The Simpsons adlı animasyon komedi, ilk kez 19 Nisan 1987 tarihinde Matt Groening’in tasarımıyla Tracey Ullman Show bünyesinde kısa bir bölüm olarak kurgulandı. Takip eden süreçte Fox ekranlarında bağımsız bir yapım kimliği kazanarak yayın hayatına devam etti.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Springfield kentinde yaşayan orta sınıf bir ailenin dışarıdan sakin görünen gündelik yaşamında patlak veren krizler, anlatının ana eksenini oluşturdu.
Dizi, ulaştığı süreklilik ve kültürel etki sayesinde Homer karakterinin simgeleşmiş “D’oh!” ünlemini Oxford Sözlüğü’nün kelime dağarcığına dâhil ettirecek ölçüde kalıcı bir iz bıraktı.
Trump, Obama ve Bernie Sanders gibi pek çok siyasal figüre göndermelerde bulunan dizi, bazı tahminlerinin zaman içinde gerçekleşmiş olması sebebiyle geniş bir ilgi alanı oluşturmuştur. Ancak ne yazık ki Türkiye’de The Simpsons’a atfedilen ve gerçekleştiği iddia edilen pek çok “kehanet” gerçekte uydurma anlatılardan ibarettir.
Bu dosyada, dizide yer almasına rağmen bugüne dek karşılığı ortaya çıkmamış öngörüler mercek altına alınacaktır. Bu noktaya gelmeden önce The Simpsons’a ilişkin dikkat çekici hususlardan biri de Amerika Birleşik Devletleri sınırlarını aşan popülerliğidir. Dizi, ABD dışında en yoğun biçimde takip edilen yapımlar arasında yer almakta; özellikle Türkiye ve Mısır gibi Müslüman toplumlarda ciddi bir izleyici kitlesine sahip bulunmaktadır.
Bu durumun arka planında, yapımın zaman zaman Siyonizm’e ve 11 Eylül sonrası küresel siyasete yönelik eleştirel göndermelerinin önemli bir payı olduğu söylenebilir. Bu ilgiyi fark eden yapımcılar, Arap izleyiciye yönelik bir uyarlama yoluna gitmiş; bu nedenle dizi Ortadoğu’da Al Shamshoon adıyla gösterilmiş, Homer karakteri ise Omer ismiyle ekrana taşınmıştır. Hatta Arap televizyonlarında yayınlanan versiyonda Homer’ın alkol yerine soda tükettiği, sigara kullanmadığı ve domuz eti yemediği dikkat çekmektedir. Şimdi gelin, The Simpsons’ta yer almasına rağmen henüz gerçekleşmemiş öngörülere ve gerçekleşmiş bazı tuhaf sahnelere daha yakından bakalım.
Trump’ın yerini Ivanka alacak
Donald Trump’ın ardından sahneye Ivanka Trump’ın çıkacağı iddiası, The Simpsons’ta dikkat çeken öngörülerden biri olarak sunulmaktadır. Diziye göre Trump, Amerika Birleşik Devletleri’ni ciddi bir ekonomik çöküşün eşiğine sürüklemekte; buna karşın Trump ailesinin siyasal etkisi sona ermemektedir.
Homer karakterinin göğsünde yer alan “2028 Ivanka Trump” rozeti, bu tarihte başkanlık makamına Ivanka Trump’ın oturacağına dair sembolik bir mesaj olarak okunmaktadır. Alternatif bir evrende Lisa karakteri üzerinden Trump’ın ekonomi politikalarına yöneltilen sert eleştiriler, Ivanka Trump’ın babasına karşı durarak iktidara yürüdüğü bir senaryoya işaret etmektedir.
Dizide, kızın babaya meydan okuyacağı ima edilirken Ivanka Trump’ın eşi Jared Kushner’in konumu da dikkat çekici bir unsur olarak öne çıkar. Trump her ne kadar damadını siyasi denklemden dışlamış görünse de Kushner’in Siyonist lobilerle kurduğu güçlü ilişkiler ve kayınpederine karşı şekillenen örtük muhalefeti perde arkasından yönlendirdiğine dair kulis iddiaları, bu senaryonun altını daha da kalınlaştırmaktadır.
Antartika’nın siyasal önemi işleniyor
Antarktika’nın küresel ölçekte taşıdığı stratejik anlamın artacağı fikri, dizinin 23’üncü sezonunda işlenen başlıklardan biri olarak öne çıkmaktadır. Bu bölümde, kıtanın jeopolitik değer kazanacağı ve buzulların geri çekilmesiyle kara parçalarının görünür hâle geleceği vurgulanır. Her ne kadar hikâyede aile burada mahsur kalsa da anlatının alt metni, Antarktika’nın yalnızca buz kütlelerinden ibaret olmadığına, aksine dikkate değer kara oluşumları barındırdığına işaret etmektedir. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın son dönemde Antarktika’ya yönelik gümrük vergileri uygulamaya dönük açıklamaları ilk bakışta absürt olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu çıkış, bölgenin “tarafsız alan” statüsünden çıkarılarak siyasi ve stratejik bir çerçeveye oturtulma arzusunun yansıması olarak okunabilir. Tam da bu noktada The Simpsons’ta çizilen senaryo, güncel gelişmelerle kesişerek daha dikkat çekici bir hâl almaktadır.
Enerji sabotajları merkezde
Dizinin 27’nci bölümünde, güneş enerjisiyle çalışan araçların ortaya çıkışı karşısında büyük şirketlerin bu enerji kaynağını güvensiz ve tehditkâr göstermeye çalışması dikkat çekici bir anlatı olarak karşımıza çıkar. Bu çerçevede Güneş’in hareketlerinin öngörülemez olduğu, hatta insan yaşamı ve teknik altyapı açısından risk barındırdığı yönündeki algının, bilinçli biçimde küresel şirketler tarafından inşa edileceği ima edilmektedir. Nitekim geçtiğimiz yaz İspanya genelinde yaşanan geniş çaplı elektrik kesintilerinin gerekçesi olarak Güneş aktiviteleri gösterilmiş, kamuoyuna mum ve benzeri temel ihtiyaçları stoklama çağrıları yapılmıştır. The Simpsons’a göre bu tür açıklamaların ve kriz anlatılarının arka planında büyük enerji tekelleri yer almakta; asıl hedef ise Güneş merkezli alternatif bir enerji düzeninin yaygınlaşmasını engellemektir.
Tuhaf salgınlar kapıda
The Simpsons’a göre gelecekte insanlığı sarsacak en büyük küresel salgın, et kaynaklı bir bakteri üzerinden ortaya çıkacaktır. Dizinin 21’inci sezonunda yer alan “Treehouse of Horror XX” bölümünde anlatılan senaryoya göre, sıradan bir hamburger aracılığıyla yayılan bu pandemi, insanların zihinsel yetilerini tahrip ederek onları giderek daha saldırgan ve ilkel bir hâle sürüklemektedir. Bu karanlık tasvire göre felaketin temelinde, et üretim süreçleriyle oynanması ve büyük şirketlerin sınır tanımayan kâr hırsı yer almakta; küresel çaplı yıkımın başlıca sorumlusu olarak da bu politikalar gösterilmektedir.
FIFA skandalını ilk işaret eden yapım The Simpsons oldu
The Simpsons, 25’inci sezonda FIFA bünyesindeki hakem manipülasyonlarını, rüşvet ilişkilerini ve kurumsallaşmış yolsuzluk düzenini açık biçimde hiciv konusu hâline getirdi. Dünya Kupası’nda eşleşmelerden maç sonuçlarına kadar uzanan bu göndermeler, FIFA’nın içten içe nasıl çürümüş bir yapıya dönüştüğünü gözler önüne serdi. Bu bölümün yayınlanmasından kısa bir süre sonra emniyet güçlerinin FIFA’ya yönelik geniş çaplı bir operasyon başlatması, yolsuzluk soruşturması kapsamında çok sayıda ismin gözaltına alınması, dizinin kurgusunu gerçeklikle çarpıcı biçimde yan yana getirdi.
Oy sayma makineleri krizini yıllar öncesinden sahneledi
Dizinin 20’nci sezonunda Homer karakteri Barack Obama’ya oy vermek üzere sandık başına gider; ancak elektronik oy verme sistemi, Homer’ın tercihini rakip aday hanesine kaydeder. Bu sahneden yaklaşık dört yıl sonra Pensilvanya’da yaşanan seçim krizi, makinelerin Obama’ya verilen oyları karşı tarafa yazdığı iddialarıyla büyük bir siyasi tartışmaya yol açmış ve kamuoyunda ciddi bir güvensizlik yaratmıştı.
Ebola’yı 1990’da ima etti
Dizinin en ürpertici öngörülerinden biri, Ebola virüsüne ilişkin yaptığı erken tarihli göndermedir. 1990’lı yıllarda geçen bir bölümde Marge, moral bozukluğu yaşayan Bart’ı “Meraklı George ve Ebola Virüsü” adlı bir kitapla teselli etmeye çalışır. Aradan geçen yılların ardından 2015’te Ebola’nın Afrika’da yıkıcı bir salgın olarak ortaya çıkması, bu sahneyi geriye dönük olarak daha da sarsıcı kılmıştır. Bunlara ek olarak Titan denizaltı faciası, Notre-Dame Katedrali yangını, Disney’in Fox’u satın alacağına dair öngörü, 2016 Nobel Ekonomi Ödülü’nün kime verileceği gibi tahminler de hafızalarda yer etmiştir. Ancak The Simpsons’ın bu dikkat çekici isabetlerinin yanında, genellikle gözden kaçan hataları ve tutarsızlıkları da bulunmaktadır. Onlara da yakından bakmak gerekir.
The Simpsons’ın tutmayan öngörüleri
Kamuoyunda çoğunlukla doğru çıktığı iddia edilen tahminleriyle anılan The Simpsons, aslında ciddi sayıda yanılgıyı da bünyesinde barındırmaktadır. Ancak bu hatalar genellikle görmezden gelinmektedir. Örneğin dizide 2018 Dünya Kupası’nı Portekiz’in kazanacağı ileri sürülmüş, fakat bu öngörü gerçekleşmemiştir. Bir başka bölümde lazer tedavilerinin on yıl içinde insanların gözlerinin yerinden çıkmasına yol açacağı iddia edilmiş, bu senaryo da boşa düşmüştür. Fox’un ilerleyen yıllarda pornografik bir yayın kanalına dönüşeceği anlatısı da gerçeklikle örtüşmemiştir.
Benzer biçimde iPod’ların dünyayı ele geçirerek insanları köleeştireceği savunulmuş; oysa bu cihazlar kısa sürede yerini başka teknolojilere bırakmış ve neredeyse kullanım dışı kalmıştır.
Dizinin ilk dönemlerinde bilgisayarların giderek daha pahalı ve erişilmesi güç araçlara dönüşeceği öne sürülmüş, fakat teknolojinin seyri bunun tam tersini göstermiştir.
Ayrıca 2000’li yılların başında nükleer silahların kullanıldığı bir Üçüncü Dünya Savaşı’nın patlak vereceği öngörüsü de karşılık bulmamıştır.
Tüm bu örnekler bize şunu göstermektedir: The Simpsons’ın dünyayı ve siyaseti dikkatle okuyan, güçlü bir gözlem yeteneğine sahip bir senarist kadrosu vardır. Zaman zaman çarpıcı biçimde tutan tahminler ortaya koymuşlardır; ancak büyük bölümünün yazarların beklenti ve varsayımlarından ibaret olduğu açıktır. Popüler kültürde ise yalnızca isabet eden öngörüler öne çıkarılarak anlatı gerçeklikten koparılmaktadır. Elbette Titan faciası ya da Notre-Dame Katedrali yangını gibi açıklanması güç örnekler mevcuttur; fakat genel tabloya bakıldığında bunların çoğunu tesadüf başlığı altında değerlendirmek daha isabetlidir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish