TEM ile Kent Uzlaşısı kapsamında terör örgütüne yardım suçlamasıyla gözaltına alındım. PKK’ya yardım suçlamasıyla gözaltına alındım.

“Ben müteahhitlerin istediğini yapmadığım için tutukluyum”

Şişli’nin seçilmiş belediye başkanı, 11 aylık belediye başkanı olarak maruz kaldığım bu gözaltı, bu tutuklama yöntemi ne akla ne vicdana ne de hukuka sığar. Sadece ben değil, İstanbul seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, bürokrat arkadaşlarımız, tüm belediye başkanı arkadaşlarım, devlet koltuğunda oturan tüm bürokratlar, bu yöntem incitici ve onur kırıcıdır.

Devlet adabından beklenen bu değildir. Bakın Sayın Başkanım, ben bürokrat kökenli belediye başkanıyım. Bunun önemini Şişli belediye başkanıyken daha da iyi gördüm, hissettim, tecrübe ettim. Kurumların birbiriyle olan diyaloğu, bürokrasinin birbiriyle olan diyaloğu, devlet koltuğundaki insanların, kişi bağımsız birbiriyle olan diyaloğu, örneğin Şişli Belediyesi ile Çağlayan Adliyesi komşu kurumlardır. Birbirinin külüne muhtaçtır. Yani o kadar simgesel bir örnek vereyim ki mesela Çağlayan Adliyesi’nin olduğu parsel Şişli Belediyesi’nindir. Zamanında o vermiştir hazineye o parseli. Benim zamanımda da, benim başkanlık dönemimde de bu diyaloglar devam etti.

“Ben o tek göz odada yaşayan, Şişlili yoksul ailenin bu kentten alması gereken kul hakkını, kent hakkını savunuyorum" diyerek, Şişli’deki Taşyapı projesine ilişkin de konuştu:

26 Nisan’da söz konusu alanda denetim yaptık, ruhsata aykırılık tespit edip mühürledik. Bakanlığa yazdık, onlar da aykırılığı kabul edip çalışmayı durdurdu. Ardından belediye arkasındaki alanı inceledik; orada da aykırı faaliyet sürdüğünü gördük. Yetkimiz dışında olduğu için tekrar bakanlığa bildirdik. İlk alandaki inşaatı mühürledikten sonra UTK izinleri iptal edildi, kamyon giriş çıkışları durduruldu. Buna rağmen şirket mühür fekki yaparak çalışmaya devam etti. Bunun üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunduk.

Bu süreçte, mühür fekki yapılmış bir inşaatta beton mikseri, 75 yaşındaki bir vatandaşın hayatın kaybetmesine neden oldu; buna rağmen inşaat sürdü. Sonrasında belediyeye yoğun denetimler başlatıldı. Sayın Vali beni çok kez aradı, ‘Ne olacak her yerde gökdelen var, burada da bir gökdelen olsun. Sıkıntı çıkacak’ dedi. İnşallah yalanlamaz. Yapmadık Başkanım. Durduk, durmamız gereken yerde durduk. 

Şimdi Sayın Başkan, benden beklenen, ya bugün karşınızda bu gökdelenin temsil ettiği anlayışla ortaklaşmadığım için yargılanıyorum. Bu yedek tutuklamadaki konumum bu. Bununla ortaklaşmadığım için yargılanıyorum. Benden beklenen görmezden gelmekti. En konforlusu buydu benim için. İş insanlarının, müteahhitlerin istediklerini, istedikleri sürelerde, istedikleri şekilde görmezden gelseydim; kentin, kamunun hakkı önceliğim olmasaydı, ben ve arkadaşlarım idari görevimizin gerekliliklerini yerine getirmeseydik emin olun bugün hiçbir konuyu karşımıza koyamayacaktınız. Yedek tutuklama yapamayacaktınız. Bugün ben müteahhitlerin istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için tutukluyum.

İBB iddianamesinde 9 farklı eylemle (Eylem 13, 38-45) suçlanan Şahan, İBB Hanem uygulamasından İstanbullunun verilerinin çalınmasına yönelik iddiaların olduğu Eylem 13’le, hakkındaki iddialara tek tek cevap vermeye başladı.

 

AA, ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU