Ekrem İmamoğlu: Kürt meselesinde 'eşit yurttaşlık' demek, kolektif haklar vereceğiz anlamına gelmiyor, buna karşıyım

İmamoğlu, Cumhuriyet gazetesinin sorularını yanıtlarken hem Kürt meselesine hem de Suriye’de yaşanan son gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu

Fotoğraf: ANKA

İmamoğlu, iktidarın süreci samimi bir çözüm arayışından ziyade siyasi hesaplarla yürüttüğü görüşünde olduğunu açıkça dile getirirken, buna rağmen terörün sona erdirilmesi ve Kürt meselesinin çözümünün Türkiye açısından ertelenemez bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Muhalefet olarak bu sürecin dışında durmayı değil, doğru bir çerçeve çizerek içinde yer almayı tercih ettiklerini söyledi.

"İktidar süreci araçsallaştırıyor"

İmamoğlu'nun yanıtları şöyle:

Cumhur İttifakı’nın Terörsüz Türkiye demeyi tercih ettiği süreci, iktidarın kendi ikbali ve istikbali için kullanmak istediğini, bu süreci iktidarını sürdürmek için araçsallaştırdığını elbette biz de görüyoruz. Ancak bizim için terörü geride bırakmak, terör ve şiddeti ülkemizin gündeminden düşürmek, Kürt meselesini çözüp bölgemizde bir huzur ve refah ülkesi olarak öne çıkmak her şeyden önemli. Bu yüzden iktidarın bütün hesapçılığına rağmen bu sürecin yanındayız, yanında olmaya devam edeceğiz. Sürecin içinde olup katkı vermeyi, vatandaşlarımıza ve ülkemize duyduğumuz sorumluluğun gereği olarak görüyoruz. 

Partim ve ben, ülkenin her büyük meselesi gibi terör sorunu ve Kürt meselesiyle ilgili de bir fikir ve programa sahibiz ve bu fikir ve program çerçevesinde sürecin yanındayız. Bu kadar önemli bir meseleyi iktidarın keyfine ve kısa vadeli hesaplarına bırakamayız. Bu yüzden iktidarın yanlışlarına rağmen bu işin tam göbeğindeyiz. Bu işleri seçim hesapları için, anayasayı değiştirip aday olabilmek için kullanmak istediklerinin farkındayız. Ancak sizler aracılığıyla vatandaşlarımızı temin etmek isterim, herkes müsterih olsun. Ülkenin selametine, milletin hayrına olmayan hiçbir işi desteklemeyiz. Bizim için çerçeve bellidir: Ülkenin güvenliği, vatandaşlarımızın eşitliği ve özgürlüğü. Bu çerçevenin gerisinde kalan, bu çerçevenin dışına çıkan işlere destek vermedik, vermeyeceğiz.

"Yurttaşları kimliklerine göre ayırmak büyük sorunlar yaratır"

İmamoğlu "eşit yurttaşlık" kavramına ilişkin de şunları söyledi:

Kanun önünde herkesin eşitliği vazgeçilmez bir prensip olmakla beraber yurttaşların eşitliğini herkesin kanun önünde eşitliğine indirgediğiniz takdirde ancak soyut bir eşitlik sağlıyorsunuz. Genel hukuk prensipleriyle vatandaşlar arasında gerçek bir eşitlik sağlanamadığı durumlarda, ulusal ve toplumsal birliği bozmayacak ve kimseye ayrıcalık yaratmayacak düzenlemeler yaparak eşitlik sağlamaya çalışmakta bir beis görmüyorum. Başka türlü herkes kanun önünde eşit diyerek kadınlara, yaşlılara ve benzer dezavantajlı gruplara ilişkin özel düzenleme de yapamazsınız. Oysa pekâlâ biliyoruz ki kanun önünde eşitlik hayata 1-0 geride başlamış gruplar için gerçek eşitlik sağlamıyor. Dolayısıyla derdimizin iyi anlaşılmasını istiyorum: Derdimiz eşitliği sağlamak, kimseye ayrıcalık vermek değil. Derdimiz ulusal birliğimizi pekiştirmek, ulusal birliğimizi sarsmak değil. 

“Kürt meselesini eşit yurttaşlık prensibine uygun olarak ele alacağız” dediğimizde de özel yasalar çıkarıp Kürt yurttaşlarımıza kolektif haklar vereceğiz demiyoruz. Aksine, buna esastan karşıyım. Yurttaşları kimliklerine göre ayırıp buna göre hukuksal düzenleme yapmak sorunlarımızı çözmez, asla çözemeyeceğimiz daha büyük sorunlar yaratır. Ülkemizi bir etnik ya da dini cemaatler ülkesine çevirmeyiz, çevrilmesine müsaade etmeyiz. Bunun kötü örnekleriyle dolu çevremiz. Bu işlerin ucundan, kıyısından bile geçmeyiz. Bizim dediğimiz, bütün yurttaşlara dillerini, inançlarını ve kimliklerini koruma ve geliştirme hakkını tanımak ve istenilmesi halinde ve arzu edilen yerlerde kamu gücüyle bu hakkın kullanılabilmesini sağlamak. Bunu yaparsak ulusal ve toplumsal birliğimiz daha da güçlenir. Buna inanıyoruz. Kürt sorununu eşit yurttaşlık prensibiyle ele alıp çözeceğiz dediğimizde bunu kastediyoruz.

"Suriye'de yaşananlara taraf olamayız, seyirci de kalamayız"

İmamoğlu Suriye'de yaşananlara dair de şunları söyledi:

Komşumuz Suriye, kardeş ve dost Suriye halkı, iç savaş ile birlikte çok büyük acılar ve kayıplar yaşadı. Suriyelilerin gözünden akacak bir damla yaş kalmadı. Öncelikle burada barışın, uzlaşının ve mutabakatın önemine dikkat çekmek istiyorum. Barış hem insani ve vicdani olarak hem de ülkemizin geleceği adına bizler için büyük bir görevdir. Atatürk’ün bizlere kazandırdığı “Yurtta sulh, cihanda sulh” iradesi hem güvenliğimiz hem de gönül coğrafyamız için büyük öneme sahiptir. Bu sebeple, Suriye’de yaşanan son gelişmelerin bir an evvel çatışmanın değil, mutabakatın konuşulduğu bir noktaya gelmesi gerekiyor.

Burada Türkiye olarak bize büyük bir görev düşüyor. 6 Ocak’ta Halep’te başlayan süreçle birlikte gelinen nokta, tarafların gerçekçi bir mutabakata varmasıyla sona ermelidir. Bu mutabakata yapacağımız katkı ve uzlaşının koruyucusu olma iradesi bizim için bir seçenek değil, görevdir. Suriye’de daha fazla çatışma ve savaşın ülkemize yararı değil, zararı olacaktır. Unutmayalım, Türkiye ancak barış, istikrar ve güvenin adresi olduğu sürece kendini koruyacak, kalkınacak ve bölgemizde önemli bir aktör olacaktır.

Her şeyden öte, Suriye’de yaşayan Kürtler, Araplar, Türkmenler ve Aleviler bizim akrabalarımızdır. Onlar gönül coğrafyamızın ayrılmaz parçaları, öz evlatlarıdır. Biz bu kavgaya seyirci de kalamayız, bunun içerisinde taraf da olamayız. Barış ve mutabakat için en yüksek çabayı göstermeliyiz. Türkiye, ancak dostlarıyla, komşularıyla, kardeşleriyle büyüyecek ve geleceğe doğru emin adımlarla yürüyecektir. Suriye’de yaşanan gelişmeler, ülkemizin siyaseti üzerinde kalıcı hasarlar bırakmamalıdır. Terörsüz ve Demokratik Türkiye süreci, bir siyasi tercih değil, devletin ve milletin ali menfaati için tamamına erdirmemiz gereken bir sorumluluktur. Biz bugün muhalefette, yarın ise iktidarda devlete ve millete karşı sorumluluğumuzu yerine getirmeye ve elimizden gelen en büyük katkıyı göstermeye hazırız. Suriye’nin devlet olarak refahı, bütün inançları ve etnik kökenleri kapsayan demokratik bir devlet yapısına kavuşması Türkiye için de çok önemlidir. En büyük temennimiz, dünyanın böylesine belirsiz bir yere doğru gittiği zamanlarda, bu toprakların evlatları olarak birbirimize daha fazla kenetlenebilmemizdir. Yıllardır hasret çekilen barış, bu kadim toprakların en büyük sermayesidir.

 

Cumhuriyet

DAHA FAZLA HABER OKU