Kitapları çok satan bir yazar olmak isteyenlere işin uzmanlarından tavsiyeler

Rafa çıkmak isteyen yazarlar için kitapların yayımlanma süreci genellikle bir yayıncı aramakla başlar. Clémence Michallon yayın sektörünün içinde yer alanlarla görüşerek bu zorlu sürecin aşamalarını The Independent’a anlattı

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları 2007'de yayımlandı. Kitap bir yıl içinde en çok satan roman olarak Guiness Rekorlar Kitabı'nda yer alıyor (The Independent)

Stephen Barbara'nın ofisi kasvetli bir yer değil. Midtown Manhattan'da, duvarlarında ilham verici sözler, köşesinde bir adet kitaplık bulunan küçük, şirin bir oda. Duvarda yazanlar: “Sanatta yetenek dışında yeni bir şey yoktur” ve “Nasıl bir kılıç keskin kalmak için bileme taşına ihtiyaç duyuyorsa, bir zihin de diri kalmak için kitaplara ihtiyaç duyar.”

Barbara misafirperver bir insan. Her ne kadar kendisi “fazlasıyla tartışmacı” bir yapısı olduğunu iddia etse de bu yönü bir saatlik sohbetimiz süresince kendisini göstermedi. Konuşkan, nazik bir yapısı var ve ele aldığı konuyu seven birinin sabrı ve güveniyle soruları yanıtlıyor. Yine de Barbara’yla iletişim kurmaya çalışanlar haftalar boyunca e-postalarını kontrol etmek zorunda kalacaktır. Arkadaşlarından yazdıklarını kontrol etmelerini isteyecek, e-postaları gönderilirken nefeslerini tutacak, sonraki saatleri, günleri ve hatta haftaları e-postalarını endişeyle yenilemekle geçirecektir. Başka bir deyişle, iletişim süreci şu an önümde oturan bu müthiş insanla bağdaşmayacak derecede bir ızdırapla ilerleyecektir. Evet, Stephen Barbara, New Yorklu bir yayıncı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İnsanların Barbara gibi birinin yanında davranışlarına neden bu denli dikkat ettiğini anlamak zor değil. Yayıncılar, yazdıklarını dünyayla paylaşmak isteyen bir yazar için ilk temas noktasıdır. Uygulamalar bir ülkeden diğerine farklılık gösterse de ABD ve İngiltere'de kitaplıklarda ve başucu sehpalarında duran çoğu roman yazarıyla yayıncısı arasındaki iletişimin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle, Barbara gibileri yazarın kariyerini, günümüzün en büyük piyasasında büyük bir hızla başlatabilir.

12 yıldır sektörde olan InkWell Management adlı edebiyat ajansında çalışan Barbara, kendisine aralarında New York Times'ın en çok satan yazarı Lauren Oliver ve Amerikan Kitap Ödülleri adayı çocuk kitabı yazarı Lisa Graff'ın da dahil olduğu etkileyici bir müşteri listesi oluşturdu.Ve aktris Krysten Ritter'la Dylan Farrow'un (Woody Allen ve Mia Farrow'un kızı. İlk romanı Hush'un 2020'de yayımlanması planlanıyor) kitaplarının temsilcisi oldu. Connecticut, New Haven’da doğup büyüyen Barbara aslında "çok saygın bir iş olduğu için" avukatlığa yönlendirilmişti. Ta ki içindeki edebiyat sevgisi onu alıp başka bir yaşama çekene kadar.

“Ebeveynlerimin evinde gördüğüm çoğu kitabı hatırlıyorum. Şirket (The Firm), Baba (Godfather), Da Vinci Şifresi (Da Vinci Code) ve Jurassic Park gibi” diyor Barbara:

Ben hala bu kitapları büyük reklamları yapılan popüler kitaplar gibi hayal ediyorum.

Bir sohbet esnasında Da Vinci’nin Şifresi’nden bahsedildiğine pek de fazla rastlanmaz. Ve Barbara gibi yayıncılar işin ticari tarafından sorumlu. Görevleri satabilecekleri kitapları bulmak. Hayır, bu iş göründüğü kadar çirkin değil. Hemen hemen tüm yayıncılar hoşlarına giden kitap taslakları üzerinde çalışır. Çünkü bir romanı sevmek onu satabilmek için bir ön koşuldur. Tabi yine de bir yayıncının satmayacağını düşündüğü bir kitabı sevmesi de mümkün. Barbara konuyla ilgili şunları söylüyor:

Bazen bir kitap taslağı çok hoşuma gider ama aynı tarzda yazılmış daha iyi bir kitabın olması ya da yazarın bir önceki kitabının herkesin beklediği performansı gösterememesi gibi nedenler yüzünden zamanlama iyi değildir. Böyle durumlarda yazarla görüşmemizde kitabı piyasa sürmek için doğru zamanı beklemeyi önerir ya da eserini diğer kitaplardan farklı kılmamız gerektiğini söylerim.

Peki bu taslaklar Barbara'ya nasıl ulaşıyor ve çok satanlar listesine girebilecek hale nasıl geliyor? Yeni projeler Barbara'nın masasına iki yolla ulaşıyor: Ya bir referans yoluyla (örneğin Barbara'nın halihazırda temsil ettiği bir yazar tarafından) ya da referans olmadan gönderilmiş kitap dosyalarının biriktiğ dosya yığınından seçilerek. Barbara ünlü korku romanı A Head Full of Ghosts'un yazarı Paul Tremblay'ı bu şekilde bulmuştu.

Barbara’ya göre dosya yığınlarını görmezden gelmek bazen çok cazip gelebiliyor ve bu anlarda yayıncılar için bir tür gerilim söz konusu olabiliyor. “Ama bence biz, yani yayıncılık sektöründeki çalışanlar, güzel şeyler okumak için can atıyoruz” diyen Barbara sözlerine şöyle devam ediyor:

Fevkalade bir şey bulmak her zaman çok heyecan vericidir. Bunun için yüzlerce taslak okumak zorunda kalabilirsiniz ama sizi etkileyecek bir şey ortaya çıkabilir.

Barbara’ya taslakları incelerken asistanı da yardım ediyor. Ancak röportaj yaptığımız gün asistanı başka bir şirkete geçtiği için yalnız kalmıştı. Yayıncıların referans olmadan gönderilen dosyaları okumadıkları yönünde bir şehir efsanesi olsa da Barbara tam tersini dile getiriyor. Buna göre dosya yığınını göz ardı etmek burada saklanan bir cevheri ıskalamanıza neden olabilir. Ayrıca genç yazarlar bazen birden fazla yayıncıdan teklif alır. Taslaklar genellikle birden fazla yayıncıya gönderilir. Bu nedenle taslağı, aynı anda birçok yayıncı okuyabilir. Kısacası ajanslar, cevheri rakiplerinin keşfedebileceğini de göz önünde bulundurmalıdır.

Şimdi bu dosya yığının, yayıncının hayatındaki yerini ele alalım. Barbara'nın dosya okuma sistemi bir çeşit "piramit” sistemi. “Okumam gereken ilk dosyalar halihazırdaki müşterilerimden gelen yeni taslaklar” diyen Barbara, sözlerini şöyle sürdürüyor:

Ardından müşterilerimin tavsiye ettiği çalışmalara sıra gelir. Referans olmadan gönderilmiş kitap dosyalarını sınıflandıran stajyerler ve asistanlar vardır. Onlar da gelecek vadeden projeleri belirleyebilir.

Evet, yerleşik bir müşteri listesine sahip olmak, diğer dosyalara zaman ayırmayı zorlaştırıyor. Ancak Barbara, bunun bir engel olmadığı konusunda ısrarcı:

Yazar adaylarının niteliği genellikle başvuru mektuplarından beli olur. Bu yüzden bireysel başvurulara dikkat etmeye çalışıyorum. Referans olmadan gelen taslakların çoğu bende hayranlık uyandırmıyor. Ve ben bunu birkaç paragrafa bakarak anlayabilirim. Zaman geçtikçe konuya dair hisleriniz kuvvetleniyor. Kendi damak tadınızı gitgide daha iyi tanıyorsunuz.

Peki öyleyse Barbara seçeceği projeyi nasıl hissediyor? Yazarın ne yaptığını bildiğini gösterdiği, estetik ve sağlam bir yazı stili iyi bir başlangıç olabilir. Yazarlar, iddialı ve tutarlı hikayelerin üstesinden gelebildiği sürece kabul görür. Yeni, daha önce duyulmamış bir ses olmak da ilgi çekmek için iyi bir yöntemdir.

Bazı müşterilerse yayıncılara ulaşmak için başka yollar deneyebilir. Barbara; Dylan Farrow ve Krysten Ritter’la daha önceden müşterisi olan medya ve içerik şirketi Glasstown Entertainment aracılığıyla çalışmaya başlamıştı. Başka bir alanda ün kazanmış insanların yayın sektörüne adım atması sıra dışı bir durum değil. Çünkü bu kişiler zaten bir hayran kitlesine sahip oluyor.

Bir yayıncı aynı zamanda, yazara ihtiyaç duyduğu rehberliği ve desteği de sağlayabilir. Barbara'nın müşterilerinden, 2018'de ilk romanı Indecent'ı yayımlayan Corinne Sullivan konuyla ilgili şöyle diyor:

Bir yayıncıyla çalışmak, peşinden koştuğunuz hedefin sadece değerini değil, mümkün olduğunu da hissettiriyor. Herhangi bir yazar, size kendinizden şüphe etmenin sürecin yazmak kadar doğal bir parçası olduğunu söyleyecektir. Bu yüzden ekibinizde yeteneğinize inanan birinin olması bazen tüm zorluklara rağmen yazmaya devam etmenizin tek yolu.

Bunların hepsini akılda tutalım. Sonra diyelim ki Barbara bir referans veya bireysel başvuru yoluyla mükemmel bir taslak gördü ve yazarla çalışmaya karar verdi. Sonra ne oluyor? Tabi ki yazarla birlikte eseri parlatması biraz zaman alacaktır. Ondan sonra da görevi, yazıyı geciktirmeden okuyacak doğru kişiyi bulmaktır.

Bu kişi de editördür. Yazarlar yazdıklarının rağbet görmesini istiyorlarsa editörlere de ihtiyaç duyar. Ünlü editörlerin büyük çoğunluğu da yazarların kitap dosyalarını aracısız kabul etmez. Yalnızca, iyi eserleri saptama yeteneğini yıllar boyunca kanıtlamış yayıncılar tarafından verilenleri dikkate alır.

"Dışarıdakiler, bizim yalnızca deneme yanılma yoluyla çalıştığımızı sanıyor. Sanki ayrım gözetmeksizin önümüze gelen her projeyi editörlere veriyormuşuz gibi ”diyor Barbara. Sonra da şöyle devam ediyor:

Ama sektörden biri olarak bana göre, bir editörü aradığınız ve kendisine bir kitaptan bahsettiğiniz vakit, görüşmenin sonunda da olsa beklentilerinin ne olduğunu hissedebilirsiniz. Örneğin 'Hemen kabul ediyorum. Bahsettiğiniz dosyayı okuyacağım’ dediğini anlarsınız.

Ajanslar ve editörler arasındaki ilişki belki de edebiyat sektörünün halktan en uzak kısmıdır. Ancak aynı zamanda en önemli itici güçlerinden biridir. Yıllar boyu düzenli telefon görüşmeleri, öğle yemekleri ve kahve molaları arasında gelişen ilişkiler... Yayıncıların amacı benzer zevkleri payşaştığı bir editör ekibi oluşturmak ve böylece zamanı geldiğinde bir proje için kimi arayacağını bilmektir. Editörler de elbette bu süreçten faydalanır. Çünkü onlar da yeni ve heyecan verici çalışmalar yapmak için bu tip aracılara çok güvenir.

Barbara da bununla ilgili şu ifadeleri kullanıyor:

Bence ajanslar olarak yapmaya çalıştığımız şeyin önemli bir parçası editörlere ulaşmak. Ve tabii ki editörlerin bize güvenmesini; zevklerimiz ve ne tür kitaplar üzerinde çalıştığımıza dair kesin fikirlere sahip olmalarını isteriz. Öyle ki onlara bir kitaptan bahsettiğimde, işimi tamamlamış gibi hissederim. Yani doğru editörü seçmek ve bir kitabı piyasaya çıkarmanın doğru yolunu bulmak benim için hayati öneme sahip.

Doğru editör arayışı genellikle bir telefon görüşmesiyle başlar. Evet, eski usul bir telefon görüşmesiyle. Yayıncının hoşuna giderse, dosya editöre gönderilir ve derhal okunması istenir.

 

 

Peki tüm bunlar editör perspektifinden nasıl görünüyor? Penguen Yayın Grubu’na ait bir yayınevi olan Putnam'ın başkan yardımcısı ve genel yayın yönetmeni Sally Kim, ajanslar hakkında “Bize mahsulün kaymağını getireceklerine güveniyoruz” diyor. Macmillan'ın kurumu olan Flatiron Books’un genel başkan yardımcısı ve yayıncısı Amy Einhorn’a göre de bazen bir ajans gönderdiği kitabın hangi tür okurlara hitap edeceğinden tutun hangi diğer eserlerle karşılaştırabileceğine kadar gösterir. Einhorn'un söylediklerine göreyse bazen “Ben bu romanı seviyorum ve sizin de seveceğinizi düşünüyorum” dışında bir zemin oluşturmaz. Kim, ajansların bazen taslaklar daha bitmeden editörleri ikna etmeye çalıştıklarını söylüyor. Bunun sonucu olarak, tam zamanlı çalışan tek bir editör yılda ortalama 6 ile 10 roman alıyor. Ancak bu sayı yayınevine göre değişiklik gösteriyor.

Hem ajansların hem de editörlerin şaşırtıcı sayıda taslakla uğraştığı biliniyor. Kim’e göre eskiden bir ajansın telefon çağrısıyla ofisten çıkmak gerekiyordu. Ancak artık dosya paylaşmanın e-posta yollamaktan başka bir çaba gerektirmemesi ve artan ajans sayısı, sektör hacminin yıllar içinde büyük ölçüde arttığı anlamına geliyor.

Peki bir editör taslak deryasından kaliteli olanları nasıl seçiyor? Kim'e göre kişi önce zevklerini bilmeli:

Okumaya devam etmek isteyip istemediğime genellikle çok çabuk karar veriyorum. Kurmaca çok özneldir. Bu yüzden yazarla anlaşamıyorsak, kitabı üzerinde 2 yıl boyunca çalışmamız mümkün olamaz.

Kim, böyle durumlarda yazının başka bir editör tarafından seçilebilmesi için kenara çekilmenin daha adil olacağını söylüyor. Ancak her şey bir yana, editörün bir taslapı sabahlayarak okuması o kitabı alacağına dair kesin bir işarettir.

Einhorn da ne aradığını bilen bir editör:

Yeni soluklar beni her zaman kendine çeker. Daha önce hiç rastlamadığım bir tarzla karşılaşırsam o işi alırım. Bir romanın sadece konusuyla daha az ilgilenme eğilimindeyim çünkü benim için anlatımın nasıl çağrışım yaptığı daha önemli.

Tempo da bu süreçte önemli bir rol oynuyor. Tabi seçilen yazının belli bir biçimi ve özü olduğunu varsayarsak. Einhorn konuyla ilgili şöyle diyor:

Beni çabuk etkileyen kitapları isterim. Hikaye başlamadan önce 30 sayfa okumak zorunda kaldığınız kitaplara sabrım yok. Dosyaların iyi bir yazım tekniğine sahip olup kötü bir hikaye anlatması ya da güzel bir hikayesi olup kötü bir yazım tekniğiyle yazılması çok sık rastlanan bir durum. En çok satanlar listesine giren Big Little Lies romanının yazarı Liane Moriarty gibi bir yazarın en iyi tarafı, bir yandan tam bir kelime ustasıyken diğer yandan çok iyi hikaye yazmasıdır. Bence insanlar her ikisini de başarmanın ne kadar zor olduğunu anlayamıyor.

Bazen bir el yazmasına çok sayıda editör ilgi gösterir ve bu noktada bir açık artırma gerçekleşir. Editörlerden biri bunu engellemek için bir ön teklif de yapabilir veya kitap açık artırmaya çıkarılır. Dosyayı kazanan editör, yazarla birlikte her yazara göre değişen bir düzenleme sürecine başlar. Kim'e göre bu süreç minimum bir, ortalama iki yıl sürer.

Corinne Sullivan, bu esnada yazarın “anlatmak istediği hikaye için benzer bakış açılarına sahip ve en az kendisi kadar “tutkulu" bir editör arayacağını belirtiyor:

Düzelti uzun ve yorucu bir süreçtir ve bu yüzden yazılarınızı öylece beğenmeyecek ancak hikayenizle, karakterlerinizle ve bir insan olarak bizzat sizinle bağ kurabilecek bir editöre ihtiyacınız vardır. İdeal editörümün ancak benimle benzer bir coşkuya sahip biri olması gerektiğini uzun süredir biliyordum. Ayrıca bu kişinin hikayemi doğru olduğunu hissedeceğim biçimde nasıl geliştireceğini bilen biri olması gerektiğini de biliyordum. 'Bil bakalım ne var? Kitabın mükemmel değil' sözlerini duymak acı verebilir. Ancak doğru bir editör eserinizi tam potansiyeline ulaştıracaktır.

Sally Kim tarafından tarif edilen düzenleme işlemi, makro seviyeden mikro seviyeye, yani kitabın genel görünümünden satır düzenlemelerine geçer. “Bazı yazarlar çok fazla ileri geri yapmayı gerektirirken bazıları sizinle sadece bir kez konuşmak ister” diyen Einhorn da şöyle söylüyor:

İdeal bir çalışmada editörün taslağa yaptığı dokunuşlar yazar dışında kimse tarafından fark edilemez. Çalışmalarımız bir kitabı daha iyi hale getirmeli ancak sonuçta taslak başından sonuna kadar yazarın kendi çalışması.

Yolun sonu gibi görünse de Kim bunun aslında bir kitabın yolculuğunun başlangıcı olduğu konusunda uyarıyor. “Bence insanlar bir editörün bütün gün masasında oturduğunu ve kitap okuduğunu düşünüyor. Bu beni güldürüyor” diyen Einhorn ise şöyle devam ediyor:

Editörler ofis dışında sürekli düzenleme işiyle uğraşıyor. Ofiste iş başındayken başarılı bir kitap yayıncılığının pazarlama, tanıtım, kapak tasarımı, iç tasarım, sözleşmeler gibi tüm diğer bileşenleriyle uğraşıyorlar. Ve bir editör, yayıncının ekibinde bir kitap yayımlamaya yardımcı olan sadece bir kişi. Onun dışında kitaplar üzerinde çalışan koca bir ekip var.

Yayın günüyse herkes için uzun zamandır beklenen, neşeli ve gergin bir gündür. "Gelecek ay çıkacak bir kitabım var: FKA USA (Reed King'in distopyası). Hazırlığı kaç yıl olduğunu dahi hatırlayamayacağım kadar uzun sürdü ve yayımlandığında harika bir an olacak” diyor Barbara:

Ancak yayın günü bana bir son gibi gelmiyor. Tüm incelemelerin yapılıp yapılmadığını, yazarın kopyalarını alıp almadığını, kitabın Amazon stoklarının tükenip tükenmediğini, sosyal medya planlarını, lansmanı, eğer olursa kutlamayı merak ederim. Ondan sonra kitabın uzun, mutlu bir yaşamı olmasını umarım çünkü yazarın ne kadar uğraştığını ve kitap üzerinde çalışan herkesin eserin başarılı olmasını isteyeceğini biliyorum.

Duygusal değişim doğal olarak yazar açısından da baş döndürücüdür. "Bir kitap anlaşması imzaladıktan sonra herkes kitabınızı bir hafta sonra satın alabileceğini farz eder. Ancak durum hiç de öyle değildir" diyor Sullivan:

Yayın tarihim onlarca düzenlemenin, kapak onaylamasının ve kapak arkası yazısı isteğinin ardından, yani sözleşmeyi imzaladıktan bir buçuk yıl sonra geldi. Hiçbir şey kitabınızın gerçek bir kopyasını ilk kez tutma hissiyle karşılaştırılamaz. Neredeyse derhal geri almayı dilediğiniz, son derece şahsi ve savunmasız bir şey dünyaya getirmiş gibi hissedersiniz. Ancak içinizdeki korku bir kez geçti mi kitabı rafta görmek akla gelebilecek en saf sevinçtir.

 

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/arts-entertainment

Independent Türkçe için çeviren: Coşkun Yavuzel

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU