ABD savaş uçaklarına bombalar yüklendi, saldırı için 28 Şubat aldatmaca olabilir mi?

Gürbüz Evren, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

ABD Savaş Bakanlığının, Başkan Donald Trump’a, İran’a operasyon konusunda sunduğu seçenek belli oldu dedirtecek veriler çoğalıyor.

Yaklaşık 250 savaş uçağıyla düzenlenecek ve 25 gün (2 aşamalı olabilir) sürecek hava operasyonlarının yanı sıra, Hint Okyanusu’nda konuşlu savaş gemileri de füze yağdıracak.

SİHA ve dronların da bolca kullanılacağı saldırılarda, İran ordusunun ve Devrim Muhafızlarının belinin kırılması, füze depoları ve rampalarının yok edilmesi hedeflenecek.

Amerikan savaş gemileri, İran’ın göndereceği füze ve dronlardan daha az etkilenmek için Umman Dağlarının arkasına konuşlandı.

Operasyonun 28 Şubat öncesi başlayacağına dair de güçlü işaretler var.

Stratejistler, Amerikan Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, 28 Şubat’ta İsrail’e gideceği haberinin bir aldatmaca olabileceğini söylüyor.

Buna göre, İranlı yetkililer, Rubio’nun İsrail ziyaretini, ABD’nin henüz savaş karar almadığı, görüşmelere devam ettiği şeklinde değerlendirip, rahat davranırken, Trump da 28 Şubat öncesi operasyon emrini verecek.

Görüldüğü üzere çok fazla ihtimal ve bir o kadar da senaryo var.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve İsrail’deki şahin kanat, İran’ın hiç vakit geçirilmeden vurulmasını, operasyonların rejim değişene kadar sürmesini istiyor.

Bu nedenle, Tahran ile Washington arasındaki müzakereleri gereksiz hatta İran tarafının yararına olduğunu düşünüyorlar.

Görüşmelerin uzamasını fırsat bilen İranlıların, askeri ve nükleer tesislere beton kalkanlar yapmayı sürdürdüklerini söylüyorlar.

Batılı istihbarat örgütleri şahinleri haklı çıkarmak amacıyla birkaç gündür İran’ın uydu görüntülerini yayınlıyorlar.

Parçin, Taleghan, Natanz, İsfahan ve Şiraz’daki askeri ve nükleer tesislerin, füze depolarının uydu fotoğrafları ayrıntılı bir şekilde servis ediliyor.

İran’ın, bazıları 2025’in haziran ayında, ABD ve İsrail tarafından vurulan tesisleri onardığını, beton kalkanlarla koruma altına aldığını anlatıyorlar.

“İran, müzakere, diplomatik görüşme bahanesiyle zamana oynuyor, koruma kalkanını güçlendiriyor” uyarısında bulunuyorlar.

Ama, söz konusu tesislerin savunmasını güçlendirme çalışmalarının bir aldatmaca olduğu, İran’ın dikkatleri bu noktalara çekerek, başka hedefleri gizlediği iddia ediliyor.

Diğer yandan ABD ise bölgedeki müttefiklerinin topraklarında bulunan üslerindeki savaş uçaklarını hazır hale getiriyor.

İran’a düzenlenecek operasyonlarına katılacak Amerikan savaş uçaklarına bomba yüklendi.

Aynı şekilde biri Umman Denizinde diğeri de yolda olan 2 uçak gemisindeki savaş uçakları da bomba yüklü hale getirildi.

Amerikan Savaş Bakanlığı, İran’ın yakın çevresindeki tüm askeri üsleri kullanmak istiyor.

Bu nedenle eski bir İngiliz sömürge toprağı olan Hint Okyanusundaki Chagos Takım Adaları da operasyon kapsamına alındı.

Chagos Adalar zincirindeki Diego Garcia Adasında, İngilizlerin ABD’ye ortak kullanım izni verdiği bir askeri üs var.

Trump, söz konusu adanın stratejik önemde olduğunu ve İran operasyonu için kullanmak istediklerini bildirdi.

Trump, Chagos Takım Adalarının, Maurice Adalar Devletine bağlanmasını onaylayan anlaşma nedeniyle de İngiltere’yi sert bir şekilde eleştirdi.

“O ada Amerikan çıkarları için hayati önemdedir, kesinlikle iade edilmemelidir” diyerek İngiltere Başbakanını da uyardı. 

Aslında Trump’ın, İran’a yaptığı, Kurt ile kuzunun hikayesine benzemektedir.

Kuzu, derenin aşağısında su içmektedir, kurt ise yukarıda.

Kuzuyu yemeyi kafasına koymuş olan kurt, “Suyumu bulandırıyorsun” der.

Kuzu ise “Ben aşağıdayım, senin suyunu nasıl bulandırıyorum ki?” diye sorar.

Kurt da “Vay utanmaz bir de itiraz ediyor” der ve gidip kuzuyu yer.

Hatırlayalım, 2015 yılında Batılı ülkelerle İran arasında Ortak Kapsamlı Eylem Planı Anlaşması imzalanmış, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de bunu onaylamıştı. 

Anlaşmaya göre İran, zenginleştirilmiş uranyum stokunu 15 yıl boyunca yüzde 98 oranında azaltacak, faaliyette olan santrifüj sayısını on yıl boyunca üçte iki oranında düşürecekti.

Yine anlaşmaya göre, ihlaller olduğu şüphesi doğarsa İran, denetçilerin 24 gün içinde nükleer tesislere girişine izin verecekti.

Ayrıca ihlaller doğrulanırsa, yaptırımlar derhal yeniden uygulanacaktı.

Bu anlaşma 16 Ocak 2016'da yürürlüğe girdi.

Ama Trump, ilk başkanlığı döneminde 8 Mayıs 2018’de anlaşmadan çekildiğini duyurdu.

Sorular şunlar: İran, nükleer faaliyetleriyle ilgili olarak dayatılan şartları kabul etmişken, Trump neden o anlaşmadan çekildi? 

İran’a, nükleer faaliyetleriyle ilgili olarak 2015’de dayatılan şartlarla bugünkü koşullar arasında ne fark var?

Bu soruların yanıtı, kurt ile kuzu masalında basit bir şekilde anlatılmış.

Ancak kurt ile kuzu masalındaki dereden su akıyor, Trump ile İran’ın masalındaki dereden ise petrol.

İşin püf noktası tam da bu ayrıntıda gizlidir.

Bu arada, “Trump bir an önce İran’ı vursun, sıra Türkiye’ye gelsin” diyenlerin sesi de daha yüksek çıkmaya başladı.

Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki strateji ve güvenlik uzmanları, “ABD bir an önce İran’ı” vursun içerikleri yazıları çoğalttılar.

Türkiye’nin, ABD operasyonunu durdurmak için Trump ile Tahran arasında mekik dokuduğunu hatırlatan söz konusu uzmanlar, “Türkiye, İran’ın vurulmasından ve rejimin değişmesinden çok korkuyor, çünkü sıranın kendisine geleceğini biliyor” yorumunu yapıyorlar.

Yazılarda ortak vurgu, “İran’da rejim değiştiğinde, bölünmeyi engelleyecek bir otorite kalmaz. Bunun öncelikle Türkiye’ye büyük etkisi olur. İran ve Türkiye’deki Kürtler önemli bir güç haline gelir. Suriye’deki Kürtler yeniden umutlanır, harekete geçer. İran’dan sonra Türkiye’yi de terbiye edecek bu fırsat kullanılmalı” şeklinde.

“Sıranın Türkiye’ye gelmesi için İsrail, Yunanistan ve Rumlar birlikte hareket etmeli, ABD üzerinde baskı oluşturmak için lobileri harekete geçirmelidir” diyen bu uzmanlar, Cumhuriyetçi Senatör Graham’ı, Türkiye karşıtı cepheye önderlik edecek isim olarak gösteriyor. 

En anlamlı cümle ise şöyle: “İran’ın işi bitirilince, sıraya hiç vakit kaybedilmeden Türkiye alınmalıdır. Kolu, kanadı kırılmış, güçten düşmüş Türkiye’nin İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs (Rum Kesimi) için tehdit olmaktan çıkacağını göreceğiz.”

Ne diyelim, “Aç tavuk kendini darı ambarında görürmüş”

Ama bunlara aç tavuk demek iltifat olacaktır.

Çünkü bunlara aç tavuk değil, lağım faresi tanımlaması yakışır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU